BÖLÜM 5

1250 Words
Elif o gece uyumakta zorlandı. Baran’ın söyledikleri zihninin içinde dönüp duruyordu. “Bu evlilik bizi korumak için var.” Korunmak… Kimden? Dışarıdan mı, yoksa birbirlerinden mi? İkisi de bu sorunun cevabını yüksek sesle söylemeye cesaret edemiyordu. Sabah alarm çaldığında Elif gözlerini güçlükle açtı. Yatağın kenarına oturdu, ayaklarını yere bastı. Bu konakta geçen her gün, bir öncekinden daha ağır geliyordu. Çünkü artık sorun bilinmezlik değildi. Sorun, fark edilen ama inkâr edilen hislerdi. Hazırlanıp aşağı indiğinde Baran mutfakta değildi. Bu kez bunu özellikle fark etti. Masada sadece kahvesi duruyordu. Soğumuştu. Bu, Elif’in içinde tuhaf bir boşluk yarattı. Sanki eksik bir şey vardı. Bu düşünceye kızdı. Eksik olmamalıydı. Üniversiteye vardığında kendini derslerin içine zorla attı. Arkadaşlarının konuşmalarına katıldı, gülümsedi, sorulara cevap verdi. Ama günün ortasında telefonuna düşen mesaj, tüm dikkatini dağıttı. Baran: Akşam geç gelme. Elif ekrana baktı. Mesaj kısa ama ton olarak önceki günlerden farklıydı. Bu kez bir bilgilendirme değil, beklenti vardı. Elif: Neden? Cevap birkaç dakika sonra geldi. Baran: Konuşmamız gerek. Bu cümle Elif’in içini sıkıştırdı. Konuşmak… Bu evlilikte konuşmalar hiçbir zaman basit değildi. Akşam konağa döndüğünde hava kapalıydı. Yağmur başlamıştı. Elif içeri girdiğinde salonun ışıkları yanıyordu. Baran ayaktaydı. Ceketini çıkarmış, gömleğinin üst düğmesi açıktı. Elif’i görünce bakışları onun üzerinde gezindi. Bu bakış, inceleme değil, fark etme bakışıydı. — Geldin, dedi. — Erken geldim, dedi Elif. Bu bir meydan okuma değildi ama pasif de değildi. — Otur, dedi Baran. Elif salonun ortasında durdu. — Ayakta kalabilirim. Baran bir an sustu. Sonra başını salladı. — Peki. Bu evlilikte küçük tercihler bile güç gösterisine dönüşüyordu. — Dün gece söylediklerin… diye başladı Elif. — Hâlâ aynı mı düşünüyorsun? Baran derin bir nefes aldı. — Evet. — O zaman neden bana böyle bakıyorsun? Bu soru, sessizliği parçaladı. Baran’ın yüzü gerildi. — Nasıl bakıyorum? — Geri çekilerek. Baran birkaç adım attı ama Elif’e dokunmadı. Aralarında yine o tehlikeli mesafe vardı. — Elif, dedi alçak bir sesle. — Sen akıllı bir kadınsın. Yirmi bir yaşındasın, hayatın başındasın. Bu evlilik senin geleceğini belirlememeli. — Ama belirliyor. — Hayır. Sadece şimdiyi etkiliyor. Elif acı bir gülümsemeyle başını salladı. — Sen şimdiyi hafife alıyorsun, Baran. İnsanlar şimdide kırılır. Bu söz Baran’ı susturdu. Bir anlık sessizlikte yağmurun sesi duyuldu. Sonra Baran konuştu. — Dün akşam, dedi. — Elim beline geldiğinde… bunu planlamamıştım. Elif’in kalbi hızlandı ama yüzüne yansıtmadı. — Ben de dur demedim. — İşte bu sorun. — Neden sorun? Çünkü hissetmememiz mi gerekiyor? Baran’ın bakışları sertleşti. — Çünkü hissettiğimiz an, kontrolü kaybederiz. Elif bir adım yaklaştı. Bilinçliydi. Tehlikeliydi. — Belki de kontrol etmeye çalışmak hatadır. Baran onu durdurmadı ama kendisi de yaklaşmadı. — Bu evlilikte hata payı yok, dedi. — Var, Baran. İnsan olduğumuz sürece var. Bu cümle aralarında asılı kaldı. Baran bakışlarını Elif’in yüzünden ayıramıyordu. Elif de kaçmadı. Nefesleri değişmişti. Bu yakınlık artık masum değildi. Baran bir adım geri attı. — Odana çık, dedi. Bu kez bu bir ricaydı. Elif gözlerini ondan ayırmadan başını salladı. — Kaçıyorsun, dedi. — Kendimden. Elif arkasını döndü. Merdivenleri çıkarken kalbi hâlâ hızlıydı. Bu evlilikte en tehlikeli anların, konuşmaların tam ortasında yaşandığını anlamıştı. Çünkü kelimeler, dokunmaktan daha cesurdu. Odasına girdiğinde yağmur şiddetlendi. Camdan dışarı baktı. Bu konakta kalmak, bir fırtınanın ortasında durmak gibiydi. Kaçamıyor, saklanamıyordu. Sadece ayakta kalmaya çalışıyordu. Ve ilk kez şunu kabul etti: Baran onu istemiyordu. Ama kendini ondan korumak zorunda hissediyordu. Bu da, istemekten daha tehlikeliydi. Elif yatağın kenarında uzun süre öylece oturdu. Baran’ın “kendimden” dediği an, zihninde dönüp duruyordu. İnsan bir şeyden kaçıyorsa, onu fazlasıyla ciddiye alıyordu demekti. Bu düşünce Elif’i hem ürküttü hem de istemeden güçlendirdi. Çünkü bu evlilikte ilk kez yalnız olmadığını hissetmişti. Karmaşanın tek taraflı olmadığını. Üzerini değiştirdi, pencereyi araladı. Yağmurun serin kokusu odaya doldu. Bu koku ona eski hayatını hatırlattı; yurttaki geceleri, sınav stresini, arkadaşlarıyla yapılan anlamsız sohbetleri. O hayat hâlâ onun muydu, yoksa bu konakta yavaş yavaş siliniyor muydu, emin değildi. Bir süre sonra kapının önünde bir duraksama hissetti. Ayak sesleri… Baran’ınki. Kapı çalınmadı. Ama varlığı belliydi. Elif yerinden kalkmadı. Konuşmak istemiyordu. Daha doğrusu, konuşursa geri dönülmez bir şey söylemekten korkuyordu. Ayak sesleri uzaklaştığında Elif nefesini bıraktı. Kalbinin bu kadar hızlı atmasına kızdı. Bu evlilikte hiçbir şey yapmaması gerekiyordu. Ne yaklaşmak, ne umut etmek, ne de hayal kurmak. Ama insan kalbi, imzalara itaat etmiyordu. Sabah olduğunda Elif daha sakin uyandı. Gecenin ağırlığı yerini kararlı bir sessizliğe bırakmıştı. Aynanın karşısında durup kendine baktı. Gözlerinde hâlâ korku vardı ama artık onun yanında inat da duruyordu. Üniversiteye gidecek, derslerine devam edecek, bu evliliğin kendisini yutmasına izin vermeyecekti. Aşağı indiğinde Baran salondaydı. Ayakta duruyordu. Elif’i görünce başını kaldırdı. Aralarında kısa bir bakış geçti. Ne dünün gerginliği vardı ne de bir açıklama ihtiyacı. Bu sessizlik, önceki tartışmadan daha ağırdı. — Günaydın, dedi Elif. — Günaydın. Bu kez ikisi de fazladan kelime eklemedi. Elif kapıya yöneldiğinde Baran arkasından konuştu. — Elif. Durdu ama dönmedi. — Dün söylediklerin… dedi Baran. — Düşündüm. Elif başını hafifçe çevirdi. — Ve? — Haklı olduğun yerler var. Bu, Baran’dan beklenmeyecek kadar açıktı. — Ama yine de dikkatli olmalıyız, diye ekledi. Elif ilk kez bu cümleyi bir yasak gibi değil, ortak bir uyarı gibi duydu. Başını salladı. — Oluruz, dedi. — Mecburuz zaten. Kapıdan çıktığında içi garip bir şekilde daha sakindi. Bu evlilik hâlâ bir zorunluluktu. Ama artık içinde sessiz bir gerçek vardı: Bu çatının altında yalnızca kurallar değil, bastırılmış hisler de büyüyordu. Ve bunlar yok sayıldıkça daha da güçleniyordu. Elif bunu biliyordu. Baran da biliyordu. Ve asıl tehlike, ikisinin de bunu inkâr etmeyi seçmesiydi. Elif kampüse vardığında havanın açtığını fark etti. Yağmurun ardından gelen o temiz ferahlık, içindeki düğümü bir nebze gevşetti. Dersliğe girip arka sıralardan birine oturdu. Çantasından defterini çıkarırken zihninin hâlâ konakta kalmasına sinirlendi. Kendine kızdı. Hayatını askıya alamazdı. Bu evlilik, onun tüm kimliğini yutamazdı. Ders arasında telefonuna baktı. Yeni bir mesaj yoktu. Bu sessizlik iyi mi kötü mü, karar veremedi. Baran’ın yokluğu bile artık bir etki yaratıyordu. Bu düşünceyi itip ayağa kalktı, arkadaşlarının yanına gitti. Gülüştüler, sınavdan konuştular, sıradan şeylerden yakındılar. Elif, sıradanlığın ne kadar kıymetli olduğunu o an fark etti. Akşamüstü kütüphaneden çıktığında hava serindi. Konak düşüncesi bu kez onu boğmadı. Daha çok, içine doğru kapanan bir bekleyiş gibiydi. Eve vardığında ışıklar yanıyordu ama içerisi sakindi. Ayakkabılarını çıkarırken salondan gelen düşük bir müzik sesi duydu. Baran evdeydi. Elif odasına çıkmak üzereyken salondan gelen ses onu durdurdu. — Elif. Sesi yumuşaktı. Önceki günkü sertlikten eser yoktu. Elif salona girdi. Baran koltukta oturuyordu. Önünde bir dosya yoktu, telefonu elinde değildi. Bu da alışılmadık bir durumdu. — Oturmak ister misin? dedi. Elif karşısına geçti ama yine mesafeyi korudu. — Bir şey mi oldu? Baran başını iki yana salladı. — Hayır. Sadece… bu şekilde konuşmak istedim. Bu açıklama Elif’i hazırlıksız yakaladı. Baran konuşmayı tercih etmeyen biriydi. Sessizliği kontrol aracı olarak kullananlardan. — Dün gece seni odana gönderdim, dedi Baran. — Sertti. — Gerekliydi, dedi Elif. — İkimiz için. Baran kısa bir gülümseme gösterdi. Bu gülümseme, Elif’in içini beklenmedik şekilde ısıttı. — Alışıyorsun, dedi. — Zorunda kalınca insan her şeye alışıyor. Baran ayağa kalktı. Elif refleksle gerildi ama Baran ona yaklaşmadı. Sadece pencereye yöneldi. — Bu evlilik seni sıkıştırıyorsa, söyle, dedi. — Çıkış yolu buluruz. Elif bu cümleyi düşündü. Gerçek bir teklif miydi, yoksa vicdanını susturmak için söylenmiş bir söz mü, ayırt edemedi. — Şimdilik sıkıştırmıyor, dedi. — Ama rahat da değilim. — Olmak zorunda değilsin. Elif ayağa kalktı. — O zaman aynı noktadayız, dedi. Baran ona baktı. Bu bakışta ilk kez çatışma yoktu. Sadece kabul vardı. Elif odasına çıktığında kapıyı kapatmadı. Aralık bıraktı. Bunu neden yaptığını bilmiyordu. Belki de bu evlilikte ilk kez, tamamen kapanmak istememişti. Ve bu küçük tercih, ileride daha büyük sonuçlar doğuracaktı. Çünkü bazen bir kapıyı aralık bırakmak, en cesur karardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD