Evin’in kafası da oturtamadığı şeyler vardı. Esra’nın söyledikleri mantıklı gelmiyordu:
“Peki bunu yapmazsam?”
Beklentiyle sormuştu. Esra soğuk tavrından hiç ödün vermedi:
“Hem Tufan’ı, hem amcanı kaybedersin. Sadece bu da ailen bütün itibarını da kaybeder.”
“Bu, bu anlattıkların çok saçma.”
Esra’nın dudağı yukarı doğru kıvrıldı:
“Aslında değil Evin. Sen içinde olmadığın için anlayamıyorsun.”
Evin hala anlamlandıramıyordu:
“İyi de biz zaten Tufan’la ayrıldık. O beni aldattı. Gerçi öyle olmadığını söylüyor ama..”
Tek kaşını kaldırarak baktı Esra’ya:
“Her şeyi bilen sen, bunu bilmiyor muydun?”
Esra gülümsedi. Bu gülümseyiş duygusal çok uzaktı, buz gibiydi. İnsanın için üşütürdü. Evin zaten başta sevmemişti Esra’yı. Kadında ayrı bir aura vardı. Tufan ne kadar belalı olduğunu tipinden, hareketlerinden belli etsede, bu kadın öyle değildi. En başta sessizdi, pek konuşan bir tip değildi. İçten pazarlıklıydı, bunu Evin ilk görüşte de anlamıştı. Esra gözlerinin içine baktı:
“Bilmediğimi nereden çıkardın? O kızın adını biliyor musun? Bilmiyorsun değil mi? Ben söyleyeyim, adı Melike. Tufan’ın uzun yıllardır sevgilisi. Artık sende biliyorsun ki, Tufan’ın kendinden küçüklerle birlikte olmak gibi bir tutkusu.”
Evin hala anlayamıyordu. O zaten kızın adını biliyordu, yanına gitmiş, konuşmuştu bile onunla. Ama Esra bunu bilmiyor, çok şey bildiğini söylüyordu. Ne yapmaya çalışıyordu bu kadın?:
“İyi de ben zaten adını da biliyorum. Bence sen her şeyi bilmiyorsun.”
Esra’ın gözlerindeki o kırılmayı Evin’de farketmişti. Esra böyleydi. Egosu her şeyden önce gelirdi. Kimse onu böyle küçük düşüremez, buna çalışamazdı bile. Evet Tufan’ı seviyordu. Gerçi buna sevgi denmezdi. Takıntısı vardı ona karşı. Ve sırf o aşkını kabul etmeyip, onunla dalga geçtiği için her şeyi kaybetmesini istiyordu. O da biliyordu ki, Tufan’ın her şeyi sadece ve sadece Evin’di. Onu yok edecekti. Bunu kafasına koymuş, bütün planlarını bile yapmıştı. Evin’in söyledikleriyle gerilsede, o soğuk tavrından ödün vermedi:
“Aksine senin daha çok şeyi öğrenip, üzülmeni istemiyorum diyelim. Hem ben yeteri kadar açık konuştuğumu düşünüyorum Evin. Kararın nedir?”
Evin öne doğru eğildi. Esra’nın gözlerine baktı:
“İçimden bir şey sana güvenmemem gerektiğini söylüyor. Neden bu anlattıklarına inanayım. Hem Tufan için ailemi bitireceğin olayı tam bir fiyasko. Onunla bağlantıları bile yok, amcam dışında. Yani bu anlattıkların çok saçma.”
Esra yine aynı tehlikeli gülüşünü sundu:
“Hadi ama Evin. Bu kadar saf olamazsın sen. Ailen o itibarını kum taşıyarak mı kazandı sanıyorsun? Amcan sayesinde oldu. Amcanda bu imkanı biz verdik. Yani verdiğimiz geri alırız, ama bu çok ağır olur Evin.”
“Ne olursa olsun, sana inanmıyorum, güvenmiyorum.”
Esra telefonunu eline aldı. Bir numarayı aradı:
“Deneyelim o zaman.”
Karşı taraf cevap verdiğinde, sadece emir verdi:
“Tufan’ı halledin. Azer’i de bitirin. Ailesinin itibarınıda.”
Evin hayretle baktı yüzüne. Bu kadın onunla fena halde taşşak geçiyor olmalıydı. Yoksa bu kadar saçmalıkta çok fazlaydı. Dük duruşundan ödün vermedi. Ama Esra’nın ona telefonu uzatıpta video izletene kadar.
Videoda Tufan hastanede yatıyordu. Başında bir hemşire, videoyu başlatıp yerine geçti. Tufan’ın serumunum içine bir ilaç kattı. Evin’in gözleri büyümüştü. Dakikalar sonra Tufan’ın bağlı olduğu cihazlardan sesler gelmeye başladı. Evin nefes alamıyordu. Kalbine bir hançer saplanmıştı sanki. Sonrasında bir sesli mesaj:
‘Azer beyin tüm imkanlarına ve işine son verildi. Ayrıca hakkında suç duyurusunda bulunuldu.’
Evin neye uğradığını şaşırmıştı. Yutkunmaya çalıştı, ama olmuyordu. Gözlerinden akan yaşlarla konuştu:
“Tamam, dediğin gibi olsun. Bir daha Tufan’ın yakınında bile olmayacağım.”
Evin pes etmişti. Esra’nın gözleri parladı:
“Tamam. İstersen sana o yurt dışındaki restoranı açabiliriz Evin. Kendi hayatına bakarsın, hayallerine kavuşursun. Tufan için hayatını mahvetmene gerçekten değmez.”
Evin inanamayarak baktı yüzüne, ayrıca kinle:
“İstemez. Ben gidiyorum, Tufan’da bir daha Mardin’e gelmezse bir sorun olmaz.”
Esra olumlu anlamda başımı salladı:
“Merak etme. O zaten gidecekti, senin onu yaralaman biraz süreyi uzattı sadece.”
Evin kaşlarını çattı:
“Gidecek miydi?”
“Evet Evin. Sonuç olarak burada bir görev için vardı.”
Evin sinirle çıktı kapıdan. Hastaneye gitmek istedi, ama yapmadı. Ne olursa olsun, Esra’ya güvenmiyordu. Bir şey yapmak istediğini anlamıştı. Elinden geleni yapacak, onun o planını öğrenecekti. Ve yaptığı o planı onun elinde patlayacaktı. Evin çıkıp eve giderken, Esra hayli keyifliydi. Yardımcısı yanına geldi:
“Abla hallettin galiba.”
Esra keyifle güldü:
“Benim halledemeyeceğim bir şey var mı Ayla?”
Ayla çekinerek sandalyeye oturdu:
“Abla bir şey soracağım. Tufan uyandığında ne olacak? Yani bu yaptığını öğrenirse ne yapacaksın? Onun neler yapabileceğini düşündün mü hiç?”
Esra yeriden arkaya yaslandı:
“Öğrenmeyecek Ayla. Ona gerçek ailesini vereceğim. Aile işiyle o kadar meşgul olacak ki aklına bile gelmeyecek.”
“Nasıl yani? O ailesini bulmamış mıydı?”
Esra dik dük baktı Ayla’ya:
“Ona sadece istediğim aileyi verdim. Şimdi gerçek ailesini öğrenmeyi hakketti.”
Ayla inanamaz gözlerle baktı Esra’ya:
“Abla senden korkulur valla. Ben senin dostun olmaktan korkuyorum, düşmanın olmayı hiç istemem.”
Esta tek kaşını kaldırdı:
“Olma o zaman Ayla. Dostum olarak kalmaya devam et. Aksi taktirde neler yapacağımı hayal bile edemezsin.”
“Olmam abla. Seninle hayatta düşman olmak istemem.”
Esra keyifle gülümsüyordu. Telefonu titredi, mesaj geldi. Mesaj atan kişi onun üstüydü:
“Yanıma gel, konuşmamız lazım.”
Esra yerinden kalktı. Sırtını dikleştirdi:
“Şef çağırıyor, gitmem gerek.”
Odadan hızla çıktı. Arabasına bindi, şefinin çağırdığı yere gitti.
Burası eski bir evdi. Dışarıdan bakınca yıkık dökük duruyordu, ama içerisi donanımlı bir ofisti. İçeri girip kapıyı çaldı. Kapı açılınca adama baktı:
“Şef. Bir sorun mu var?”
“Bunu sen söyleyeceksin Esra. Bugün ki yaptıkların, planların.. ne yapmaya çalışıyorsun?”
Esra içeri geçip koltuğa oturmuştu:
“Ne yaptım ki şef?”
“Esra beni oyalama çalışma, senin Tufan’la, Evin’le derdin ne? Neden onlarla uğraşıyorsun?”
Esra derince yutkundu:
“Şef bu benim için özel bir mesele.”
Adam Esra’yı süzdü. O da yaptıklarını onaylamıyordu:
“Bak Esra. Sen iyi bir çalışansın. Bu yüzden bu kadar yükseldin. Sizlere başkalarının erişemeyeci imkanlar sunuyoruz. Bunu kötüye kullanma başladın. Bak biz Azer’in kalemini neden kırdık unutma.”
Esra öne doğru eğilip, parmaklarını birbirine doladı:
“Şef, sende biliyorsun ki bu zamana kadar o imkanları hiçbir zaman şahsi bir meselemde kullanmadım. Buralara kadar gelebildiysem bunun sayesinde. Azer bunu defalarca kez kullandı biliyorum, ama ben sadece bir kez kullanıyorum. Bu benim şahsi meselem şef.”
Adam sigarasını yakarken, gözlerini Esra’ya dikmişti:
“İmkanlarını bizden birisi için kullanıyorsun Esra.”
“Şef, biliyorum. Ama dediğim gibi özel bir durum.”
Adam Esra’dan gözlerini bir an bile çekmedi. Evet bu zamana kadar hiçbir yanlışı olmamıştı. Belki haklıydı, ama ileri gitmesine müsadede edemezdi. Sonuç olarak uğraştığı kişi Tufan’dı.
Şimdilik karışmamaya karar verdi. Ama ikisinin karşı karşıya gelmesini, engellemeyecek, iyi olan tarafı destekleyecekti:
“Şimdilik susuyorum Esra. Ama şunu sakın unutma, sen çok büyüdün. Bu büyüklük, bu güç, seni kölesi yapmasın. Sana karşı gelmiyorum, ama Tufan’a da gelmeyeceğim, bunu bilmiş ol.”