5.Bölüm

924 Words
Bölüm 5: Aşiret Ateşi ve Gölgedeki Gelin Tufan'ın ardından düşen ağır sessizlik, yerini yavaş yavaş köyün arka sokaklarında ve aşiretin büyüklerinin oturduğu kahvelerde fısıltılı konuşmalara bırakmıştı. Ölüm, sadece bir yas değil, aynı zamanda toplumsal dengeleri yeniden kuran, beklenmedik fırsatlar ve sorunlar doğuran bir olguydu. Tufan'ın toprağa düşen bedeni, geride sadece bir anne ve bir dul bırakmamış, aynı zamanda aşiret düzeninde hissedilir bir boşluk da yaratmıştı. Ve doğa ve toplum boşluktan nefret ederdi. Bu boşluğun en görünür nesnesi ise Berivan'dı. Genç, sağlıklı, çocuk doğurabilecek çağda ve artık kocasız. Onun, Gülizar Ana'nın evinde, sanki zamanın donduğu bir hayalet gibi yaşaması, aşiretin ileri gelenleri için giderek daha fazla 'aykırı' bir durum olarak görülüyordu. Kahvelerde, çaylar yudumlanırken, dumanlar arasında konu açılıyordu: "O kız orada çürüyecek mi? Gencecik kız, daha yolu uzun. Kocası şehit oldu diye, ömür boyu duvara mı bakacak?" "Gülizar Ana'ya bakmak ona düşer, evet, ama bu kadar da değil. Evin içinde bir yabancı gibi. Ne Gülizar Ana'nın gözü görüyor onu, ne de kendisi orada bir varlık gibi." "Köyde bekâr, dul da çok. Kimi eşinden ayrıldı, kimi eşini kaybetti. Hem ona bir yuva kurma fırsatı çıkar, hem de Gülizar Ana'nın yükü hafifler." Bu sözler, aslında köydeki birkaç dul erkeğin de kulağına gidiyor, için için bir umut uyandırıyordu. Berivan, güzelliği ve hüznüyle birçok erkeğin ilgisini çekiyor, onu 'evine almak' isteyenler oluyordu. Kimi, gerçekten yalnızlığına çare olmak ister gibiydi, kimi ise onun üzerinden Gülizar Ana'nın eviyle bir bağ kurmanın, Tufan'ın mirasının bir parçasına sahip olmanın hesabını yapıyordu. Ancak bu talepler ve fısıltılar, Gülizar Ana'ya ulaştığında, buz kesmiş yüreğinde yeni bir öfke fırtınası koparıyordu. Bir akşam, aşiretin yaşlılarından Hacı Ali, bu konuyu usulcacık açmaya kalktı: "Gülizar, kızcağızı düşünmek lazım. Sen de biliyorsun, bizim törelerimizde böyle şeyler... Bekletmek olmaz. Senin de yükün hafifler. Mesela, Kasım'ın oğlu Mustafa var, dul. İyi çocuktur, kapı komşunuz. Belki..." Sözünü tamamlayamadı. Gülizar Ana'nın gözlerinde çakan şimşekler, onun ne demek istediğini anlamasına yetmişti. "Mustafa mı?" diye gürledi, sesi titreyerek ama son derece net. "O mu alacak benim Tufan'ımın karısını? O mu oturacak onun yerine? Kim? Kim hangi yiğit benim oğlumun yadigarını, onun hatırasını benden koparıp alacak?" Hacı Ali, terbiyesi gereği geri adım attı. "Gülizar, sen yanlış anlıyorsun. Kimse Tufan'ın yerine geçmeyecek. Ama hayat devam ediyor. Berivan da bizim kızımız, onun da hayatı var." "Hayatı mı var?" diye sordu Gülizar Ana, acı bir kahkaha atarak. "O evde hayat varsa, o hayat benim oğlumun hayatıydı! O bitti. Berivan da onun bir parçasıydı. O parça orada, benim yanımda kalacak. Ben izin vermedikten sonra, kimse onu oradan alamaz. Anladınız mı? Kimse!" Bu kesin ve öfke dolu reddediş, konunun kapandığı anlamına gelmiyordu. Aksine, aşiret içindeki huzursuzluğu daha da artırmıştı. Gülizar Ana'nın bu tutumu, sadece anne acısı olarak görülmüyor, aynı zamanda 'töreye aykırı' bir inat olarak da yorumlanıyordu. Bu gelgitlerin ortasında, Gülizar Ana'nın Berivan'a davranışı daha da keskinleşmiş, daha da acımasız bir hal almıştı. Onu kimseye vermiyordu, evet. Ama sebebi sevgisi ya da merhameti değildi. Berivan, artık onun için bir 'düşman' sembolü, bir 'günah keçisi'ydi. Tufan'ın ölümünün somut, sessiz, her an orada duran bir hatırlatıcısıydı. Ve ona her baktığında, içindaki öfke, kin ve çaresizlik kabarıyor, bu duyguları ona dökmek, onun üzerinden rahatlamak istiyordu. "Niye öyle donuk donuk bakıyorsun? Sanki evin sahibi sensin! Oğlum senin yüzünden gitti o dağlara! Seni burada, onun anısının önünde nöbet tutar gibi tutuyorum, hâlâ şükretmiyorsun!" gibi sözler, evin rutini haline gelmişti. Yemekler soğuk diye azarlıyor, temizlikte en ufak bir tozu bahane edip saatlerce söyleniyor, Berivan'ın en ufak bir nefes alışını, bir pencere önünde duruşunu bile bir kabahatmiş gibi yüzüne vuruyordu. Berivan ise bu zehirli atmosferde daha da küçülüyor, daha da içine kapanıyordu. Kendisini istemeye gelenler olduğunu duyuyor, bir an için o buz gibi evden, bu işkenceden kurtulma umudu doğuyordu. Ama Gülizar Ana'nın kesin reddi, o umudu da söndürmüştü. O, artık iki ateş arasında sıkışmıştı: Bir yanda kendisini bir eşya gibi sahiplenen, ama aynı zamanda her fırsatta ezen bir kayınvalide, diğer yanda onun kaderi hakkında konuşan, ancak Gülizar Ana'ya karşı gelemeyen bir topluluk. Kendi ailesi uzakta ve güçsüzdü. Hiçbir yere ait değildi. Tufan'ın anısı, onun için bir teselli değil, bir hapishane duvarı olmuştu. Volkan ise bu çatışmanın tam ortasında, çaresizce taraf olmamaya çalışıyordu. Annesinin acısını anlıyor, ama Berivan'a yaptığı zulmü de görmekten rahatsızlık duyuyordu. Bir gün, annesi yine Berivan'ı azarlarken dayanamayıp araya girdi: "Anne, yeter! Ne suçu var Berivan'ın? Bırak artık kızı. Tufan'ı kimse geri getiremez. O da perişan halde." Gülizar Ana, oğlunun bu çıkışına daha da öfkelendi. "Sen de mi bana karşı geldin? Demek sen de onların tarafındasın! O bu evde kalsın da, bana baksın diye uğraşıyorum! O giderse, ben bu büyük evde yapayalnız mı kalacağım? Tufan'ımın hatırasıyla baş başa? O burada, onun karısı olarak kalacak! Bu, onun borcu!" Volkan, annesinin mantığının çarpıklığını görüyor, ama o acıya, o çığlığa daha fazla karşı koyamıyordu. Sessizce çekildi, yüreğine bir yük daha binmiş olarak. Gülizar Ana, aşiretin baskısını ve kendi oğlunun bile artık tam olarak yanında olmadığını hissettikçe, Berivan'a olan tutumu daha da saplantılı bir hal alıyordu. Onu kaybetmek, Tufan'la olan son bağlantısını da kaybetmek, onu tamamen yalnız bırakmak demekti. Bu korku, onu daha da acımasızlaştırıyordu. Berivan'ı evin içinde bir hizmetçi, bir günah keçisi, hatta bir tutsak gibi görüyordu. Onun üzerinden, hayatın ve ölümün adaletsizliğinden intikam alıyor gibiydi. Ve Berivan, bu ağır baskı ve psikolojik şiddet altında, artık sadece Tufan'ı bekleyen bir hayalet değil, Gülizar Ana'nın kininin ve çaresizliğinin gölgesinde yaşayan, kaderine boyun eğmiş bir tutsak olmuştu. Aşiret ateşi onun için bir kurtuluş umudu olabilirdi, ama Gülizar Ana, o umudu da elinden almış, onu kendi karanlığının içine hapsetmişti. Köyde yükselen bu yeni gerilim, Tufan'ın yaralarını sarmak bir yana, hem Berivan'ın hem de Gülizar Ana'nın yüreklerine, iyileşmesi imkansız gibi görünen yeni yaralar açıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD