Sarya'nın Ağzından;
"Babanla konuştum Saryacık." Ayaklarım geri geri giderken devam etti. "Halamla gitmiyorsun seni istemeye geleceğiz." Kaşlarımı çattım. "2 gün sonra artık tamamen benimsin." Bir kahkaha peyda oldu dudaklarımdan. Bana anlamsızca baktığında hala gülmeye devam ediyordum. "Ona göre hazırlığınızı görün. Halama da söylersin."
Hep biri öğrenirse benimle evlenmek zorunda kalırsın diyerek beni susturmaya çalışırdı ama fırsat buldukça bir umut ablama anlatırdım. Belki ablam bana inanır da beni kurtarır derdim. Nereden bilecektim ki ablamın beni daha çok iteceğini.
Banu'ya anlattığımda sadece benimle birlikte göz yaşı döküyordu. Bir süre sonra ona anlatmayı da kestim. Benim için zaten yeterince üzülüyordu. Onun göz yaşlarının sebebi hep bendim. Evinde bir prenses gibi büyütülen ve hiç ağlamayan kız benim derdime ağlardı.
Şerefsizin yıllarca tehdit ettiği yetmiyormuş gibi bir de yüzsüzce seni istemeye geleceğiz diyor. Ben onun dokunuşlarına dayanamazken bi de evlilik meselesi beni daha da korkutuyordu.
O iğrenç pis teni, tenime her değdiğinde kendimden tiksiniyorum. Bana dokunduğu günlerde de annemin mezarına her şeyi bilerek gidiyordum. Babamın öğreneceğini ablamın söyleyeceğini de biliyordum. Ama bir umut;
Ruhumun acısını bedenimin acısıyla unutmak istedim, olmadı bedenin acısı geçiyor ama ruhun acısı hep kalıyor...
Gözümden akan yaşı hırsla sildim ve gülüşümü durdurdum. "Sen ne dediğinin farkında mısın? Sen ve şeref yoksunu babam ne derseniz diyin halam beni sizin gibi canilere bırakır mı sanıyorsun?" Halam ardımda ki dağ beni asla bırakmazdı. Bu bir kaç hafta da bunu çok iyi öğrendim. Bağırarak "Şimdi hemen defol git halam gelecek birazdan,"dediğimde sözlerimin onu sinirlendirdiğini fark ettim. Kendini bir cani olarak görmüyordu herhalde şerefsiz.
Haklı ama çünkü cani kelimesi bile onların yaptığı pisliğe değecek bir kelime değildi. Ne desem az kalır hepsine. Beni bu yaşıma kadar yavaş yavaş öldürmeye and içmiş kişiliksiz, karaktersiz, pislikten başka bir şey değildi bu şerefsizler.
Arkasını döndü gideceğini düşünürken birden çarparcasına kapıyı kapatıp kilitledi. Aklıma gelenlerle ellerim titremeye başladı, o şerefsiz henüz daha bana dönmeden hızla koşarak odama girip kapıyı kilitledim. Nefes nefese elimi kalbime koydum ve hiç vakit kaybetmeden köşede duran tekli koltuğu kilitli kapının arkasına kadar çektim.
Adım seslerinden kapıya kadar geldiğini anladım bir anda hızlı hızlı kapıyı yumruklayıp tekmelemeye başladı ve tiz sesiyle "Demek sevgili halan seni bizim gibi canilere bırakmaz öyle mi Saryacık? Ama simdi halan yookkk."dedi uzatıp bağırarak.
{Uyarı: Şiddet ve +18 kısımlar barındırır rahatsız olanların okuması tavsiye edilmez.}
Korkuyordum çok fazla korkuyordum benliğimi kaybetmekten, ruhumu öldürmesinden çok korkuyordum. Korku bütün bedenimi esir almışken gözüm pencereye değdi. Koşar adımlarla pencerenin yanına gittim ve pencereyi açarak aşağı baktım. Atlasam belki ölürdüm belki de yaralanırdım ama sonucunda bu şeref yoksununun teni tenime değmezdi. Bir an bile düşünmeden ayağımı attım ve pencerenin korkuluğuna tutunup pencereye çıktığımda büyük bir gürültü ile açılan kapı ile gözlerim sıkıca kapattım ve bedenimi serbest bıraktığım gibi belimden tutulup yere fırlatılınca acı içinde inleyerek gözlerimi açtım.
Açık olan camı kapatarak bana döndü ve ben tekrar onun kulaklara zarar sesini işittim "Bakalım halan seni şimdi benden nasıl koruyacak küçük Saryacık." dedikten sonra kahkahalarını duydum, başımı sağa sola salladım gözlerim yaş dökmemek için acı içinde direnirken ayağa kalktım.
Hep odamda duran içi çiçek dolu olan fanusa koşunca beni kolumdan tutup sertçe kendine çekti. İşte bu sefer ruhumun sadece yaralanmakla kalmayacağını anladım, benim ruhumu bu kez öldürmeye niyetliydi.
Bağırarak "Dokunma bana sakın, bırak beni."deyip onu var gücümle itmeye çalışıyordum ama ne yazık ki etkilenmiyordu bile. Küçük bedenim onu etkilemezken bir yaş düştü gözlerimden.
Beni yatağımın yanında ki duvara doğru yaslayınca ellerimle ona sertçe vurmaya başladığımda. "Rahat dur Saryacık işimi zorlaştırma." deyip hızlıca tek eliyle ellerimi duvarda birleştirdi ve var gücüyle ellerimi sıkarak sabit tutmaya çalıştı.
Sözlerini idrak edince hemen "Dokunma, bırak beni."avazım çıktığı kadar bağırdım ama onu durduramadım. Yüzü yüzüme fazlasıyla yakınken, hiç düşünmeden suratına tükürdüm. Anında elimi bırakıp, yanağıma sertçe tokat atınca yüzüm yana düştü ve saliseler içinde yanağımda derin bir sızı oluşurken, saniyeler içinde ağzıma gelen kan tadı ise dudağımın patladığının kanıtıydı.
Yana düşen yüzümü kaldırıp sertçe çenemi tuttu ve pis dudaklarını dudağıma yaklaştırdı tam o an başım dönerken "Reşat! Yalvarıyorum dur lütfen yapma."bu kez sesim bile yalvarır bir tondaydı. Çenemi sıkı ve sabit tutarken yüzüme yaklaşan dudağına kafamla sertçe vurdum.
Hiç bir şey olmamış gibi kafasını kaldırıp yanağımı öpmeye başlayınca midemin bulandığını hissettim. Gözyaşlarım artık çok hızlı akmaya başlamıştı yüzümü elinden kurtarmaya çalıştıkça mırıltı ile iğrenç sesler çıkarmaya başlamıştı "Tamam, Allah belanı versin tamam, gel 2 gün sonra iste."acıyan boğazıma inat onu durdurmak için aklıma gelenleri dile döktüm bağırarak. "Söz, söz veriyorum seninle evleneceğim."gözlerim acıyordu, ses tellerim acıyordu...
Durmadı, bir eli ellerimi sabit tutarken diğer eli yanağımı okşuyordu. Titreyen bedenim korku ile "Yalvarırım yapma bırak beni. Reşat dokunma bana yapma. Tamam evleniriz lütfen bırak beni."ağlayan yalvarışlarım yine karşılıksızdı ve yine onu durduramamıştı fakat bu kez çok daha farklıydı gözleri kararmıştı.
O pis dudaklarını boynuma yaklaştırıdı. Dudaklarını boynumda hissedince hiç durmayan debelenmelerim daha da arttı, hıçkıra hıçkıra ağlarken "Yapma yalvarırım yapma. Allah belanı versin, yapma dokunma bana."sözlerim tekrar karşılıksızdı. Ne bir an olsun çığlıklarım durmuştu ne de yalvarışlarım. Bütün sesimle çığlık atarken aynı zamanda ona yalvarmayı da ihmal etmiyordum. Artık çığlık atmaktan ağrıyan boğazımda bile isyan ediyordu.
Boynumda ki dudakları yavaş yavaş yüzüme doğru yaklaşınca göz yaşlarım hızlanıyordu. Hiç durmayan çığlıklarıma bir çığlık daha ekledim. Kulaklarımı ağrıtan cinstendi kulak zarım zarar gördü gibi hissediyorum. Tek eli ile bir anda ağzımı kapattı. Ağzımı açıp elini ısıracağım sırada elini daha çok bastırdı. Artık çığlıklarım bile duyulmuyordu. Kendimden tiksiniyorum...
Küçük bedenim duvar ile onun pis bedeni arasında ezilirken onu bütün gücümle itiyordum ama aksine milim dahi kıpırdamıyordu. O kıpırdamayınca daha çok akan göz yaşlarıma engel olamıyordum. Elini ağzımdan çektiği vakit tekrar çığlık atarken koca ve pis eli birden tişörtüme gitti. Çığlıklarım artarken elimi bırakıp bir eli ile ağzımı kapatırken, bir eli ile de tişörtümü sıyırmaya çalışırken gözlerim karardı.
Çok kısa bir an gözlerim etrafta gezinince fanusa ne kadar yakın olduğumu gördüm. Ellerimin boşluğunu fırsat bilip hiç düşünmeden bi anda fanusu alıp sertçe kafasına vurdum. Fanus kırılan cam parçaları elimin kesilmesine sebep olurken gözlerimi yere dökülen kanlara değdiği gibi dudağım kıvrıldı çünkü yerdeki kanların sadece bana ait olmadığını anladım.
Geri çekilip bi kaç adım sendelerken bir elini başına koydu ve ellerini gözünün önüne getirerek kana baktı. Başından akan kanlar beni bir an mutlu etse de, yanağıma attığı sayamadığım bilmem kaçıncı tokatı bütün vücudumu titrettirken dudağımdan akan kanla kendimi bi anda yatakta buldum. Yatağa düşer düşmez kalkınca sırıtarak bir tokat daha attı ve tekrar yatağa düştüm.
Gözlerim ağlamaktan, boğazım bağırmaktan, kulağım çığlıklarımdan acırken; ruhum ise yavaş yavaş kanamaktan ölüyordu...
Şerefsiz birden pis bedenini de yatağa bırakınca gözlerim korkuyla kocaman açıldı. Hızla yerimden doğruldum, tam yataktan kalkacakken ani hareketle elleri ile kollarımı tutup beni yatağa yatırdı.
Bağırarak "Allah belanı versin bırak beni." Direndim öyle ki acı içinde sızlıyor bedenim. "Yalvarırım bırak, çocukluğumu çaldığın yetmedi mi?" Yetmemiş hayatımı da çalmak için çabalıyor. "Bırak lütfen dokunma artık bana." Sona doğru sesim kısılırken buğusu hiç gitmeyen gözümden yaşlar durmaksızın akıyordu çaresizce.
Ben hıçkıra hıçkıra ağlayıp durmadan çırpınırken üstüme doğru eğildi, ellerimi ve bacaklarımı bacağı ile sabit tutarken tişörtünü kaldırıp kemerini açmaya yeltendi, çıkardığı kemeri kenara atınca pantolonun düğmesini açacakken bacağımı ondan kurtarıp sertçe tekme attım. Bedeni sendeleyip yataktan düşerken hiç vakit kaybetmeden yerimden doğruldum. Yataktan kalkacakken sertçe saçlarımdan tutulmam ile saç diplerimin sızısı sardı tüm bedenimi, artık gözlerimden yaş değilde kan akıyordu. Ağlamaktan kanayan gözlerimin hesabını elbet soracağım.
Gözü dönmüştü Allahın cezasının. Ben hıçkıra hıçkıra ağlarken tekrar üstüme eğilip bedenimi bedenine kıstırdı. Pantolonun düğmesini açtı ve üzerinde ki tişörtü eteklerinden tutup çıkarınca açığa çıkan pis bedeni midemi bulandırdı. Gözlerimi sıkıca kapatıp başımı çevirdiğimde durmaksızın çırpınmayı ve çığlık atmayı ihmal etmiyordum. Yanağımda hissettiğim dudaklar, öfkeyle gözlerimi açmama neden oldu. Pis bedeni üzerime eğilmiş tenini tenime değdirirken bağırdım. "DOKUNMA BANA!" Çığlığımın ardından elini bacağıma sürterek yavaşça tişörtümün eteklerine çıkardı. Korku ilk kez bu denli esir almıştı beni. Bacağımı hareket ettirmeye çalışıyordum lakin çok sıkmıştı küçük bedenimi. Üzerimdeki tişörtü yırtarak çıkarınca bedenim onun iğrenç bakışları altında ezildi. Üzerimde ki bustiyere rağmen açıkta kalan göğsüme değdi gözleri ve zevkle inleyerek elini göğsüme çıkardığında kocaman bir çığlık peyda oldu yüreğimden.
Gözlerim durmaksızın yaş dökerken bir an olsun çırpınmaktan vazgeçmiyordum. Elimi zorla çıkarırken vakit kaybetmeden hızla Reşat'a vurduğumda sertçe yanağıma tokat atarak tek eli ile ellerimi zorla başımın üstünde birleştirdi. "Bu iş bugün bitecek Saryacık. Küçük bedenin artık tamamen bana ait olacak." Ben daha fazla çırpındıkça daha çok sıkıyordu ellerimi. Yavaş yavaş boynumu öpmeye başladığında çığlıklarım durmazken bacağına sert bir tekme attığımda bacaklarımı tekrar bacağının arasına aldı. Artık kıpırdamam tamamen imkansızdı. O kadar sıkıştırmıştı ki bedenimi nefes dahi alamıyordum.
Dudakları boynumdayken bağırarak "Reşat sana yalvarıyorum yapma yeter lütfen," dediğimde gözlerinin ne kadar köreldiğini beni duymadan açıkta kalan göğsüme giden dudakları ile anlamıştım. Her şeye rağmen diredim ve çırpındım. "Söz seninle evlenirim yeter ki beni bırak." Bedenini bedenimin üzerinde uzandırmış bir eliyle bacaklarımı okşarken aynı zamanda açıkta kalan bedenime dokunmaktan geri durmuyordu. "Dokunma artık bana canım acıyor ruhum kanıyor sana yalvarıyorum yapma." Eşofmanımı çıkarmaya yeltenince koca evin duvarlarına dahi titreten güçlü bir çığlık attım. Lanet olası yeryüzünde sesimi duyan hiç kimse yoktu. Ne yalvarışlarım ne de çığlıklarım duyuluyordu sanki bir rüya gibiydi. Kimse beni duymuyordu ama tenimde hissettiğim pis ten ve bedenime hissettiğim sızı çok gerçekti...
Ruhumun yana yana ölüşünü hissediyordum...
Boynumdan aşağı inince aynı zamanda tek hamle ile eşofmanımı çıkarmaya çalıştı. Ellerimi bıraktığı ilk anda tekrar ona vurup hiç durmayan çığlıklarımı devam ettirdim. Ama bacaklarım yine hareketsizdi.
Eşofmanımı çıkaramayınca iplerini sertçe çekerek kopardı. Yavaş yavaş boynumu öperken çığlıklarım ve bağırışlarım o kadar artmıştı ki neredeyse birazdan bağırmaktan bayılacaktım.
Ellerimle ile ona son gücümle vurduğumda bir an da tekrar tek eli ile ellerimi başımın üstünde birleştirirken diğer eli de yavaş yavaş bacaklarıma değiyordu. Bacaklarım kasıldı dokunuşlarını hissederken, bütün vücudum uyuştu. Elin kopsaydı da dokunamasaydın.
Ahtım olsun ki seni öldürmeyeceğim Reşat çünkü her gün bana ölmek için yalvaracaksın...
Boşluğunu yakaladığım ilk an da bacağının hareket ettiğini hissettiğim gibi kasıklarına çok sert bi şekilde vurdum. Birden yüzünü ekşitti acıdan iki büklüm olurken bana bir tokat daha attı fakat bu acıtmadı. Ardından acıdan üstümden kalkarak yan devrildi yatakta iki büklüm olurken gözleri doldu.
Dudağım kıvrılırken onun bu halini fırsat bilip hemen yataktan kalktım ve gözümden akan yaşla karışık kan bana eşlik ederken hep yatağımın yanında hiç bir zaman işime yaramayacağını düşündüğüm uzun zaman önce çıkan yatak demirini alıp sert bir şekilde sırtına vurdum. O daha ne olduğunu anlamadan hiç durmadan bir kez daha vurdum sırtına artık hareketleri kısıtlanmıştı, art arda elimdeki sopa yamulana kadar durmaksızın vurdum.
Bacağıydı bacağımı kıstıran, demiri kaldırıp son gücümle bacağına vurdum. Acıyla inlemeleri dinlediğim bütün müziklerden daha güzel geliyordu kulağıma, bir kez daha hızla sırtına vurdum ve ardından elimde ki demir sopayı bacağına sertçe geçirdim. Baygın olduğunu düşünüyordum çünkü hiç kımıldamıyordu. Sadece her vuruşumda acıyla inliyordu.
Hiç hareket edemezken demiri başına vurmak için kaldırdım, demiri kaldırdığım gibi kapı çalınca elimde ki emiri başına değil de bacağlına vurarak indirdim.
Kapı bir kez daha çalınca hareketlendiğini gördüm, çok fazla vurdum, baya sert vurdum ve hala uyanık mıydı? Bu beni, her vuruşumu hissettiği için mutlu ederken aynı zamanda şaşkın olmama neden oldu.
Bakıp dolan gözleri ile "Bunun bedelini çok kötü ödeyeceksin Saryacık. Sadece iki gün, sadece... Sonra tamamen bana ait olacaksın seni her gün öldürmekten beter edeceğim." dedi. Vuruşlarım o kadar sertti ki nasıl bu kadar rahat konuşuyor diye düşündüm bir an ama acıdan dolan gözleri dudağımın kıvrılmasına neden oldu.
Bütün göz yaşlarıma karşılık onun sadece dolan gözlerinin beni mutlu etmesi çok acınası...
Onun o kadar ileri gitmesi ruhumu tamamen öldürüken aklımı kaybetmeme sebep olacaktı. O an tüm benliğimle kendimden iğrendim dokunduğu yerleri ateşe vermek istedim... Düşüncesi bile beni öldürürken midemi bulandırıyordu.
Birden yataktan kalktı elleri ile sırtını ve bacağını ovuşturarak yerdeki tişörtü hızla üzerine geçirip kemerini taktı ve yanıma gelip çenemi sertçe tuttu. "Bu burada bitmedi!" Yanağımdaki kanı baş parmağına aldıktan sonra parmağında ki kanı diliyle temizledi. Yaptığı hareket midemi bulandırırken yüzüne okkalıca tükürdüm.
Sanki pis suratına tükürmemişim gibi topallayarak arkasını dönüp kapıya yöneldi ve odadan çıktı. O çalan kapıyı açmak için giderken ben de hemen demiri yere fırlattım ve odadan çıkıp kapısını kilitleyerek banyoya girdim.
{Uyarı: Şiddet ve +18 barındıran kısımlar son buldu. İyi Okumalar...}
Ne dilim bir şey demeye dönüyordu ne de ruhumun ölümü konuşmama fırsat veriyordu. Kapıyı kapatıp arkasına oturdum. O anlar gözümün önüne gelince düşünmemek için ellerimle hızlı hızlı başıma vurdum. Göz yaşlarım ise kan ile birlikte daha da çok akıyordu.
Kapının açılma sesi geldi, halam o kanı bozuk pisliği görmeyi beklemiyordu ki hemen sorusunu yöneltti "Hayırdır ne işin var burda?"
Halam da o pislik Reşat'ı günahı kadar sevmezdi. İnceden onun ne kadar iğrenç ve karaktersiz olduğunu biliyordu yani bir kaç hafta bunu anlamam için yeterli olmuştu. Reşat iti ise çoğu suça bulaşmış fazlasıyla tiksindirici biriydi.
Onun midemi bulandıran sesini duydum "Seni görmeye geldim yoktun. Sana söylemem gerekenleri Sarya'ya söyledim sana anlatır. Benim şimdi acil işim çıktı gitmem gerek, iki gün sonra görüşürüz."diyince sesi kesildi.
Halamın "Kafana ne oldu?" diyen sesini duydum.
Reşat iti ise telaşlı bir sesle "Önemli bir şey değil," deyip kapıyı kapatarak evden hızla çıktı.
O çıkınca halamın bana seslendiğini duyduğumda yutkunarak sesimi toparlamaya çalıştım ardından "Banyodayım,"dedim sadece. Hiç bir şey söylemezken hala titreyen bedenimi ve gözlerimi sıkıca kapattım.
Koskocaman bu ev bana zehir zindan oldu. Duvarlarında ki tuğlalar çığlıklarımla güçlendi. Bir güldüm bin ağladım. Hali vakti yerinde kendi çapında iyi gelire sahip olan ailemin eseriydim. Benden, benliğimden geriye kalan, ölmüş bir ruh yaralı bir beden...
Nefesim kesilirken hemen suyu en sıcak dereceye ayarlayıp üstümdeki fazlalıkları çıkardım. Göz yaşlarım haklı sebebten durmak bilmezken sıcak suyun altına geçtim vücudumdan dökülen kanlar suya karışırken, her yerimi kazıya kazıya yıkamaya başladım.
Boynumu onun pis DNA'larından arındırmak için daha fazla kazırken, derimi çok fazla kazımaktan kabartmıştım. Sıcak su kızaran ve derisi kalkan yerlere değince daha çok acı verirken aldırmadan, ellerinin bacağıma değdiği düştü aklıma bu kez de bacağımı var gücümle yıkamaya başladım, sessiz gözyaşlarım durmaksızın bana eşlik ederken o da kanla beraber suya karışıyordu. O kadar çok yanmıştı ve soyulmuştu ki vücudum annem bu halimi görse beni hiç affetmezdi.
Gücüm bitiyordu, bacaklarım beni daha fazla taşıyamazken yere düştüm. Sanki acıyan tek yerim dizlerim olmuş gibi ellerimi dizlerime koyup sarsıla sarsıla ağladım. Kısık sesimle "Anne ben düştüm, lütfen beni kaldır. Dizlerim çok acıyor."
Dizimin acısı ise ruhumun acı çekerek ölmesinin yanında bir hiçti. Kalbim de derin bir sızı vardı, sanki çok yüksek bir uçurumdan düşmüş gibi. O an ki korkumu hiç ama hiç kimse anlayamazdı. Sadece ben ve benim gibi çaresizler...
Ağlarken düşüncelerim beni bir an bile yanlız bırakmıyordu. "Anne bugün benim ruhum acı çeke çeke öldü. Hiç kimse anne, hiç kimse benim çığlıklarımı duymadı, yalvarışlarıma kulak asmadılar." Ellerimi yanan bacaklarıma vurdum. "Ama ruhumu öldüren herkesten ruhumun intikamını tek tek alacağıma yemin ederim anne." Yumruk yaptığım ellerimin içi yanıyordu. "Bedenime zarar veren herkesi başka bir bedene muhtaç etmekten çok daha fazlasını yapacağım." Bir hıçkırık peyda oldu dudaklarımdan. "Yandığım kadar yakacağım." Ellerimi zemine sertçe vurdum. "Öldüğüm kadar öldüreceğim." Hırs bedenimi ele geçirmişti. "Senin kızın intikamını almadan asla yanına gelemeyecek anne. Söz veriyorum sana çok güçlü olacağım annem." Söz verdim anneme, çok güçlü olacaktım.
Tükenen gözyaşlarıma tekrar kan eşlik etti. Benim gözüm artık kan akıtıyordu. Her şeyi geçerim de ruhumun ölümünü, kan akıtan gözlerimi asla. Ruhumun ve kan akıtan gözlerimin intikamını almadan onları her gün yavaş yavaş öldürmeden gitmeyeceğim.
Ne kadar süre geçtiğini bilmiyorum. Titreyen bacaklarıma ayağa kalktım, suyu kapatıp havluyu vücuduma sardım. Gözlerimi sildim, vücudumun yanıkları ve kızarıklıkları o kadar çok acıyordu ki adım atmaya halim bile kalmamıştı. Bir an durdum benim bedenim değil ruhum açıyormuş bana adım attıramayan da ruhumun ölümüymüş meğer.
Banyodan çıkmadan önce eldivenle üstümden çıkardığım kıyafetleri çöpe attım. Onun dokunduğu her şey midemi bulandırıyordu. Tam banyodan çıkacakken midemin bulantısı daha arttı. Hemen klozetin başına geçtim ve sadece kan kustuğumu fark ettim.
Ölen ruhumun durmaksızın kanaması kendini bu şekilde mi atıyordu dışarı?
Bugün çok fazla kan döktüm ben, bugün çok fazla öldüm ben, bugün çok fazla ağladım ben, bugün çok fazla...
Odama geçinçe yerdeki kanları gördüm. Göz kanlarım dinmişti. Yaş demek acıma saygısızlıktı, üstüme yanıkları ve kızarıklıkları belli etmeyen bir şeyler giydim daha sonra ıslak mendil ve eldiven alıp yeri sildim. Çok fazla kan olmaması işimi kolaylaştırmıştırdı.
Yeri sildikten sonra eldiveni ve ıslak mendili çöpe attım. Banyoya girip ellerimi yıkadım daha sonra vücuduma yanık kremi sürüp elimin kesilen yerini sardım.
Halama bakındım biraz ama ortalıkta görünmüyordu. Odasına doğru ilerledim tam da tahmin ettiğim gibi uyuyordu. Ona doğru ilerledim ve hemen yanına uzandım.
Geldiğimi anlamış ki elleri direkt belimi buldu. Halama dönünce gözlerinin açık olduğunu gördüm. Kızarmış gözlerimi görünce gözleri kocaman açıldı.
Hemen yatakta doğruldu sırtını yatak başlığına dayayıp gözlerime bakarak bacağını uzattı. Bacağına iki kez hafifçe vurunca başımı oraya koydum. Ardından "Ne bu halin Sarya? Ne oldu?"dedi merak eden bir sesle.
Gözlerimi kapatıp açtım ve sadece "Bana güveniyor musun hala?"dedim.
Tereddüt dahi etmeden hızla "Evet." derken dudağım kıvrıldı.
Daha sonra "O zaman soru sormak yok, zamanı gelince sana her şeyi anlatacağım söz." dedim sonrası ise sessizlik.
Bir süre ne halam konuştu ne de ben. Ben boş boş tavana bakıp düşünürken o da bana bakıyordu. Elleri ıslak saçımda gezinirken kan akıtan gözlerimin acısını hissederek tekrar gözlerimi yumdum.
Birden gözlerimi açarak onun gözünün içine baktım ve bağırmaktan kısılan sesimle "İki gün sonra beni istemeye geliyorlar Reşat için."aniden gözleri büyüdü.
Dişlerini sıkarak "Onun için mi iki gün sonra görüşürüz dedi o haysiyetsiz."kafamı aşağı yukarı salladım.
Halam tekrar konuşmaya başladı "Sen ne dedin peki?"kızar ve hesap sorar tonla sorduğu soru ile yerimden doğruldum.
"Bir şey demedim. Madem benimle evlenmeyi bu kadar çok istiyor gelsin istesin bakalım. Hem ne demişler nikahta keramet var."sanki az önce onca acıyı ben yaşamamışım gibi gülerek halama bu cümleyi kurdum.
Halam rahatlığımdan rahatsızca aniden bağırınca irkildim. "Deva kafayı mı yedin? Ben seni almaya geldim ve sen Reşat'la evlenmekten bahsediyorsun. Daha 19 yaşındasın. Hem az kaldı bir hafta sonra sınavın var senin gideceğiz buradan. Kendine gel Allah aşkına?"
Gözlerim doldu yavaş yavaş "Hala ben hayır desem bile geleceklerini benden iyi biliyorsun. O it babama söylemiş bir kere. Sence babam beni öldürmek pahasına bile Reşat'a vermez mi?"
Halamın gözünden bir damla yaş aktı ama ben hala ağlamıyordum. "Şerefsiz babanla konuşacağım Deva. Evlenmek yok! Benimle Diyarbakır'a geleceksin,"dedi net sesiyle.
Ama aklımdakilerin tıkır tıkır işleyeceğine zerre şüphem yoktu. Sakin bir sesle "Hayır hala hiç kimseyle konuşmayacaksın gelip istesinler. "dedim ve başımı tekrar halamın dizlerine koydum...