Elif kapıyı aralık bırakmasının nedenini sabah olduğunda bile tam olarak açıklayamıyordu. Sadece biliyordu. Bu konakta bazı şeyler kelimelerle değil, küçük tercihlerle şekilleniyordu. Kapıyı kapatmamak, konuşmak istemediğini ama tamamen de uzaklaşmadığını gösteriyordu. Kendine bile itiraf etmekte zorlandığı bir ara noktadaydı.
Sabah erkenden uyandı. Üniversitede uzun bir günü vardı. Üzerini giyip aynaya baktığında, yüzündeki ifade dikkatini çekti. Daha temkinliydi ama eskisi kadar savunmasız değildi. Bu evlilik onu ezmemişti; aksine, içindeki direnci keskinleştirmişti.
Aşağı indiğinde Baran mutfaktaydı. Kahvesini hazırlıyordu. Elif’i görünce başını kaldırdı. Kapısının aralık olduğunu fark etmiş miydi, bilmiyordu. Ama bakışlarında dün geceden kalma bir dikkat vardı.
— Günaydın, dedi Elif.
— Günaydın.
Baran fincanı tezgâha bıraktı.
— Bugün geç dönecek misin?
Bu soru artık sıradanlaşmıştı ama Elif, tonundaki küçük değişikliği fark etti. Daha kontrollüydü.
— Seminer var. Akşamüstü.
— Nerede?
— Fakültede.
Baran başını salladı. Elif çantasını alırken bir an durdu.
— Neden soruyorsun? dedi.
Baran’ın bakışları kısa bir an sertleşti, sonra yumuşadı.
— Bilmem iyi olur.
Bu cevap Elif’i tatmin etmedi ama daha fazlasını istemedi. Kapıdan çıktığında Baran’ın bakışlarının arkasından geldiğini hissetti. Bu bakış, koruyucu olmaktan çok tetikteydi.
Üniversitede gün hızla geçti. Seminer beklediğinden daha kalabalıktı. Elif not alırken yanına biri oturdu. Tanıdık bir yüz.
— Elif? dedi adam.
Elif döndü. Kaşlarını çattı.
— Emir?
— Uzun zaman oldu, dedi gülümseyerek.
Emir, bölümden bir arkadaştı. Daha önce birkaç kez konuşmuşlardı. Sessiz, zeki ve dikkatli biri. Elif onun bakışlarındaki ilgiyi fark etmiş ama hiç üzerine gitmemişti.
— Evet, dedi Elif. — Sen de buradasın demek.
— Seni görünce şaşırdım. Pek seminere gelmezsin.
— Bu konu ilgimi çekti.
Seminer boyunca Emir ara sıra Elif’e dönüp notlarıyla ilgili bir şeyler fısıldadı. Elif mesafeyi korudu ama sohbet akıcıydı. Seminer bittiğinde Emir ayağa kalktı.
— Bir kahve içelim mi? dedi.
Elif tereddüt etti. Saat geç değildi ama Baran’ın sabahki sorusu zihninde yankılandı. Kendine kızdı. İzin almak zorunda değildi.
— Olur, dedi.
Kafede oturduklarında Emir daha rahat konuşmaya başladı. Okuldan, projelerden, hayattan… Elif kendini uzun zamandır ilk kez bu kadar normal hissetti. Gülümsemesi gerçekti. Kahvesini yudumlarken telefonu masaya koydu.
Bir süre sonra ekranı aydınlandı.
Baran arıyordu.
Elif bir an durdu. Emir bakışını telefona kaydırdı.
— Açmak ister misin? dedi.
Elif telefonu ters çevirdi.
— Sonra ararım.
Ama içindeki huzur kaçmıştı. Kahve bittiğinde ayağa kalktı.
— Gitmem lazım.
— Tekrar görüşürüz, dedi Emir. — İstersen numaranı alabilirim.
Elif kısa bir an düşündü, sonra numarasını verdi. Bu masum bir tercihti ama Elif bunun sonuçlarını henüz bilmiyordu.
Konağa döndüğünde hava kararmıştı. İçeri girdiğinde Baran salondaydı. Ayakta duruyordu. Elif’i görünce bakışları sertleşti.
— Geç kaldın, dedi.
— Seminerdendim.
— Aradım.
— Görmedim.
Bu cevap doğruydu ama eksikti. Baran bunu fark etti.
— Yanında biri var mıydı?
Elif kaşlarını çattı.
— Bu bir sorgu mu?
— Hayır, dedi Baran. — Merak.
— Evet, dedi Elif. — Bir arkadaşım.
Bu cevap Baran’ın yüz ifadesini değiştirdi. Bir anlık bir şeydi ama Elif yakaladı.
— Kim?
— Emir. Bölümden.
Baran’ın çenesi gerildi. Bu, kontrol edemediği bir tepkiydi.
— Uzun zamandır tanıyor musun?
— Neden bu kadar detay soruyorsun?
Baran bir adım attı ama durdu.
— Çünkü bu evlilik… dedi ve sustu.
Elif gözlerini ona dikti.
— Bu evlilik benim hayatımı durdurmuyor, Baran.
— Biliyorum.
— O zaman neden böyle davranıyorsun?
Baran cevap vermedi. Bu sessizlik, Elif’i daha çok kızdırdı.
— Kıskanıyor musun? diye sordu açıkça.
Bu soru odanın havasını değiştirdi. Baran’ın bakışları sertleşti.
— Hayır.
Bu cevap hızlıydı. Fazla hızlı.
— O zaman sorun ne?
Baran derin bir nefes aldı.
— Sorun, dedi. — Senin farkında olmadan dikkat çekmen.
Elif güldü ama bu gülüşte neşe yoktu.
— Bu benim sorunum değil.
— Benim de değil, dedi Baran. — Ama sonuçları olabilir.
— Kimin için?
Baran bir an sustu.
— Senin için.
Elif başını iki yana salladı.
— Sahiplenmeye niyetli değilsen, beni korumaya da çalışma.
Bu söz Baran’ı durdurdu. Aralarındaki mesafe yine tehlikeli hâle geldi. Ama bu kez Baran geri çekilmedi.
— Elif, dedi alçak bir sesle. — Bu konakta seni korumak zorundayım.
— Neden?
— Çünkü sen artık benim sorumluluğumsun.
Bu kelime Elif’i öfkelendirdi.
— Ben bir eşya değilim.
— Bunu söylemedim.
— Ama böyle davranıyorsun.
Baran bir anlık bir refleksle Elif’in kolunu tuttu. Sert değildi ama netti. İkisi de durdu. Bu temas, planlı değildi. Baran hemen elini çekti.
— Özür dilerim, dedi.
Elif’in nefesi hızlanmıştı. Kalbi göğsüne vuruyordu.
— İşte sorun bu, dedi. — Kontrolünü kaybediyorsun.
Baran ona baktı. Bu bakışta inkâr yoktu.
— Evet, dedi. — Ve bu beni rahatsız ediyor.
Elif arkasını döndü. Odasına çıkarken adımları hızlıydı. Kapıyı kapattı. Sırtını yasladı. Bu evlilikte ilk kez Baran’ın duygularını bu kadar net görmüştü.
O sadece korumuyordu.
Sadece merak etmiyordu.
Kıskanıyordu.
Ve bunu kendine bile itiraf etmek istemiyordu.
Elif yatağa oturdu. Telefonunu eline aldı. Emir’den mesaj vardı.
Emir: Bugün güzeldi. Tekrar görüşmek isterim.
Elif ekrana baktı. Cevap yazmadı. Telefonu kenara bıraktı. Bu konakta her seçim, bir dengeyi değiştiriyordu. Ve Elif, ilk kez bu dengeyi bilinçli olarak sarsabileceğini fark etti.
Bu evlilikte tehlike artık sadece Baran değildi.
Elif’in kendi kararları da en az onun kadar güçlüydü.
Elif telefonu yatağın kenarına bıraktığında ekrana bakmamaya karar verdi. Emir’in mesajı masumdu ama zamanlaması tehlikeliydi. Bu evlilikte masumiyet bile yanlış anlaşılabiliyordu. Üstelik sorun Baran’ın ne düşüneceği değildi; asıl sorun Elif’in ne hissettiğiydi. Kendi hayatında ilk kez, bir tercihin bir başkasını bu kadar doğrudan etkilediğini hissediyordu.
Işığı kapatmadan önce aynaya baktı. Yüzünde tanımadığı bir ifade vardı. Güçlüydü ama yorgundu. İnatçıydı ama kararsızdı. Bu konakta geçen her gün, onu biraz daha kendisiyle yüzleştiriyordu. Yatağa uzandı ama uyku gelmedi. Baran’ın kolunu tuttuğu an, zihninde netti. Özür dilemişti ama özür, gerilimi silmemişti. Aksine, daha görünür kılmıştı.
Gece ilerlerken konak sessizliğe gömüldü. Elif saatler sonra uykuya daldığında rüyası karışıktı. Uzun koridorlar, kapalı kapılar, arkasından gelen ama yüzünü göremediği bir siluet… Uyandığında kalbi hızla atıyordu. Sabah olmuştu.
Aşağı indiğinde Baran salondaydı. Üzerini değiştirmiş, güne hazır görünüyordu. Elif’i görünce bakışları kısa bir an duraksadı. Dün gecenin izleri ikisinin de yüzündeydi.
— Günaydın, dedi Elif.
— Günaydın.
Bu kez sesler daha temkinliydi. Baran masaya doğru yöneldi.
— Bugün dışarı çıkacağım, dedi. — Akşam geç gelebilirim.
Elif başını salladı. Bu bilgi, onu düşündüğünden daha fazla rahatlattı.
— Ben de okuldayım zaten.
Baran birkaç adım attı, sonra durdu.
— Dün için… dedi ve sustu.
Elif ona baktı.
— Konuşmak istemiyorsan sorun değil.
Baran başını iki yana salladı.
— İstemediğimden değil. Yanlış bir şey söylemekten kaçınıyorum.
Elif ilk kez bunu net bir itiraf gibi duydu.
— O zaman söyleme, dedi. — Davran.
Baran’ın dudakları istemsizce gerildi.
— Haklısın.
Bu cevap, Elif’in içindeki düğümü biraz gevşetti. Kahvaltı kısa sürdü. İkisi de fazladan oyalanmadı. Kapıdan çıkarken Baran’ın sesi arkasından geldi.
— Elif.
Döndü.
— Kendini zorunda hissettiğin hiçbir şeyi yapma.
Bu cümle, emir değildi. Uyarı da değildi. Daha çok bir sınır çizgisi gibiydi.
— Aynı şey senin için de geçerli, dedi Elif.
Baran başını salladı. Gözlerinde kısa bir şaşkınlık geçti. Sonra kapı kapandı.
Gün boyunca Elif derslere odaklandı ama zihninin bir köşesinde hep aynı düşünce vardı: Bu evlilik artık sadece bir anlaşma değildi. İçine sızan duygular, her şeyi daha karmaşık hâle getiriyordu. Akşamüstü Emir’den gelen yeni mesajı bu kez görmezden gelmedi ama cevap da vermedi. Beklemek, bazen en güçlü karardı.
Konağa döndüğünde hava kararmıştı. Baran henüz gelmemişti. Elif salonda oturdu, kitap açtı ama satırları takip edemedi. Saatler sonra kapı sesi duyuldu. Baran içeri girdiğinde yorgun görünüyordu. Ceketini çıkardı, Elif’i fark edince durdu.
— Geldin mi? dedi.
— Bir süredir buradayım.
Aralarında kısa bir sessizlik oldu. Bu sessizlik, artık rahatsız edici olmaktan çok dikkatliydi.
— Yarın akşam bir davet var, dedi Baran. — Birlikte gitmemiz gerekiyor.
Elif kitabı kapattı.
— Resmî mi?
— Evet.
— Rol yapacağız yani.
Baran başını salladı.
— Ama bu kez daha uzun sürecek.
Elif derin bir nefes aldı.
— Anladım.
Baran bir an tereddüt etti.
— Hazır mısın? diye sordu.
Bu soru, kıyafetle ya da davetle ilgili değildi. Elif bunu anladı. Ona baktı.
— Hazır olmak diye bir şey yok, dedi. — Sadece devam ediyorsun.
Baran bu cevabı düşündü. Sonra başını eğdi.
— O zaman birlikte devam edeceğiz.
Bu cümle, bir anlaşmadan çok bir kabul gibiydi. Elif o an şunu fark etti: Bu evlilikte çatışma kaçınılmazdı. Ama asıl mesele, çatışmadan sonra geri dönüp dönmeyecekleriydi.
Ve ikisi de, henüz vazgeçmeye hazır değildi.