Meltem...

1403 Words
Anlaşılan duruma şaşıran sadece ben değildim. Hem annesi hem babası onun bu çıkışını oldukça garipsemiş ve duyduklarından emin olmak istermiş gibi birbirlerine bakmaya başlamışlardı. Yaşar amca onun sözlerini doğrulamak için tekrar sordu. "Oğlum senin işin gücün yok mu? Hani meşguliyetin yüzünden ananı bile ayda bir görmeye geliyorsun ya." "Merak etme komutanım bu hafta kafa izni kullanıyorum. İnsan olduğumu hatırladım da diyebiliriz." "Aman oğlum Allah bir daha unutturmasın, sonra biz de zorluk çekiyoruz. Ama sen yine de zahmet etme. Ben emekliyim nasıl olsa işim gücüm yok. " "İşin gücün olduğu için söylemiyorum ki. Sadece yardım etmek istedim Dane'ye. Ne var bunda?" Benim hakkımda ama benim dışımda dönen muhabbeti şaşkınlıkla dinliyordum. Kalkıp " sen nasıl istersin?" diye sorsalar elbette Yaşar amcayı tercih ederdim fakat; içten içe de böyle bir soru sorulmasını istemiyordum. Semiha öğretmen bu bocalamamı anladığı için beni bir bahaneyle mutfaktan çıkarmayı seçti. Sanırım baba oğulun arasında yarım kalan bir konuşma da bu vesileyle tamamlanmayı bekliyordu. Onu takip edip salondaki koltuklara karşılıklı oturduğumuzda, Semiha öğretmenin vücudumu her noktasına kadar inceleyen bakışları yerimde rahatsızca kımıldanmam neden oldu. "Ah güzelim kusura bakma ne olur? Ben sadece kaç beden giyiyor olabileceğini tahmin etmeye çalışıyordum. Evden haliyle bütün eşyalarını alamadan çıktın. Havalar da ısınıyor tabii. Düşündüm ki seninle bugün dışarı çıksak da günlük birkaç kıyafet falan mı alsak ha, ne dersin?" "Şey evet yanıma pek fazla eşya alamadım ama şimdi yenilerini alamam ki, yani benim o kadar param yok. Sonra belki bir iş bulursam o zaman kazandığım parayla alırım bir şeyler." "Bak Dane, seni anlıyorum. Şimdi sen kendi kendine bize yük olduğunu, elimizi kolumuzu bağladığını düşünüyorsun ama yanılıyorsun kızım. Sana hayat mücadelesinde destek olmak bizim boynumuzun borcu. Hani içeride öğretmen olmak istediğinden bahsetmiştin ya; umarım çok mükemmel bir öğretmen olacaksın. İşte o zaman anlayacaksın ki, emek emek okumuş, belli bir yere gelmiş bir çocuğun bir adım sonrası için hayatına dokunma fırsatı bulmanın mutluluğunun ne demek olduğunu." "Ama öğretmenim ben zaten sizi zora soktuğum için çok mahcubum. Sizden şu durumda sadece sınava girebilmek için yardım isteyebilirim. Zaten eğer kazanırsam bir yurda yerleşir ve sizin düzeninizi daha fazla zora sokmam." "Ah güzel kızım sen bizi anlamak istemiyorsun ki. Neyse bunları sonra konuşuruz. Ama bugün benim dediklerimi yapacağız, itiraz istemiyorum. Önce Yaşar amcanı bizi çarşıya bırakması için ikna edelim, sonrası bizde." Yaşar amcayı ikna etmek sandığımız kadar zor olmamıştı. Bizi oturdukları muhite uzak olmayan bir çarşıya bırakıp, eski bir görev arkadaşıyla buluşmaya gitti. Daha önce hayatımda bir kez AVM'ye gitmiştim. O da lisenin ikinci yılında sıra arkadaşımın zorlamasıyla olmuştu. O gün ne kadar şaşırdığımı hatırlıyorum. Devasa bir yapı, sıra sıra dizilmiş lüks dükkanlar, hesapsız kitapsız alışveriş yapan insanlar, gezintiye çıkmış mutlu aileler. Onları görünce camlardan yansıyan aksime bakmamak için neredeyse can çekişmiştim. Şimdi ise koluma girmiş bir vaziyette yürüyen ve heyecanla bana çevreyi anlatan kadın ile önünden geçtiğim her camekandaki yansımaya deyim yerindeyse aşkla bakıyordum. Bir süre sonra satıcı kadının gençlerin sürekli onları tercih etmesiyle övündüğü bir mağazaya girip, neye ihtiyacım var neye yok, hepsini Semiha öğretmenin itiraz istemeyen tutumu sayesinde almıştık. Ellerimiz o kadar doluydu ki, bir ara bu koca yerde bu kadar yükle kaybolacağımızı düşünüp, ciddi ciddi endişelenmiştim. Semiha öğretmen asansörleri işaret edip beni yönelttiğinde ne yapmak istediğini anlamamıştım. Ancak; asansör kapıları açılıp dışarı adımımızı attığımızda, bu katın tamamının restoranlara ayrıldığını ve az önce mağaza katında gördüğümüz kalabalığın neredeyse iki katından fazlasının burada toplandığını gördüm. Demek ki insanlar hafta sonlarını bu devasa binalara tıkılarak geçiriyordu. Her ne kadar vitrinlerdeki albeni insanı çekse de, bir günümün tamamını böyle yerlere ayıramayacağımı düşünmüştüm. Semiha öğretmen teamüllerin aksine kalıpların dışına çıkmayı seven, her yaşın gerektirdiği talepleri haklı bulan ve kendi jenerasyonunun kurallarını dayatmayan bir kadındı. Öyle ki; benim elimin gitmediği şortları, tişörtleri, pantolonları benim adıma beğenmiş, bana çok yakışacağını belirtmiş ve gençliğimin, beden ölçülerimin kıymetini bilmem gerektiğini söylemişti. "Yaşar amcan aslında çok kıskançtır. Bize biraz söylenecek ama şimdi biz iki kişiyiz onun karşısında. İki kadının fendini hayatta yenemez o." demişti. İlk başta Yaşar amcanın bize kızacak olması düşüncesi beni oldukça germiş olsa da, bu halimi hemen fark eden kadın aslında ne demek istediğini güzel bir dille açıklamış ve bu durumu kendince bir intikam oyununa çevirmişti. Çünkü söylediğine göre Yaşar amca onun vaktiyle kıyafetlerine epeyce karışmıştı. Uzun zamandır özendiğim ama bir türlü yeme fırsatı bulamadığım ünlü bir zincir restoranın tavuk menüsünü kendime hakim olmaya çalışarak, sindire sindire, tadına vara vara yemeye çalıştım. Arada gözlerim Semiha öğretmene kayıyor, bakışları bende mi diye merak ediyordum. Her ne olursa olsun onun beni ayıplamasına katlanamazdım. Her ne kadar doyduğumu söylesem de beni dinlememiş, bütün yediklerimizin üzerine bir de tatlı söylemiştik. Limonlu, bisküvili, ferah bir tatlıydı ve yediğim için asla pişman olmayacaktım. AVM'nin dışına çıktığımızda, içerideki bunaltıcı havanın yerini hafif esintili bir hava almış ve deyim yerindeyse nefes almamı sağlamıştı. Bakışlarımı pırıl pırıl gökyüzünden indirip karşıya çevirdiğimde onunla karşılaştım. Timur... Elleri cebinde bir arabaya yaslanmış, öylece bizim olduğumuz tarafa bakıyordu. Annesi de benim gibi onu gördüğüne şaşırmış olacak ki; "Aaa ne işi var bu sıpanın burada?" diye söyleniverdi. Annesini o kadar mesafeden duymuş gibi yanımıza geldi ve, " komutanın bir işi çıkmış, o yüzden ben almaya geldim sizi." dedi. Semiha öğretmen onun da beklemediği anda ellerimizdeki bütün poşetleri eline tutuşturup sürücü koltuğuna kuruldu. Biz geride resmen yenilgiye uğramış birer bayrak yarışçısı gibi kalakalmıştık. Her ne kadar tam açık bir şekilde anlamasamda dişlerinin arasından hatırı sayılır bir küfür çıkmıştı. Sanırım bu durum aralarında endişe duydukları bir meseleydi. En fazla ne olabilir diye düşünmüştüm ama trafiğe çıktığımız andan itibaren tutunacak yer arayıp bir türlü bulamamam, ailenin ortak endişesini de anlamama yardımcı oldu. Semiha öğretmen resmen cana kast edercesine sürüyordu arabayı ve asla bunu kabul etmiyordu. Ona göre baba oğul, onun heyecanını öldürmek için çok çabalamış ama başaramamıştı. Ondaki heyecanın insanları öldürebilme potansiyelinin farkında mıydı bu kadın? Nihayet eve vardığımızda ayaklarım zemine alışıncaya kadar epey çaba sarf etmiştim. Arabadan inen Semiha öğretmen, sanki az önce azraille yarışmamış gibi, biraz ilerideki sitenin çardağında oturan kadınların yanına gitti. Onun arkasından bakarken öyle dalmıştım ki; yanı başımda dikilip de pür dikkat beni izleyen adamın farkına bile varmamıştım. "Biraz olsun kendine geldiysen artık eve gidelim mi?" "Efendim?" "Diyorum ki; bacaklarına biraz olsun can geldiyse artık eve girelim mi? Sıkıldım beklemekten." "Şey tabi girelim Timur abi. Ben çantaları alayım öyleyse." "Çantaları ben alırım abisi. Sen şu anahtarı al da önden git." "Hepsini nasıl alacaksın ki? Yaran var hem. Ben de alabildiğim kadarını alırım." "Sen beni düşünme ufaklık. Sana dediğimi yap ve bir an önce eve gir." Ses tonunun neden bu kadar sertleştiğini bir türlü anlamamış ve safiyane bir şekilde benimle daha fazla muhatap olmak istemediği için böyle davrandığını düşünmüştüm. Sürekli birilerine zahmet verdiğimi düşünüyor olmak, bu düşünce için zemin hazırlamış olmalıydı. Benim varlığımdan, ailesinin evinde oluşumdan bu kadar mı rahatsız oluyor diye düşünüp kendi kendime kahırlanmıştım. Dediği gibi yaptım. Günün bütün yorgunluğunu ve eve gelirken geçen gergin yolculuğun yükünü taşıyan bacaklarımı harekete geçirip güç bela dün gece geldiğim merdivenleri tırmanmaya başladım. Tam birinci katın sahanlığına çıkmıştım ki, karşılıklı iki daireden birinin kapısı açıldı ve ardından kısa saçlı, esmer, benim yaşlarımda bir kız çıktı. Beni gördüğü için mutlu olmuş gibiydi. Sadece başımla selam verip geçmek niyetindeydim ki; o ince ve melodi gibi gelen sesiyle beni durdurdu. "Merhaba! Sen Semiha teyzelerin misafiri misin?" "Merhaba. Şey evet, bir süre onlarda misafirim." "Bu arada ben Meltem. Senin adın ne?" "İsmim Dane. Tanıştığıma memnun oldum." "Çok yorgun gözüküyorsun ama eğer düşünmek istersen sana bir teklifim var. Buraya gelirken gördün mü bilmiyorum ama sitenin bahçesinde çok güzel çardaklar var. Biz arkadaşlarla akşamları orada toplanıp muhabbet eder, gelecek ile ilgili hayallerimizden konuşuruz. Sen de bize katılmak istersin diye düşündüm. Ne dersin?" "Şey bilemedim ki. Buraya daha dün geldim. Hem sınav da çok yaklaştı, biraz daha ders çalışmaya ihtiyacım var sanırım. Belki sınavdan sonar daha sık çıkabilirim dışarı. Ancak şu an için böyle bir lüksüm olduğunu düşünmüyorum." "Yapma Dane. Hepimiz sınava hazırlanıyoruz ama hiçbirimiz robot değiliz. Bizim de eğlenmeye, kaynaşmaya ihtiyacımız var. Üzerimizdeki stresi başka türlü nasıl atabiliriz ki?" "Haklısın biliyorum ama ne bileyim sonradan aranıza girip sizin de düzeninizi bozmak istemiyorum bir yerde. Bana alınma olur mu? Bu tamamen benden kaynaklı. Pek insan içine karışan birisi değilim." "Merak etme kimse seni yabancı görüp de kendisini kasmaz. Hepsi çok cana yakın çocuklardır. Sen de seveceksin onları." "Peki" dedim. "Yaşar amca ile konuşup gelmeye çalışacağım. Ama gelemezsem kusuruma bakma olur mu?" "Sen o işi bana bırak. Akşam yemeğinden sonar ben çıkar izin alırım onlardan. Bana hayır diyemezler." Çok cana yakın, çok şen şakrak bir kızdı Meltem. İkinci katın merdivenini tırmanırken yüzümde yorgun bir tebessüm vardı. Tabii o zamanlar hayatımın en büyük dost kazığını ondan yiyeceğimi bilmiyordum...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD