bc

On Üçüncü Ev

book_age18+
1
FOLLOW
1K
READ
dark
age gap
opposites attract
curse
dominant
kickass heroine
mafia
heir/heiress
tragedy
bxg
kicking
enimies to lovers
addiction
like
intro-logo
Blurb

On iki ev. On iki kaçış. Her gece, hep aynı korkuyla uyanmak.

Umay Sezener, gençliğinin büyük bölümünü valizini bile tam açmadan geçirdi. Ailesinin ona anlattığı tek şey şuydu: bir adam onu istiyor, ve almadan vazgeçmeyecek.

Luca Casale yıllardır onu izliyordu. Sabırla, sessizce, her adımını aklında tutarak. Ve nihayet, ona ait olanı almaya geldi.

Umay'ın on üçüncü evi Luca'nın yatağı olacaktı...

Belki de Umay'a bugüne kadar anlatılanların hiçbiri doğru değildi. Belki tek gerçek, yıllardır kaçtığı bu adamdı.

Kaçış burada bitiyor: Gerçek, on üçüncü evde başlıyor.

chap-preview
Free preview
Beni Bulduğun Gece
Perdeyi üçüncü kez araladığımda siyah araba hâlâ karşı kaldırımdaydı. Direksiyondaki adam başını kaldırınca geri çekildim. Beni görmüş olamazdı; odanın ışığı kapalıydı. Yine de yeniden pencereye yaklaşmadan önce bekledim. Üç yılda öğrendiğim şeylerden biri buydu. Önce saklan, sonra gerçekten saklanman gerekip gerekmediğini düşün. Çağrı düğmesine bastım. Cem geldiğinde arabayı gösterdim. Yanıma kadar yürümek yerine kapıda kaldı. “Kontrol edildi, Umay Hanım. Endişelenecek bir şey yok.” “Kimmiş?” “Mahalleden biri.” Cevap ağzından fazla kolay çıkmıştı. Hangi evde oturduğunu sorsam onu da söyleyebilecek miydi? “Burada oturuyorsa neden sabahtan beri arabada bekliyor?” Cem’in yüzüne baktım. Beni rahatlatmak için söyleyeceği şeyi seçmesini izlemekten yorulmuştum. “Perdeyi kapatırsanız daha iyi olur.” Arabayı sormakla hata etmiştim. Şimdi benim açabildiğim perde de bir güvenlik meselesine dönüşecekti. “Babamı aramak istiyorum.” “Saat geç. Sabah görüştürürüz.” Daha dokuz bile olmamıştı. Babamın bu saatte uyumadığını Cem de biliyordu. İtiraz etmedim; telefon sonunda elime geçtiğinde yine sabretmem istenecek, sesim yükselirse annem ağlayacaktı. Cem’in kapıyı kilitlemesini bekledikten sonra perdeyi çektim. Açık bavuldan geceliğimi aldım. Kıyafetlerimi yerleştirmeyi bırakalı çok olmuştu; ne zaman toplatacaklarını bilmediğim bir odada düzen kurmanın anlamı yoktu. Plakçaları çalıştırıp yatağa girdim. Annemin plaklarından birini yanıma almıştım. Telefonunu vermiyorlardı ama onu hatırlatan bir şeyi dinlememe kimse karışmıyordu. Yastığın altındaki silahı kontrol ettim. Sonra boynumdaki K harfini avucuma alıp gözlerimi kapattım. ─────── Uyandığımda önce plağın bittiğini fark ettim. İğnenin kuru sesi yağmura karışıyordu. Başucumdaki saate baktım: 00.14. Kalkmaya hazırlanırken pencerenin yanındaki koltuktan bir ses geldi. “Sonunda.” Elim lambaya çarptı. Abajur sallanırken düğmeyi buldum. Adam ışığa gözlerini kısarak baktı. Koltuğa yerleşmiş, bir bacağını diğerinin üzerine atmıştı. Beni beklemek dışında hiçbir işi yokmuş gibi görünüyordu. Daha önce hiç karşılaşmamıştık ama yüzünü biliyordum. Fotoğraflardan, ben yaklaşınca kesilen konuşmalardan ve abimin mezarı başında tutunacak bir şey ararken babamın dudaklarından dökülen isminden. Luca Casale. Karşımda nefes alıyordu. Kaan’ın yapamadığı kadar basit bir şeyi, hiçbir çaba göstermeden yapıyordu. Yorganı üzerimden ittim. Ağzımdan ne çıkacağını ben de bilmiyordum. “Sen…” “Evet,” dedi. “Fotoğraflar biraz eski.” Bunu komik bulmamı beklemiyordu. Asıl dayanamadığım buydu. Abimin nasıl öldüğünü bilmiyordum, son anda korkup korkmadığını bile bilmiyordum. O ise burada oturup fotoğraflarından söz edebiliyordu. Elimi yastığın altına soktum. Parmaklarım çarşafı kavradı. Silahım oradaydı. Yatmadan önce dokunmuştum. Yastığı kaldırınca Luca’nın elindeki metali gördüm. “Bunu aramaya devam edeceksen söyle. Bekleyeyim.” O an tetiğe basıp basamayacağımı merak etmediğimi fark ettim. Tek istediğim silahın elimde olmasıydı. Poligonda defalarca hedefin ortasına bakmıştım; şimdi onun yüzünde nereye bakacağımı biliyordum. Luca silahı arkasından beline yerleştirdi. Gözlerim kapıya gitti. Kırık yoktu. Kilit yerindeydi. Ben uyurken biri onu buraya kadar getirmiş, o da yastığımın altına uzanmıştı. “İçeri nasıl girdin?” “Güvenlik sisteminiz gerçekten etkileyici.” Dudaklarının kenarı kıvrıldı. “Ama yeterli değil.” Hareket sensörleri, kameralar, kapıda bekleyen silahlı korumalar karşımda pişkin pişkin sırıtan adama hiçbir şey yapamamıştı. Beni ondan korumak için kurulan bütün bu düzen anlamını kaybetmişti. Neden burada olduğunu, bana ne yapmak istediğini, yıllardır neyden kaçtığımı bilmiyordum. Babamın planları bu anı önlemek içindi, kaçtığım adam kendi odamda belirdiğinde ne yapmam gerektiğini kimse söylememişti. Yapabileceğim tek çaresiz şeyi yaptım ve çağrı düğmesine ulaşmak için yatağımdan fırladım. Yataktan kalkınca hareketimi izledi. Kapıya giderken arkamı dönmedim. Düğmeye uzandığımı görünce koltukta biraz daha rahatladı. “Hadi, bas.” Hiçbir işe yaramayacağından emin gibiydi. Koridorlardaki adım seslerini duyabiliyordum ama hangisi dost hangisi düşman ayırt edemiyordum. Yine de düğmeye bastım. Kimse gelmedi. Bir daha bastım. Beklerken Luca’ya bakmamaya çalıştım. Sonucu önceden bildiği belliydi ama ben henüz kabul etmek zorunda değildim. “Seni normalde de bu kadar bekletiyorlar mı?” Kapı kolunu çevirdim. Kilitliydi. “Cem!” Luca ayağa kalktı. Geri çekilmedim; kapının önünden ayrılırsam yardım gelme ihtimalini de ona bırakacakmışım gibi geliyordu. Yanıma geldiğinde elindeki anahtarı gördüm. “İnsan seçerken daha dikkatli olmalısınız.” Kilidi açıp kapıyı araladı. Cem koridordaydı. Beni gördü. Göz göze geldik; sonra Luca’ya döndü. “Aracı arkaya aldılar.” Bir an söylediklerini anlamadım. Cem’in neden içeri girmediğine, neden silahına davranmadığına takılıp kalmıştım. Akşam beni bu odada kilitleyen adam, şimdi kapıyı açmış olan adamdan cevap bekliyordu. “Sen... Sen ne yaptığını sanıyorsun?” Cem’in bakışı yere indi. Luca kapıyı kapattı. Anahtar tekrar döndü ve kilidin sesi kulaklarımda çınladı. Arabayı ona göstermiştim. Korktuğumu biliyordu. Ailem sayesinde evine ekmek götürüyor, belki de ailesine bakıyordu. Tek görevi beni korumaktı. Tek hayat amacım korunmaktı. Böylesine bir ihanet için geçerli bir sebebi olmalıydı. “Ona ne yaptın?” Luca anahtarı cebine koydu. “Hiçbir şey. Pazarlığından memnun görünüyordu.” Yüzüne vurmak istedim. Bu kez yalnızca düşünmedim. Elimi kaldırdığımda bileğimi yakaladı. Avucum yanağına birkaç santim kala durmuştu. Çektim; bırakmadı. Boşta kalan elimle göğsüne yüklenince beni bir adım geriye aldı. “Bırak.” Sesim yükselmişti. Kapının arkasındaki adamın duyduğunu bilmek artık hiçbir işe yaramıyordu. Luca eğildi. Hâlâ gülümsüyordu ama sesi değişmişti. “Çığlık atmayı aklından bile geçirme. Tek bir kişi bile duymadan ellerim ağzını kapatmış olur.” Bileğimi biraz gevşetti. “Birlikte geçirdiğimiz ilk anları böyle hatırlamak istemeyiz, değil mi?” İlk anlar. Beni öldürmeye gelen biri, devamını düşünmezdi. Luca düşünüyordu. Bu geceyi planladığı gibi sonrasını da planlamış olmalıydı. “Beni nereye götüreceksin?” Gülümsemesi genişledi. “Demek dinliyorsun.” Cevap vermemişti ama sorumu da düzeltmemişti. Arkadaki araba benim içindi. Bunu öğrendiğimde korkum geçmedi; yalnızca neye karşı koyduğumu biraz daha iyi anladım. “Saçmalama.” Yatağa doğru çekildim. Saçmalayan benmişim gibi suratıma baktı. “İstediğin bir şey varsa alabilirsin.” Yıllardır aynı cümlenin başka biçimlerini duymuştum. Yanıma ne alacağımı soruyorlardı. Gitmek isteyip istemediğimi soran olmuyordu. Luca yaklaşınca yatağa oturdum. Ayakta kalıp onunla yeniden boğuşmanın bana bir şey kazandırmayacağını biliyordum. Bunu bilmek, oturduğum yerde onu beklemeyi kolaylaştırmadı. Yatağın kenarına eğildi. “Sanırım ailen ne kadar inatçı olduğumdan hiç bahsetmedi.” “Adını duymaktan bıktım.” “Ben de seninkini başkalarından duymaktan.” Nefesi yanağıma ulaşıyordu. Gözlerimi yüzünde tuttum. Yeniden bileğime uzanırsa bu kez ne yapacağımı düşünüyordum; işe yarayacak hiçbir şey bulamamak öfkemi büyütüyordu. Bakışı yüzümde durdu. Eli yükseldiğinde irkilip geri çekildim. Gölgesi yüzüme düşerken bana yapabileceklerini düşündüm. Belki bir temas, belki bir tokat, belki de çok daha fazlası... “Benden uzak dur.” Sesim kendi kulağıma bile yabancı geldi. Korku onu inceltmemiş, daha sert bir hâle getirmişti. Yakından bakınca sakinliğinin gerçek olmadığını gördüm. Çenesindeki kas belli belirsiz gerilmişti. Gözleri yüzümde hareket ederken bakışlarında anlamsız bir sabırsızlık vardı. “Senden uzak duracakmışım.” Kısa bir kahkaha attı. “Hayır, Umay. Senden yeterince uzak kaldım.”

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

GÖLGEDEKİ PATRON

read
7.0K
bc

SAKLI

read
1K
bc

TÖRE ÇIKMAZI (+18)

read
16.2K
bc

MÜHÜRLÜ SESSİZLİK

read
2.2K
bc

SENİ DUYMADAN SEVDİM

read
38.1K
bc

Yasak Gecenin Mirası +18

read
68.9K
bc

KÖKLERİNDEN ÖZGÜRLÜĞE

read
3.0K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook