33.KUMAR

1381 Words
Emir Sayer zihnimde hatırasıyla var oldu, 'Adaleti sağladığını bana göster.' Dedi. Adaleti sağlarsam o da adaletini babasıyla sağlayacaktı ve babasını ben bitirecektim. Şu an burada merhametsizlik edersem, ikimizin de adaletini sağlayacaktım. Fakat bende babamı bitirecektim. Ben babamı bitirebilir miydim? Ben babamla aramdaki yolları yok edebilir miydim? "Ya teslim ol ya da kaç git o zaman. Bu dakikaya kadar niye kaçmadın?" diye fısıldadım. Sesim tükenmişti. "Hapse gireceksin." göz bebeklerinin kahverengiliği ukalalıkla gülüştü. "Neler dönüyor yine?" Kollarını açtı ve bedenini yüzünün yarısını görecek şekilde döndü. "Bizim, Sayer diye bir gerçeğimiz var güzel kızım." arkasında masaya kalçasını dayamış bizi en başından beri izlediğini gösteren Emir Sayer'in önünü açtı. Onu kesinlikle anın getirdiği öfkeyle görmemiştim ama etrafıma baksaydım bile babamın arkasında babamın toraman yapısından göremezdim. Baştan beri öfkesinin sebepleri bir bir ortaya dökülüyordu. Emir Sayer, kollarını bağlamış, başparmağını dudağının köşesine koymuş, bakışları dik şekilde baş selamı verdi; bir oyunun içindeydi. "Kızına kızma Saruhan, Ergin'den önce polise yerini ben söylemiştim." Gözleri, bakışları kordu, bir alevin ışığı misali gözleri kıpır kıpırdı. "Kapıya sivilleri de yerleştirmiştim." Babamın gözlerinin parlaklığı artmıştı, "Arama çıkmadı, neye dayanarak tutuklatacaksın beni?" İkisinin gözleri birbirine yavaşça kenetlendi, kinleri merhabalaştı. İki göz mesafesinde savaş çıkmasını bekledim fakat sakinlik üçümüz arasında bölüşüldü. En büyük payı, Emir Sayer aldı. Babam sabırsızdı. Babamın ve onun bir rolü vardı, rollerinin ezberini yapmıştılar; benim rolüm yoktu, benim ezberim yoktu. Emir Sayer, "Kıskıvrak benim kurduğum kapanın içindeydin." Babam yalnızca kendine karşı takındığı güvenle, gülümsedi. "Fark etmedin." Bakışmaları Emir Sayer'in göz bebeklerinin bana dönmesiyle bozuldu, tüm tüylerim bakışlarının altında yatan anlamlarla havaya dikildi. Bana yalnızca baktı ama babama ihanet ettiğimi gösteren histerik acıyışla baktı, bakışlarını babamın dikkat bozucu yoğunlukla baktığı halde üzerimden ayırmadı, "Bu dakikadan itibaren Sena Gökyel," dedi dudaklarının gülme şeklinin sesine kattığına farklılıkla. "Kumar, senin kumarın." Neler olacağı konusundaki merakı, gözlerini kıstırmıştı. Dava, benim davam. Kumar, benim kumarım. Sırtlanmadığım ne kalmıştı? Bu gece onu da omuzlarıma asacaktım. Avuçlarına sıkıştırdığı anahtarlığı ve kapı kartlarını çıkardı. Sayısını sayamayacağım kadar çoktu. Bana doğru kolunu açıp anahtarlıkları şıngırdattı, ardından indirdi, kafasını iki yana uzun süre salladı, "Ne olduğundan habersiz karşımdasın." Başını omzuna eğip gülümsedi. O, yenilmeyecekti. "Şu an hiç sırası değil, hiçbir şeyin." Ceketimin kollarını yukarı sıyırdım, vücuduma ateş basıyordu: öfke göğsümün ortasına yuva kurmuştu, o öfkeyi kusamıyordum. "Buradan git." "Sırası." Affı yoktu. "Bir gece öncesi, uzun mu kısa mı süreli hafızaya girer?" Babam ve bana, şu durumda böyle bir soruyu ciddiyetle sordu. Sabır dilendim, sabır dilendirecek kadar sinirlerimle oynuyordu. "Susar mısın?" diye bağırdım. Susmayacağını biliyordum, onun oyunun kuralı, haykırmaktı. "Her ne halta giriyorsa, Sena Gökyel hatırlamıyor." Babam tedbirini almadığı bu sözlere temkinli bakmaya devam etti. "Kanı bozuk şerefsiz!" dedi babam hırlayarak. Eli, Emir Sayer'in yakasına yapışacakken kendi tarafıma çekip, aralarındaki mesafeyi uzaklaştırdım. "Ne demek istediğini dolandırma da öyle söyle. Adam gibi. Böyle bir erdemi baban öğretti mi?" "Bu erdemi bende değil," dedi işaret parmağını kaldırarak. Beni gösterdi, işaret parmağını bana salladı, "Onda arayacaksın, onda. Kızın da. Duydun mu beni ihtiyar?" en keskin tavırlarından birisiydi. "O sesini kesmeyi dene." dedim atağa geçerken. Gözleri gözlerime indi, kafasını gözle görünmeyecek kadar az, sağa sola salladı. "Amacın ne senin?" Babamın şüphelerini ayaklandırdı ve babam gözlerini kapattı, alt dudağını gerginleşti, dişlerini kıracak denli sıkmaya başladı. "Neyse, sen şu itibarsızlaştırdığın adamı arıyordun en son, buldum." İçimden mırıldanıyordum: Dağılma Sena diyordum, toparlan. Ya ruhunu dimdik tut ya da bu adamın karşısında güçlü yanının ondan daha kudretli olabileceğini göster. Güçsüz yanım herkesten güçsüzdü, biliyordum fakat güçlü yanım herkesten güçlüydü, bunu anımsıyordum, bunu daima anımsamalıydım. Dağılmadım fakat yüz ifadem tarumar oldu. Ne hissedeceğimi ve ne yapacağımı bilmediğimden saniyeye kalmadan yüzümün hali değişiyordu. "Nerede? Niye sen buldun?" dedim yüzümü toparlayamaya çalışarak. Bir şeyler karıştırıyordu. "Küsmüş." Dedi ikimizin anladığı dili konuşup babamı mıntıka dışı ederek. "Öyle böyle küsmek değil ama." Dudağını ısırdı, stresle ayakkabımın ucunu zeminde gezdirdim. "Sonuç?" dedim elimi enseme atıp, ensemi tırnaklarımın ucuyla yolarak. "Bana sonucu söyle artık." Kafasını sağa sola salladı, dişleri dudağına halen üstündeydi, suç işlemiş gibiydi, "Akıl edemeyeceğin bir kumardasın. Kumar sever misin?" Dedi ve sonra babama bakmayı tercih etti. "Buna beni kumara sokmadan önce sormalıydın, aptal!" Dedim alayla enseme attığım elime yanağımı yaslayarak. Babama baktım, ardından ona. "Cevabı yine biliyorum Gökyel." Dedi teker teker. Babamda gözleri durakladı, "O, hayatında hiç kumar oynamadı değil mi babası?" babam bana olan tek bakışından sonra kafasını salladı. "Sanmam." Kimsenin benden bir şey yapmamı beklemediği o an, arkamdaki meşeden yapılmış yuvarlak masaya avcumu sertçe geçirdim. Ortasına konulmuş bacak boyumdaki büyük vazo ve içindeki canlı çiçekler yerle buluştu; öfkemden olacakları öngörememiş sesten irkilmiştim. "Ne oluyor? Bana artık bir cevap ver." Diye bağırdım tek nefeste. Emir Sayer'e döndüm, "Neyin peşindesin? Nerede Engin denen adam?" "Yanına gidip kendi zaferini, onun da mağlubiyetini mi kutlayacaksın?" kaşlarını yükseltti. Babamın bakışları yüzümü ve kulaklarımı kızartıyordu. "Ergin'i ne yapacaksın Gökyel?" Parmağımı şaklattım, işaret parmağımla Emir'i gösterdim, "Aklımı okuyorsun. Yine." Dedim gözlerimi devirerek. Dudaklarını yamultan bir tebessümle bakışlarını etrafta gezdirip yine beni buldu, "Yukarıdaki odalardan bir tanesinde. Git hadi, seni bekliyordur." "Demek öyle." Sırtımı onlara döndüğümde hızlı bir refleksle babamın yapılı ellerini kolumda hissettim. Yer yer sızlasa da belli etmedim. Onların yanından kaçmak asıl amacımdı. Babam, "Nereye?" dediğinde, sesinde iznini almam gerektiği vurgusu vardı. "Yukarı çıkmayacaksın Sena." Kaşlarını bir anda inanılmaz derece de çatmıştı. "Çıkacağım." Diye fısıldadım, yüzüne yakın uzaklıktan. Emir Sayer, "Sena Gökyel," diye söylendi. "Gece daha bitmedi. Ama polisler gelmek üzere." saatine baktı. Arka cebine eline soktu, istediğini bulunduğunda bir adım atıp elindeki kapı kartını çıkartıp bana uzattı, "Hızlı olmalısın." elinden kartı sertçe alırken, bana aşağılayıcı baktı. Neden bile aramadım, o Emir Sayer'di hep aşağılayıcı bakardı. Babam, elimden kartı kırarcasına çekip alırken "Sana hayır dedim." Diyerek kartı avcunun içinde buruşturdu. "Şu haysiyetsizin sözüyle mi hareket edeceksin?" Ağzımın içinde inledim. Elimi alnıma kapattım. Sıkıyordu, beni bunaltıyordu. Onun öfkeli nefeslerinin inşa ettiği hapishanesinde gibiydim. "Burada durmak istemiyorum." "Aptal mısın sen?" diye yüzümde öfkesinin yakıcı nefesini hissettirerek bağırdı. "Ergin kafasına silah dayadı!" "Ne?" diyerek şaşkınlık içinde kalırken, kumarın kirini gördüm. "Böyle bir şeye nasıl izin verebiliyorsunuz?" Yutkundum, sakin cam parçacıkları boğazıma birikti ve ben yutkunurken zorlandım. Sustular, "Durdursanıza." dedim tedirgin bakarak. Emir Sayer'in üzerine öfkeyle atıldım, "Senin işin mi bu? Gerçekten illa birisi mi ölecek?" 'Gerçekten illa birisi mi ölecek?' İçimle hesaplaştım, söylediklerimi tekrar ettim: Yüzleştim, bir kez daha ve ardından bir kez daha. Silik bir gerçek belirginleşti. Emir Sayer, babam ağzını açmışken o sözü devralmıştı, "Ben masumum. Sonuç: senin eserin, Gökyel." Ağzına kendine yakıştırdığı masum niteliğini saçma geldiğini anlayıp yüzünü buruşturdu. "Ona uçuracağım bir haberi bekliyor. Tek kelime Gökyel." Dedi rahat bir tınıyla. Babamla yakından göz göze geldiler ve ikisi de birbirine kendilerinden emin bir şeytani tebessüm sundu. "Polislere babanı teslim edip etmediğime dair tek kelimelik bir yanıt vereceğim." Gözlerimin derinine baktı. "Tutuklamazlarsa?" ellerimi kenetledim. Gerginlik vücuduma yavaş yavaş nüksediyordu. "Babam sıyrılır, babam hiçbir zaman yakalanmadı ki. Bir şekilde kaçtı, yine kaçacak." "O zaman Ergin Ertürk kafasına beylik tabancasını götürecek," Dedi başını omzundan kaldırarak. İşaret parmağıyla baş parmağını açtı, şakağına dayadı, "Tak. İtibarını kurtaracakmış. Öyle dedi." Yüzü buruştu, bu fikri aptalca bulduğu belliydi. Yardım istercesine babama baktım, çaresiz görünmüyordu ve yüzüne geçirdiği bir maskeyle değildi. Sahiden rahattı. Benim bir insanın ölümüne sebebiyet verebileceğimi mi düşünüyordu? Zorla gülümsedim, "O kadar basit değil," dedim özgüvenle. "Bu kadar basit olamaz." Kafamı kendime ikna ederek iki yana salladım. "Hayır, olamaz." Ölüm kelimesini ağzıma yakıştıramadım, o masum kelimesini kendisiyle özdeşleştirememişti, bense ölüm. "Silah sesini duyduğunda ne kadar kolay olduğunu anlarsın. O adam için, ölüm: kumar Gökyel. Kaybettiğinde kumar oynuyor: ya kazanır ya ölür." Ergin bu zamana kadar hep kazanmıştı. "Hayır." Diye bağırdım. "Onu git, ikna et. Duydun mu? Dediğimi yapmak zorundasın." Emir Sayer'i omuzlarından geriye doğru ittim. "Sen yaptın bunu, eline zorla silah mı verdin, sen yaptın, biliyorum!" "Hadi ya," dedi gülerek. "Ne zorunluluğum var?" "Beni delirtme." Diyerek boğazım acıyana kadar sesimi yükselttim. "Etmeyecek misin?" dedim kendimi kaybederek. Birisi arkamdan gelerek omuzlarımdan geriye doğru çekti. "Edeceksin!" Bakışlarımdan tehditlerin ok gibi ona saplandığını biliyordum. "Gideceksin yandaşının gözünü boyayacaksın, ikna edeceksin." "Aklından ne geçiyorsa onu yap ama hiçbir şeyi değiştiremezsin." Dedi, yaşadıklarımızı yaşarken yanımızda başka biri daha bize şahit olsaydı, doğru bir zamanda polise gitmekle onu tehdit edebileceğimi tahmin edebilirdi. Babamın beni serbest bırakması için omuzlarımı silktim, "Sena," diye ikaz etti babam. "Herkes kendi tercihleriyle yaşar." Kollarımı bıraktığında ona doğru döndüm. "Yaşamayacak ki," diye bağırdım öfkeyle. "Ölecek. Ben ikna ederim, ölmemesi için ikna ederim." Diyerek gözlerimin hareketleriyle babamın elinden hoş sayılmayacak bir sertlikle kartı aldım. Özür diler gibi baktım babama, "Baba." Dedim titreyen sesimle. "Kimse ölmesin." Yüzü değişti, yüzü hayatının en büyük şokunu yaşarcasına ters düz oldu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD