Tufan acı ile yüzünü buruşturdu. Daha çok kalbi acıyordu. Evin’den böyle bir şey bekleyebilirdi belki, ama bunu acımadan yapması zoruna gitmişti belkide. Geriye doğru birkaç adım attı. En son duvara gelince, yavaşça kendini aşağı doğru bıraktı.
Evin hala ne yaptığını idrak edememişti. Elleri titriyor, nefes alamıyordu. Zor bela kendine gelebilmişti. Tufan’a baktı. Onun o hale gelmesine kendisi sebep olmuştu. Tufan’ın nefesi yavaşlamıştı. Gözleri kapanmak üzereydi.
Evin koşarak yanına geldi. O da yere çöktü. Elin Tufan’ın kalbinin üzerinde tuttuğu, eline koydu:
“Tufan ben böyle bir şey yapmak istemedim.”
Tufan gülümsedi. Gülüşü canını daha çok yakmıştı:
“Sakin ol Evin. Sorun yok.”
“Ne demek sorun yok? Bunu sana ben yaptım. Allah benim belanı versin.”
Evin hızla ayağa kalktı, telefonu eline alarak ambulansı aradı. Yeniden Tufan’a baktığında, iyice kötüleşmişti:
“Benimle kal Tufan. Lütfen benimle kal. Ambulans geliyor. Lütfen beni bırakma.”
Tufan öksürmeye başladı. Sesi iyice kısılmıştı:
“Evin senden başkasını sevmedim. Seni de aldatmadım.”
Evin ellerini Tufan’ın yanaklarına çıkardı:
“Bende seni seviyorum. Bunları sonra konuşuruz tamam mı?”
Ambulans gelmişti. Tufan hızlıca hastaneye kaldırıldı. Hemen ameliyata alındı. Bıçak derine girmişti, ama kalbinin beş milim soluna, akciğerinin ucuna denk gelmişti.
Kesiği küçüktü de, hayatını derinden etkilemiyordu Allah’tan. Evin hastane koridorunda perişan haldeydi. Yanında kimse yoktu. Kime ne diyeceğini de bilmiyordu. Hem ne diyecekti. Ayrıca kendi elleriyle kıymıştı sevdiğine. Ya o ameliyattan çıkmazsa, ya bir daha o gözlerini açmazsa, Evin ne yapardı? Dayanamazdı ki, nasıl dayansın? Birde bunun korkusu kaplamıştı içini.
Geçen dört saat sonunda Tufan ameliyathaneden çıkmıştı. Onu odaya almışlardı, ama henüz kendine gelmemişti. Yanına oturdu ellerini, ellerinin arasına aldı. Soğuktu. Diğer elini yanağına götürdü. Oradan kirpiklerine, narince, tek tek sevdi. Kirpiklerinin sayısını biliyordu. Hepsini tek tek saymıştı. Tamı tamına dört yüz atmış adet. İnsan sevince sayıyordu işte.
Bir süre öyle izledi onu. Ta ki içeri polisler girene kadar..
Olayın nasıl olduğunu sordular. Evin daha da panik olmuştu, ama yaptını söyleyecekti.
Ellerini önünde birleştirdi, parmaklarını birbirine doladı. Hem ağladı, hem olanları anlattı. Lafını bitirdiğinde, boğazından kaçan hıçkırığa engel olamadı. Polisler onu dikkatle izledi:
“Sizin bizimle gelmeniz gerekiyor o zaman Evin hanım. Tufan bey uyandığında ifadesini alacağız zaten. O zamana kadar da sizde emniyette bekleyeceksiniz.”
Evin’in daha da ağladı. Aslında gitmek istemediğinden, korktuğundan falan değildi, Tufan’ı bırakmak istemiyordu:
“Uyanana kadar kalsam, uyanınca götürseniz olmaz mı?”
Polis dik dik baktı yüzüne:
“Hem adamı bıçaklayıp, hemde uyanana kadar yanında mı kalmak istiyorsunuz?”
“Aslında öyle değil. Ben, ben bilerek yapmadım.”
Polis yürümesini işaret etti:
“Lütfen hanımefendi zorluk çıkarmayın.”
Evin son kez Tufan’a baktı. Hala uyuyordu. Son kez yanına geldi, son kez burnunu boynuna götürdü. Kokusunu doya doya çekti içine. Küçük bir öpücük bıraktı.
Polislerle giderken, ayakları zorla yürüyordu. Karakola gittiğinde, nezarete girmedi ama bir odada, saatlerce tutuldu. Akşam olmuş hava kararmaya başlamıştı.
Evin odada boş boş dolanıyordu. Kapı açıldı. Evin gelen kişiyi görünce hayli şaşırdı. Gelen bir kadındı, hemde Tufan’ın kuzenim diye tanıştırdığı kız. Esra.
Evin hala ilk şoku atlatamamıştı. Esra yanına gelip, elini uzattı:
“Merhaba Evin, nasılsın?”
Evin ona uzatılan ele baktı. Tutmadı, sadece yüzüne baktı:
“Merhaba.”
Esra ona anlayışla baktı, odadaki odadaki masaya doğru yürüdü. Koltuğa oturduğunda, Evin’e önce eliyle işaret etti:
“Otur lütfen. Seninle konuşmamız gereken şeyler var.”
Evin hala neler olduğunu anlayamamıştı. Yavaşça geçip oturdu koltuğa:
“Ne konuşacağız?”
Esra koltuğa yaslandı, sırtını daha da dikleştirdi:
“Seninle baştan tanışalım istersen. Ben Esra Yıldız. İstihbaratta çalışıyorum.”
Evin kaşlarını çattı:
“İstihbarat derken? Ne iş yapıyorsun yani?”
Esra tebessüm etti:
“Devletin özel bir bölümü diyelim.”
“Şu filmlerde ki gibi mi?”
“Yani öyle gibi, değil gibide.”
“O zaman ajansın.”
Esra sesli güldü bu sefer:
“Onlar filmlerde olur Evin. Bizler devletin kirli işlerini yapıyoruz.”
Evin daha da şaşırmıştı. Ne demek istediğini de anlamamıştı. Amcası da devlete çalışıyordu. Bunlar hepsi beraber miydi acaba?:
“Amcam gibi mi?”
“Amcan biraz daha alt basamak. Sana her şeyi ayrıntılı bir şekilde anlatamam, ama bilmen gerekenleri anlatacağım. Tufan bir suikastçi.”
Evin ağzı açık kalmıştı. Zorla ağzından çıkan kelimeyi kulağı duyuyor mu, o bile belli değildi:
“Yani?”
“Yanisi şu. Devlet herkese, tazminat davası, ya da hapis cezası vermiyor Evin. Daha detaylı anlatamam. Seni ilgilendiren kısım burası değil. Tufan bir görev için geldi Mardin’e.”
Evin dediklerini anlamaya çalışıyordu. Sonra gözleri büyüdü:
“Amcamı mı öldürecek yani?”
Esra yeniden tebessüm etti:
“Aslında öyleydi. Azer’in yaptığı işlerde tutarsızlık vardı. Tufan’ı onun için görevlendirdik. Ama ne olduysa, her şey birden düzene girdi. Tufan işini yapmadı. Ve başarısız oldu. Neden biliyor musun?”
Evin gözlerinden akan yaşlarla baktı ona:
“Neden?”
Esra öne doğru eğildi. Ellerini masanın üzerinde birleştirdi, parmaklarını birbirine doladı:
“Senin yüzünden Evin. Tufan sana aşık oldu. Bu durum onu başarısız etti. Bunun bedeli ölümdür Evin. Tufan bunu canıyla ödemek zorunda.”
Evin’in gözyaşlarına hıçkırıkları da dahil olmuştu:
“Nasıl, ama neden? Biz kötü bir şey yapmadık ki..”
“Bak Evin her şey öyle kolay değil. Bunları sana anlattım, Tufan deşifre oldu. Yani eninde sonunda ölecek.”
Evin cevap verememişti. İçine kor bir ateş düşmüştü. Canından çok sevdiği adamın işini sonunda öğrenmişti. Öğrendi ne oldu? Başı göğe mi erdi? Asla.
Esra onun halini uzun uzun izledi. Biraz daha sakinleştiğini görünce, yeniden konuştu:
“Eğer bir anlaşma yaparsak, Tufan ölmez.”
Evin gözyaşlarını sildi:
“Nasıl bir anlaşma?”
“Tufan’la ayrılacaksınız. Bir daha hiçbir şekilde görüşmeyeceksiniz. Tufan içinden ayrılacak, yerine amcan geçecek. Bir taşla üç kuş. Hem kimseye bir şey olmayacak, hem herkes hayatını yaşayacak.”
Evin nasıl yapacaktı? Tufan olmadan nefes alamayan o, nasıl onsuz kalacaktı?