DOKUZUNCU BÖLÜM

4144 Words
Nur, haftanın ilk günün de sabah erkenden evden çıktı. Gül'le beraber el ele yol boyunca  yürüdüler. İkisi de çok neşeliydi bugün. Çok güzel ve heyecanlı bir gün onları bekliyordu. Gül, yorulmaya başlayınca Nur, bir taksi çevirdi. Kısa süre sonra gidecekleri adrese geldiler. Taksinin ücretini ödeyip indikten sonra bahçe kapısından içeri girdiler. Gül, sürekli kıkırdıyordu.. Ablasının onu yanında getirmesine çok seviniyordu. Gül, ablasının elini bırakıp koştu ve kapının ziline bastı. Nur, kıza yetiştiğinde kapı çoktan açılmıştı. "Hoş geldiniz kızlar"  diyerek ikisine de sarıldı Dilek Hanım. Gül, hemen içeri daldı. Arkasından Nur ve Dilek Hanım onu takip etti. O sırada  Çağın, merdivenlerden koşarak  iniyordu. Oda Nur'un kucağına atlayarak sarıldı. Kızın yanağını öpücüklere boğdu. Sonra da Gül'e sarıldı ve onunda yanaklarından öptü. İki çocukta o kadar neşeli ve mutluydu ki ,bu durum Dilek Hanım'ın çok mutlu olmasına neden oluyordu. Çağın, Nur, hayatına girdikten sonra çok değişmiş sürekli gülümseyen bir çocuk olmuştu. Yazarak da olsa herkesle konuşuyordu. Hatta Nur, onun yalnız kaldığı zamanlarda mırıltılar la kendi kendine bir şeyler söylediğine bile şahit oluyordu. Önce kahvaltı yapacaklardı her zamanki gibi. Hepsi beraber hazır olan kahvaltı masasına oturdular. Nur, Çağın ve Gül'ün ortasına oturup ikisine de yedirmeye çalışıyordu. İkisi de birbirini kıskandığı için Nur'un onlara yedirmesini istiyorlardı.  Dilek Hanım, o gece Nur'u zorla da olsa  ikna etmişti. Çok uğraşmıştı kızı ikna etmek için. Özellikle annesi Asude Hanım, kızını villaya göndermek istememişti. Nur, sadece Çağın, için kabul etmişti Dilek Hanım'ın teklifini. Bir aydır da sorunsuz bir şekilde gelip gidiyordu işine. Gül ve Çağın'da  iyi anlaşıyorlardı. Üçü beraber oyunlar oynuyorlar Güzel zamanlar geçiriyorlardı. Dilek Hanım ve eşi bugün işleri olduğu için dışarı çıkacaklardı. Yardımcı kadın da izinliydi bugün. Üçü beraber takılacaklardı akşama kadar. Çocuklar kahvaltı sonrası Çağın'ın odasında oynamaya başlamışlardı bile. Kemal Bey, ise  tamamen iyileşmişti. Asude Hanım la beraber sık sık dışarı yürüyüşe çıkıyorlardı. Enis ve Oya'nın durumları da yılan hikayesine dönmüştü şu geçen bir ayda. Oya,  tarafından  defalarca reddedilen Enis son zamanlarda onu aramayı bırakmıştı artık. Yeteri kadar çaba göstermişti adam. Oya'dan şu ana kadar hiç bir karşılık alamamıştı. Oya, ise iki haftadır Enis'in aramaması üzerine biraz da olsa paniklemişti. "Adamı o kadar reddedersen olacağı buydu" dedi kendi kendine. İçten içe Enis'in onun için çabalaması hoşuna gidiyordu aslında. Enis, aramayı bırakınca kız hayal kırıklığına uğramıştı. Bu günlerde  hastane çok yoğundu Allah tan. Bu durum Oya için bir nevi iyi oluyordu. En azından Enis'i fazla düşünemiyordu. "Aman çokta lazımdı. Kendisi bilir Enis Bey" diye kendini teselli etmeyi de unutmuyordu. Altay ise Aylin'in çalıştığı restorandı yol etmişti. Bütün öğünlerini orada geçiriyordu. Aylin'den başka garsonu da kabul etmiyordu. Zengin müşteri olduğu için Aylin, ses çıkarmıyordu. Tamamen restorandı düşünüyordu. Yoksa Altay'ın yakışıklı olmasının. Aylin'e sevgiyle  bakışlarının hiç önemi yoktu. Atlas, bir aydır sadece hafta sonları gidiyordu villaya. Çağın, babasının yanında bir kaç dakika duruyor sonra da odasına gidiyordu. Babasına karşı davranışları hala değişmemişti. Hala babası yanında yokmuş gibi davranıyordu. Atlas, Çağın evden kaçtıktan sonra villanın içinde de bazı alanlara da  kamera taktırmıştı. Şirkette ki odasından  olanları izliyordu. Çalışmadığı zamanlarda oğlunu ve Nur'un  neler yaptıklarını takip ediyordu adam. Oğlu şimdiye kadar kimseye davranmadığı kadar iyi davranıyordu kıza. Atlas'a iki yıldır bir defa bile sarılmamıştı oğlu. Nur'un ise kucağından  inmiyordu. İki yıl öncesine kadar babasından başka kimseyle paylaşmadığı sevgisini bu kıza veriyordu. Sinirle izlediği bilgisayarı kapattı. Toplantısı vardı ve hemen toplantı odasına gidecekti. Atlas, gözlerini kapatıp biraz sakinleşmeye çalıştı. Sonra da koltuk değneğini alarak ayağa kalktı. Kapıya doğru yürürken o sırada kapı açıldı hızla. İçeriye eski sevgililerinden biri olan  Feray girdi. Girer girmez Atlas'ın kucağına atladı. Atlas ise kızı kucağından fırlattı adeta. Atlas'ın sekreteri  kadını engellemeye çalışmıştı ama kadın hiç kimseyi dinlemeden odaya dalmıştı. "Atlas aşkım,  kaç aydır neden beni aramıyorsun" dedi Atlas'a kene gibi yapışarak. Adam kızı tekrar itti kendinden uzağa. "Aramak zorunda olduğumu bilmiyordum adın her neyse?" "Atlas Bey, benim adım Feray. Koynuna girdiğin kadını bile tanımıyorsun yuh" "Demek ki unutulmayacak kadar değerli değilmiş sin. Hem sen kendini ne zannediyorsun lan? Ne zannediyorsun da benim şirketime izinsiz geliyorsun sen? Ben bir kere yatağıma giren kadını ikinci kez yüzüne bakmam. Direk kapıya koyarım" "Sen ikincisini istiyorsun galiba. Çünkü birinci hakkını kullanmış sın." "Sen ne diyorsun aşkım? Bana baksana sen. Ben unutulacak kadın mıyım?" "Tam üstüne bastın. Sen yüzüne bile bakılmayacak bir kadınsın. Ama bana bir iyilik yaparsan, bende sana bir iyilik daha yapabilir im" "Ne gibi bir iyilik yaparsın mesela?" "Yüklü bir çek mesela, ne dersin?" "Yüklü çekin yanında bir porsiyon Atlas fena olmaz hani." "Prensiplerime ters benim. Aynı hatayı iki kez yapmam Feray. "Ne yapmam gerekiyor yüklü bir çek alabilmem için?" "Şimdi aynı dilden konuşmaya başladık. Bak şimdi iyi dinle bir kere anlatacağım" Saat öğleden sonra ikiye yaklaşırken, Nur, çocuklarla beraber kek yapmak için mutfağa girdi. Müziği açıp hem dans edip hem kek çırpmaya başladılar. Nur, keki çırparken çocuklar dans ederek ona bakıyorlardı. Hazırladıkları kek hamurunu fırına sürecekleri sırada kapı çaldı. Çağın ve Gül koşarak kapıyı açmaya gittiler. Kapıyı açtıklarında  güzel alımlı bir kadın gülümseyerek içeri girdi. "Merhaba şekerim. Sen Çağın, olmalısın " dedi çocuğun yanağından makas alarak. Çağın, kadından biraz uzaklaştı. Kadın bu sefer Gül'e yaklaştı. "Çok tatlısın sen ama" dedi cırtlak sesiyle. Nur, kadının sesini duyar duymaz mutfaktan koşarak geldi. "Buyurun hanımefendi kime bakmıştınız" dedi. "Canım sen yeni hizmetçi  olmalısın. Bana kahve yapar mısın?" dedi yüzsüz bir şekilde. "Anlamadım kahve mi, peki siz kimsiniz?" "Ben Atlas'ın sevgilisiyim şekerim. Dilek annemi görmeye geldim" "Öylemi hanımefendi? Atlas Bey'in burada yaşamadığını bilmiyorsunuz galiba. Ayrıca Dilek Hanım, evde yok." "Dilek anne nasılsa gelecek sen bana kahve yapsana."   "Bakın ben hizmetçi falan değilim. Benim işim Çağın'la ilgilenmek o kadar. Ayrıca burada beklemeniz uygun olmaz. Dilek Hanım, akşam gelecek. Lütfen şimdi gidin akşam gelirsiniz." "Sen kimsin bana emir veriyorsun be? Ben istediğimi yaparım. Burası benim sevgilimin evi." "İyi tamam oturun. Siz bilirsiniz. Yalnız kahvenizi kendiniz yaparsınız" "Dilek annem gelsin seni attırıcam bu evden görürsün." "Birden Nur'un fırındaki kek geldi aklına. Çağın ve Gül'le göz kırparak mutfağı işaret etti. Çocuklar koşarak Nur'dan önce  mutfağa gittiler. Nur, kadına bakarak, " Elinden geleni ardına  koyma" dedi ve hızlı adımlar la mutfağa yürüdü. Önce fırını kapattı. Sonra Çağın'ın yanına geldi. Çağın, ise masadan defterini aldı. Bir şeyler yazmaya başladı. Kısa bir süre sonra kalemi yere koydu. Sonra da yazdıklarını Nur'a gösterdi. Atlas, bilgisayar ekranından Çağın'ın ne yazdığını göremiyordu. Ama Nur, Sesli okuyunca yumruklarını sıktı. " Babam o ablayı mı seviyormuş Nur" diye yazmıştı çocuk. "Nur' bilmiyorum kuzum, sen takma kafanı bunlara" dedi. Biz kekimizi yiyelim" diyerek fırından çıkardığı keki dilimledi. Hepsi beraber masaya oturup yemeye başladılar. Salonda bir süre oturan kadın mutfağa geldi. Nur ve çocukların masada oturmuş gülüşerek kek yediklerini görünce çıldırdı. "Ben senden kahve istemiştim hizmetçi!!" diye bağırdı. Atlas'ın kızması hiç de önemli değildi. Kıza haddini bildirmesi lazımdı. Hizmetçi parçası evin sahibi gibi davranıyordu. Bu durum Feray'ı deli ediyordu. Nur, hızla ayağa kalktı. "Bana bak kızım deli deli bağırma çocukları korkutuyorsun" dedi. "Umurumda mı  onların korkması ha. Bakıyorum villanın sahibi gibi yerleşmişsin buraya. Sen basit bir hizmetçi parçasısın ya. Kendini ne zannediyorsun? Bugün villaya yerleşen yarın Atlas'a da göz koyar. Onu da ayartmaya çalışır" "Sen ne diyorsun kızım öldürürüm bak seni. Senin saçını başını yolarım burada. Bak iyi dinle şimdi" dedi parmağını kıza uzatarak. "Ben bu evde ev işlerine bakan biri değilim. Sadece Çağın'la ilgileniyorum. Hizmetçilik te yaparım gocunmam ben. Benim bir  mesleğim var üniversite mezunu bir hemşireyim. Atandığım gün zaten buradan ayrılacağım. Geçici olarak buradayım. Ayrıca Atlas Akcan" dedi ve bir süre bekledi sakinleşmek için. Çünkü her yerde kamera olduğunu biliyordu. Belki duyarsa diye korkmadı değil. Ama bu lafın altında kalamazdı. "Atlas Akcan, sadece senin gibi ucuz kadınları hak ediyor" dedi. Sonra kadını kolundan tutarak sürükleyip  dışarıya attı. Hiç bir şey olmamış gibi mutfağa giderek çocukların yanına oturdu. Atlas, arabasına atlamış gazı köklemişti. Şuan öyle sinirliydi ki elleri bile  titriyordu. Şirketteki odası na gelen davetsiz misafiri Feray'ı Nur'u küçük düşürmek villaya  için göndermişti. Feray, gittikten sonra önce toplantıya girdi. Toplantı yarım saat sürmüştü. Toplantıdan çıktıktan sonra odasına gelerek villada olacakları izlemeye başladı. Feray'ın  Nur'un karşısında hiç bir şansı yoktu. Nur, onu her türlü alt ederdi. Atlas,  kızı delirtmek istiyordu yine de. Saçma sapan bir fikir olsa da o kadını villaya göndermişti. Tahmin ettiği gibi Feray, hiç bir halt becerememişti. Boşu boşuna oğlu üzülmüştü. Hem de  o kız Atlas'ı öfkeden deliye döndüren o cümleyi kurmuştu. "Atlas Akcan, ancak senin gibi ucuz kadınları hak ediyor. Bunu duyunca öfkesi daha da artmıştı. O kim oluyordu?   Bacaksız  kız böyle bir yorumda nasıl bulunabiliyordu? Ona verdiği bu kadar zarardan sonra kız hala özgüven patlaması yaşıyordu. Şimdi  bu söylediği sözlerin hesabını verecekti. Atlas, bu hesabı büyük bir  zevkle soracaktı ona. Arabasında bunları düşünürken villaya gelmişti bile. Arabayı park ederek koltuk değneğini aldı. Sonra da kapıya doğru yürüdü. O kadar sinirliydi ki şuan gözü hiçbir şey görmüyordu. Kapının ziline öfkeyle basmaya başladı. Art arda defalarca bastı zile. Kapıda bekletilmek  sinirlerini daha da bozmuştu. Daha fazla beklemeden anahtarıyla kapıyı açtı ve içeri girdi. Nur, zilin sesini duymuştu ama belki o kadın geri gelmiştir diyerek ciddiye almamıştı. Dilek Hanım ve eşi gelse anahtarla girerler diye düşünmüştü. Nur ve çocuklar keklerini yedikten sonra Çağın'ın odasında oyuna dalmışlardı. O kadar güzel vakit geçiriyorlardı ki. Gül'ün gülme sesleri odanın dışına kadar geliyordu. Atlas, villanın içine girdiğinde duymuştu kahkaha seslerini. Salona doğru ilerleyerek sesin nerden geldiğini anlamaya çalıştı. Sonra tekrar gelen kahkaha sesleri Çağın'ın odasını işaret ediyordu. Atlas, olabildiğince hızlı yukarı çıktı. Çocuğun kapısına geldiğinde, Çağın'ın korkabileceğini bile düşünmedi. Öfke gözünü o kadar kör etmişti ki. Önüne kim gelse Atlas'ı durduramazdı. Hemen kapıyı açarak içeri daldı. Kapının gürültüyle açılması çocukları çok korkutmuştu. Hepsi korkuyla ayağa fırladılar. Nur, kapıya baktığında öfkeden çılgına dönmüş Atlas'ı gördü. Adam nefret dolu gözlerle ona bakıyordu. Nur, bir an korksa da çocukların korku dolu bakışlarını görünce sakin kalmaya çalıştı. "Buyrun ne istemiştiniz Atlas Bey" dedi. Sakin tutmaya çalıştığı sesiyle. Atlas, sert adımlarla kıza doğru yaklaştı. "Sesini olabildiğince yavaş tutmaya çalışsa da dişlerinin gıcırtısı kızı korkutmaya yetiyordu. " Lan sen kimsin kızım? Kimsin ki benim hakkımda yorum yapıyorsun?" "Anlamadım ne demek istiyorsunuz? Açık konuşur musunuz? Hem biraz sakin olun. Çocuklar korkuyor görmüyor musunuz?" Atlas, dönüp ona korkuyla bakan oğluna ve yanında ki küçük kıza baktı. Derin bir nefes aldı. Sonra tekrar Nur'a çevirdi bakışlarını. " Dışarı gel çabuk seninle konuşacağız" dedi. "Ama çocuklar var. Onları yalnız bırakamam" "Onlara bir şey uydur. Bir kaç dakikadan bir şey olmaz. Şuan o kadar kızgınım ki sana.  Onların yanlarında haddini bildirmekten çekinmem" "Tamam çıkın siz" Atlas, hemen kapıyı açarak dışarı çıktı. Çağın'ın odasından biraz uzağa giderek beklemeye başladı. Nur ise Çağın'a Gül'le  beraber oynamalarını az sonra döneceğini söyleyerek dışarı çıktı. Kapıyı kapatarak az ilerde bekleyen Atlas'ın yanına gitti. "Sizi dinliyorum ne söyleyecekseniz? Biraz çabuk olun" dedi. Atlas'ın az önceki öfkesi tekrar harlanırken. "Sen bana ne yapacağımı söyleyecek durumda değilsin. Sen benim oğlumun bakıcısını sadece. Benim istemediğim bir bakıcı. Sadece Çağın ve annem istediği için buradasın. Senin bu evde hiç bir söz hakkın yok. Sen kimsin ki  evime gelen birini evden atıyorsun. Ona  kötü davran.." "Ha şu mesele yetiştirdi mi hemen pislik? Sizin sevgiliniz bana hizmetçi muamelesi yapmaya kalktı ve cezasını çekti. Hem çok mu zoruna gitmiş de size yetiştirdi." "O söylemedi bana. Ona söylediklerini duydum" "Tabi öyle bir kadından başka ne beklenirdi zaten. Gelip size ağladı değil mi?" "Kes lan artık!! O bir şey söylemedi. Ben kendim gördüm her şeyi kameralar dan" "Anladım kameralar vardı değil mi?" "Şimdi de röntgenciliğe mi başladınız?" "Ben röntgenci falan değilim lafını bil. Kamera önceden de vardı ama sadece dışarıdaydı. Sen gelince bazı alanlara taktırdım. Senin oğluma nasıl davranacağını takip edeceğim tabi ki. Oğlum benim için çok önemlidir kızım. Senin gibi ne idüğü belirsiz bir kız evime gelmiş oğluma bakıyor. Ne yapacaktım ya, izleyeceğim tabi oğluma nasıl davrandığını. Hem sen kim oluyorsun da  benim hakkımda yorum yapıyorsun lan? Sen nereden biliyorsun benim nasıl kadınlarla beraber olduğumu. Ben onun gibi ucuz kadınları hak ediyorum öylemi? Sen nasıl bir kadınsın bakıcı? Senin değerin kaç para. Hadi kendine bir değer biç." Nur, Atlas'ın söyledikleriyle olduğu yerde dondu kaldı. Neler söylüyordu bu adam? Kelimeler zehir zem belek gibi çıkıyordu ağzından. Ne zannediyordu Nur'u? Atlas, kıza biraz daha yaklaştı. "Biliyor musun bakıcı. Bedavaya gelsen dönüp sana bakmam" Atlas'ın söyledikleriyle çılgına dönen Nur. Bütün gücüyle Atlas'ın suratına tokattı geçirdi. "Sen kendini ne zannediyorsun be adam? Sen hep satılık kadınlara alışmış olabilirsin ama ,ben satılık değilim. Sakın bana bir daha böyle şeyler söyleme" Suratına tokat yiyen Atlas, kızın kolunu kavradı sert bir şekilde. "Sen bana nasıl tokat atarsın lan? Öldürürüm kızım seni. Seni elimden kimse alamaz" "Bıraksana beni hayvan. Hak ettin sen bu tokattı. Gücüm yetse daha fazlasını bile yapardım. Sana bunu birinin yapması gerekiyordu. Herkesi küçümsemekten vazgeçersin belki." Nur, Atlas'tan kolunun kurtardı. Tam geri dönüp adım atacaktı Atlas tekrar kolundan yakaladı. "Dur nereye bakıcı, nereye gittiğini zannediyorsun? Seninle daha işim bitmedi" dedi. "Benim seninle işim bitti Atlas Akcan. Benim seninle işim bitti.." Lafını bitirmeden Atlas, kızın dudaklarına yapıştı. İkisinin de beklemediği bu hareket karşısında ikisi de donup kaldı. Ne Atlas ne de Nur, nefes bile almıyordu. Atlas, ne yaptığının farkına varamadan dudaklarına değen göz yaşları aklını başına getirdi. Nur, şok olmuş bir şekilde kalmıştı. Atlas, kollarından sıkıca tutmuş ve kızı öpmüştü. Gözyaşları akmaya başlamıştı birden. Hayatında hiç bu kadar kötü hissetmemişti kendini. Son gücünü kullanarak adamdan kurtardı kendini. Geri geri gitmeye başladı. Atlas "dur kımıldama demeye kalmadan ayağı boşluğa gelen kız merdivenlerden aşağı yuvarlandı. Atlas, şok olmuş bir şekilde merdivenlere baka kaldı. " Nur!!diye bağıran bir sesle başını hızla o yöne çevirdi. Atlas, "Dur sakın kımıldama!!"diye bağırdı. Ama Nur, için  çok geçti artık. Nur'un attığı adım merdivenin boşluğuna geldi ve kız çığlık atarak merdivenlerden aşa yuvarlanmaya başladı. Atlas, ise olduğu yerde donup kaldı. Hareket edemedi bir türlü. Kalbi durdu sanki, nefes bile alamadı. Nur, merdivenlerden düşmüştü? Bu gerçek olamazdı değil mi? Nur, merdivenlerden düşmüş olamazdı. Az önce karşısındaydı kız. Uzansa dokunacağı yakınlıktaydı. Şimdi aşa düşmüş olamazdı. O sırada Nur!!"diye bağıran sesle başını o tarafa çevirdi. Çağın ve yanında ki kız çocuğu göz yaşlarına boğulmuşlardı. "Nur" diye bağıran ise Çağındı. "Çağın, bağırmıştı kızın adını.  Çağın, Atlas Akcan'ın biricik oğlu. İki yıldır tek kelime konuşmayan oğlu. Nur, için konuşmuştu. Hatta bağırmış, çığlık atmıştı" Çağın ve küçük kız merdivenlerden  aşa düşen kıza bakıyorlardı ağlayarak. Atlas, o an aklını kaybedeceğini zannetti. Olanlar kabus gibiydi. Atlas, hızla merdivenlerden inmeye çalıştı. Lanet olası bacakları izin verse uçarak inecekti kızın  yanına. Zorla da olsa kızın yanına ulaştığında yüreği yangın yeri gibiydi. Çok korkuyordu Nur'u kaybetmekten öyle çok korkuyordu ki. Ama bakmalıydı ona. Sebep olduğu durumla yüzleşmeliydi. Hemen yüzünü döndürüp, baktı. Nur'un baygın bir halde yerde yatıyordu. "Allah’ım Nur, Nurum" dedi ve yere oturup hızla kucağına çekti kızı. Bacakları  isyan ediyordu ama umrunda değildi şuan. Aklı fikri Nur'aydı. Nur'un saçları yüzünü kapatmıştı. Yüzünü  göremiyordu bir türlü. Titreyen elleriyle kıza uzandı. Saçlarını yüzünden uzaklaştırdı. Yüzünü avuçlarının arasına aldı. Solgun yüzüne baktı kahroldu. Burnundan kan sızmıştı biraz. Beyaz teninde kızarıklıklar oluşmuştu. "Nur " diye seslendi çaresizce. "Nur, Nurum yapma bunu bana yapma. Nur, hadi uyan. Düşmeni istemedim. Böyle olsun istemedim. Hadi lütfen uyan" Nur, ne uyandı, nede gözlerini açtı. Atlas, nabzına baktı hemen. "Çok şükür yaşıyor kalbi atıyor" dedi. Nur'un kalbi atıyordu. Atlas'ın hem  kalbi hem elleri titriyordu. Titreyen ellerini kontrol etmeye çalışarak kızın saçlarını okşadı. "Hadi uyan" dedi bir kez daha yalvarırcasına. Sonra hemen ambulansı aradı. Adresi verip telefonu yere attı. O sırada yukardan çocuklar koşarak indiler. Gül, Nur'a bakarak ağlamaya bağırmaya başladı. "Abla, ablacım kalksana korkuyorum" dedi . Çağın, ise hem ağlıyor hem nefretle babasına bakıyordu. İkisi de kızın ellerinden tuttular. "Bir şey yok korkmayın çocuklar. Nur, iyi sadece bayılmış iyi olacak korkmayın" diye çocukları teselli etmeye çalışsa da kalbi yanıyordu acıdan. Atlas, oğlunun nefret dolu bakışlarından öyle korkmuştu ki. Şuan ölse dünya umurunda olmazdı. "Nur hadi uyan " dedi tekrar. Yüzüne iyice yaklaştı. "Hadi bacaksız uyan kalk seninle hesabımız bitmedi" dedi. Bir kaç dakika geçmeden Dilek Hanım ve Aytaç Bey girdiler eve. Dilek Hanım, yerde yatan kızı görünce koşarak yanlarına geldi. "Aman Allah’ım ne oldu burada? Atlas, söylesene Nur'a ne oldu? Neden yerde yatıyor bu kız." " Ooo itti" dedi Çağın, kekeleyerek. "Ne!!? Dilek Hanım, şok olmuş bir şekilde baktı Çağın'a. Torunu konuşmuştu değil mi? Ama bu gerçek olamazdı ki. Torunu kimseyle konuşmazdı. Hemen kızın başucuna oturdu. Çağın, tekrar "O itti" dedi parmağıyla babasını göstererek. Dilek Hanım, artık yanlış duymadığına emindi. Torunu konuşmuştu. Konuşmuştu ama söyledikleri Dilek Hanım'ı kahretmişti. Çünkü Çağın, Atlas'ın Nur'u ittiğini söylüyordu. Atlas'a çevirdi bakışlarını acıyla. " Yapmadığını söyle oğlum. Ne olur yapmadığını söyle." "Hayır, anne ben itmedim tabi ki. Ben asla böyle bir şey yapmam" Dilek Hanım, Aytaç Bey'e dönerek ambulansı aramasını söyledi. "Ben aradım baba" dedi Atlas babasına bakıp. Aytaç Bey, oğlunun kalbinde esen her yeri kasıp kavuran fırtınayı gözlerinde görmüştü. Oğlu şuan perişandı. Kahroluyordu. Vicdan azabı çekiyordu. Ve ve.. "Allah’ım nasıl bir gün bu? Yaşıyor mu Atlas, iyi bak Nur, yaşıyor mu?" "Tabi ki yaşıyor anne, tabi ki yaşıyor.  Baktım ben az önce bayılmış." "Se sen ittin Nur'u " dedi Çağın, babasına yine. Gül, ise hıçkırarak ağlamaya devam ediyordu. "Ablacım uyan. Haydi kalk ayağa evimize gidelim" dedi küçük kız. O sırada  ambulans geldi. Sağlık görevlileri Nur'u alıp hemen hastaneye götürdü. Aytaç Bey, Dilek Hanım ve çocuklarla beraber  takip etti ambulansı. Atlas, ise ambulansın içindeydi. Koltuk değneğiyle zor ayakta duruyordu. Ama direniyordu. Bırakmıyordu kendini. Bırakamazdı da şu an olmazdı. Nur'un solgun yüzünü seyrediyordu öylece. Az önce hayat dolu olan Atlas'ı azarlayan kız şimdi sessiz nefessiz yatıyordu. Sağlık görevlileri kıza damar yolu açmaya çalışıyorlardı. Tansiyonunu ölçüyorlardı bir taraftan. Atlas, ise eli kolu bağlı izliyordu sadece. "Nasıl bu hale geldi" dedi ambulanstaki görevli. Soru soran görevliye baktı Atlas. Erkek görevlinin elleri Nur'un saçlarına tenine değiyordu. Atlas, asla böyle şeylere takılmazdı değil mi? Erkeklerin eşlerini bayan doktora muayene ettirmek istemelerine gülerdi hatta. Şimdi neden bu adamın Nur'a dokunan ellerini kırmak istiyordu? Adam tekrar aynı soruyu sordu. Atlas, görevlinin yüzüne baktı boş boş. Sonra da, "Sen işine baksana" dedi. Görevli bir şey söylemeden işine devam etti. Birkaç dakika içinde hastaneye geldiler. Atlas,  arkadaşının hastanesine getirdi  kızı. Bilerek bu özel hastaneye getirmişti. Burada çok iyi bakılacaktı Nur'a. Atlas, yolda arkadaşını aramış, Nur, hakkında bilgi vermişti. Arkadaşı ne gerekirse fazlasıyla yapılacağını söylemişti Atlas'a. Ambulans hastanenin önünde durunca hemen kızı acil servise aldılar. Atlas, dışarıda kalmıştı perişan halde. Hala şok içindeydi adam. Bu olanlara inanamıyordu. Kendi yaptığı çocukça davranışlar yüzünden kızın hayatı tehlikeye girmişti. Başını bile  çarpmış olabilirdi. Nefes alıyordu. Nabzı atıyordu ama Atlas, yine de çok korkuyordu. Atlas, acil girişinde beklerken Aytaç Bey ve Dilek Hanım çocukların elinden tutarak geldilerdi.   O sırada gelen doktor herkesin dikkatini kendine çekti. Atlas, hemen doktorun yanına gitti. "İyi değil mi doktor. Çabuk söyle Nur, iyi değil mi?" dedi. Doktor, "Kız hala baygın kafa ve bütün vücudunun MR çekildi. Yalnız hayati fonksiyonları iyi merak etmeyin. Tansiyon nabız bütün hepsi normal. Kıza ne oldu anlatır mısınız? Kızın  vücudunun bazı yerlerinde morluklar var" Atlas, bunu duyunca yumruklarını sıktı. öfkeyle. Canını çok yakmıştı kızın. "Merdivenlerden düştü" dedi doktora. "Anlamadım nasıl düştü?" "Ayağı takılıp düştü doktor" "Üzgünüm Atlas Bey, polise bildirmek zorundayım ben" "Siz bilirsiniz. Ne yaparsanız yapın. Yalnız Nur, kurtulsun. Ona bir şey olmasın." Doktor Atlas'la konuştuktan sonra oradan ayrıldı. Dilek Hanım, Atlas'ın yanına geldi hızla. "Ne oldu oğlum, doktor ne dedi?" diye sordu. Her şey normalmiş anne. Ama hala baygın işte." "Atlas, oğlum bana doğru söyle sen mi sebep oldun düşmesine?" "Anne ben onu ittirmedim. Saçmalamayın ya, böyle bir şey yapmam ben. Sadece biraz tartışmıştık. Sinirlenince bastığı yere dikkat edemedi." "Sen neden geldin villaya oğlum. Hafta içi gelme demedim mi ben sana? Sen gelmeseydin böyle bir şey yaşanmayacaktı." "Allah beni kahretsin anne. Bunun olacağını bilseydim gelmezdim. Böyle bir şey yaşanacağını bilsem asla gelmezdim, gelmezdim. "O sırada polis aracı gelip acilin önünde durdu. Önce içeri gidip doktorla konuşan polisler sonra Atlas'ın ve ailesinin yanına geldi. Dilek Hanım, hemen çocukları alıp oradan uzaklaştı. Atlas ve Aytaç Bey kaldılar polislerin yanında. " Nur Aydın, merdivenlerden düşmüş. O anda yanında kim vardı" dedi polis. Atlas, hiç tereddüt etmeden, "Yanında ben vardım" dedi. "Peki nasıl düştü anlatır mısınız?" "Bir anda ayağı takılıp düştü" diyerek cevap verdi Atlas. "Peki kızla aranızda ne kadar mesafe vardı?" "İki veya üç metre" "Tamam Atlas Bey, kız uyanınca gerçeği öğreneceğiz şimdilik bu kadar" Polisler gittikten sonra Atlas, girişteki sandalyenin üzerine  çöküp kalmıştı. Bacağı çok fena ağrıyordu. Nur, düştüğünde koşarken bacağını bile düşünmemişti. Şimdi ise tek istediği kızın iyileşmesiydi. Ne bacağı nede başka bir şey umrunda değildi. Nur, düştüğünde Çağın'ın çığlığı geldi aklına. Hele o nefret dolu bakışları adamı kahrediyordu. Sanki suçluya bakarmış gibi bakıyordu Atlas'a. Çağın, iki yıl sonra konuşmuştu. Ve ilk kelimesi Nur, olmuştu. Nasıl bir sevgiydi bu. Bir türlü anlamıyordu adam. Atlas, bunları düşünürken doktor tekrar geldi. "Nur Hanım, kendine geldi. Gül ve Çağın'ı görmek istiyormuş" "Nur, iyi değil mi doktor. Bir sıkıntısı yok değil mi?" "Şimdilik iyi Atlas Bey. Her ihtimale karşı bu gece burada kalacak." "Tamam, tamam sorun değil. Yeter ki iyi olsun." Dilek  Hanım ve çocuklar koşarak doktorun yanına geldiler. "Nur, Çağın ve Gül'ü görmek istiyormuş anne. Onları yanına götür" dedi Atlas. Doktor çocukları görünce çok şaşırdı. Nur'un ilk görmek istediği kişinin geldiğinden beri kapıda onu bekleyen adam olmasını bekliyordu. İlk görmek istediği kişilerin çocuklar olacağını düşünmemişti. Dilek Hanım ve çocuklar hep beraber Nur'un yanına gittiler. Atlas, içeri girmek ve kızı görmek çok istiyordu. İçeri aldıklarında yüzü çok soluktu. Şimdi nasıl görünüyordu acaba? Kızı belki ittirip düşürmemişti ama  düşmesine sebep olmuştu. Vicdan azabı çekiyordu Atlas. Böyle olsun istememişti ki. Bir dakika önce her ne sebepten olursa olsun öptüğü kızı bir dakika sonra ölümün eşiğine geldiğini görmek adama ağır gelmişti. Onu öptüğü an geldi aklına Atlas'ın. Hayatında ilk defa bir kadını kendi isteğiyle öpmüştü. Nedenini nasılını  anlayamamıştı. Öfke miydi, arzu muydu,  anlık bir  duygu karmaşası mıydı çözememişti. Ama  öpmüştü kızı işte. Öyle iyi gelmişti ki öpücük. Öyle sevmişti ki kızın dudaklarının tadını. Hala dudakları alev alev yanıyordu adamın. Kalbinde ise daha önce böyle bir heyecan olmamıştı. Hiç bir kadının öpücüğü böyle yakıcı olmamıştı. Dilek Hanım ve çocuklar Nur'un yattığı odaya  girdiler hemen. Nur, solgun bir halde yatakta yatıyordu. Çağın "Nur" diyerek koştu kızın yanına. Arkasından da Gül, gelip sarıldı. Çağın'ın konuştuğunu duyan Nur, bir an afalladı. Dilek Hanım'ın yüzüne baktı sevinçle. Sonra Çağın'a tekrar sarıldı. "Aşkım sen konuşuyorsun inanamıyorum" dedi. Dilek Hanım, nasıl oldu bu. Bakar mısınız Çağın, konuşuyor." "Biliyorum kızım. Bende şaşkınım. Sen merdivenlerden düşünce korkudan mı, heyecandan mı ? Bilmiyorum ama konuştu torunum. Seni ne kadar seviyor. Sana ne kadar bağlı şimdi daha iyi anladım. Seni yerde yatıyor görünce korkudan ölecekti kızım. Sana üzüntümüzden torunumun konuşmasına bile sevinemedik. Nur'un bir anda aklına düşmeden önceki sahne geldi. Atlas Akcan, onu öpmüştü düşmeden önce. Kız ne olduğunu bile anlamadan adam dudaklarına yapışmıştı. Adamın alev alev yanan dudakları kızı kımıldayamaz hale getirmişti. İlk defa ve istemeden yaşadığı bu durum kızın ağlamasına yol açmıştı. Sonra da Nur, ondan kurtulmak kaçmak  isterken düşmüştü. Nur, bunları düşünürken polisler girdi içeriye. " Nur Aydın sizinle konuşmamız lazım. İyisiniz değil mi?" dedi polis. "Ne konuşacaksınız memur Bey anlamadım?" "Bakın merdivenlerden düştüğünü söylediler. Nasıl düştünüz öğrenebilir miyim? Kaza mıydı yoksa sizi iten biri mi oldu?" " Tabi ki hayır kimse  itmedi beni? Kendim düştüm ben. Sadece kazaydı ve şuan çok iyiyim." "Peki Nur Hanım, teşekkür ederiz. Başka sorumuz yok" dediler ve odadan çıktılar. Nur, başını kaldırıp Dilek Hanım'ın yüzüne baktı. Kadın çok üzgün ve mahcup duruyordu. Nur'un yanına yaklaşarak. "Çok üzgünüm kızım. Ben Atlas'ın villaya geleceğini tahmin etmemiştim. Sadece hafta sonları gelecekti. Bana doğru söyle Nur, lütfen. Atlas, sana zarar vermeye kalktı mı?" "Hayır Dilek Hanım. İnanın lütfen. Bana hiç bir şey yapmadı." Aytaç Bey'in karınlarını doyurmak için götürdüğü Çağın ve Gül tekrar Nur'un yanına geldiler. Çağın, Nur'a tekrar tekrar sarılıp  öptü. Çok korkmuştu çocuk. Nur, düşünce. Aslında babasının Nur'u ittiğini görmemişti.   Nur'u üzdüğü için çok kızmıştı babasına. O yüzden suçlamış Nur'u ittiğini söylemişti.   Babasına çok kızgın olduğu için iki yıldır ne babasıyla nede başka kimseyle konuşmuyordu. Nur'u öyle görmek Çağın'ı çok etkilemişti. Çığlık çığlığa bağırmak istemişti çocuk. "Nur'u da kaybetmek istemiyorum" diye. Hepsi Nur'un yanında otururken  doktor geldi yanlarına. Nur'un yanına yaklaşıp durumu hakkında bilgi vermeye başladı. "Çekilen MR da bir sorun çıkmadı Nur hanım. Bu gece hastanede kalın her ihtimale karşı. Yarın taburcu olabilirsiniz." Nur, doktorun söylediklerini dinledikten sonra. Dilek Hanım'a baktı. Dilek Hanım, Nur'un ne demek istediğini anlamıştı. Anne ve babasının bu olanlardan haberinin olmasını istemiyordu kız. Babası daha yeni iyileşmeye başlamıştı. Tekrar adamın kalbinde bir sorun çıksın istemiyordu. Dilek Hanım, çocukları Nur'un yanında  bırakarak dışarı çıktı. Nur'un annesini arayıp bir süre konuştuktan sonra yanlarına tekrar geldi. Nur'a her şeyin yolunda olduğunu söyledi. Annesi hiç bir şeyden şüphelenmemişti. Çağın'ın biraz rahatsız olduğunu kızı bırakmadığını söylemişti kadına. Dilek Hanım, insanlara yalan söylemek istemiyordu ama mecbur kalmıştı. Nur'u kaybetmek istemiyordu kadın. Onun villadan ayrılmasını istemiyordu. Çağın'ın sevgisinden sonra bir şey daha dikkatini çekmişti. Atlas'ın Nur'a olan bakışları. Atlas, Nur'a öyle bir bakıyordu ki. Gören kıza deli gibi aşık zannederdi. Dilek Hanım, oğlunu çok iyi tanıyordu. Ve oğlu şimdiye kadar Çağın, hariç kimseye değerli bir hazineymiş gibi bakmamıştı. Gururu yüzünden belki bunu bir süre kabul etmeyecekti. Yine de aşka kimin gücü yetmişti ki. Atlas Akcan da bu büyük güce teslim olacaktı eninde sonunda. Yada ömür boyu aşksız ruhsuz ve mutsuz yaşayacaktı. "Allah korusun" dedi Dilek Hanım. Kadının istediği oğlunun aşkı yaşamasıydı. Onun sevdiği kadınla mutlu olmasaydı. Aşk oğlunu değiştirecekti belki de. Oğlu da normal bir hayat yaşamaya başlayacaktı belki. Aşkın gücüne inanıyordu kadın. Olabilir miydi acaba. Nur Atlas'ın kurtuluşu mutluluğu olabilir miydi?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD