YİNE GOL DEĞİL

999 Words
sabah 8:00 dersane , 16:00-18:00 arası sosyalleşme (sosyalleşme dediğimiz erkek kankalarimla haftalık analizler. Hatta bazılarının sevgili dertlerini bile dinliyorum. Bazen bu kızlar cok saf oluyorlar, ne buluyorlar bu mallarda anlamam.) 18:30 olmadan bakkala gelir canım yorgun kralımın mesaisini sonlandırmalıydım. Bu aralar daha da yorgun. Büyük ihtimalle işlerin durgunluğu ve stresi ağır geliyor. Abimin ilaçlarını karşılamıyordu kazandığı nerdeyse. Küçük esnaf zaten ölmüştü, tahta atmasını bekliyorduk. Tabi diyeceksiniz herkes işini kurmuş babaya,aileye destek olmaları lazım. O evdeki hesap hiç çarşıya uymadı,uyanı da görmedim. Sevgi evlendi demiştim, çok şükür durumları iyi. Enişte bey in bir lokantası var aile şirketi. Ne kadar ablam sevse de herkesin düşüncesi parası için onunla evlendiği yönündeydi. Çünkü Sevgi 1.65 boyunda kumral bal rengi gözleri vardı. O güzellikte birini Hakan a yakıştıramıyorlar. Aslında Eniştem de esmer güzeli uzun boylu, vücudunda kasa benzer oluşumlar vardı. Ama iyi niyetinin fazlalığından onu ailede saf diye pek gaile etmezlerdi, o yüzden Sevgi ablam için böyle düşünüyorlar. Ama ablam hep "-onun kalbini dünyalara değişmem, ben birinin gönlünde köşke sahipken, Neyleyim içerisi viran dışı altın varaklı gecekonduları." Eniştemin babası Veli beyin nasıl bir insan olduğunu bilirdi babam Fakat kimseye de birşey demezdi. ama Ablam seviyorum deyince onun için durmuştu ve susmuştu sadece. Derya ablamın ise kendi hayatı vardı, zaten senede 2 defa gelir 1 er hafta kalıp işlerim çok yoğun der giderdi. Çalıştığı günden itibaren hep borcu olurdu. "-Eve eşya aldım - araba aldım - Ev kredisi çektim..... bir sürü bahane Dedim ya birşeyler biliyorum ama ... Sıla ablam ise şimdiden aileye söylemese bile evlilik hazırlığında. Kendisi gibi bir öğretmen ile konuşuyordu. Zaten o hep esnaf kızı olmaktan, esnaflıktan utandırdı. Nedense hiç anlamam. Ohhhh miss gibi bakkal, istediğin herşey elinin altında. Yeme de yanında yat. Ama değer, kıymet bilen yok. Neyse kimseninde gözü olmasın zaten. Ben burda çok mutluyum herkesten uzak. Olmuyor, bir türlü o istedikleri kız olmuyormuş. Kız dediğin o saatlerde bakkalda olurmuymuş, mahalledeki erkeklerle bu kadar sohbet doğrumuymuş... Yine annemin hayalindeki kız nedir, nasıl olunur onu dinliyorum. Ne var yani akşam gençlerle mahallede sıkılınca maç yaptıysak. Ne var yani yolda taşkınlık yapan bir grupla kavga edip karakola ifadeye gitmişsek... Hep bir abartı hep bir abartı. Ay tırnağım kırıldı diye ağlamadım diye oluyor bunlar... Neyse ben gece derslerime son sürat çalışmaya devam etmem lazım. Çok zamanım kalmadı. .............. 1 AYSONRA Yine mi yaaa... Değişmedi, sistem yine. Gitti 1senelik emeğim. Sınavda full çeksem de yine hayallerime kavuşamayacağım diye ağlarken. Ailemin beni , -Olsun sende burda Sıla ablan gibi öğretmenlik okursun. Bak ablana... Cümlelerini bitirmelerine izin vermeden kendimi attım sokağa. Üzerimdeki pijamalarıma aldırış etmeden. Hemen telefonumdan Mustafa yı aradım. Bakkalın yanındaki manavın oğlu. Benim en yakın arkadaşımın olması dışında mahallenin esmer yağız delikanlısı,mahallenin kızlarını peşinden koşturan Mustafa. Bir günde aynı kişiye 4 bağ marul satan Mustafa. Çoktan haberleri görmüş,benim aramam ile sokağın bitiminde arabasında beni bekliyordu. "Üzülme,seneye düzelir tekrar girersin" demişti. Ama o da biliyordu 2sene nasıl çalıştığımı, nelerden vazgeçtiğimi. Hayallerim için 2 senedir tüm sosyal hayatımdan vazgeçip kurulmuş makina gibi çalıştığımı. Bu konuşmalar devam ederken çoktan Çay bahçesine gelmiştik. Biliyordu beni sakinleştirmek için bir bardak ince belli demli çay ve sigara yeterdi. Aslında çok sigara kullanmazdım ama bu sene biraz bağımlı olmuştum. Gün icinde içmesem bile yatmadan güne veda sigarasına tiryakiydim. -Ne düşünüyorsun? sorusu ile kendime Aslında çok şey ama hiçbir şey. -HİÇ dedim. O da anlamıştı aslında içimdeki tuzla buz olan lavlara karışmış hayallerimin yok olduğunu. Konuşmadan 2 saat oturduk. O da bana eşlik etti sessizce. Ortamda bomba etkisi yaratan -evet bundan sonra böyle olacak diye bağırmam ile o da yerinden sıçradı. Koskoca 1.80 lik adam kedi gibiydi. -Ne geldi aklına turuncu manyak deyince ona ela gözlerimin aslında ateş kırmızısı olduğunu ters bakınca anladı. -bundan sonra bende kasmıyorum abi, ne yırttım kendimi 2 sene. Gökten a. yağsa bize y..rr.k düşer o da gelir g.tümüze girer. deyince kocaman açtı gözlerini. Çünkü ne kadar erkek çakması olsam da küfür etmezdim ve edeni de haşlardım. Ama bugün miladdı benim için yepisyeni bir Mine vardı artık. Yemişim hayalini, mühendisini. Mis gibi bakkaldım zaten. .... Artık ders çalışmıyorum. Dershaneye mecbur gidiyorum , çünkü parasını peşin ödedik. Hem evde annemin "erken kalk, geç yatma, misafir gelecek hazırlık yapalım, bugün canımız kısır çekti yapsan da yesek mi " gibi muamelelerine hiç gelemezdim. O yüzden kalk Mine derste uyursun dedim kendime ve yırtık buz mavisi düşük bel bol kotumu üzerine de siyah triko bady ve deri ceketimi giydim. Dalgalı saçlarımı da elimle kabartip hacim verdikten sonra hafif bir rujun sıkıntısı olmaz diye turuncu tonlarında onu da sürüp çıktım evden. Annem mutfakta kahvaltılık hazırlarken sesimi duymuş ardımdan -kahvalti yapmadan nereye!!! diye bağırıyordu. Okulda miss gibi demli çay beni kendime getirirdi, yanında da sanayi tostu ohhh miss. Yolumun üzerindeki bakkala uğrayıp babam bey den bir günaydın öpücüğü almaya gittim tabii. Beni görünce bir beğenmiş tavırları bir de baba kıskançlığını takılıp mavilerini dikti üzerime. Ama anlamazliktan gelip kokulu öpüp hemen çıktım. Ne kadar çok konuşmasına fırsat verirsem benim için iyi olmazdı. Eeee kız babasıydı sonuçta. Dersaneye geldigimde ilk derse girmek hiç içimden gelmedi. Köşede sadece hava atıp baba parası ile okumak niyeti olmayan tayfa duruyordu. Biliyorum beni sevmezlerdi, belki benim bunda onları her gördüğümde laf sokmamın payı vardır :) Bir de içlerindeki en gıcık olan Buse nın Mustafa ya takıntısı var ve benim üzerimden yakınlık kurmaya çalışmıştı. Ben yemez güzelim deyip savuşturmuştum. Tam yanlarından geçerken bugün ne desemde gıcık etsem diye düşünürken, birinin " -Mine belki tanıyordur, o erkek kanka sever " dediğini duyunca hemen bitiverdim diplerinde. Çünkü bugün keyfimin yerine gelmesi gerekiyordu. En iyi de Buse ve tayfası ile dalga geçmek olacaktı. Ne oldu dercesine onları süzerken, en yerden bitme blair cadısı Yeliz isimli şahıs -kantindeki kumral yeşil gözlü çocuğu diyoruz. Tanıyorsundur sen dediğinde Hikmet abinin yerinde dedikleri çocuğu gördüm. -Yok tanımıyorum, hem ben nerden bilcem kantinde kim var yok. Sizsiniz boş gezenin seceresini tutan. deyip burun kıvırıp gidecekken. O muhteşem kelimeyi telaffuz etti yine Yelloz Yeliz. -YAPAMAZSIN Kİ!!!! ben bu kozu onların eline nasıl verdim, hay çenem tutulaydı. Hay benim inadım kuruyaydı. Boynumu sağ sol kütleterek yanına gittiğimde elalarımı ona dikip ateş saçan cümlelerle -NEYİ YAPAMIYORUM DE BAKİM HELE SEN BANA ......
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD