3.Bölüm

1404 Words
Yemek çadırı orduya ait arazideki en büyük çadırdı. Bir seferde hemen hemen beş yüz kişinin aynı anda yemek yiyebileceği bir büyüklükteydi. Masalar U şeklinde yerleştirilmişti ve baş kısımda daima komutanlar otururdu. Yakında zamanda bende orada oturacaktım. Savaş meydanlarında gösterdiğim yeteneklerim ve bizzat başkomutanın yetiştirdiği biri olarak bu gelecek çok da uzakta değildi. Komutanlar toplantıdan sonra gelecekleri için şu an için o kısım boştu. ‘’ Kanlı Kraliçe’nin bir benzerinin tahta geçeceğini duydum. Acaba o zaman Kırmızı Topraklar nasıl olur? ‘’ Sorulan soru ile kafamı kaldırıp bir süre konuşan kişiye baktım ama konu ilgimi çekmediğinden tekrar yemeğime döndüm. ‘’ Şu ülkesinden yıllar önce sürgün edilen kız olmasın o? Öngörü Kâhini onun için yaptığı anonsta gezgin ruhlu kraliçe ve tahtın varisi gibi bir şeyler demişti sanki. ‘’ Arman’ın masanın başında dedikleri ile gözlerimi devirdim. Ben o anons sırasında neredeydim hatırlamıyorum ama tüm ejderha ulusunun dilindeydi. Hoş o aralar kafam fazla dağınıktı, o yıllarda olan birçok şeyi neredeyse hatırlamıyor gibiydim. Hatta hatırlamıyordum. Bomboştum, o yıllara ait neredeyse hiçbir şey hatırlamıyordum. Sadece karanlık ve büyük bir kalp acısı hissediyordum. Bir şeyi kaybetmiş gibiydim. Birini. Emin değilim. Karanlıktı. Herhalde bir göreve falan çıkmıştım ve tutsak edilmiştim. Bilmiyorum. Sanki biri beynime girmiş ve o ara ne yaşadıysam aklımdan hepsini söküp atmış gibiydi. Ne zaman ve nasıl kendime geldiğimi ve geri döndüğümü bile hatırlamıyordum. Kafamı iki yana salladım derin bir nefes alarak. Yine de döndüğümde kulağıma gelmişti birkaç şey. Efsaneye dönüşmüştü neredeyse Öngörü Kâhininin doğacak bebek hakkındaki dedikleri. Gözlerimi devirdim. Ne kadar meraklıydılar böyle entrikalı işlere. ‘’ Ben de bir ara Prens Connor’ın bir prenses ise evlendiğini duymuştum. Neymiş, her duyulana inanmamak gerekiyormuş. ‘’ Sonunda mantıklı biri! ‘’ Onu bunu bilmem de olabilir aslında. Tahta yeni kral çıkar ise ve o kız onunla evlenirse alın size Kanlı Kraliçe! Sürgün edilmesinin intikamını alır bence. ‘’ Bu da mantıklı. Ben olsam ben de intikam alırdım. Ailemi katilini bulsam mesela öleceğimi bilsem bile intikam alırdım. ‘’ Hiç sanmıyorum. Tahtı asıl hak eden kişi alacak ve biz de onun yanında yer alacağız. ‘’ Bunu diyen kişi ile kaşlarımı çattım ama o sırada yemeğin başından beri benim ile uğraşan Samuel uzanıp önümdeki tabağı çekti. ‘’ Çüş be kızım! Arada nefes al bari. ‘’ Karşımda oturan Samuel’in dedikleri ile baygın bakışlarımı ona çıkardım ve yemeğe ara verip çatalımı masaya bıraktım. Bakışları bir anlığına korku ile çatalıma kaysa da bugün o kadar enerjim yoktu. Ardından oturduğum yerden kalkıp ona doğru uzanıp kafasına sertçe vurdum. Geri çekilmeye çalışmıştı ama benim ile baş edemezdi. Ondan daha hızlıydım. ‘’ Nefes aldım. Mutlu musun şimdi? ‘’ Ona ters ters bakıp yerime oturdum ve tekrar bifteğime odaklandığımda yanımda oturan Ferb kıkırdamıştı. ‘’ Kaç kere dedim Destiny yemek yerken uğraşmayalım diye. Sonra bir sakatlık çıkıyor mutlaka. Dua et sadece fiske attı. Bir an yine çatal falan saplar sanmıştım ama herhalde çok yoruldu bugün. ‘’ Ferb’in dedikleri ile gözlerimi devirdim. Çatalımı sıkarak ona doğru döndüm. ‘’ Aslında o kadar yorgun değilim. Eğer çok istiyorsanız zevkle sizi pataklayabilirim. Ha? Ne dersiniz? İster misiniz içimdeki şeytani salıvereyim üstünüze? ‘’ Dediklerim ile Ferb ellerini teslim olurmuş gibi kaldırdı. Gülümsedim. ‘’ Akıllı çocuk. ‘’ Mırıldanıp tekrar yemeğime dönecektim ki artık yemeğimin tabağımda olmadığını gördüm. Gözlerim iri iri açılırken arkadaş bildiğim hainlerin birden kahkaha atmaya başlaması ile gözlerimi kıstım. Hızla solumda oturan Igor’a döndüm. Tabağında sadece kendi yemeği vardı. Derin bir nefes alıp yavaşça verdim ve çatalımı hızla masaya sapladım aynı anda ayağa fırlarken. Ani hareketim ile herkes birden suspus olmuştu. ‘’ Yahu ağız tadı ile yemek yiyelim diyoruz biri ordan bir şey diyor biri buradan. Kaşla göz arasında da yemeğimi çalıyor bir diğeri. Ya siz beni delirtmek mi istiyorsunuz? Bakın yakarım burayı! Kim çaldı yemeğimi? Çıksın ortaya da belki merhamet gösteririm. Ben bulursam illa ki bir yerini kırarım. ‘’ Öfke ile konuşurken herkesin yüzüne bakıyordum. Arkamdaki masada bulunanlara da bakıyordum. Onları korkuttuğuma kanaat getirip birazdan yemeğime kavuşacağımı sandığım sırada tekrar kahkaha atmaya başlamaları ile öfke ile soludum. Burnumdan siyah dumanlar yükselirken en yakınımda duran Ferb’in yakasına yapıştım. ‘’ Yemeğimi kim aldı? ‘’ Sorduğum soruya omuz silkerek cevap verdiğinde gülmemek için kendini sıkmaktan kıpkırmızı olmuştu suratı. Bir tek ben eğlenmiyordum. Yemek yediğimiz uzun masanın üstünde bakışlarımı gezdirdim. Upuzun masanın üstünde kırmızı örtü ve örtünün üstünde de biftek dolu tabaklar vardı. Diğer masalara da hızla bir göz attığımda aynı manzara ile karşılaştım. Herkesin yemekleri tabaklarında öylece duruyordu ama benimkinden eser yoktu. Ne yapmışlardı? Kaşla göz arasında yemişler miydi? Gülümsedim ve yemek yediğimiz çadırın çıkışına doğru ilerledim. Tam çıkmak üzereydim ki tek ayaküstünde dönüp masanın başına geçtim ve ellerimi masaya dayayarak öne doğru eğildim. Masanın iki yanında karşılıklı oturan arkadaşlarıma baktım gülümseyerek. Hala daha bana sırıtarak bakıyorlardı. Aralarında kahkaha atan da vardı. Demek hala dalga geçiyorsunuz, kafamı yavaşça salladım ve el çabuk ile hemen sağımda kahkaha atmakta olan Arman’ın hala daha başlamamış olduğu tabağını aldım. ‘’ Tebrikler, içimdeki şeytanı uyandırdınız. ‘’ Masanın üstündeki örtüyü sol elim ile tutup tüm gücümle çektiğimde örtünün üstündeki tabaklar içlerindeki yemekler ile birlikte alt üst olmuştu. Şok içinde olan biteni anlamaya çalışan arkadaşlarıma bakarak kahkaha attım ve ardından masanın üstüne dağılmış bifteklerden birini kapıp Samuel’e fırlattım. ‘’ Ne yap- ‘’ Igor’un lafını kesen de yüzüne fırlattığım başka bir biftek olurken Ferb ellerini çırparak ayağa fırladı. ‘’ Yaşasın! Yemek savaşı! ‘’ diye bağırdı ve masadan kaptıklarını herkese tek tek fırlatmaya başladı. Bana fırlattığı biftekten eğilerek kurtulup arkama sakladığım sağ elimdeki tabağı daha da sıkı tuttum ve kahkaha atarak doğruldum yerden kaptığım bifteği Arman’a fırlatırken. Aldığı darbe ile kafası yana savrulan Arman sırıtarak sandalyesinden kalktığında tam bana yönelmek üzereydi ki arkasına atlayıp ağzına zorla acı biber sokmaya çalışan Kurt’e odaklanmıştı. Herkes birden yemek savaşı moduna girerken masada ne buldular ise birbirine fırlatmaya başlamışlardı.  Çadırda birden büyük bir curcuna koparken yavaşça çıkardığım kaostan uzaklaştım ve gülümseyerek bir köşeye çekildim. Şarap varillerinden birinin üstüne bağdaş kurarak oturdum ve sağ salim kurtarmayı başardığım bifteği yemeye başladım. Herkes o kadar çok eğleniyor ve benim farkımda öylesine değillerdi ki karnımı güzelce doyurdum bir yandan onları sırıtarak izlerken. Yanımda birinin varlığını hissetmem ile hızla soluma döndüm. Ben Amca elleri belinde bana üstten aşağıya kaşları çatık bir şekilde bakarken elimde duran boşalmış tabağı fırlattım sanki o görmemiş ve başından beri elimde değilmiş gibi ve ardından masumca gülümsedim. ‘’ Destiny? ‘’ Adımı soru sorar bir tonla söyleyince bakışlarımı hala daha yemek savaşı yapan arkadaşlarıma çevirdim. Ardından Ben Amca’nın gözlerine gözlerimi büyüterek bakıp omuz silktim. ‘’ Ben bir şey yapmadım. Valla bak! ‘’ Dediklerim ile gözlerini kapatıp baş ve işaret parmağını burun kemerine bastırırken kafasını iki yana yavaşça salladı. Ardından bakışlarını yemek çadırından daha çok savaş alanına benzeyen çadırda ve arkadaşlarımda gezdirdi. Gülümseyerek bana döndüğünde sağ elini bana uzattı. ‘’ Eminim sen bir şey yapmamışsındır. Hadi gidelim buradan. Aç kalmalarının sebebinin sen olduğunu fark ettiklerinde burada olmak istemezsin. Seni çok sevseler de bazen onları çıldırtıyorsun. Beni de çıldırtıyorsun. Hadi. ‘’ Uzattığı elini tutup varilin üstünden atladım ve sırıtarak Ben Amca’nın peşinden uslu uslu gittim. Çadır arkamızda kalırken yüzüme sinsi bir gülümseme yayıldı. Demek yemeğimi çalarsınız ha? Demek beni kızdırmaya kalkarsınız? Alın size ders. Ben şimdi tok yatarken onlar aç kalacaklardı. Yüzümdeki sinsi ve zafer dolu sırıtma Ben Amca omzunun üzerinden bana bakınca anında masumane bir hal aldı. ‘’ İflah olmazsın sen. ‘’ Diyerek yavaşladı ve yanımda yürümeye karar verdiğinde kafamı olumlu anlamda salladım. Elini omuzuma atıp diğer eli ile saçlarımı karıştırdığında arkamızda kalan çadırdan adımın kükreme eşliğinde söylendiğini duymam ile kıkırdadım. Ben Amca’nın saçımdaki eli ve omzumdaki kolundan kurtulup arkama kısa bir an baktım. Bir grup öfkeli ejderha gözlerini etrafta gezdirirken Ben Amca gülmemek için kendini sıkıyordu. ‘’ Ben hallederim, sen eve git çabuk. Yarana pansuman yapmayı da unutma. ‘’ Ben Amca’ya kurtarıcım gözü ile bakıp neredeyse koşar adımlarla Ben Amca ile kaldığım eve doğru gittim. Beni bundan seksen beş yıl önce de yine o kurtarmıştı. O zamandan bu yana bana bakmış, kendi çocuğuymuşum gibi beni büyütmüştü. Ona minnettardım. Gülümseyerek evden içeri girdiğimde salondaki süslü aynayı fark ettim hemen. Gözlerimi devirip üst kattaki odama yöneldim. Hayır, bu aynayı savaş meydanlarına yanında taşıdığı için gördüğüm yetmiyormuş gibi evde de görüyordum. Odama girip hızla üstümü çıkardım ve Ben Amca’nın dediği gibi yaramı pansuman yaptım. Ejderha tarafım sayesinde çok çabuk iyileşiyordu yaralarım. Şimdiden dikişler tutmuş ve yaram neredeyse kapanmıştı. Gülümsedim ve sargıyı yeniledim. Üstüme eşofman ve kalın bir kazak geçirip saçlarımı taradım. Tepeden toplayıp yatağıma girdim ve derin bir uykunun kollarına daldım. 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD