Deva Sarya'nın Ağzından;
Gün isteme günüydü ve ben iki gündür halamın, içini ferah tutması için uğraşıyordum. Haklı sebebten ötürü bana hem sinirli hem çok öfkeliydi. Çünkü kendimi tam olarak ifade etme taraftarı değildim lakin başladığım işi hakkıyla bitirebilmem için bana koşulsuz şartsız güvenmesi gerekiyordu.
Değecekti, çünkü duvarlarında ki tuğlaları çığlıklarımla ördüğüm bu evin altına Sarya'nın ölen ruhunu ve vicdanını gömecektim. Bedenim, can çekişerek yana yana ölen Sarya'nın küllerinden doğan bir intikam meleğine can verecekti. Bugün Deva'nın miladı. Deva'nın başlangıcı ölüm getirecek...
Reşat şerefsizi ise iki gün boyunca sürekli arayıp mesaj atıyordu. Asla sesini duymaya tahammül edemezken aramalarına hiç cevap vermiyordum, mesajlarını ise tek kelimelik cevaplarla yanıtlıyordum.
İsteme günü için yapılacak tüm alışverişin gerekli ücretini gönderdiğinde sürekli Aysun yengemi ya da Ece'yi de göndermek istediğini belirtiyordu. Fakat her seferinde ikisinden biri dahi gelirse alışverişe çıkmayacağımı söylüyordum. Reşat ise hemen kararından vazgeçip beni ve halamı tek gönderiyordu.
Tüm alışveriş tamamlanmıştı üzerine ise gereksiz bir sürü masraf yaparak her seferinde attığı paradan çok daha fazlasını istedim. İsteme günü alışverişi için hesabıma yaklaşık 50.000 TL atmıştı. 20.000 TL sadece isteme günü için ayırmışken, kalan 30.000 TL gördüğüm bağış kutularına atarak bitirmiştim.
Hesabımda onun beş kuruşunu dahi bırakmazken, alışveriş sonunda tüm banka hesaplarımı kapatmıştım. Planlı olmam gerekiyordu, atladığım bir detay bile çok ağır şeylere mââl olabilirdi.
Şıkır şıkır giyinip takılarımı takarken annemden kalan amber taşı kolyesini de boynumdan eksik etmedim, zira bugün benim fazlasıyla sakin kalmam gerekiyordu. Tıpkı küçük bir kız çocuğu gibi oradan oraya koşuştururken mutfağa girdim. Halam bir yandan sayıp sövüp bir yandan da kurabiye hamuruna şekilde veriyordu. Şaşkınca bana bakarken ona tebessüm ettim. Sinirle kaşlarını çatarken ellerini hamurdan arındırmaya çalışıyordu. "Deva sen kafayı mı yedin ne bu heyecan?" Sahte bir üzgünlükle dudaklarımı büzdüğümde burun kıvırarak "Bir de süslenmişsin,"dedi azarlarcasına.
Elbisemin köşelerini tutarak etrafımda döndüm. "Sence de siyah bana çok yakışmıyor mu?" Eline aldığı oklavayı bana doğru tutunca biraz uzaklaştım ve gülerek "Hem halacım bugün benim en mutlu günüm evliliğe ilk adımı atıyorum." Elinde ki oklavayla beni kovalayınca kahkaha atarak "Üzgün mü olmam gerekiyor anlamadım ki?"diyerek son hızla koşarak mutfaktan çıktım.
Halam da elinde oklavayla bana doğru koşunca koltuğun arkasına geçtim. "Kız ben sana güvenerek hata mı ediyorum acaba?" Kendi kendine sorarken ellerimi havaya kaldırdım.
Koltuğun arkasından çıktım ve koltuğa oturarak bıkkınca bir nefes verdim. "Hala hata değil, sen bana güven söz veriyorum seni pişman etmeyeceğim." Halam da yanıma oturarak elinde ki oklavayı masaya bıraktı.
Gülerek "Deva, halan sana güvenmese bu oklavayı çoktan yerdin kafana," dediğinde başımı ona çevirdim. Gözlerimin içi gülerken "Deva benim güzel kızım her kararında dimdik yanında duracağım lakin aldığın kararlar sana zarar verirse bil ki en çok ben üzülürüm," dediğinde başımı hızla iki yana salladım.
"Hala söz veriyorum kararım bana da sana da zarar vermeyecek." Kollarını sımsıkı bedenime sardığında aynı şekilde karşılık verdim.
Ondan ayrıldığımda dolan gözlerini gözlerimden kaçırarak yüzünü buruşturdu. "Kalk yardım et bana şu kurabiyeleri elden çıkaralım, gelirler şimdi mendeburlar." Ayağa kalkıp ellerini uzatınca elini tuttum. İmalı imalı "Elbisende çok yakışmış Deva hanım," deyince gülerek başımı salladım aşağı yukarı.
Mutfağa girdiğimizde masanın üzerinde ki yapılmış kurabiyeleri görünce "Eee bunların hepsi yapılmış hala," deyince öyle mi dercesine başını yana yatırdı. Aklıma gelenle "Ha anladım şimdi, sen beni bunların üzerine biraz zehir serpiştireyim diye çağırdın," dediğimde eline ne ara aldığını bilmediğim terliği bana doğru atacakken refleksle başımı eğdim.
Söylenerek "Kız biz de yiyeceğiz bunları ne zehiri aman aman bizden uzak," deyince başımı salladım aşağı yukarı. Tatlı bir sinirle "Yürü git içeri istemiyorum senden yardım falan," dediğinde bir kaç adım ona yaklaştım ve sıkıca beline sarılıp pamuk gibi yanağına sulu bir öpücük bıraktım. "Sen beni öpmeden bu mutfaktan çıksaydın, sana bu çiğ kurabiyeleri yedirirdim." İşaret ettiği kurabiyelere bakarak yüzümü buruşturdum ve mutfaktan çıktım.
Halamın hala mutfaktan tatlı ve sinirli konuşma seslerini işitirken koltuğa uzandım. Açık olan filmin sesi ninni gibi gelirken kısa sürede uyuya kalmamı sağladı.
Omzumda hissettiğim dürtüyle irkilerek tek gözümü açıp uyku mahmuru bir şekilde halama baktım sinirle burun kıvırarak "Hadi kalk geldiler," dedi sesinde ki tribi de baya iyi hissettiriyordu. Naptım ki yani alt üstü kurabiyelere zehir serpiştirelim dedim.
Gülerek başımı kaldırdım ve halamın buruk gözlerine bakıp "Tamam sen ilgilen mendeburlarla, ben de son dokunuşlarımı yapıp geleyim," diyerek odama girdim ve dolaba ilerledim dün aldığım küçük siyah metali elbisemin cebine koydum ve çekmeceden çıkardığım küçük cam şişeyi de diğer cebime koydum.
Odadan çıkıp güler yüzle hepsine selam verdiğimde yüzlerinde ki şaşkınlık görülmeye değerdi. Gözlerim Reşat'a değince tebessüm ettim, içten içe pis suratına baktığımda midem bulanırken sol elimi boynumda ki amber taşına çıkardım ve sakince ablamın yanına oturdum. Canım ablamın içinde fırtınalar koparken kızarmış gözleri bana sadece zevk veriyordu.
Herkes kendi halinde sohbet ederken ablam biraz daha yaklaştım neşeli bir halde fısıldarcasına ima ile sordum. "Canım ablam görüşmeyeli nasılmış bakalım neler yaptın yokluğumda?" Kızarmış gözlerle bana baktı. Yari elden gidiyordu, kıyamam ben sana küçük şeytan.
Sinirli sesiyle "Onu ne kadar çok sevdiğimi biliyordun. Neden yaptın? Neden kabul ettin?" Bir an 'benim sana anlattıklarıma rağmen onu neden hala seviyorsun, istiyorsun?' demek istedim, vazgeçtim.
Neşeli sesimi daha da neşelendirip "Şansına küs canım ablam o da beni seviyor maalesef," dediğimde gözünden bir yaş süzüldü. Gözlerimi sırasıyla herkesin üzerinde gezdirdim, kendi hallerinde sohbet ediyorlardı. 'Mutlu aile tablosu' tamam kabul fazla ironik.
Gözünden süzülen yaşı başına örtüsü siyah tül cenaze şalı ile silerken bir an kahkaha atmak istedim. "Sarya yalvarırım yapma, canım çok acıyor lütfen vazgeç. Hem sen ondan nefret ediyordun. Noldu bir anda?"
Derin bir nefes aldım ve sakin kalmak istercesine sol elimi boynuma çıkardım. Psikolojik olarak kendimi sakin hissederken yutkundum. "Abla benim sana yalvardığım günü hatırlıyor musun?" Başını önüne eğdi ve her zaman ki gibi o lanet olası hareketi yapmaya başladı. Parmaklarını küçük bir çocuk gibi tek tek saymaya başlayınca bir an bağırmak istedim, sustum. Fısıldarcasına "Ben bir türlü unutamıyorum, hatta çok iyi hatırlıyorum," dediğimde yine susmuş sadece beni dinliyordu. Genelde suçlu olduğunu bildiği zaman bu şekilde davranırdı. "Mesela bana demiştin ki, Reşat'ı sen bilerek tahrik ediyorsun." Derince yutkundum zoruma gidiyordu her bir kelimesi. "Hem herkes senin psikolojik sorunların olduğunu biliyor, iftira atıyorsun sen." Keşke bir iftiradan ibaret olsaydı. "Reşat bir daha sana dokunursa seni babama söylerim, o da seni elli yaşında ki Hasan amcayla evlendirir." Bu cümleyi ilk duyduğumda henüz daha 13 yaşındaydım. Öfkeyle dişlerimi sıktım ve bacağını sallayan ablamın bacağına elimi sertçe vurarak gözlerime bakmasını sağladım. Başını kaldırınca kızaran gözleri ile dudağım kıvrıldı. "Çok daha fazlasını söylemiştin abla hatırlıyor musun? Yoksa ben mi hatırlatayım, benim sana yalvarışlarıma karşılık sen bana söylediklerini." Elimin altında ki bacağını öfke ile sıkarken aniden yanımdan kalktı, gözyaşlarını sile sile lavaboya gidişini izledim yüzümde ki tebessümle.
Midemi bulandıran kişiliksizler sanki ilk kez görüşüyormuş gibi öyle bir sohbete dalmıştı ki üzerimde sadece bir çift göz vardı, halam... Halam bir köşeye sinmiş her şeyi anlamaya çalışır gibi kaşlarını çatmış beni izliyordu.
Tebessümle yerimden kalkıp "Sizlere güzel bir kahve yapayım ben," diyerek odadan çıktım. Canım ablam odaya girecekken "Abla gel yardım et istersen, sen Reşat'a yaparsın ben de diğerlerine. Ha ama bak unutma Reşat senin enişten sakın ona yan gözle bile bakma," dediğimde gözlerini devirip odaya girdi.
Ablamın odaya girmesiyle halam çıktı. Kaşlarını çatıp anlamsızca bana bakarken birlikte mutfağı girdik. "Yardıma ihtiyacın var mı Deva?" Sorusu ile başımı iki yana salladım.
Ellerimi birbirine kenetleyip "Yok hala sağol. Ama hiç bir şey sorgulama ve yaklaşık yarım saat sonra aşağı in siyah bir araba var ona bin ben hemen geleceğim," dediğimde gözlerini belertti.
Halam anlamsız gözlerle bana bakarken "Deva ne saçmalıyorsun sen? Sakın başını yakacak bir şey yapma," diyerek tembihlerken hızla başımı aşağı yukarı salladım.
Ona laf anlatmaya çalışmak yerine ikna etmeye çalıştım. "Hala lütfen, söz gelir gelmez her şeyi anlatacağım." Sabır dilercesine gözlerini yumup başını salladı ve içeri girdi. Halamın güvenine de kendisine de bayılıyorum.
Kahve yapmaya başladığımda halama ayrı bir bardağa demli bir çay doldurdum, kendisi her zaman kahve yerine çay tercih ettiğini üstüne basa basa söylerdi. İçeride ise sekiz kişi vardı; Reşat, babam, babaannem, amcam, yengem, Beyza ablam, Kadir abim ve halam.
Halam dışında yedi kişiye kahve yaptım ve altı kahvenin içine de dün Reşat'ın hesabıma attığı parayla aldığım ağır zehiri koydum. Bu zehir türü canlarını bir hayli yakacaktı fakat öldürücü değildi. Hiç biri bu kadar kolay ölmeyi hak etmiyor çünkü.
Kalan son kahve Reşat'ın kahvesiydi, onun zehiri ayrıydı. Bilinci açık olacaktı fakat tüm fonksiyonları duracaktı. Teninde değen ne varsa misliyle acı verecekti fakat sesi dahi çıkamayacaktı.
Günün sonunda ise en büyük sürprizi Reşat'a yapacaktım. Kahveleri alıp içeri geçtim ve tek tek servis ettim gülen yüzümle. Tekrar ablamın yanına oturduğumda babaannem söze girdi halsiz sesiyle "Allahın emri peygamberin kavliyle Sarya'yı Reşatıma istiyoruz," diyince bulanan midemle birlikte dudağımı dilimle ıslatıp yutkundum.
Babam "Reşat dikkat et aslanım bu uğursuzluğunu sana da bulaştırmasın. Bana zarardan başka bir işe yaramadı. Bari senin işine yarasın hayrını gör," diyince öfkeyle dişlerimi sıktım gözlerim dolarken babamın kahvesini yudumlayışı tekrar tebessüm etmeme neden oldu.
Halam babama bakıp sinirle araya girdi. "Burada hanginiz Deva'nın çeyreği eder de sen ona uğursuz diyorsun." Lanet olası evde tutsaklığımı yüzüme vurmak istercesine herkes Sarya derken halam ise hepsine inat Deva derdi. Hep benim tutsak değil de şifalı olduğumu söylerdi. Hiddetle elini önünde ki masaya vurup kaşlarını çattı. "Hepinizi toplasam Deva'mın çeyreği etmezsiniz. Hem Recep konu uğursuzluk ise eğer önce kendi uğursuzluklarından bahsetmen gerekir." Benim dudaklarım kıvrılmışken Recep'in suratı kızardı. Aygün 2 Recep 0. Halam iki çünkü babama attığı tokatın sesi hala kulaklarımdaydı.
Kahveler bir güzel içilirken keyifle ablamın yanında gözlerimi hepsinin üzerinde gezindirdim. Halama göz kırparak kapıyı işaret ettiğimde yavaşça yerinden kalktı ve odadan çıktı. Dudaklarım mutlulukla kıvrılmışken hepsi tek tek mayışıp halsizleşmişti. İlk önce babamın bilinci kapandı ardından sırasıyla amcamın, yengemin, ablamın, abimin ve babaannemin. Tek bir kişinin bilinci açıktı. Reşat, kımıldayamıyor, hatta konuşamıyordu bile sadece öfkeyle gözlerime bakıyordu.
Yaptığım şey bana her şeyi ile doğru gelirken tebessüm ettim ve geriye yaslandım. Onların yaptıklarını hatırlayınca ne kadar doğru yaptığımı hatta az bile yaptığımı anlıyorum. Bu gece sadece ben konuşacaktım, cevap alamayacağımı bile bile. Beni duyamayacaklardı belki ama ben biraz olsun rahatlayacaktım.
Başımı sağa çevirip ablama baktım ve yıllardır içimde ukte kalan şeyi yaparak başımı yavaşça dizlerine koydum. "Saçlarımı okşar mısın abla? İnan şuan çok ihtiyacım var." Elini saçlarımın üzerine bıraktım. "İncitme ama çünkü çok acıyor. O kadar çok acıttınız ki ben her telinden nefret ediyorum." Elini saçımda hareket ettirirken bağırdım. "Her telinden nefret ettiğim saçlarımı okşasana Beyza." İstemsiz bir kahkaha peyda oldu dudaklarımdan. "Ay bir dakika ya ben seni zehirlenmiştim değil mi? Onun için okşayamıyorsun saçlarımı." Yerimden doğrularak başında ki siyah tül şalı ellerimin arasına alarak yere attım. "Abla belki bana köstek olmak yerine destek olsaydın ben şuan vicdanımı da ruhumla birlikte gömmezdim." Açıkta kalan sarı saçlarını ellerime dolayıp sertçe çektim. "Canın acıyor mu?" Anlamsızca cevap bekledim. Cevap gelmedi. "Saçlarımı okşasaydın ben de şuan saçlarını okşardım ne demişler büyük ne yaparsa küçükte onu yaparmış." Dudaklarım kıvrıldı. "Annem sizi böyle mi yetiştirmişti?" Saçını biraz daha çektim. "Benim annem melek gibiymiş halam öyle derdi. Peki melek gibi annemiz varken siz nasıl bu kadar kötü olabildiniz?" Başını sertçe koltuğun demirine vurarak saçlarını bıraktım. "Bak mesela beni annem büyütmediği için ben böyle oldum." Dişlerimi sıktım ve tıslarcasına konuştum. "Hiç mi bana yapılanlara karşı vicdanın sızlamadı?" Yüzüm seyirirken "Merak etme zamanı gelince benim de vicdanım hiç sızlamayacak abla çünkü ben bu gece buraya vicdanımı gömerek çıkacağım, iki gün öncede ben bu eve ruhumu gömdüm." Cebimden çıkardığım küçük siyah çakıyı açtım. Neden beni hiç sevmedin abla? Kardeşin sevgiye bu kadar muhtaçken neden sevmedin? Bana inanmana en çok ihtiyacım olduğunda neden bana inanmadın? Ben zaten yeterince yaralıydım niye el birliği ile öldürdünüz beni?" Elimde ki çakıyı yavaşça ensesine sürttüm, bir iki damla kana cebimden çıkardığım siyah mendili bastırdım. Belki çok daha fazlasını hakediyordu ama şimdilik az ile yetinmeliydim zamanı gelince çok daha fazlasını yapacaktım.
Öfke tüm bedenimi esir almışken, gözüm abime takıldı. Köşede duran bibloyu elime alarak, bir kaç adım uzaktan kafasına attım. "İşsiz hayvan sen ne istedin benden?" Neden babam gibi davranmaya çalıştın, o beni döverken elinden almak yerine destek oldun?" Başından yavaşça kanlar süzülürken ayağımla bacağına tekme attım. "Neden sen de beni dövdün? Neden her seferinde canımı acıtmak için bin tane şey denedin?" Bu kez elimde ki çakıyı yavasca eline sürttüm. "Neden bir kez bile abi olduğunu hissettirmedin? Neden hiç biriniz beni sevmediniz abi?" Elimde ki siyah mendili elinden süzülen iki damla kana bastırdım. "Benim canım çok acıdı abi ama bana vurduğunuz için değil beni sevmediğiniz ve ruhumu birlik olup öldürdüğünüz için..." Son sözümle, son kez baktım suratına ve yüzümü buruşturarak başımı babama çevirdim.
Evi de bu adamın başına yıksam içim zerre soğumaz. Başını iki elimin arasına alıp kafasını sertçe demire vurdum. "Acıdı mı baba?" Bu şekilde hareketsiz ve baygın yatışı hatırladığım şeylerle beni mutlu ederken aynı anda gözlerimden bir yaş akmasına sebep oldu ama ağlamadım hemen gözümden akan yaşı silip buruk bir tebessümle "Acıdı acıdı çünkü çok ses çıktı," diyerek kahkaha attım. "Peki sen baba; Sen neden beni sevmedin? Babalar evlatlarını sevmez mi? Onları koruyup kollayıp arkasında bir dağ gibi durmaz mı?" Başını ellerimin arasından bırakıp omuzlarımı dikleştirdim. "Hani kızların ilk aşkı babaları olurdu. Sen benim ilk aşkım olmak yerine neden ilk katilim oldun?" Gömleğinin düğmelerini açtım."Baba demek artık çok canımı yakıyor. Bana bir kez bile babalık yapmayan bi caniye baba demek ruhuma ihanet etmişim gibi hissettiriyor." Elimde ki çakıyı yavaşça sol yanına sürttüm. "Her şeyden mahrum bıraktığın kızın bir gün hepinizin sonu olacak. Vakti geldiğinde bana yaptıklarının çok daha fazlasını sana yapacağım." Dudaklarım kıvrıldı ve kaşlarımı çattım. "Ne kadar acımasız olduysan ben daha çok acımasız olacağım. Neden biliyor musun? Çünkü benim canım çok acıyordu sen bile bile daha çok acıtıyordun. Baba sen bana bir hayat, bir gençlik borçlusun..." Akan bir iki damla kanı elimde ki siyah mendile sildim.
Babaannemin bir daha hiç uyanmamasını isterdim. Çünkü ona bu günden sonra çok bir şey yapacağımı sanmıyorum. Zaten bir ayağı çukurdaydı. O Allah'ından bulsun ölüm günü yakındır. Sertçe omzuna vurup "Bunak senin vicdanın ya da bi kalbin var mı çok merak ediyorum." Aklıma geçmiş düşünce içten içe bu kadına zarar vermek istiyordum. Belki devran döndüğünde o çoktan öteki tarafa gitmiş olur. "Sen babamın sırf beni biraz daha dövmesi için onun sırtını sıvazladın." Elimde ki bıçağın ucunu sildim. "Ölmek üzereydim lan ben. Hastaneye götüreceklerdi izin vermedin." Öfkeyle dişlerimi sıktım. "Çünkü bu ibne oğlunun başı yansın istemedin." Elimde ki küçük çakıyı sırtına batırdım. "Hiç birinizin yaptığını unutamıyorum. Ben unutsam vücumda unutmamam için bıraktığınız izler hatırlatır." Pis mendebur suratına elimin tersiyle sertçe vurdum. "Dilim sizin pisliklerinizi anlatacak kadar güçlü değil. Hangi birinden bahsetsem diye düşünmek bile istemiyorum artık." Sırtında ki kanı elimde ki siyah mendile sürdüm. "Cehennem yeni yuvan pis moruk."
Amcama baktım babamdan farksızdı o da. Onun da pis suratına tükürdüm. "Pezevenk adamın pezevenk çocuğu olurmuş amca. Senden olan senden farksızdı." Dişlerimi sıkarak "Her şeyi bile bile sustun. Hatta kalktın o ibne oğluna destek verdin," dediğimde derince yutkundum. " Küçük çakıyla gözünün altına bir çizik çektim. "Gördün, onun bana dokunduğu gördün. Sana çaresizce baktığımı da gördün." Kana elimde ki siyah mendili bastırdım. "Umursamadan arkanı dönüp gittin. Ece, senin kızın o halde olsaydı arkanı dönüp gider miydin?" Cevap yok...
Yengeme sıra gelince önce geçip sert bir şekilde yanağına tokat attım. Tokat sesi büyük odada yankılanırken dudağım kıvrıldı. "Bana nasıl vurduğunu hatırlıyor musun? Ben hiç unutamıyorum bazen sızısını hala yanağımda hissediyorum desem yeridir." Elimde ki çakıyla, iz bırakacak şekilde yanağını çizdim. "Neden vurdun? Dur dur ben söyleyeyim. Eve çağırmıştın beni ve o koskoca evin temizliğini yardımcın olmasına rağmen sadece bana yaptırmıştın. Gece yarısına kadar senin pisliğini temizledim ben, ne yemek verdin ne su." Hırslanarak yanağında ki kanı elimde ki mendile sildim. "Masada duran elmalı kurabiyeden bir tane alacakken bana attığın tokattı bu ve ben o günden sonra bir daha asla elmalı kurabiye yemedim." İçimde ki öfke dinmek bilmiyordu yaptığım onca şey içimde ki yangını söndürmüyordu. "Elmalı kurabiyeler aslan oğlumun dokunma, demiştin. Elmalı kurabiyeler oğlunun yenge için rahat olsun."
İşte şimdi sıra Reşat itindeydi, ona bakmak bile midemi bulandırdı ama yine de hızlı adımlarla mutfaktan girip halamdan gizlediğim elmalı kurabiyeleri aldım ve tekrar odaya girdim. Elime aldığım elmalı kurabiyeyi Reşat'a gösterdim ve sıkıca kapanan ağzını açıp ağzı tamamen dolana kadar kurabiyeleri tıkıştırarak çenesine sertçe vurdum ve ağzının kapanmasını sağladım böylelikle. "Seni sadece elmalı kurabiye ile besleyip yavaşça öldüreceğim. Zamanı gelecek onuda..." Ağzı istemsiz bir refleksle tekrar açıldığında sağ üst ön dişi önüne düşünce kahkaha attım. "Bu annenin bana yaptığının bedeliydi." Kaşlarımı çattım. "Merak etme yeni başlıyoruz şerefsiz." Pis yüzü midemi bulandırdı. "Sana bir şey diyeyim mi?" Kısa bir an cevap beklercesine durdum ardından tekrar kahkaha atarak "Sen konuşamıyordun değil mi? Tamam ağlama bir an unuttum sadece," diyerek bir kaç adım o yaklaştım. "Seni ve aileni senin paranla zehirledim Reşatcım." Ellerimi kaldırıp gözlerimi belirttim. "Sakın ağlama henüz daha çok erken. Hem salaklık sende Reşat. Ben annemin kızıyım nasıl seninle evlenmeme ihtimal verdin ki?" Acı çeken bedeni kasılırken sadece gözlerime bakıyordu öfkeyle ben ise sadece gülüyordum. Kendimi toparlayıp omuzlarımı dikleştirdim ve başımı kaldırdım. "Bana dokunan ellerin yanmadı mı? Henüz daha altı yaşlarında küçük bir kız çocuğunun savunmasız bedeninden ne istedin?" Elimi sertçe suratına geçirdiğimde parmak uçlarıma uyuştu. "Her karşı çıkışımda çok daha fazlasını yaparak çığlıklarımı engelledin, yalvarışlarım seni daha da hırslandırdı." Gözlerimi kısa bir an kapattım. "Çocukluğumu çaldın, ben sırf senin tenime dokumaman için sıcak yaz gününde bile tüm tenimi kapatacak kıyafetler giyiyordum." Gözlerimi açarak kaşlarımı çattım. "Hepiniz el birliğiyle ruhumu sessizleştirdiniz." Derin bir nefes aldım sakinliğimi korumak istercesine. "Konu ben olunca hepiniz üç maymun oynadınız Sessiz Ruhun Çığlığı daha da güçlendi siz farkında dahi olmadınız."
Boğazım düğüm düğümdü gözümden bir yaş aktı, hırsla gözümden akan yaşı silerek tam Reşat'ın karşısına geçtiğimde kaşlarımı kaldırıp gözlerine baktım.
"Bir küçücük o*ospu çocuğu varmış."diyerek yavaş yavaş mırıldanmaya başlayarak elimdeki çakıyla etrafında dolandım ve çakıyı açarak sertçe omzuna batırdım, acıyla inlemesi dudağımın kıvrılmasına neden oldu.
"Genel evden, genel eve ko-ko koşar pezevenklik yaparmış."ritme uygun söylediğim doğaçlama şarkı ile bıçağı bu kez de bacağına sapladım.
"O*ospu annesi, pezevengini çok severmiş."derken bıçağı sertçe eline sapladım, gözleri yaş dökerken tebessümüm yüzümden hiç silinmiyordu.
"İbne babası piçini çok severmiş." Tekrar etrafında dolanmaya başlarken bu kez de bıçağı koluna sapladım. Siyah mendile onun da kanını sürdükten sonra mendili cebime koydum.
"Sen benim pezevengimsin kuzenini taciz eden bir pi*sin dermiş."derken hızımı alamadan elimdeki bıçağı sertçe organına sapladığımda anında acı içinde inledi.
"Küçük Reşat'ı Deva vurmuş," diyerek bıçağı çektim acı içinde inleyip ağlayan gözlerle bana bakınca kahkaha attım.
"Küçük Reşat erkekler diyarından kovulmuş."diyerek tekrar kahkaha attım.
"Tamam tamam sonu çok uyumlu olmadı ama artık olduğu kadar Reşatsu. Bence güzel oldu ya Reşatsu, ne de olsa küçük Reşat mefta oldu."dedim ve akan gözyaşlarının hizasından küçük çakıyı geçirerek yüzünü çizdim.
"Ben de çok gözyaşı döktüm Reşatsu inan hiç faydası olmuyormuş. Gördün mü bak şimdi de sen çaresizsin ağlıyorsun tıpkı bir kaç gün önce ki ben gibi," dedim ve karşısına oturarak bedeninden akan kanların yere dökülmesini izledim.
O acı içinde kıvranıp göz yaşı dökerken aniden yerimden kalkıp beni öpen dudaklarına bıçakla adımın, D ve S harflerini çizdim. Asla unutmasın ne bana yaptıklarını, ne de benim yaptıklarımı...
Daha sonra bıçağı anlında gezdirdim. Çok zevkliydi bütün acıyı hissedip hiç bir şey yapamaması. Kafasına serçe vurup anlaşılır şekilde 'Tecavücü Reşatsu' yazdım.
Bir ömür bu iz ile dolaşmayı hak eden bir pezevenkten başka bir şey değildi. Bir kaç gün önce attığım çığlıkların yerini doldurmadı belki bu yaptıklarım ama çok yakında bunun bin mislini yapacağım. Ölmek için yalvaracak.
Ardından son olarak 5 kez bıçakladım. Fakat hiç bir bıçak darbem, öldürücü bıçaklama darbesi değildi. Onu bu kadar çabuk ve erken öldürmek istemiyordum. Önce bana dokunan iki eline batırdım bıçağı sonra kollarına batırmadan çizdim ama sadece çizdim oraları. Kollarından akan kan, ellerinden akan kanla birleşip yere dökülüyordu. Ardından bana adım atan iki bacağına batırdım. Sonucuyuda biraz derin olacak şekilde karın boşluğuna batırdım. Bu darbeler onu kesinlikle öldürmezdi zaten çakı küçüktü. Sadece içim biraz olsun rahatlasın istiyordum. Ama rahatlamıyordu. Daha çok şey yapmak istedim. Neticede beni bu hale onlar getirdi.
Bir süre onun yere döktüğü kanı izledim. Sadece izledim çünkü baya zevkliydi. Görüntüsü bir an hoşuma gitti. Kulaklarımda kendi çığlıklarımı duyarken, onun yere dökülen kanlarını izlemek tuhaf bir histi. Yüzünden akan kanlar giydiği takıma dökülüyordu. Bunun bana bu kadar zevk vermesi normal mi diye düşünmeden edemedim bir an.Onu izlemeyi bırakıp bıçağı odama götürüp çantama attım.
Elbisemin cebinden hayatımı çalanların kanına bulaşmış siyah mendili çıkararak masanın üzerine bıraktım ve yatağımın altında ki içi boş olan demiri çıkararak kanlı siyah mendili demirin içine koyduğumda demiri tekrar yatağın altına sıkıştırdım. Kanlı siyah mendilin de zamanı gelecekti...
Daha sonra tekrar odaya girdim onun oturduğu yer kan olmuştu. Karın boşluğunda ki kanamadan ölmesin diye orayı bi bezle kapattım.
Odadan çıkmadan önce hepsine tek tek baktım gurur tablosu şeklinde eser bırakmışım gibi derin ve güzel baktım. Sonra biraz sesli olacak bir şekilde "Hepinizden nefret ediyorum. Hayatımı, çocukluğumu, gençliğimi, ruhumu, mutluluğumu, huzurumu, sağlığımı ve daha bir çok şeyi çalan sizlerden nefret ediyorum. Benim ruhumu kanata kanata öldürüşünüzü asla unutmayacağım. Size nasıl yalvardığımı asla unutmayacağım. Hepiniz tarafından tek tek şiddete uğradığımı asla unutmayacağım. Yakında bana yaptıklarınız için geri geleceğim. Ruhumu nasıl birlik olup öldürdüyseniz, tek başıma hepinizin ruhunu öldüreceğim. Sizin hep beraber yaptığınızı ben tek başıma yapacağım. Şimdilik sadece bekleyin. O güne kadar da kendinize iyi bakın. İyi bakın ki ben sizi iyiyken yavaş yavaş öldürebileyim. Ve son olarak Reşadiye sakın korkma güzelim ölmeyeceksin bir kaç ay ölmekten beter gibi olursun ama sonra geçer. Geçti dediğin an ben yine geleceğim merak etme. Hem yıllarca karanlığa mahkum ettiğiniz ruhumun, artık özgür olma vakti çoktan geldi. Hoşçakalın yine geleceğim..." gurur tablomu arkamda bırakarak çıktım odadan, yüzümde mutlu ve huzurlu bir sırıtış varken...