~Bölüm 4~ [İNKÎSAR]

4356 Words
Ellerimi pis kandan arındırarak, odama girdim ve gözlerim çığlıklarımı duvarına gömen odada gezindi son kez, buruk bir tebessümle odaya bakarken kulağıma dolan çığlık sesleri ile derin bir nefes aldım. Koskoca 19 senem geçti bu odada, yıllarca attığım sessiz çığlıklarıma şahit oldu bu odanın duvarları. Daha fazla düşünmek istemiyordum bu yüzden acele ile önceden hazırladığım küçük bavulumu ve çantamı alıp çıktım görünmez parmaklıkları olan bu zindandan. Evden çıkınca heyecanla, gördüğüm siyah arabaya doğru hızlı adımlarla ilerledim. Kapıyı açıp arabaya bindiğimde, halamın ve Baran'ın hala tartıştığını görünce Baran'la aynı anda tebessüm ederek başımızı iki yana salladık. Çocuksu bir eda ile kollarını göğsünde birleştirerek "Sana sarılmazsam, o güzel bebek kokunu duymazsam, pamuk saçlarını öpmezsem hayatta sürmem bu arabayı," deyince gülen gözlerimle kollarımı kocaman açtım. Halam bize şaşkın şaşkın bakarken, Baran'ın kemiklerimi kırarcasına bana sarılması ile "Baran abi kemiklerim..." der demez saçlarımı öperek benden ayrıldı. "Abin sana kurban olur, çok özledim Deva bu sarılma bana yetmiyor. Hemen yola koyulalım da seninle hasret gidereyim bol bol," deyince yanağını öperek arka koltuğa oturdum rahatça, arabayı çalıştırıp son sürat kullanamaya başlayınca tebessüm ettim. Baran için her zaman Deva'ydım ben. Bir kez olsun Sarya dememişti. Bana zaten sadece o zindandakiler Sarya derdi, tutsaklığımı yüzüme vururcasına. Kalbi güzel bu adam ise halamın oğluydu. Ona olan bağlılığımı anlatmaya kelime dahi bulamam, hayatımda ilk kez biri beni koşulsuz şartsız sevdi, Baran... Çocukluğuma dair çok az şey hatırlıyorum fakat unutmadığım tek şey Baran'ın varlığıydı. Halamla birlikte gelmişti ve o günden sonra da bir daha asla birbirimizden kopamadık. Çünkü o daha geldiği ilk gün 'ne olursa olsun seni asla bırakmayacağım Deva' diyerek vermişti sözünü. Şüphesiz beni gerçekten ne olursa olsun bırakmayacak tek kişi Baran'dı. Koskoca dünyada güvendiğim tek kişiydi, sevdiğim tek kişiydi... Baran'a yapacaklarımın çoğunu anlatmıştım, Reşat'ın olayı hariç... Benim bu zamana kadar yaşadığım çoğu şeyi bildiği için bana karşı çıkmak yerine, yapmam gerekenleri söyledi. Benim ona olan güvenim ve onun bana olan güveni çok başkaydı. Ne zaman bir şey olsa ve ben anlatsam her seferinde beni o evden almak istediğini söylüyordu. Fakat ben annemden uzak olmamak için her seferinde reddettim. Halam ne olduğunu anlamaya çalışır gibi şaşkın şaşkın bize bakarken, konuşmak için ağzını açtı fakat ondan önce davranıp "Gidince bütün merakını gidereceğim. Lütfen şimdilik beni biraz bana bırak hala," dedim ve başımı cama yaslayıp, gözlerimi kapatmadan önce anlayışla kafasını salladığını gördüm. Aklıma gelenle hemen gözlerimi açıp çantamdan telefonumu çıkardım. Yengeme biricik oğlu ile ilgili sadece bir video gönderdim, altına ise 'Gerisi sende olay polise giderse bana çok bir şey olmaz ama sen hayatın boyunca aslan oğluna don götürmeye gidersin, o da parmaklıklar ardından sana bakıp sadece çocuk gibi ağlar.' yazdım zira bu olayın polise gitmesi beni hiç mutlu etmezdi. Çantamdan kulaklığımı da çıkartarak müzik açtım ve kafamı tekrar cama yaslayıp ardımda bıraktığım felaketi düşündüm, nedense zerre pişmanlık duymuyordum. Aksine Reşat'ın yere dökülen kanları gözümün önüne gelince yüzümde anlamsız bir tebessüm oluşuyordu. Yaşadığım duygu karmaşıklığını şuan için çözemiyordum, çünkü hiç birinin yaptığı unutulacak şeyler değildi. Hepsi tek tek canımı çok yaktı, en çokta babam ve Reşat iti çünkü onlar bana borçluydu; bir hayat, bir gençlik, bir çocukluk... Düşüncelerim gözümden bir yaş düşürdü, durdurmak istedim fakat kontrolüm dışında hızlı hızlı akmaya başlayınca sadece sessizce sakinleşmeyi bekledim. Dinmesini beklediğim gözyaşlarım bana ihanet edercesine daha da çok akmaya başladı ve önce sol kolumun kasından bi uyuşma başladı, avuç içlerime sanki ateş topları konulmuş gibi yanarken ellerimi var gücümle sıktım içinde ki alevi söndürmek istercesine. Kapalı ellerim ve vücudum titrerken kalp atışlarım hızlandı, hızlanmaktan ziyade bir çarpıntıydı. Nefes almak azap gibi gelmeye başlayınca gözlerim karardı. Eğer biraz daha bu arabadan çıkıp nefes almazsam bayılırım, dikiz aynasından Baran'a baktım, tam o an gözleri gözlerime değdi, gözlerim halamı bulduğunda derin bir uykuda olduğunu gördüm. Kısık ve güçsüz sesimle "Baran abi lütfen hemen arabayı durdur, nefes alamıyorum," deyince saniyeler içinde hiç beklemeden hızlıca sağa çekip arabayı durdurdu. Araba durur durmaz hemen kapıyı açarak kendimi dışarı attım. Baran da benimle birlikte inerken, ani hareketim bir anda dengemi kaybedip arabaya yaslanmama sebep oldu. Kendimi geri çekmeden yavaşça yere oturdum. Baran da yanıma oturunca, bir kaç kez derin nefesler almaya çalıştım fakat çok zorlaşıyordu, Baran beni birden kendine çevirip sıkıca sarılınca gözyaşlarım daha da hızlandı. Sessizce gözyaşı dökerken sırtımı sıvazlayan Baran fısıltı ile "Sakin ol Deva'm, yavaş yavaş nefes almaya çalış," dediklerini denedim. Ciğerlerimi zorlamadan yavaşça nefes almaya çalıştım. "Bak hepsi geçti arkamızda bıraktık her şeyi, hem artık ben burdayım seni asla bırakmayacağım." Sahiden beni asla bırakmayacak tek kişiydi. "Söz veriyorum hepsi geçecek, senin yaşadıklarını onlara misli ile yaşatacağız, belki o zaman için biraz olsun soğur. Artık abin burda, seni artık bırakamam göz bebeğim." Söyledikleri beni yavaşça sakinleştirirken ona daha sıkı sarıldım. Sırtımı sıvazlayıp "Ağlama hepsi geçecek, onların hepsini senin gözyaşlarına boğacağım," deyince ondan ayrılıp gözlerine baktım. "Ne olursa olsun beni asla sensiz bırakma Baran abi," dediğimde tebessüm ederek yanağımı sıktı. "Seni bırakmak ne haddime Deva'm. Abin seni yeni bulmuşken kaybetmeyi göze alır mı?" Sorusu ile başımı sağa sola salladım. Kocaman bir tebessümle gözlerine baktım. "Bir şey söyleyeyim mi? "Söyle gözümün nuru," deyince sahiden bana bakarken parlayan gözlerine baktım. "Ben seni çok çok çok özledim..." dediğim gibi yerden kalkıp beni kucağına alarak boş yolun ortasına geçti ve hızlıca döndürüp "Ben de Deva'mı çok özledim, senelerdir hasret olduğum Deva'm sonunda benimle," diye bağırınca kollarımı açtım. Baran'ın beni döndürmesi ile ilk kez içten kahkahalar atarken benim kahkaha sesime eklenen kahkaha sesi ile gözlerim halama değdi. Ellerini göğsünde birleştirmiş bizi izlerken onun da gözleri parlıyordu. Halamın "Kıskanıyorum ama..." demesi üzerine Baran halama bakıp beni daha çok döndürdü. "Anne üzgünüm ama sen Deva kadar zayıf değilsin, seni bu şekilde döndürmek için bir kaç fırın ekmek yemem lazım," deyince halam güldü. Baran beni yavaşça yere bırakıp saçlarıma içten bir öpücük kondurdu. Elimi dönen başıma bastırarak halamın yanına giderken küçük bir çocuk gibi ona yasladım. "Maşallah Baran abim formunda." Halam elini yanağıma koydu. "Seni yanına aldığı için formunda güzel kızım." Başımı aşağı yukarı salladım. "Ne şekilde olursa olsun sonunda çıktık o evden, hepimizin neşesi yerinde olsun. Neşemiz de daim olsun," deyince halamın yanağını öptüm, Baran da benim yanağımı öpünce halam ikimize de küçük bir çocuk edası ile sarıldı. Halam ikimizinde saçlarını okşadı. "Hadi benim güzel çocuklarım yolumuz uzun, bu şekilde gidersek yol bitmez, gittimiz yerde bol bol hasret gideririz." Baran abimle birlikte aynı anda başımızı aşağı yukarı salladık. Gülerek halamın kanatları altından çıkarak arabaya bindik. Keyifli yolculuğumuz uykumu getirirken, mayışan bedenimle koltuğa uzandım. Baran bana dikiz aynasından bakıp halama "Anne Deva'nın üstünü örter misin?" deyince yerimden doğrulup gülerek Baran'ın boynuna sarılarak yanağına kocaman bir öpücük bıraktım. Uyarımı yaparak "Baran bey bu kadar ilgiye alışık değilim, şımarırım," dediğimde dikkatle arabada ki hakimiyetini kaybetmeden kısa bir an bana baktı. "Şımar gözümün nuru hem bu daha ne ki..."sözü ile arka koltuğa uzandım, halam üstümü örterken ilk kez huzurla, mutlulukla gözlerimi kapattım ve kendimi uykunun güzel kollarına teslim ettim. Araba ani fren yaparak durunca başıma giren derin sızı ile neye uğradığımı şaşırdım. Sertçe koltuğa çarpan başımı tutup gözlerimi kırpıştırdım ayılmak istercesine. Sersersemce kendime gelmeye çalışırken gözüm Baran'ın sürücü koltuğuna değdi, yoktu... Halam ise hâlâ uyuyordu. Bu frenle nasıl uyanmadı acaba? Gerçi tartışmaya çok açık değil, uykusunun ne kadar derin olduğunu bir kaç haftada çok iyi anlamıştım. Hava aydınlanmak üzereyken, camdan etrafa baktım Baran'ı ararcasına, fakat arabanın etrafında çobansız bir koyun sürüsü olduğunu gördüğümde kaşlarım çatıldı anlamsızca. Arabadan inip etrafa bakındım, fakat çoban yoktu. Koyun sürüsünün ortasında sürüyü dağıtmaya çalışan Baran'ı görünce yanına gitmek için adım attım. Attığım adımla birlikte göğü silah sesleri sardıdığında irkilip çığlık atarken Baran'ın "Eğil Deva," diyen sesi ile hızla yere çöktüm ve kulaklarımı kapatarak Baran'a baktım. Çıkardığı silah ile karşı tarafa ateş ederken aynı zamanda daha güvenli bir yere geçtiğinde gözü bana değdi, tam o anda sağ koluna isabet eden kurşunla, üzerinde ki gömleğin kana bulanışı ile "Baran..." diye bir haykırış koptu dudaklarımdan. Ayağa kalkıp yanına gideceğim sırada bağırarak "Deva sakın kalkma yavaşça arabanın arkasına geçmeye çalış, iyiyim ben," deyince gözüm yere kan döken koluna değdi ve bir yaş süzüldü yanağıma. Açık olan araba kapısının yanına geçip kendime kalkan yaparak ellerimle kulaklarımı ve gözlerimi sıkıca kapattım. Yaş döken gözlerim yavaşça aralanınca hızla yanağımda ki ıslaklıkları sildim ve başımı kaldırdım, etraf kan gölüne dönmüştü, bir sürü koyun ölüsü ve kan kokusu vardı. Silah sesleri durmaksızın devam ederken, karşı taraftan sesler daha da azalmış gibiydi, bu anı fırsat bilerek Baran'ın yanına gitmek için ayağa kalktım ve attığım adım ile belimde hissettiğim el çığlık atmama sebep oldu. Baran bana bakınca yaşlı gözlerim ile baktım ona, fısıldarcasına "Özür dilerim gözümün nuru..."derken dudaklarını okumuştum ve tam o an başıma aldığım darbeyle gözlerim kapandı, gerisi ise koca bir karanlıktı... ༺༻ Başımda hissettiğim derin bir sızıyla yavaş yavaş gözlerimi araladım, etrafta gezinen gözlerim camın ardında ki masmavi gökyüzüne değdi. Gökyüzünden alabildiğim gözlerimi etrafta gezindirdim. Bembeyaz bir hastane odasındaydım... kolumda bir intraket, üzerimde ise benim giymediğim bir pijama takımı vardı. Benim bu şekilde burada ne işim vardı peki? Etrafın kan gölüne döndüğü bir çatışmanın ortasındayken, şuan bir hastane odasında kolumda bir serumlaydım. Baran vurulmuştu, kolundan akan kanlar geldi bir an gözümün önüne. Gözlerimi sımsıkı kapatıp açarken, onun başına kötü bir şey gelmiş olma düşüncesi kalbimin sıkışmasına neden oldu Düşüncelerim beni korkuturken yerimden doğrulmaya çalıştım, karnıma giren şiddetli sızı beni tekrar olduğum yere düşürürken, nedenini anlayamadığım bu sızı gittikçe canımı daha da çok acıttı. Ben hiç böyle düşünmemiştim ki... Karnımda ki bu derin sızı ağrıya dönüşürken dişlerimi sıkarak üstümdeki çarşafı çektim, yatağın köşesine sıkışan çarşafı sertçe çekerken karnıma giren şiddetli ağrı ile gözümden bir yaş düştü. Çarşafı son kez sertçe çektim, çarşaf elimden kayıp yatağın kenarına düşerken aldırmadan, üstümdeki pijama takımının düğmelerini açtım ve karnımın sol tarafında görmeyi beklemediğim bir sargı beni dumura uğrattı. Anlamlandırmaya çalıştığım sargının etrafına hafif baskı uyguladım, canım bir hayli acırken aklımdan geçen onlarca saçma şeye engel olamıyordum... Bıçaklanmış olabilirim ama böyle bir şey olmuş olsa benim neden haberim olmasın ki? Böbreğim çalınmış olabilir; evet sanırım böbreğim çalındı, çatışmayı çıkaranlarda organ mafyası olabilir. Düşüncelerim gözümden düşen tek damla yaşa bir yaş daha ekledi, hızla elimin tersi ile gözümden akan yaşları sildim. Zar zor üstümde ki pijama üstünü çıkartıp sinirle beyaz odanın bir köşesine fırlarcasına attım. Siyah ip askılı büstiyer ile kaldığımı fark edince gömleği fırlattığıma bir an pişman oldum fakat şuan karnımda ki şiddetli ağrı onu umursamama engeldi. Büstiyeri göğsümün altına çekip, başımı biraz kaldırarak, daha detaylı bakmaya çalıştım sargıya ama canım o kadar çok acıyordu ki sanki az daha hareket etsem olduğum yerde bayılacakmışım gibi hissediyordum. Gözümden akan yaşları silerek karnımda ki ağrının son bulması için hareketsizce dururken, kapı açıldı. Merakla kapıya bakarken Baran'ı görmeyi bekliyordum anlamsızca, fakat kesinlikle karşımdaki siyah takımlı okyanus gözlü genç adamı görmeyi beklemiyordum.Gözleri önce gözlerime değdi, ardından yaralı bedenimde gezindi. Okyanus gözleri... Bu gözler manasız bir kuşku barındırmama sebep oldu. Başımı iki yana salladım düşüncelerimi def etmek istercesine. "Kimsiniz siz?" Sorduğum soru ile gözlerimi gözlerinden çektim. Soruma cevap vermezken yerdeki çarşafı alıp üstüme attı. Sorumu yenileyerek ve sesimi hafif yükselterek öfkeyle tekrarladım. "Size soruyorum, siz kimsiniz? Baran nerede?" Çarşafı üzerime örterken okyanus gözlü genç adamdan gözlerimi bir an olsun ayırmıyordum. Tek kelime dahi etmezken bu kez bağırarak "Kimsiniz bilmiyorum ama sanırım yanlış geldiniz, fakat keşke kapıyı çalsaydınız," dediğimde öfke tüm bedenimi esir almıştı. Kapıyı işaret ettim. "İnsanların müsaitlik durumu için hemen arkanızda bir kapı var içeri girmeden önce çalmanız gereken." Önce gözlerime ardından arkasındaki kapıya baktı. Kapıya bakmasını fırsat bilerek "Heh şimdi lütfen o kapıdan çıkın ve lütfen bir daha gelmeyin," diye bağırdım. Aptal umursamaz tavrı sinirimi bir hayli bozarken, sesimi daha fazla yükselterek "Sana dışarı çık dedim, birazdan abim gelecek ve seni burda görmesi hiç iyi olmaz," dedim. Bana yaklaşarak konudan bağımsız, ilk kez sessiz ve sert sesiyle konuştu. "Sesini kontrol et ve soru sormaktan vazgeç küçük kız!" Soruma cevap vermezken gözlerini gözlerimden bir an olsun çekmedi. Gözlerimi ondan çekip üstümde ki çarşafı düzelterek, ağlamaklı sesimle sordum. "Ne istediniz böbreğimden?" Okyanus gözleri ile bana anlamsızca bakarken devam ettim. "Zaten çok sağlıklı değildim, niye çaldınız ki böbreğimi?" Kaşlarını çatmış bana anlam vermek istercesine bakarken "Bunun için boşuna çatışma çıkarmaya değmez, abimi vurdunuz siz," derken gözümden bir yaş süzüldü yanağıma. Birden bağırınca irkilerek gözlerini buldu gözlerim, öfke saçan gözlerine ithafen sordu. "Ne saçmalıyorsun, kendinde misin sen?" Sinirden titreyen dudaklarımı sıkıca birbirine bastırdım. Bağıran sesine karşılık, yüksek sesimle konuşmaktan alıkoyamadım kendimi. "O zaman neden karnımın sol tarafında sargı var, neden bu kadar çok acıyor?" Yanaklarımı silerek "Abim gözümün önünde vuruldu,"son cümlemi duymazdan gelerek çarşaf ile kapattığım karnıma baktı. Gayet rahat bir ses tonuyla "Çatışmada kollarıma düşerken vuruldun, çokta önemli bir şey değil."diyince başıma vurulduğu anı hatırladım. Karnımda ki fazlalaşan sızı ile sesimi daha da yükselterek "Önemine sen mi karar veriyorsun? Can benim canım, acıyor ve bu normal bir ağrı değil," kafamı iki yana sallayıp sordum. "Gerçi sen nereden bileceksin ki?" Hala tek kelime konuşamazken "Ayrıca şuna da değinmek istiyorum; ben senin kollarına düşmedim, sen benim başıma vurdun,"dedim çünkü aynen öyleydi. "Hem sen kimsin ki, ben burada sana laf anlatmaya çalışıyorum? Baran abim nerede, bir şey mi yaptın ona?" Sorularıma karşılık hala tek kelime dahi etmezken arkasını dönüp odadan çıkmadan önce "Sakın, sakın bir daha sesini yükseltme, acına veriyorum ama son uyarım. Şuan da da kendinde değilsin, sen kendine gelince hepsini tek tek konuşacağız fakat şuan değil," deyince kaşlarımı çattım. Kapı kulpunu indirip çıkacakken önce gözlerime ardından karnıma bakarak "Ağrıların için de doktor gelecek, biraz olsun diner belki,"deyip odadan çıktı. Ağlamamak için kendimi sıkarken, derin nefesler alarak sakinleşmeye çalıştım. Çalan kapı ile derince yutkundum "Gel," dediğimde kapı usulca açıldı, içeri giren beyaz önlüklü doktor tebessümle bana baktı. "Nasılsın Deva?" Sorusu ile anlamsızca doktora baktım. "Adımı nerden biliyorsunuz? Kimsiniz siz, lütfen cevap verin?" Tekrar, tekrar cevapsız sorular. Bana yaklaşıp nazik ses tonuyla "Ağrıların başlamış onun için geldim, yarana bakıp serumunu yenileyeceğim. Serum ağrını hafifletip senin uyumana yardımcı olacak, ağrılar seni uyutmuyor olabilir çünkü," diyerek yavaş yavaş bana adımladı. Nazik ses tonunun aksine sert ve yüksek ses tonumla tekrar konuştum. "Neden, neden hiç biriniz sorularıma cevap vermiyorsunuz?" Doktorun yüzünde mimik dahi oynamazken başımı iki yana salladım. "Lütfen sorularıma cevap verin, aksi halde bana dokunmayın. Kimsiniz siz? Baran nerede?" Sorularımı yeniledim, dolan gözlerimi görmezden gelerek. Baran yoksa bende yokum... Hala bana yaklaşmaya devam edince titreyen elimi kaldırarak "Sakın bana yaklaşma."diye bağırmamı dahi aldırmadan, yatağın yanına gelip üstümde ki çarşafı kaldırdı. Daha yüksek sesimle bağırarak "Bana dokunma." derken aklımda sadece bir kaç gün önceki çığlıklarım vardı. Doktor böyle bir atak beklemiyor olacak ki, birkaç adım geriledi ve sakin sesi ile "Sakin ol Deva sana zarar vermeyeceğim, sadece izin ver yarana bakayım. Birazdan ağrıların daha da artacak, dayanamazsın."başımı durmaksızın iki yana sallarken gözlerim istemsizce yaş dökmeye başladı. Gözümden acı içinde yaşlar akarken, Reşat pisliğini dokunuşlarını hissettim tenimde... Gözlerimi sıkıca kapatıp bağırarak "Dokunma bana, öldürdün zaten beni daha ne istiyorsun?" derken kendimde değildim. Kimseye anlatamadıklarım bir gün beni çok daha da yakacaktı ve bunun bilincindeydim. Kendimi kaybetmişken ne dediğimin farkında değildim. Sadece gözlerimin önünde o anlar dilimde ise "Bana dokunma, yalvarırım yapma Reşat. Çocukluğumu çaldığın yetmedi mi?.." yalvarışları ve daha bir çoğu dilimde dolanıp duruyordu fakat tam olarak kendimi anlayamıyordum. Bir anda kolumdan tutulunca gözlerimi açıp çığlık attım, olduğum yerde hiç durmadan çırpınırken daha da çok canım acıyordu. Kolumdan tutan daha demin ki okyanus gözlü genç adamdı, odaya gelip hiç bir soruma cevap vermeyip doktor gönderen okyanus gözlü genç adam... Gözlerime bakıp "Sakin ol Deva, sana zarar vermiyoruz." diyince daha çok çırpındım. Ben çırpındıkça beni daha da sıkı tutarken, dokunuşları beni yakıyordu. Gözümün önünden gitmeyen anlar daha çok gözümün önüne gelip midemi bulandırıyordu. Korku ile başımı iki yana sallarken okyanus gözlü genç adamın bedeninin bana yakın olması çığlıklarımı daha da güçlendiriyordu. Tenim yanıyordu boynuma değen nefesi ile, tenim yanıyordu tenime değen teni ile, tenim yanıyordu... Kim olduklarını dahi bilmediğim bu insanların dokunuşları beni yakıyordu. "Yapma, dokunma yalvarırım. Öldüm ben, öldürdün beni..." Sanırım dilimde dönüp duran şey bu cümleydi. Doktor kolumdaki intrakette şırıngada ki sıvıyı ekleyince bir anda bütün bedenim uyuştu. Gözlerim ise bana inat kapanmazken, durmadan yaş akıtmaya devam ediyordu. Okyanus gözlü genç adam doğrulup doktora başı ile kapıyı işaret edince, doktor odadan çıktı. Ben ise her şeyi görüyordum, duyuyordum ama tepki veremiyordum. Okyanus gözlü genç adam, usulca yanıma yaklaşıp yavaşça çarşafı üstüme örttü. O bana yaklaştıkça çaresizce göz yaşlarım daha da çok artıyordu, sessizce yaş döken gözlerime baktı okyanus gözleriyle. Odaya giren doktor ile okyanus gözlerini, kara gözlerimden çekti. Doktora dönüp sinirle bağırarak sordu. "Çok mu ağrısı var doktor, neden hala göz yaşı döküyor?" Doktor bana doğru adımlayarak konuşmaya başladı "Ağrısı elbette var onun için serum taktık fakat gözyaşlarının ve çırpınışının sebebinin bir tramvaya bağlı olduğunu düşünüyorum," deyince başımı gökyüzüne çevirdim. Doktor bana yaklaşarak çarşafı kaldırıp yaramı açmaya başladı. Bana dokundukça gözyaşlarım daha da artıyordu istemsizce. Ben hatırlamak istemedikçe daha çok aklıma düşüyordu o anlar. Yaşlı gözlerim okyanus gözlü genç adamın gözlerine değdi, gözlerime değil sadece gözyaşlarıma odaklanmıştı, birden bağırarak "Bırak dokunma ona doktor. Ruhu yara almış küçük kızın..." deyince doktor tereddütle gözlerine baktı. Doktor "Ama Öz..." okyanus gözlü genç adam öfkeyle elini kaldırdı ve kapıyı işaret etti. Doktora bakıp "Sana amasını sormadım doktor. Ellerini çek ve siktir git hemen sakinleşince devam edersin," deyince doktor mahçup gözlerle yapışkanlı hazır sargıyı yaranın üstünü kapatıp odadan çıktı. Okyanus gözlü genç adam, doktorun açık bıraktığı üstümü çarşaf ile kapatırken sadece onu izliyordum, çarşafı göğsümün üstüne kadar çekip gözlerime baktı. Duran gözyaşlarımı görünce hiç konuşmadan yatağın yanında ki koltuğa oturup başını geriye atarak beni incelemeye başladı, aslında daha çok çözmek istercesine bakıyordu. Dikkatle bana bakarken gözlerimi gözlerinden çektim, bir süre masmavi olan gökyüzüne izlerken, sakinleştiğimi hissedince gözlerimi kapattım; okyanus gözlü genç adamın mırıldandığı sözler ile tekrar gözlerimi açtım ve gözlerine baktım. "Kim dokundu sana?" Gözlerimi gözlerine sabitledim ve yanağımda kuruyan gözyaşlarımı elimin tersi ile silerek derin bir nefes aldım. "Güzel soru ama seni, beni bıraktığın gibi yanıtsız bırakacağım," deyince sinirle kaşlarını çatarken aynı anda dudağı kıvrıldı. Sert sesi ile tekrar sordu. "Aynı şey değil Deva. Sana kim dokundu?" Hafif dudağım kıvrıldı tıpkı onun gibi. "Adımı biliyorsun fakat daha adını bile bilmiyorum! Kimsin sen?"dedim sesime yansıyan sinirimle. "Özgür... adım Özgür Deva. Şimdi söyle, eğer söylemem diyorsan ben öğrenirim."deyince başımı tekrar cama çevirdim. "Seni tanımıyorum kimsin nesin bilmiyorum, Baran nerede onu da bilmiyorum. Ben hiç bir şey bilmezken senin bir şeyler bilmen hiç adil olmaz Özgür." İsmine vurgu yaparak kaşlarımı çattım. "Her şeyi öğrenebilirsin kendi çabanla ama ben sana tek kelime dahi söylemeyeceğim." Son cümlemi de söyledim ve ardından sadece sustum ve gözlerimi kapattım. Öğrenmesi değil de benim dile getirmem acıtıyordu canımı, sanki tekrar yaşıyormuş gibi yakıyordu beni... Daldığım derin uykudan uyanırken, gözlerimi yavaşça araladım. Ayılmak istercesine başımı iki yana sallarken gözüm kolumda ki yeni takılan seruma değdi. Gözlerimi kolumdan çekip kararan gökyüzüne baktım gün sonu ve hala Baran yoktu. Gelecek ama çünkü söz verdi... Odanın boş olması beni biraz rahatlatırken yarama baktım, sargısı değişmişti ve yeni uyanmama rağmen midem fazlasıyla bulanıyordu sadece verilen ilaçların yan etkisi olduğunu düşündüm. Artan mide bulantım ile elimle ağzımı kapattım ve odadaki lavaboyu kullanmak için üstümdeki çarşafı kaldırdım. Hafif doğrularak kalkmaya çalıştım fakat canım çok fazla acıyordu. Zar zor doğrulup çarşafı kenara çektim ve ayaklarımı yataktan aşağı sarkıttım. Her hareketim canımı fazlasıyla acıtırken, derin nefesler alarak kendimi temkinledim. Kolumdaki serum; yataktan destek almak istercesine bastırdığım elime takılıp, kolumdan çıkınca acı içinde bir inleme koptu dudaklarımdan. Fakat şuan yaşadığım mide bulantısı kolumun acısını arka plana atıyordu. Az daha kendimi zorlayarak ayaklarımın yere basmasını sağladım ve yavaşça yataktan kalktım. Başımın dönmesi, bir adım dahi atmama engel olarak beni olduğum yere düşürürken, karnıma giren ağrı ile elimi karnıma bastırdım. Baş dönmemin geçmesini beklerken daha da artan ağrım ile elimi karnımdan çekip yerden destek alarak kalkacağım sırada yere kan bulaşan kaşlarımı çatmama neden oldu. Gözlerim elimdeki ve yerdeki kan arasında mekik dokurken, karnıma baktım, yaram kanıyordu ve kan sargının dışına çıkarak yavaş yavaş karnımdan süzülüyordu. Dikişi neyle attılar da bu kadar çabuk açıldı acaba, yoksa ben mi çok sert düştüm? Daha da artan mide bulantımla öğürerek elimi sıkıca ağzıma kapattım, her an olduğum yere kusabilirdim. Birden kapı açılınca elimi ağzımdan çekerek başımı kaldırdım ve gözlerim Özgür'ün okyanus gözleri ile kesişti. Yerdeki bedenimi görmesi ile kaşlarını çatıp sinirle art arda sorularını dizdi. "Deva iyi misin? Hem daha kaç saat oldu ki ameliyattan çıkalı, neden kalktın şu lanet olası yataktan?" Bana yaklaştı ve hiç tereddütsüz küçük bir çocuk gibi belimden tutarak beni yerden kaldırıp yatağa oturttu. Şaşkın şaşkın ona bakarken başımı iki yana salladım, sinirle ve acı içinde kıvranırken tıpkı onun gibi dizdim sorularımı. "Sakın bana bir daha dokunma. Ayrıca sanki bana doğru düzgün cevap veriyormuş gibi konuşma, bana dedin mi Deva sen şu saatte ameliyata girdin şu saatte çıktın, buna şuna dikkat et diye? Ben sanki her gün kurşun yarası alıyormuşum kafasından çıkın." Derin derin aldığım nefesler ile mide bulantım bir nebze olsun geçsin diye uğraştım lakin başarısız sonuçlandı. Mide bulantım ve bütün bedenimi etkileyen, durmaksızın kanayan yaram bana daha çok acı verirken, gözlerimden istemsizce yaş süzüldü, gözlerimi kısa bir an kapattım ve yanağıma süzülen yaşı hızla silerken tekrar ayağa kalkmak için hareketlendim. "Neden kalktın yataktan?" Gözleri kolumda, elimde, karnımda ve yerde tek tek gezindi. Kaşlarını çatarak sordu. "Dikişlerin mi açıldı senin?" Karnıma baktım. Süzülen kanlar karnımı kırmızıya boyarken, sorularını tıpkı onun bana yaptığı gibi duymazdan gelerek, yataktan kalktım. "Deva bilmem farkında mısın ama kanaman var!" Sert sesi ile kurduğu cümle bir an düşünmeme neden oldu. Çok fazla kanamam vardı fakat lavabo ihtiyaçlarım da vardı. "Midem bulanıyor ve lavaboya girmem gerekiyor, biraz daha orada durup analiz yapmaya devam edersen buraya kusacağım." Yeni anlıyormuş gibi hızla başını aşağı yukarı salladı ve hızlı adımlarla yanıma geldi. Bir elimi karnıma bastırırken o ise sadece beni izliyordu, yavaş adımlarla lavaboya doğru ilerledim hemen ardımda hissettiğim adımlar Özgür'den başkasına ait değildi. Lavaboya girip kapıyı kitledim ve o an artan mide bulantım ile klozetin önünde çöktüm, artık acıyan karnımı bile hissetmiyordum sadece kan döküşünü hissediyordum... İslerimi bitirerek yüzümü yıkayıp çıkacakken kapı çaldı ve onun sesini duydum. "İyi misin Deva?" Cevap vermek yerine kapıyı açtım. Sinirle ona bakıp sahte bir tebessümle sordum."İyiyim Özgür bey görmüyor musunuz?" Yanından geçerek yatağa doğru ilerledim yavaş adımlarla, karnımdaki kanama ve şiddetli ağrı artarken dolan gözlerime engel olamıyordum. Başımın dönmesi ve gözlerimin kararması ile dengemi kaybedip gözlerimi kapatınca sertçe yere çakılacak olan bedenimin sızısını önceden hissettim. Lakin aksine bedenim yere çakılmaktan son anda kurtulup Özgür'ün kollarına düştü. Derin bir nefes alıp karnımdaki acı dinsin diye beklerken tüm bedenim uyuşmaya başlamıştı. Gözleri, dolan gözlerime değdi ve beni yavaşça yatağa uzandırıp hemen odadan çıktı. Ağrılarım daha da artarken kapanmak için yalvaran gözlerimi kapattım. Derin nefesler alarak göz yaşı dökerken kapının açılması ile sertçe yutkundum. Yaşlı gözlerimi karşılayan okyanus gözlerin sahibi bağırarak "Acısına hemen son ver doktor, bedeni çok küçük bu kadarı onun için fazla."demesi ile kim olduğunu dahi bilmediğim adamın gözlerine minnetle baktım. Doktor hızlı adımlarla yatağın yanına gelerek, aceleci bir sesle "Özgür bey çok acil AB pozitif kana ihtiyacımız var. Bilinci kapanmak üzere," deyince ani ve şiddetli ağrı ile acı içinde inledim. Özgür dışarı çıkınca, doktor nazik sesiyle sordu. "Deva izin verir misin yarana bakayım?" Ağrısı için bana hesap soran karnımı göz önünde bulundurarak kafamı aşağı yukarı salladım. Yavaşça sargıyı açarken artan kanama bütün bedenimin irkilmesine neden oldu. Gördüğüm kanlar benim vücudumdan döküldüyse eğer, kapanan gözlerimin açılması zor... Kanama daha da artarken, doktorun dokunuşlarını düşünmemek için acımı düşünerek kendime daha çok acı verdim. Ruhum ve bedenim ise bu acıya daha fazla dayanamayarak gözlerimi yummama sebep oldu... ༺༻ Yorgun hissettiğim bedenim, gözlerimi açmamam için bana yalvarırken; gözlerim ise açılmak için yorgun bedenime yalvarıyordu. Kaldığım ikilem arasında yavaşça gözlerimi araladım. Sızlayan bedenim ile yerimde hafif kıpırdanırken, kolumdaki kan dolu seruma değdi gözlerim. Hatırladıklarımı anımsayınca kısa bir an gözlerimi kapattım, açtığım gözlerim gökyüzüne değdi; gün batmak üzereydi ya da güneş doğmak üzereydi. Gökyüzü böylesine güzel ve görülmeye değerdi yani... Tam olarak kendime geldiğimi hissedince yerimden hafif doğruldum, karnımda ki ağrının hafiflediğini, uyutulan ve uyuşturulan vücudumun sızladığını hissediyordum. Can sıkıntısı içinde gözlerim etrafta gezinirken çalan kapı ile irkildim, açılan kapının ardında duran güler yüzlü hemşire içeri girererek naif sesi ile rahatlarcasına konuştu. "Çok şükür uyandınız Deva hanım. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz, daha iyi misiniz?" Sadece başımı aşağı yukarı sallamakla yetindim. Ben konuşmazken, bana yaklaşarak işaret parmağıma bir ölçüm aleti taktı ve 30 saniye bekletip aldı. Gördüklerini elindeki dosyaya not alırken ateşimi ölçüp onu da not aldı ve bir kaç işlem sonrası sessizce kolumdaki serumu çıkardı ve güler yüzü ile "Birazdan size yemeniz için hafif atıştırmalıklar getireceğim, malum günlerdir sadece serum ile besleniyorsunuz," deyince kafamda dönüp duran kısım 'günlerdir' olmuştu. Hemşireye bakıp kaşlarımı çatarak sordum. "Kaç gündür buradayım?" Söyleyip söylememekte kararsız tavrı sinirimi bozarken daha sesli bir şekilde çıkıştım. "Sana sadece kaç gündür buradayım dedim, cevabı zor olmasa gerek. Bir, iki üç... kaç gün oldu?" Gözlerini kaçırarak "Bugün yedi gün oldu,"dedi. Yedi gündür ben uyuyor muydum yani? Az daha uyusam evrim geçirerek ayı olacakmışım neredeyse. Düşüncelerim sinirimi bozup beni aniden güldürünce, hemşire anlamsızca bana baktı. Gülmemi sonlandırıp ciddi bir tavır ile ona bakarak sordum. "Peki ben neden yedi gündür uyutuluyorum?" O da hemen ciddileşmeme şaşırmış olacak ki ilk bir kaç saniye cevap veremedi. "Çok kan kaybetmiştiniz, yedi gün önce yere düşmeniz dikişlerinizin açılmasına sebep olmuş. Zaten dikişleriniz çok yeniydi, o gün içinde mümkün oldukça hiç kalkmamanız gerekiyordu ve o günden sonra da doktor onayı ile uyutulmanız uygun görüldü." Söyledikleri ile başını öne eğdi. Hemşire başını kaldırıp tekrar bana baktı ardından naif sesi ile devam etti. "İleri giderek haddimi aşmak istemem ama vücudunuzdaki iz-" Hiddetle sözünü kestim "O zaman lütfen ileri gitmeyin." Mahçup gözlerle bana bakıp "Kusura bakmayın," diyerek odadan çıktı. Benim vücudumda ki izlerden bahsetme hakkına sahip değildi. Ya da bu sert ve öfkeli çıkışımın tek sebebi, ne cevap vereceğimi bilemediğim içindi. Hem ne diyecektim ki babam yaptı ya da, Reşat şerefsizi her taciz etmeye çalıştığında acımadan vurdu falan mı? Düşüncelerim yutkunamama sebep olurken göz yaşı dökmemek için dudaklarımı birine bastırdım. Çalan kapı ile irkilerek düşüncelerimden sıyrıldım ve saniyeler içinde açılan kapı ile gözlerim oraya değdi, daha demin ki hemşire elinde yemek tepsisi ile mahçup gözlerle bana bakarken az önceyi unutarak tebessüm ettim. Tepsiyi hasta masasının üstüne koyup önüme getirerek, bana bakmadan fısıldadı. "Az önce ki patavatsızlığım için lütfen kusura bakmayın boş anıma denk geldi." Mahcubiyetini anladığım için bana bakamayan gözlerine bakıp "Önemli değil. Kusura bakma biraz sert çıkıştım sana," diyerek tebessüm ederken gözlerimi kapatıp açtım. Gözlerime bakıp tebessüm ederken "Geçmiş olsun," diyerek odadan çıktı. Getirdiği yemeği iştahsızca yiyip tepsiyi kenara koydum ve bir süre sonra gelip tepsiyi aldılar. Gözlerimi dinlendirmek amacıyla kapatırken, kafamda yedi gün lafı dönüp duruyordu. Yedu gündür Baran beni hiç mi aramadı, hadi o aramadı halam neredeydi peki? Benim hemen buradan çıkıp Baran'ı bulmam lazım, hem halam beni göremeyince endişelenmiştir. Belki de hiç bir şey olmamıştır. Ben nasıl düşünmek istiyorsam öyle düşünüyordum...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD