Düşüncelerim arasında birden kapı açıldı ve içeri Özgür girdi. Bunda asla kapı çalma gibi bi adet yok bunu çok net anladım. Gözleri gözlerime değdi, hiç konuşmadan yatağın yanında ki koltuğa oturup başını geriye yatırırarak bana bakmaya devam etti.
Ona bakıp kafamı ne var dercesine salladım, bu hareketim onu şaşırtırken; şaşkın şaşkın bana bakarak "İyi görünüyorsun," dedi.
Aynı şekilde karşılık verdim. "Sende iyi görünüyorsun." Kaşlarını çatınca başımı iki yana salladım ve sinirle sordum. "Kimsin sen? " Bana cevap vermezken kısa bir süre sessizlik oluştu, sessizliği bozarak tekrar konuştum "Baran ve halam nerde?"
Aniden yüksek sesle "Sorularının cevabı bende değil Deva. Tekrar edip durma artık şu soruları," deyince irkildim.
Bende ona eşlik edecek yüksek sesimle "Sorularımın cevabı sende değilse kimde, kimsiniz siz, ne cehenneme düştüm ben, neden kimse bana doğru düzgün bir şey söylemiyor? Ayrıca madem şikayetçisin sorularımdan, tek seferde cevap ver sen de kurtul ben de," diyerek hızlı hızlı nefes alırken okyanus gözleri anında gözlerimi buldu.
Okyanus gözleri beni incelerken "Sorularına yakında cevap bulursun çok takılma buna. Baran abin de halan da iyi bunu bil yeter."
O sakince konuşurken ben tekrar sesimi yükselterek "Sen mi yeterli olup olmadığına karar veriyorsun? Bırak beni, ben burda vakit kaybedemem. İşim gücüm var benim." Evet Deva sen çok meşgul büyük bir iş adamısın. Düşüncelerim beni güldürecekken kendime engel oldum, neticede burada ciddi bir şey konuşuyoruz.
Sakin ses tonundan eser kalmayan bir ses ile tısladı. "Deva bütün hastane senin sesini duymak zorunda değil, kıs şu sesini."
Ona bakıp sakin bir sesle "Çıkar beni buradan o zaman, Baran'a götür. Daha fazla kalmak istemiyorum. Hem zaten sayenizde yedi gündür uyutuluyormuşum."
Ayağa kalkıp bana yaklaştı biraz ve tıpkı benim gibi sakin bir sesle konuştu. "Burada ne yapılıyorsa her şey senin iyiliğin için yapılıyor. Doktorlar uyutulamanı uygun görmüş ve bu yüzden de uyutuldun. Hem daha bugün gözünü açtın, bu ne agresiflik?"
Sesinde hiç bir his yoktu sanki öylesine konuşuyormuş gibiydi ben de aynı o şekilde cevap verdim. "Ben agresif falan değilim, buradaki tek agresif sensin. Sorularıma bile cevap vermiyorsun. Şimdi beni hemen Baran'a götür, burada yeterince vakit kaybettim zaten."
Yatağa doğru biraz daha yaklaşınca hemen elimi kaldırdım aniden "Yaklaşma... dokunma bana." diye bağırınca olduğu yerde durdu.
Gözlerime bakarak "Sana dokunmayacağım Deva, sakin ol," deyip geri adım attı, ben sakinleşmeye çalıştıkça daha da hızlı atan kalbime engel olamıyordum.
Ellerim çoktan benden habersiz titremeye başlamışken, kalbim hızlı hızlı atıyordu ve nefes almamı engelliyordu. Gözlerim kararırken hızlı hızlı nefes almaya çalıştım. Olmuyor... yine nefes alamıyorum.
Okyanus gözleri dolan gözlerime değince hızla odadan çıktı ve doktoru gönderdi. Doktor yanında hemşire ile gelip kolumda ki intrakete şırıngada ki sıvıyı ekledi. Doktorun endişeli hali ile eli ayağına dolaşınca hemşire müdahale etti. Yoksa okulunu mu bitirmeden doktor bey ne bu endişe, kriz anını yönetmen lazım senin. Ben aklımdan saçma sapan şeyler geçirirken, doktor ve hemşireler odadan çıktı.
Bir süre sonra sakinleştiğimi hissedince açılan kapı ile hafif yerimden doğruldum, Özgür gelmişti... Anlaşılan o ki kaçmamdan korkuyordu, ben daha doğru düzgün yerimden bile kalkamazken ne kaçması?
"Deva neyin var senin?" Sorduğu soru ile cevap beklerken aynı zamanda koltuğa oturdu ve başını yorgunca geriye yasladı.
Ben ona cevap vermezken sessizlik odanın içinde hakimiyetini sürdürüyordu. Gözleri kapalıydı kafasını da geri atarak yaslamıştı ve sadece benden cevap bekliyordu. Rahatsız edici rahatlığı ile yüksek sesle "Bu neyin rahatlığı acaba?" diye bağırdım, o ise gözlerini açmadan kaşlarını çatarak konuşmaya başladı.
"Kes sesini Deva." Gözleri hala kapalıydı. Böylesine rahatken ve gözleri kapalı halde duruyorken yavaş yavaş yerimde doğruldum ve ayaklarımı yere doğru uzattım.
Yere bastığımı hissedince kalkmaya çalıştım. Aniden gözünü açıp bana bakınca "Bakma öyle, gideceğim." dedim.
Yerinden kalkmadan bana bakarak rahatça "Kalktığın anda başın dönecek, tekrar düşeceksin ve dikişlerin açılacak. Böyle olsun ister misin Deva?" Onu dinledikten sonra uzanmak yerine amacımdan şaşmadan kalkmaya çalıştım.
Yerimden kalkar kalkmaz başım dönmeye başlarken bir süre ayakta gözlerimi kapattım ama geçmeyince yatağa oturdum. Özgür ise rahatlığından ödün vermeden bana bakmaya devam ederken kaşlarımı çattım.
"Ben buradan çıkmak istiyorum, lütfen ben Baran'a götür." Üzgün ses tonumla söylediklerimi dikkatle dinlerken yerinde hafif kıpırdandı.
Gayet sakin bir ses ile "Birazdan çıkacağız buradan ama rahat durursan," deyince az da olsa rahatladım ve tebessümle başımı aşağı yukarı sallayarak yatağa uzanıp gözlerimi kapattım, kapanan gözlerim kapanır kapanmaz bir yaş düşürünce hemen elimin tersi ile sildim.
Kapının kapanma sesi gelince gözlerimi açtım, Özgür çıkmıştı. Muhtemelen çıkış için doktorla konuşmaya gitmiştir. Peki neden benim için bu kadar çabalıyor? Kim ki bu kadar mücadele ediyor?
Ben bunları düşünürken içeri giren hemşire güler yüzle konuştu. "Çıkış için sizi hazırlamaya geldim."
Kendi kendime 'çok şükür' derken hemşireye tebessüm ettim. Bana yaklaşarak kolumda ki intraketi çıkardı. Daha sonra nereden geldiğini ve kimin olduğunu bilmediğim bir çanta çıkardı dolaptan.
İçinden eşofman takımı çıkarıp bana yaklaşınca, elinden alıp "Ben hallederim teşekkürler," deyip onun çıkmasını bekledim.
Hemşire çıkınca zar zor pijama takımını çıkarıp eşofman takımını giydim. Çıkardıklarımı çantaya koyup yatakta otururken, kapı çaldığında yerimde huzursuzca kıpırdanıp "Gel," deyince kapı açıldı. Hayret Özgür bey ilk kez kapı çalma zahmetinde bulunmuş, gözlerim yaşardı şaşkınlıktan, nereden esti de kapıyı çaldı acaba?
Bana yaklaşarak "Hadi gidiyoruz Deva hanım," dedi.
Ona bakarak "Hala kim olduğunu söylemedin ama," deyince bana bakıp sabır dilercesine başını salladı.
"Sınırlarımı zorluyorsun, yapma." Öfkeyle kurduğu cümle kaşlarımı çatmama neden oldu.
Haksız mıyım ama yaa kim olduğunu bilmiyorum. Bir de Allah bilir beni nereye götürecek ya bu sefer gerçekten organlarımı çalarsa? Düşüncelerimin saçmalığı beni güldürürken bana anlamsızca bakıyordu.
Ona bakıp "Bak buraya gelmeden önce arkamda bir leş bırakarak geldim. Bir yanlışını görürsem seni de öldürürüm."deyince bana şaşkınca baktı. O öyle bakınca bir an 'Deva gözünü seveyim dağ kadar adama ne diyorsun Allah aşkına, o seni keser kuşlara yem diye verir saçmaladığın şeye bak' diye düşünemeden edemedim.
Bana biraz daha yaklaşıp yataktan kalkmamı beklerken, yavaş yavaş yataktan kalkmaya çalıştığımda canım çok fazla acıyordu. Ayağa kalkar kalkmaz başımın dönmesiyle gözlerimi kapattım ve kendimi tekrar yatağa atacağın sırada kolumu tuttu. Aniden gözümü açınca "Sakin ol sana zarar vermeyeceğim Deva. Ama izin ver yoksa bu şekilde hastaneden bir 10 gün daha çıkamazsın," deyince kafamı aşağı yukarı salladım.
Kolumu elinden çekip yürürken hemen bir adım arkamda duruyordu. Ben asansöre yönelecekken "Merdivenden,"dedi sadece.
"Koca hastanede asansör yok mu?" Elimi karnıma bastırıp çıkıştım.
"Bu katın asansörü bozuk, hala tadilatı sürüyor," deyince dudaklarımı büktüm.
Okyanus gözlerine bakarken acıyla yüzümü buruşturdum. "Biraz daha kalalım o zaman burada. Ben hayatta bu bir sürü merdiveni inemem."
Gözlerime hayır dercesine bakıp kafasını iki yana sallayarak "Olmaz şimdi çıkmamız gerekiyor," deyince aniden kolumu çektim, bu benim sarsılmama sebep olurken tekrar kolumu tuttu.
Bana bakarak "Gözlerini sımsıkı kapat ve sakın açma," deyince ona anlamsızca baktım. Bu sefer daha ciddi bir şekilde "Hadi Deva bakma öyle ve dediğimi yap," demesi ile ürkerek gözlerimi kapattım.
Bedenim aniden beklemediğim şekilde havalanınca, küçük tiz bir çığlık atıp gözlerimi açınca okyanus gözlerle, göz göze geldim. Bana bakıp "Gözlerini kapat Deva " deyince hiç beklemeden gözlerimi sıkıca kapattım ve kollarımı sıkıca boynuna doladım. O hareket ettikçe başım onun sert göğsüne değiyordu ve hoş, ferah kokusu burnuma doluyordu.
Gözlerimi açtığımda beni bir arabanın ön koltuğuna oturtup sürücü koltuğuna geçti. Ona şaşkın şaşkın bakarken ne kadar somurtkan biri olduğunu yeni yeni fark ediyordum. Düşüncelerim arasında bir an bana baktı. "Kemerini tak," deyince hızla dediğini yaparak kemerimi taktım. Ardından arabayı çalıştırıp yola koyuldu.
Merakla "Nereye gidiyoruz?"diye sorunca bana baktı. Ona bakarak kafamı ne dercesine salladım. Bu çok zor konuşuyor, biz bununla baya zor anlaşırız.
Tekrar sorumu yenilemek yerine başka soru sordum "Baran'a mı gidiyoruz?" çok sıkmak istemiyorum sorularıma ama gerçi onu tek soru bile sıkıyor.
Sorumu tekrar yanıtsız bırakınca bir anda bağırarak "Sağır mısın acaba sana soruyorum?"deyince araba ani fren yaptı, yaptığı dengesiz hareket yaramı sızlatırken acıyla inledim. Öne doğru savrulacakken uzattığı kolu son anda engellemişti, tekrar bağırarak "Kafayı mı yedin sen yavaş olsana?" deyince galiba onda bu kez ipler kopmuştu.
Okyanus gözleri gözlerime değerken, tıpkı benim gibi bağırarak "Soru sormak yok Deva! Bil ki sorduğun her soru cevapsız kalacak. Sorularının cevabını bizzat Baran abin verecek o zamana kadar senden tek bir soru bile duymak istemiyorum. Duydun mu beni?"
Anlamsızca ona bakıp ürkek bir tavırla kafamı sallarken tekrar arabayı çalıştırdı. Yok bu adam benim baya sinirimi bozuyor ben bununla iki dakika daha kalırsam gerçekten kafayı yerim.
Araba hareket edince başımı cama yaslayıp gözlerimi kapattım. Bir süre sonra araba durunca etrafa baktım. Bir benzin istasyonuna duran araba ile Özgür arabadan inip markete girdi. Gideceğimiz yer ne kadar uzak olabilir diye düşündüm bir an.
Özgür arabaya binerek elindeki çikolatayı ve suyu bana uzatınca yüzüne dahi bakmadan, elindekileri aldım. "Şekerinin düşmemesi gerekiyor," deyince sadece başımı aşağı yukarı salladım.
Geveleyerek "Teşekkür ederim," deyince, başını sallayıp tekrar arabayı çalıştırdı. Karnımın acıktığını hissederken aldığı çikolatayı yedim ve suyumu içip gözlerimi kapatarak kafamı tekrar cama yasladım. Onunla daha fazla muhattap olmak istemiyorum. Çünkü dediği tek şey soru sorma Deva.
Bir süre sonra araba tekrar durdu, gozlerimi açıp ona dönünce "Geldik hadi in," dedi, etrafa baktığımda ise bir sürü sıralı konaklar vardı.
Arabadan inip detaylıca inceledim hiç bir yerde Merdan konağı yazmıyordu. Anlamsızca Özgür'e baktım. "Neden hiç bir yerde Merdan konağı yazmıyor?" Bana doğru bir kaç adım attı.
Ben ona bakarken "Merdan konağına değil Beyoğlu konağına geldik" dedi ve başıyla arkamda ki konağı işaret etti. Arkamı dönüp konağa bakınca kapısının üstünde 'Özgür Devran Beyoğlu' yazdığını gördüm.
Bir süre konağa baktım... çok büyük bir konaktı insan içinde kaybolur o şekilde. Ben konağa bakarken kapıdaki korumaların da şaşkın şaşkın bana baktığını farkettim.
Adım seslerinden onun bana daha çok yaklaştığını hissedebiliyordum, arkamı döneceğim sırada önüme geçmişti. Sert sesi ile korumalara bakarak "Önünüze bakın lan," deyince korumalar hızla benden gözlerini çektiler.
Okyanus gözleri gözlerimi bulunca sinirle "Beni Baran'a götür Ben burada kalamam, halamların konağı nerede? Ara Baran'ı o gelip beni alır zaten," derken elimi sızlayan karnımı buldu. Ayakta durdukça ağrılarım artarkem, acıyla gözlerimi kapatıp açarak derin bir nefes aldım.
Hiç bozulmayan ciddi ve sert tavrıyla "Bu gece burada kalacaksın Deva," deyince öfkeyle başımı sağa sola salladım.
Birden sesimi yükselterek bağırdım. "Beni Baran abime götür ya da onu ara gelip beni alsın buradan. Hem sen kimsin ki benim nerede kalacağıma karar veriyorsun?"
Sesimin yükselmesi ile kaşlarını daha da çattı ve sakin kalmaya çalışan bir ses tonuyla "Ne laftan anlamaz bir şeysin sen. Bir şeyleri anlaman için bir kaç kere mi söylemem gerekiyor? Bu gece burada kalacaksın dedim ve kapandı konu anlıyor musun beni Deva..?"derken sona doğru sakinliği sinire dönmüştü.
Söyledikleri ile histerik bir kahkaha atarak kaşlarımı çattım ve inatla yüksek sesimle "Özgür aslında bu soruyu benim sana sormam gerekiyor. Daha kaç kez sana kimsin diyeceğim ya da daha kaç kez Baran abim nerede ara diyeceğim?"sorduğum soru ile kolumu tutup beni çekiştirirken konağın kapısını açtırdı.
"Soru yok, soru yok, soru yok... bir süre dediklerimi yapacaksın ve zamanı gelince senden kurtulacağım," deyince kolumu sertçe çekmeye çalıştım.
Kolumu daha sıkı tutarken bağırdım. "Ahmak şey, sen kimsin ki benden kurtulacağını söylüyorsun?" Öfkeyle gözlerime bakınca "İmdatt! Kız kaçırıyorlar... Lütfen yardım edin! Kimse yok mu?"daha fazla bağırmama fırsat vermeden ani bir hareketle bana döndü ve eliyle ağzımı kapattı.
Sert ve öfkeli sesiyle "Kafayı mı yedin, amacın ne, seni kaçırdığımı falan mı düşünüyorsun merak etme asla öyle bir hataya düşmem... bak şuan seni bırakıyorum gitmekte özgürsün, yol orada," diyerek sertçe kolumu bıraktı ve başıyla arkamda ki yolu işaret etti. Ne yaptığına anlam veremezken bir an bile düşünmeden arkamı döndüm ve hızlı olmaya çalışan adımlarımla yürümeye başladım.
Tekrar onun sesini duyarken adımlarımı yavaşlattım ve elimi acıyan karnıma bastırdım "Biraz sonra o belli etmemeye çalıştığın ağrıların daha çok artacak, adım dahi atamayacaksın, hatta belki bir yerlerde düşer bayılırsın, gözünü açtığında kendini nerede bulursun kim bilir..." derken içime bir kurt düştü.
Arkamı dönüp yavaş adımlarla yürüyerek sordum. "Seni ne kadar ilgilendirir ki, sen kimsin de beni bu kadar düşünüyorsun?" Cevap beklercesine göz kırptım ve devam ettim "Git evine uyu, benden kurtuldun işte..."dedim ve arkamı dönerek düşünceli adımlarla elim karnımda yürüdüm. Peki sahiden bu ağrıyla nasıl bakacaktım başımın çaresine?
Adımlarım bana azap gibi gelirken, yavaş adımlarla ondan uzaklaştım ve elimi acısını dindirmek istercesine karnıma bastırdım. Geçmeyen bir acı sanki o denli yakıyordu canımı. Ağrı vücuduma yayılırken acı içinde inledim ve sağımda duran duvara yaslanarak biraz olsun dinmesini bekledim.
Nefeslerim bana azap olurken köşedeki sokağı döndüm çok fazla ışık olduğunu görünce dudağım kıvrıldı, şuan tek amacım bir yerden telefon bulup Baran'ı aramaktı, onu arayacaktım ve gelip beni bu lanet olası bataklıktan çekip alacaktı...
Karnımda ki bu keskin ağrıyla ileride gözüken markete kadar yürüyeceğime kanaat getirdim ve acımı daha az hissedebilmek için çok yavaş adımlarla devam ettim. Markete çok yaklaşmışken heyecanla adımlarımı hızlandırıp markete girdim. Soğuk hava ağrılarımın bir hayli artmasına neden olurken adım dahi atacak takatim kalmamıştı.
Markette ki genç çocuğa baktım, oradan nasıl gözüküyordum bilmiyorum ama bana tuhaf bakıyordu. Genç çocuk "Buyurun." deyince aniden "Telefonunuzu kullanabilir miyim?" dedim ve o da hiç düşünmeden cebinden çıkardığı telefonunu uzattı.
Hemen ezbere bildiğim Baran'ın numarasını tuşladım ve arayarak kulağıma koydum 'Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor, lütfen daha sonra tekrar deneyin.'sözleri gözlerimin dolmasına neden olurken tekrar aradım, tekrar aynı cümle ve tekrar tekrar...
Halamın numarasını hatırlamaya çalıştım fakat hic bir zaman ezberlemeye çalışmamıştım ki nasıl hatırlayacaktım... Hatırladığım kadarıyla numarayı tuşladım "Böyle bir numara kullanılmamaktadır."sözlerini duyunca dolan gözlerimin yaşı yanağıma süzüldü. Hayat ne zaman bana güldü ki zaten...
Ben kaderime ağlamak için doğdum, doğduğum gün de kimsesiz kaldım...
Çocuk bana bakınca telefonun uzattım. "Teşekkür ederim."deyip çıkacağım sırada aklıma gelenle tekrar çocuğa döndüm. "Merdan konağı, Merdan konağı nerede biliyor musun?"deyince kafasını hayır dercesine iki yana salladı.
Sarsak adımlarla marketten çıktım ve ağrılarım daha da artarken kaldırım taşına oturtup akmak için direnen göz yaşlarımın yeri ıslatmasına izin vererek ağrılarım biraz da olsa hafiflemesini sağlamıştım.
Yerden destek alarak kalktım, belki bir kaç kişiye daha sorsam Merdan konağının yerini bilen çıkardı. Yavaş yavaş yürürken gözlerim karardı, bedenimi duvara yaslayıp bir süre bekledim, şuan olmaz, şimdi bayılamazdım...
Gözlerim acıdan açılmıyordu, yaslandığım duvardan yavaş yavaş aşağı doğru çöktüm ve sırtımı soğuk duvara yaslayıp karnıma baskı yapan bacaklarımı uzattım. Biraz bile olsun acısının dinmesini bekledim ama daha çok artıyordu acı içinde inlerken bütün bedenim kasılmıştı.
Hayat bu kadar acımasız olmamalıydı, bilmediğim bir şehirde yine kimsesizlikle sınanıyordum. Benim ruhum zaten bir ölüydü, sabaha kadar da bedenim bir ölü olmalıydı. Benim buradan sabaha kadar sadece cesedim kalkmalıydı...
Ağrıdan yavaş yavaş gözlerim kapanıyordu, kapandığı gibi durmaksızın yaşlar dökmeye başladı. Kapalı bir göz hiç yaş döker mi... benim gözlerim; kimsesiz kaderine, ölmüş ruhuna, yaralı bedenine döküyordu...
Üşüyen, acı çeken bedenimin ısınarak acısının son bulması ve ölen ruhumun huzuru ümidiyle, bir daha asla uyanmamak dileğiyle kapanan gözlerim ile kendinimi sonsuz bir karanlığa hapsettim...
༺༻
Sızlayan bedenime ve acıyan gözlerime lanet ettim, ben bir daha uyanmamayı dilemiştim; kim beni neden kurtardı?
Yavaş yavaş gözlerimi açtım, yine kolumda dolu bir serum vardı ama hastane odasında değildim. Neredeyim ben, yine hangi cehenneme düştüm?
Üstümdeki çarşafı çekip, beni böylesine elden ayaktan düşürüren yarama baktım; sargısı değişmiş ve pansuman yapılmıştı.
Nerede olduğumu henüz anlayamazken yataktan doğrulup biraz etrafa bakındım. Beyaz rengi ile döşenmiş odada; büyük çift kişilik yatak, kocaman bir dolap ve daha bir kaç ıvır zıvır varken odayı incelemeyi kestim.
Gözlerim kapıya bakarak birilerini beklerken ne kadar süre geçtiğinden habersizdim... fakat ne gelen vardı ne de giden. Ses seda dahi çıkmazken merakım daha da arttı.
Fazlasıyla yorgun hissediyordum ama bedenen değildi bu yorgunluk... sürekli bir yerlere sürüklenmekten ve her özgürlük savaşımın tutsaklıkla sonuçlanmasından ben artık çok yoruldum...
Düşüncelerimin ağırlığı altında ezilmekten korkarcasına kafamı dağıtmak ister gibi, karnımda herhangi bir ağrı hissetmezken, başımı kaldırıp çeyreği kalan seruma baktım ve kolumdaki intraketi çıkarıp yataktan kalktım. Fakat bir terslik vardı, kolum haddinden fazla kanıyordu bu da demek oluyor ki ben intraketi çok yanlış çıkardım.
İyi olmam için verilen kan bile vücudumu terk ediyordu...
Kolumu önemsemeden önce odanın içindeki kapıyı açtım, tam da tahmin ettiğim gibi bembeyaz bir banyoydu. İçeri girip kolumdaki kana peçete bastırdım, kan durmazken biraz daha peçete aldım ve banyo dolaplarına bakarak bir bez parçası bulup kolumun kanayan yerini sararcasına bağladım.
Yüzümü yıkayıp aynaya baktım korkakça, ruhumun ölümü bedenimi bir hayli etkilemişti. Gözümün olmayan feri gitmişti...
Saçlarım dağınıktı, üstümdeki kıyafetler pisti ve kan olmuştu. Leş gibi kokan bedenim ise günlerdir yıkanmadığımın kanıtıydı. Daha fazla banyoda durmadan hızla çıktım ve odaya girdim.
Nerede olduğumu anlamak istercesine yavaş adımlarla kapıya doğru ilerleyip kapıyı açtım. Kapıyı açmamla bedenim sertçe başka bir bedene çarparken acı bir inleme peyda oldu dudaklarımdan. Sertçe bedenime çapran bedene bakmak istercesine başımı kaldırdığımda gözlerim şaşkınlıkla açıldı...