İKİNCİ BÖLÜM

3848 Words
"Para dünyadaki en büyük güçtür Atlas. Bu hayatta parası olanın sözü geçer anladın mı? Güçlüysen var olursun bu hayatta. Tek güç ise kesinlikle paradır. Parayla satın alamayacağın kimse yoktur inan bana. Ne istersen kimi istersen parasını basıp alırsın. Kimse sana itiraz bile edemez, Çünkü paranın gücüne kimse karşı gelemez anladın mı oğlum? Parayı önlerine attın mı suspus olurlar. Araya hükmetmek herkesin harcı değildir oğlum. Herkes de böyle bir yetenek yoktur. Kimseye acımayacaksın mesela. Önüne kim çıkarsa ezip geçeceksin." 30 katlı binanın en tepesindeki ofisinde oturmuş babasının sözlerini düşünüyordu Atlas Akcan. Babası ne iş dünyasında ne de özel hayatında kimseye acımamayı öğretmişti ona. Atlas'ı burnunu sürte sürte bu günlere getirmişti. Atlas, önceleri çok dirense de sonradan oda babasına benzemeye başlamıştı. Ne okul hayatında ne iş hayatında oda kimseye acımıyordu artık. Sadece zengin ve güçlü ailelerin çocuklarıyla arkadaşlık etti yıllarca. Arkadaş bile olsa kimseyi hayatına sokmadı. İş hayatında da çok acımasızdı Atlas Akcan. Kimsenin gözünün yaşına bakmıyordu. Kimse tolerans göstermiyordu. Ona kafa tutan rakip olan bir çok şirketi piyasadan silmişti. Bu davranışlarıyla iş dünyasında birçok düşman kazanmıştı. Annesi babası gibi güç ve para tutkunu değildi. Dilek Hanım, şefkatli sevgi dolu bir kadındı. Oğlunun babası gibi acımasız birine dönüşmesi onu çok üzmüştü. Adam oğlunu yetiştirirken karısına söz hakkı tanımamıştı. Kendisi gibi yetiştirmişti oğlunu. Acımasız kendinden başka kimseye güvenmeyen. Sürekli çalışmak ve para kazanmaktan başka amacı olmayan bir kişiliği olmuştu Atlas'ın. Aytaç Bey, karısını çok seviyordu ona çok değer veriyordu. Onun kalbini asla kırmamıştı adam. Yine de her zaman son kararı kendisi veriyordu. Aytaç Akcan, oğlunu kendi gibi paraya güce tutkun biri olarak yetiştirmişti Atlas, karısı İclal" le bile babası istediği için evlenmişti. Çünkü Aytaç Bey, İclal'in babasıyla bir çok yatırımda ortak çalışıyorlardı. İki aile güçlerini birleştirmek güçlerine güç katmak için Atlas ve İclal'i evlendirdiler. Atlas, itiraz bile etmedi çünkü o da babası gibi düşünüyordu. Onların hayatında duyguya yer yoktu. Atlas, İclal'le olan evliliği aşk evliliği olarak değil bir yatırım olarak görüyordu. Yaptığı karlı yatırımlardan biriydi İclal. Babasının parası gücü yeterliydi Atlas için. Atlas, ona ne sevgi ne ilgi göstermiyor, sanki karısı değil iş ortağıymış gibi davranıyordu. Evde odaları bile ayrıydı. İş anlaşması yapan ortaklar gibi ara sıra bir araya geliyorlardı. O da Atlas isterse. İclal, ise bu durumdan iyice sıkılmıştı. Babasına Atlas'tan boşanmak istediğini söylemişti kaç defa. Ama babası buna izin vermemişti. İclal de Atlas'ı sevmiyordu. bir an önce bu adamdan kurtulmak istiyordu. Evden bile kaçmayı düşündüğü sıralarda hamile olduğunu öğrendi. Çocuğunun babasız doğmaması için Atlas'a bir süre daha katlanmaya karar verdi. Aslında böyle bir adama çocuk bile verilmezdi ama çocuğu aldırmasına izin vermezlerdi Onun için doğurmak zorundaydı. Akcan, ailesine bir veliaht gerekliydi. Aytaç Bey, sık sık oğluna bunu hatırlatıyordu zaten. Atlas, sadece bu yüzden karısıyla bir kaç defa birlikte olmuştu. İclal'in hamileliğini herkes öğrenmiş ve çok sevinmişlerdi. Özellikle Aytaç Bey ve karısı sevinçten havalara uçmuştu. Bu çocuk eve mutluluk ve huzur getirecekti. Herkes bu çocuğun olmasını çok istiyordu. Atlas, hariç, o çocuğu olsun istemiyordu. Çocuğu kendine ayak bağı olarak görüyor henüz kendini baba olmaya hazır hissetmiyordu. Babasının kızmayacağını bilse çocuğun doğmasına bile izin vermezdi. Ama babasının çok istediği bir çocuktu bu. Atlas, gibi İclal de istemiyordu bu çocuğu. Bunu çok iyi biliyordu adam. Bir şeyden de kesinlikle emindi. Çocuğu aldıralım dese. İclal itiraz bile etmezdi. Çünkü Atlas, çocuğu onunda istemediğini gözlerinde görmüştü. İclal, hamile kaldıktan sonra Atlas, ona hiç yaklaşmıyordu artık. Zaten ne duygusal bağları vardı. Ne de aralarında bir çekim. Onlar için evlilik görev icabı yapılan bir işten ibaretti. İclal'in görevi de artık bitmişti. Atlas Akcan, için kadın çoktu nasılsa. O canı istediği zaman canının istediği kadınla birlikte olabilirdi. İclal, babasının istediği veliahdı doğursun Atlas'ın umurunda bile değildi. Sorunsuz geçen bir hamileliğin ardından Nihayet çocukları doğmuştu. Tamda Aytaç Akcan'ın istediği gibi erkek olmuştu. Ailenin veliahtı doğmuştu artık. Çağın, doğduktan sonra evde bayram havası esmişti. Çocuğun doğumunu kutlamak için bir çok partiler kokteyller düzenlediler. Gazetelerde manşetlerde boy boy fotoğrafları yer aldı. Kısacası veliahdın doğumu yılın olayı olmuştu. Çocuk doğmuştu doğmasına ama ne annesi nede babasının umurunda değildi. Bu yüzden Aytaç Bey, torununa en iyi bakıcıları tuttu. Torununun en iyi şekilde büyümesini istiyordu. Çünkü annesi ve babası çocukla ilgilenmiyor kafalarına göre hayat yaşıyorlardı. İclal de artık yalnızca kendi hayatını yaşıyordu. Ne çocuğu nede Atlas, umurunda değildi bu saatten sonra. Sürekli alışverişlerde tatillerdeydi. Arkadaşlarıyla yurt dışı seyahatlerine gidiyor ülke ülke geziyordu. Karısının ne yaptığı Atlas'ın umurunda bile değildi. O da kendi dünyasındaydı zaten. Onun derdi de para kazanmak gücüne güç katmaktı. Atlas, ailesinin ısrarıyla haftada bir de olsa oğlunu görüyordu. Bu görüşmeler de en fazla yarım saati geçmiyordu. Zaman ilerledikçe bu ziyaretler sıklaşmaya başlamıştı Atlas, ilk doğduğu zamanlarda yüzüne bile bakmadığı oğlunu büyüdükçe sevip ilgilenmeye başlamıştı. Çocuk, büyüdükçe Atlas, ona daha çok ilgi gösteriyordu. Çocuk yaşına bile girmeden babasını kendine bağlamayı başarmıştı. İşten eve erken geliyor bütün saatlerini oğluyla geçiriyordu artık. Annesi bu duruma çok seviniyordu. Dilek Hanım, İclal'le sevip aşık olmadan çıkarı için evlenen oğlunun en azından çocuğunu sevmesini istemişti. Şimdi Atlas'ın oğluna gösterdiği ilgi kadının biraz olsun içini rahatlatıyordu. Böylece yıllar geçti ama İclal ve Atlas arasında hiçbir gelişme olmadı. Hatta araları daha da açılmıştı. İclal, artık eve bile uğramıyor ailesiyle birlikte yaşıyordu. Ara sıra oğlunu görmeye geliyor bir saat ya kalıyor ya kalmıyor hemen ayrılıyordu. Ne sevgi nede ruh vardı bu evde. İclal, bu eve geldiğinde boğuluyor bir an önce kaçmak istiyordu. Atlas'ın tek tutkusu oğlu Çağın olmuştu artık. Oğlunu mutlu edebilmek için elinden geleni yapıyordu. Çağın'da babasına çok düşkündü. Babası eve gelmeden yemek bile yemiyordu. Bakıcısı ne yaparsa yapsın onu ne yemek yemeye, ne de uyumaya razı edemiyordu. Çağın büyüdükçe baba oğulun birbirlerine olan sevgileri de artıyordu. Çağın'ın altıncı yaş gününde büyük bir parti vermişti Atlas. Partiye iş dünyasının önde gelen iş adamları. Ünlü sanatçılar mankenler hatta bir kaç milletvekili bile gelmişti. Atlas, İclal ve oğluyla boy göstermişti partide. Kimsenin aile içinde olanlardan haberi olsun istemiyordu. Hiç bir şekilde prestijinin sarsılmasına izin veremezdi. Karısının yediği her haltı biliyordu aslında ama umursamıyordu Atlas. Çünkü kendisi de aynı şekilde yaşıyordu. Gazetelerde hiç bir kötü haber çıkmasına izin vermiyordu. Hem karısının hem kendisinin bütün pisliklerini kapattırıyordu. Paranın açamayacağı kapı yoktu sonuçta. Atlas Akcan, adı bile yetiyordu herkesi titretmeye. Doğum günü partisinden sonra lüks mekandan ayrılırken Atlas ve karısı büyük bir kavgaya tutuştular. İclal, Atlas'tan boşanmak istiyordu. Babası izin vermediği için Atlas'ın babasıyla konuşmasını istiyordu. Atlas ise karısına, "Bende sana meraklı değilim. Yüzünü bile görmeye tahammülüm yok İclal. Sana yardım etmeyi de düşünmüyorum. Git babanla kendin konuş beni bu işe bulaştırma." dedi. Sinirleri iyice bozulan kadın Atlas'ın arabayı durdurmasını istedi. Atlas, hiç oralı olmadan arabayı son hız kullanmaya devam etti. Kadın hala bağırıp çağırırken Atlas arka koltukta oturan Çağın'a baktı. Çocuk çok yorulduğu için uyumuştu. Atlas, tekrar yola bakacaktı ki önüne çıkan kamyonun hızla üzerlerine geldiğini gördü. İclal, "dikkat et Atlas çarpacağız" diyerek bağırmaya başladı Atlas, son anda frene bastı ama artık çok geçti. Kamyona çarpmaktan kurtulamamıştı. O kazadan canlı çıkmıştı hepsi de. Çağın, kazanın ardından bir çok ameliyat geçirdi. Fiziki olarak iyileşti ama bir türlü konuşmuyordu. En ünlü psikologlar yurt dışında yapılan tedaviler fayda etmemişti. Çağın, hastanede kendine geldikten sonra babasının yüzüne bile bakmamıştı. Babasını görünce önceki gibi sevinmiyor yanına gidip sarılmıyordu artık. Ondan korkuyordu çocuk. Atlas villaya gelince o hemen yanından uzaklaşıyordu. Kaza sonrası Atlas'ın bacaklarında da bir çok kırıklar olmuştu. O da oğlu gibi aylarca hastanede yattı. Defalarca ameliyat geçirdi. Kazanın üzerinden iki yıl geçmesine rağmen hala koltuk değnekleriyle yürüyordu. Bu durum Atlas'ı daha da sinirli ve agresif yapmıştı. Adamın korkusundan yanına çalışanları bile yaklaşamıyordu. Ne annesi ne babası ona söz dinletemiyordu. Babası bir canavar yetiştirdiğinin farkına varmıştı. Ama çok geçti artık. Son pişmanlık fayda etmiyordu. Babası bu iki yıllık süre içerisinde oğlunu yanlış şekilde yetiştirdiğini anlamıştı. Zira Atlas, iyice zıvanadan çıkmıştı. Sürekli içiyor geceleri hiç ayık gezmiyordu. İş hayatında da kimseye acımıyordu. Önüne geleni ezip geçiyordu. Şimdiye kadar karşısına geçip kimse dur diyemiyordu. O bücür hemşire hariç. Kaza gecesi Atlas'ı küçük düşürmüştü. Ona hayat dersi vermeye kalkmıştı. Bacak kadar boyuna bakmadan Atlas'ın karşısına geçip ahkam kesmiş beylik laflar etmişti. Onun yaptığını unutmamıştı Atlas. İki yıldır sürekli peşindeydi o kocasının. Tuttuğu adamlar onun hakkında her şeyi Atlas'a rapor ediyorlardı. O kız Atlas'a söylediklerinin hesabını verecekti. Her insanın satın alınabileceğini gösterecekti ona. Kızın hakkında her şeyi öğrenmişti Atlas. Yaşadığı kasabayı, annesini, babasını kızın okulunu öğrenmişti. Ona yaşama hakkı vermeyecekti bu hayatta. Okuldan mezun olup evine döndüğünde ona ilk sürprizini hazırlamıştı. İlk önce evlerini ellerinden alarak sokakta kalmalarını sağladı. Sonrası gelecekti elbet. Söylediği lafları tek tek yedirecekti ona. Bilgisayarının ekranında kızın o gece acil serviste ki görüntüsü vardı. İki yıldır her gün nefretle bakıyordu o fotoğrafa. Kaza gününden sonra kız hakkında her şeyi öğrense de başka fotoğrafını görmek istememişti. Kızın evleri satıldıktan sonra sokakta olacağını düşünmüştü ama düşündüğü olmamış kız şehre gelmişti. Şimdi tamamen avucunun içindeydi. Kız her gün iş arıyor özel hastanelere başvurmuş haber bekliyordu. Hiç bir özel hastane ona iş vermiyordu. Çünkü sahipleri Atlas Akcan tarafından ziyaret edilmişti. Kimse onun isteğini geri çeviremezdi. Herkesin korkulu rüyasıydı Atlas Akcan. Kimse onun gibi bir adamla düşman olmak istemiyordu. Onun bir sözü yeterdi istediğini almak herkesi bitirmek için. Bütün hastaneler sözleşmiş bir halde kızı geri çevirdiler. Kızın bu umutsuz hali Atlas'ı sadistçe mutlu ediyordu. Bu başına gelenlerin paranın gücü sayesinde olduğunu öğrendiğinde kızın yüzünü görecekti Atlas. Kız hastanelerden vazgeçmiş artık ne iş olsa yapacak hale gelmişti. İyi kötü demeden her işe başvuruyor ve reddediyordu. Atlas, düşüncelerinden sıyrılıp oturduğu koltuktan ayağa kalktı. Koltuk değneklerini alıp odasından çıktı. Asansörle zemin kata indi. Otopark ta ki arabasına doğru yürümeye başladı. Arabasını kendi kullanabiliyordu bir süredir. Neredeyse bir buçuk yıl araba kullanamamış çok özlemişti. Arabalar tutkularından biriydi Atlas'ın. Ayrıca hız yapmayı da çok seviyordu. Tabi ki geçirdikleri kazaya kadar. Artık hız tutkusu kalmamıştı içinde. Çünkü yaptığı hatalar oğlunu kaybetmesine neden olmuştu. Atlas, kazadan hep kendini sorumlu tutmuştu. Oğlunun bu hale gelmesine sebep kendi dikkatsizliği idi. Arabasının yanına geldi yavaş adımlarla. Biraz uzun yürüdüğü için yorulmuştu. Hemen arabasına binip çalıştırdı. Önce kendi otelindeki bara uğrayacak sarhoş olana kadar içecekti. Evine hiç gidesi gelmiyordu artık. Gitmek için bir sebebi yoktu. Oğlu onun yüzüne bile bakmıyordu. Çocuk içine kapanmıştı iyice. Sadece babaannesi Dilek Hanım'ın yanında gülüyor onun yanında normal davranıyordu. Atlas, saatlerce içtikten sonra bardan ayrılıp kendine ait süitine çıkmak için asansöre doğru yürüdü. Bu geceyi ve bundan önceki geceleri orada geçirmişti. Koltuk değnekleri ve içkinin etkisiyle arada yalpalayıp düşme tehlikesi geçirse de kimse yanına yaklaşıp yardım etmeye yeltenmiyordu. Çünkü Atlas, asla kimsenin yardımını kabul etmezdi. Villada saatlerce oğullarını bekleyen Aytaç Bey ve Dilek Hanım telefonlarına bile cevap vermeyen Atlas'ı beklemekten vaz geçtiler. Oteli arayıp oğlunun orda olduğunu öğrenmişti adam. Aytaç Bey, çok paranın çok mutluluk getirmediği iki yıl içinde birazda olsa öğrenmişti. Artık karısına hak veriyordu. Dilek Hanım, her zaman maneviyata daha çok önem verirdi. Kocasına çok söylemişti Atlas'ı yetiştirirken para güç hırsından uzak tutmasını. Ama geçmiş geri dönmüyordu artık. Karı koca torunlarının yanına gittiler beraber. Çocuğun uyuduğundan emin olduktan sonra Kendi odalarına geçtiler. Atlas’ta zar zor çıktığı odasına girip, koltuğun üzerine uzandı ve orada sızıp kaldı. Nur, günlerdir iş aramaktan bıkmıştı artık. Çaldığı bütün kapılar bir bir yüzüne kapanmıştı. Bu kadar şanssız bir insan değildi oysa. Ne olduysa bütün her şey tersine dönmüş, kötüye gitmeye başlamıştı. Bir ay olmuştu büyük şehre geleli. Bir aydır sürekli iş arıyordu ama hala bir iş bulamamıştı. Arkadaşı Oya, gönülsüz de olsa özel hastanede ki işine başlamış ve devam ediyordu. Hazıra dağ dayanmaz sözü gerçekten doğru bir sözdü. Nur, iş bulamadığı için satılan evlerinin parasını harcamaya başlamışlardı bile. Oya, ne kadar kabul etmek istemese de Nur eve kira ödemek istiyordu. Bütün ısrarlarına rağmen Oya, bu ay Nur'dan para almamıştı. Oya, Nur iş buluncaya kadar kira falan almayacağını söylemişti. Kızının iş bulamamasına çok üzülen babası da iş aramak istediğini söylemişti Nur'a. Nur ve annesi buna şiddetle karşı çıktılar. Çünkü Kemal Bey çok yaşlıydı. Onun çalışıp daha fazla yıpranmasını yorulmasını istemiyordu Nur. Yıllarca kızı için gece gündüz çalışmıştı zaten. Nur, okusun. Nur'un bir şeyi eksik olmasın diye çabalamışlardı hep. Kemal Bey ve Asude Hanım'ın tek düşünceleri kızlarının mutluluğu olmuştu. Nur, bugün yine sabah erkenden evden çıkmıştı. Bütün gün dolanmış iş aramıştı. Bütün iş ilanı yazan işyerlerine müracaat etmişti. Yorgunluktan bitkin bir halde eve dönerken, bir restoranın camında ki iş ilanı dikkatini çekmişti. Biraz yaklaşıp ilanı okudu. Restoran için garson aradıkları yazıyordu ilanda. Tecrübeli ve işi bilen biri olmasını özellikle belirtmişlerdi. Kendisinin hiçbir tecrübesi yoktu. Şimdiye kadar hiç bir işte çalışmamıştı. Babası yıllarca Nur'un meslek sahibi olması için çalışmış kızını kimseye muhtaç etmemişti. Nur, ise ailesine gerektiği gibi bakamıyor onları mutlu edemiyordu. Artık bir şeyler yapması gerekiyordu kızın. Ailesi için ne iş olsa yapacaktı. Belki işe almayacaklar burdan kovacaklardı ama, yine de şansını deneyecekti. Kendi kendine cesaret verip kapıya uzandı. Restaurantın kapısını açıp içeri girdi. Orada gördüğü bir çalışana iş ilanı için geldiğini söyledi. Çalışan Nur'a patronuyla görüşmesi gerektiğini söyleyerek patronun odasına götürdü. Odaya gelince kapıyı çalıp içeri girdiler. Çalışan genç, "Tunç Bey bu arkadaş ilan için gelmiş." dedikten sonra Nur'u orada bırakıp işinin başına döndü. Adam başını bile kaldırıp bakmadan ilk sorduğu soru "Kaç yıllık tecrüben var" olmuştu. Nur bir süre cevap veremedi. Ne söylemesi gerektiğini bilemedi. Yalan söylemek istemiyordu ama doğruyu söylese de işe alınmayacaktı. "Ne olursa olsun" diyerek. "Hiç tecrübem yok efendim." diyerek kapıdan çıkmak için yürüdü. Nur'un kapıdan çıkmak üzere olduğunu gören adam. "Dur bir dakika." dedi Nur, olduğu yerde durdu. Yüzünü adama dönerek ne söyleyeceğini beklemeye başladı. Adam masadan kalkarak kızın yanına geldi. "Tecrübeli garson arıyoruz diye özellikle yazmıştık. Sen ise hiç iş tecrübem olmamasına rağmen..." "İşe çok ihtiyacım var bana bir şans verin lütfen. Ben inanın çok çabuk öğrenirim" dedi Nur, adam konuşmasını bile bitirmeden. Adam şöyle baktı kıza yalan söylediğine dair bir hareket görmek için. Temiz yüzlü iyi bir kıza benziyordu. Doğru söylediği her halinden belliydi. Solgun yorgun ve bitkin görünüyordu. Adam Nur'un bu haline çok üzüldü. Kendisi de bu duruma gelene kadar çok sıkıntılar yaşamıştı. Bu yüzden kıza yardım etmeye karar verdi. Bir şansı hak ediyordu kız. Bu şansı vermeyle hiçbir şey kaybetmeyecekti. "Tamam" dedi adam. "Yarın gel işe başla. Bakalım çabuk öğrenebiliyor musun görelim? Şimdi git evine dinlen çok yorgun görünüyorsun. Yarın sabah saat sekiz de burada ol." "Tamam efendim erkenden gelirim çok teşekkür ederim" diyerek restoran dan ayrıldı.. Bir taraftan iş bulduğu için çok mutlu bir taraftan içi buruktu. Nur, kendi işini yapmak istiyordu. O kadar okumuş mesleği için mücadele vermişti. Onun için çok kutsaldı mesleği. Tek istediği hemşirelik yapmak insanlara yardım etmekti. Neden bu kadar zordu bu? Ekmeğini severek yaptığı işten kazanmak neden bu kadar zordu. Ta çocukluğundan beri en büyük hayali buydu. Eve gelince mutlu görünmeye çalışarak anne ve babasına bir restoran da iş bulduğunu söyledi. Sonra da onlara sıkıca sarıldı. Onlar Nur'un yaşam kaynağıydı. Ailesine sarılınca sıkıntılarının hafiflediğini hissediyordu. Annesi ve babasında da buruk bir sevinç vardı. Kızlarının kendi işini yapmayı ne kadar çok istediğini biliyorlardı. Daha küçük bir çocukken bile elinde oyuncak tansiyon aletiyle mahalledeki herkesin tansiyonunu ölçmeye çalışırdı. Ben hemşire olacağım der herkesi güldürürdü. Annesi ve babasının durgun halini fark edince tekrar sarıldı onlara. "Merak etmeyin siz. Bir gün mutlaka kendi işimi yapacağım. Şimdi paraya ihtiyacımız var. Onun için ne iş olursa yapmaya mecburum" dedi. Anne babasıyla bir süre oturan Nur. Kalkıp Gül'le beraber kaldığı odaya geldi Çocuğa sıkıca sarılarak yanağından öptü. Bir aydır Gül'le de ilgilenemiyordu. İş aramaktan sağa sola koşturmaktan vakit bulamıyordu. Erkenden kalkması gerektiği için daha fazla düşünmeden gözlerini kapattı. Sabah da erkenden kalkıp restoranın yolunu tuttu. Restoranın kapısını açıp giren Nur, girer girmez kapı girişinde bir kızla çarpıştı. Adının Aylin, olduğunu öğrendiği kız da burada garson olarak çalışıyordu. Aylin, sıcak kanlı bir o kadar da dediğim dedik bir kıza benziyordu. Nur ve Aylin hemen tanışıp kaynaştı. Aylin, Nur'un işe yeni alındığını öğrenince çok sevindi. Kendine nihayet anlaşabileceği bir arkadaş bulmuştu. Hızlı bir şekilde Nur'a yapması gerekenleri işleri anlatmaya başladı. Onların işleri mutfakta çalışanlara göre biraz daha kolaydı. Müşterilerin servisleriyle ilgilenmek masaları toplayıp düzenli tutmaktı. Restoran saat on birden sonra yoğunlaşmaya başlıyordu. Restoranın yakınında birçok iş yeri vardı. Çalışanlar yemeklerini genel de Nur'un çalıştığı bu restoranda yerlerdi. Aylin, söylemişti bunu kıza. Mutfakta hızla yemekler hazırlanırken Nur ve Aylin'de masalardaki son eksikleri tamamlıyorlardı. Tunç Bey, gelmiş ve Nur'un çalışmasını bir süre uzaktan izlemişti. Nur'un elinin hem hızlı hem de becerikli olduğunu gören adam bu işi kıvıracağını düşünerek odasına işlerinin başına geçmişti. Saat on biri geçtikten sonra müşteriler çoğalmaya başladı. Nur ve Aylin hızlı bir şekilde hepsiyle ilgileniyorlardı. Nur'un bocaladığı zamanlarda Aylin, hemen ona yardıma yetişiyordu. Müşteriler öğle saatinde restorandı doldurmuşlardı. Nur, hızla verilen siparişleri getirip masalara bırakıyordu. Karıştırdığı zamanlarda sürekli onu takip halinde olan Aylin, yine imdadına koşuyor yardımcı oluyordu. Bütün müşteriler gittiğinde iki kızın da kımıldayacak hali kalmamıştı. Masalarda ki kalan son tabakları topladıktan sonra biraz mola verdiler. Yarım saat dinlenip yemek yediler. Birer tane de kahve içip tekrar kalkıp işe başladılar. Masaları düzenleyip etrafı toparladılar. Öğleden sonra da azda olsa gelen müşterilerle ilgilendiler. Çıkış saati geldiğinde bitkin bir halde restorandan dışarı çıktılar. Tunç Bey' de konuşmak için onların işlerini bitirmelerini bekliyordu. Restaurant gece on ikiye kadar açıktı. Akşam için başka çalışanlar geliyordu. Kızların çıktığını gören adam kapıdan çıkıp, "Nur!!" diyerek seslendi. Patronunun kendisini çağırdığını duyan kız, adamın yanına yaklaştı. "Buyrun efendim yanlış bir şey mi yaptım" dedi korkuyla. "Hayır Nur gayet başarılıydın. İlk günün olduğu halde çok iyi idare ettin. Onun için seni işe aldım. Sana biraz avans verecektim." Adamın söylediklerinden sonra rahatlayan kız patronunun uzattığı zarfı aldı. Tunç Bey, arabasına binip giderken, Nur, Aylin'le de vedalaştı sonra da hızla evine yürümeye başladı. İşler yoluna giriyordu artık. Nur, çalışmaya başlamıştı ya gerisi gelirdi artık. O günden sonra ki günlerde de Nur restorana da ki işine devam etti. Her gün erkenden işe gidiyor. Aylin'le ve diğer çalışanlarla beraber yoğun bir tempo içinde çalışıyorlardı. Akşam da bitkin bir halde evine dönüyordu. Bir haftadır bu koşuşturma böyle devam ediyordu. Çok yorulsa da mutluydu kız. En azından bir işi vardı şimdi. Ailesine bakabilecekti artık. Şimdilik mesleğini yapamıyordu ama bir gün mutlaka atanacak kendi işini yapacaktı. Atlas, ise bir haftadır yoğun bir şekilde toplantılara girip çıkıyordu. Babası Çağını yurt dışına götürmüştü. İnternet ten araştırdıkları ünlü bir psikoloğa götürmüşlerdi çocuğu. Bu yüzden şirketlerde ki bütün işler Atlas'a kalmıştı. Gün sonunda şirketteki odasında oturmuş yarın gireceği toplantıların son kontrollerini yapıyordu. Yanına Nur'un peşine taktığı adamlardan sorumlu olan ve bütün işlerinde sağ kolu olan Enis, geldi. "Efendim müsaitseniz sizinle konuşmam lazım" dedi. "Çok yorgunum Enis, önemli bir şey yoksa sonra konuşalım" "Nur, hakkında önemli bir gelişme olursa hemen anlatmamı söylemiştiniz efendim." Konu Nur, olunca Atlas, için zaman fark etmiyordu. "Seni dinliyorum Enis, anlat hemen" dedi merak içinde. "Efendim kız bir haftadır bir restoranda garsonluk yapıyor. Onu haber verecektim size." "O kız bir haftadır çalışıyor senin yeni haberin oluyor öylemi Enis?" "Atlas Bey babanızın verdiği bir işle meşguldüm. Peşinde ki adamım beni aramış ama çok yoğun olduğum için cevap verememiştim. Bu süre içinde bulmuş işi." "Zahmet edip adresi aldın değil mi Enis?" "Evet Efendim buraya çok yakın. Bizim şirketin çalışanlarının da gittiği bir mekan." "Yarından itibaren çalışamayacak o çok bilmiş. Gidip mekan sahibine söyle o kızı işten çıkarsın. Şimdilik benim adımdan söz etme" "Efendim kızmazsanız bir şey söylemek istiyorum. Kız zor durumda bakacağı bir ailesi var . Artık kızı rahat bıraksak olmaz mı?" İki yıldır peşindeyiz. Kız çok zor şartlarda okudu. Okulu dereceyle bitirdi. En iyi özel hastaneler de çalışabilirdi. Ama ona bile izin vermiyoruz. Bırakın burda olsun çalışsın." "Sana ilk ve son kez söylüyorum Enis. O kızın peşini bırakmayı asla düşünmüyorum. Çektiği sıkıntılar beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Sende işinden olmak istemiyorsan. Benim işlerime karışma. Yoksa o kızla beraber sende kendine iş aramak zorunda kalırsın." Atlas, Enis'e sinirlenip yerinden kalktı. Sonra da koltuk değneklerini alıp odasından çıktı. Villada kimse olmadığı için yine oteline gitmeye karar verdi. Aslında oğlunu çok özlemişti. Burada olsa onu görmeye giderdi ama oğlu şu an yurt dışındaydı. Otele geldiğinde yine kendini barda buldu. Gece yarısına kadar içti. Zil zurna sarhoş olduktan sonra zorla asansöre binip kendi odasına çıktı. Ertesi gün ise Enis, Nur'un çalıştığı restoranda iki adam gönderdi. Restoranın sahibiyle konuşup, Nur'u işten çıkarmasını söylemek için. Adamlar önce mekana girip etrafı kolaçan ettiler. Sonra çalışanlara patronlarının odasını sorup Tunç Bey'in odasına gittiler. Kapıyı bile çalmadan odaya giren iki adam Tunç Bey'e yeni işe aldığı Nur'u işten çıkartmasını söylediler. Patronlarının kesin emri olduğunu söyledikten sonra odadan çıkıp hemen mekândan ayrıldılar. Adamların gidişinden sonra Tunç, Nur'u çağırıp olanları anlattı. Nur, kimin böyle bir şey yapacağını bilmediğini söyledi. Kimseye bir zararı dokunmamıştı şimdiye kadar. Kim kızın işten çıkarılmasını isterdi. Tunç Bey'e isterse işi bırakabileceğini söyledi. Nur'un çalışmasından çok memnun olan Tunç Bey. Nur'a onu işten çıkarmayacağını, işine devam edebileceğini söyledi. Tunç Bey'e teşekkür eden kız işinin başına döndü tekrar. Bütün gün yine durmadan çalıştılar. Aylin ve bir kaç çalışanla beraber koca restorandı çekip çeviriyorlardı. Ertesi gün Enis, adamın Nur'u işten çıkarmadığını öğrenince Atlas'ı arayıp adamların restoran sahibiyle konuştuklarını ama Restoran sahibinin kızı işten çıkarmadığını söyledi. Enis'in söylediklerine çok sinirlenen Atlas, "Adamlara söyle yarın orayı dağıtsınlar." dedi. Kimse Atlas Akcan'a kafa tutamazdı. "Sen çok olmaya başladın bacaksız sınırı zorluyorsun" dedi bilgisayarında ki kızın fotoğrafına bakarak. Nur, işten atılma tehlikesi geçirdiği için çok üzgündü. Kimdi onu kovdurmaya çalışan anlamıyordu. Dört yıl içinde kimseye bir zararı olmamıştı ki bu şehirde. Hatta kavga bile etmemişti kimseyle. İki gündür Nur'un durgun halini fark eden ailesi ve Oya kızı soru yağmuruna tutmuşlardı. Restoranda olanlardan ailesine söz etmeyen Nur, sadece yorgun olduğunu söylemişti. Herkes yattıktan sonra Oya Nur'un yanına geldi. "Kızım ne oluyor anlat artık. Sakın bana yorgunum ayakları yapma" dedi. Oya'dan kurtulamayacağını anlayan Nur, olup biteni arkadaşına anlattı. "Kim olabilir seni kovdurmak isteyen." dedi Oya üzgün çıkan sesiyle. "Bilmiyorum canım ya, bir bilsem bende. Kime ne yaptım inan bilmiyorum?" Bir süre daha konuştuktan sonra herkes uyumak için odasına çekildi. Ertesi sabah yine erkenden gitti işine. İki gündür işe tedirgin gidiyordu kız. Restoranda yaklaştığında kapının önündeki kalabalığı gördü. Koşarak içeriye giren kız gördüğü manzara karşısında gözlerine inanamadı. Mekanı bütün camları kırılmış masa ve sandalyeler ortaya saçılmıştı. Bütün çalışanlar darp edilmişti. Hepsi bir köşede yüzleri gözleri kanlı bir şekilde oturuyordu. Nur'u gören Aylin hemen koşup kıza sarıldı. "Ne oldu Aylin ne bu haliniz? "dedi telaşla. Aylin, dağılmış saçlarını düzelmeye çalışarak. "Önceki gün gelen adamlar geldi Nur. Tunç Bey'e seni işten çıkarması için ikinci uyarıyı vermeye gelmişler. Eğer çıkmazsa bir dahaki sefere bundan daha kötü duruma sokacaklarmış." "Tunç Bey nerede Aylin?" "Biraz önce odasına gitti." Tunç Bey'in kendi odasında olduğunu öğrenen Nur, hemen adamın yanına gitmek için hareketlendi. Adamın odasına girdiğinde Tunç Bey'i masasında otururken buldu. Adam perişan haldeydi. Nur, yavaş yavaş adama yaklaştı. "Çok üzgünüm efendim böyle olacağı aklıma bile gelmemişti. Aslında o gün gitmeliydim buradan. Adamların sizi tehdit ettiği gün işten ayrılsam bugün başınıza bunlar gelmeyecekti" dedi ağlayarak. "Senin bir suçun yok Nur. Sen adamın kim olduğunu bile bilmiyorsun" dedi Tunç sinirle. "Yemin ederim bilmiyorum efendim. Kim? Benden ne istiyor bilmiyorum? Çok çok özür dilerim affedin. Ben hemen bugün işten ayrılıyorum. Sizin ve arkadaşlarımın daha fazla zarar görmenize izin veremem." "Bunu yapmak zorunda değilsin Nur. İşi bırakmak zorunda değilsin. Polise gideriz bir çaresine bakarız." "Hayır Tunç Bey bugün bunu yapan yarın neler yapmaz. Böyle adamlar polisten falan korkmaz. Korksalar burayı bu hale getirmezlerdi zaten. Size çok teşekkür ederim. Bana yardımcı olmaya çalıştığınız için. Bu iyiliğinizi asla unutmayacağım." "Böyle olsun istemezdim inan bana Nur. Çalışmandan dürüstlüğünden çok memnundum. Yolun açık olsun. Kendine dikkat et." Tunç Bey'in odasından çıktıktan sonra çalışma arkadaşlarıyla da vedalaştı. Aylin, Nur'a sarılırken ona kuzeninin kartını verdi. "Onun yanına git. O sana iş verir onun kimseden de korkusu yoktur." dedi. Nur, Aylin'e tekrar sarıldı ve koşarak mekandan ayrıldı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD