Konakta sabahlar Elif için hâlâ yabancıydı. Güneş doğuyor ama evin içi uyanmakta acele etmiyordu. Perdeler ağırdı, sessizlik bilinçliydi. Bu sessizlikte insan ya kendini duyar ya da tamamen kaybolurdu. Elif ikincisini seçmemek için erken kalkmaya devam etti.
Aynanın karşısında saçlarını toplarken yüzüne baktı. Gözlerinin altındaki hafif gölgeler, son günlerin yükünü ele veriyordu. Bu evlilik onu bir gecede değiştirmemişti ama içindeki düzeni yerinden oynatmıştı. Ne kadar güçlü olursa olsun, aynı çatı altında bir yabancıyla yaşamak insanın dengesini bozuyordu.
Odasından çıktığında merdiven başında durdu. Aşağıdan sesler geliyordu. Baran’ın sesi… Telefonla konuşuyordu. Alçak, kontrollü, sert. Onu ilk gördüğü günkü hâli buydu işte. Elif istemeden dinledi.
— Hayır, dedi Baran. — Bu konu kapandı.
Kısa bir sessizlik.
— Evlilik resmî. Daha fazlasını kurcalamayın.
Sesindeki ton netti. Elif içgüdüsel olarak geri çekildi. Bu konuşmanın bir parçası olmak istemiyordu. Merdivenlerden sessizce indi. Baran onu fark ettiğinde telefonu kapatıyordu.
Bakışları buluştu.
— Günaydın, dedi Elif.
— Günaydın.
Baran telefonu cebine koydu. Yüzünde konuşmadan kalma sertlik vardı ama Elif’e yansıtmadı.
— Okul var mı bugün?
— Var.
— Şoför hazır.
Bu kısa diyalog, evli iki insan için fazla resmiydi. Ama bu evlilik zaten başından beri gerçek bir yakınlık üzerine kurulu değildi. Elif çantasını aldı. Kapıya yönelirken Baran’ın sesi onu durdurdu.
— Elif.
Döndü.
— Bugün akşam misafir var.
Elif kaşlarını çattı.
— Kim?
— Aileden birkaç kişi.
Bu cevap yeterince açıklayıcı değildi ama Elif daha fazlasını sormadı.
— Hazırlıklı ol, dedi Baran. — Sorular olabilir.
Elif’in içi sıkıştı.
— Ne soruları?
— Evlilikle ilgili.
Bu kelime, Elif’in omuzlarına yeniden ağırlık bindirdi.
— Yanında durmamı mı istiyorsun?
Baran bir an durdu. Sonra başını salladı.
— Gerekirse.
Bu “gerekirse”, Elif’in gün boyu zihninde yankılandı.
Üniversitede dersler uzadıkça uzadı. Elif not alırken bile akşamı düşünüyordu. Baran’ın ailesi… Sorular… Bakışlar… Bu evlilik sadece iki kişiyi değil, bir düzeni ilgilendiriyordu. Ve Elif bu düzenin içine isteyerek girmemişti.
Konaktan içeri girdiğinde hava kararmıştı. Salon ışıkları yanıyordu. Hizmetkârlar telaşlıydı. Elif odasına çıkmak isterken Baran merdivenlerin başında belirdi.
— Odana çıkma, dedi. — Birlikte gireceğiz.
Elif durdu.
— Neden?
— Görüntü.
Bu tek kelime, her şeyi açıklıyordu. Elif içinden derin bir nefes aldı. Baran yanına geldi. Aralarındaki mesafe bu kez bilinçli olarak kapatıldı. Kolunu uzattı.
Elif tereddüt etti.
— Elif.
Bu ses tonu uyarı değildi. Beklentiydi.
Elif kolunu onun koluna yerleştirdi. İlk temas… Basit, masum ama sarsıcıydı. Baran’ın kolu sertti. Elif’in parmakları istemeden gerildi. Baran bunu fark etti ama bir şey söylemedi.
Salona birlikte girdiler.
Bakışlar üzerlerine çevrildi. Fısıltılar… İncelemeler… Elif yüzüne sakin bir ifade yerleştirdi. Baran’ın yanında durmak garipti. Sanki rol yapıyordu ama rol çok gerçekti.
— Baran, dedi yaşlı bir kadın. — Nihayet.
Baran hafifçe gülümsedi.
— Teyze.
Elif selam verdi. Gülümsemeye çalıştı. Sorular kısa sürede geldi. Nerede tanıştıkları, ne kadar süredir evli oldukları… Baran cevapları net ve kısa veriyordu. Elif sadece başını sallıyor, gerektiğinde birkaç kelime ekliyordu.
Bir ara Baran’ın eli Elif’in beline geldi.
Hafifti. Sahiplenme değil, destek gibi. Ama Elif’in nefesi anlık olarak kesildi. Bu temas planlı değildi. Baran’ın da bir anlık refleksi gibiydi. Elif ona baktı. Baran bakışlarını kaçırmadı. Ama elini çekmedi.
O an ikisi de sınırı aştıklarını fark etti.
Misafirler gittikten sonra salon sessizleşti. Elif bir adım geri çekildi. Baran’ın eli belinden ayrıldı.
— İyi dayandın, dedi Baran.
— Rol yapmaya alışığım, dedi Elif.
— Alışma.
Bu kelime sertti.
— Neden? diye sordu Elif.
Baran ona baktı. Uzun uzun.
— Çünkü bu rol gerçek olursa, ikimiz de zorlanırız.
Elif bir an sustu.
— Sen zaten zorlanıyorsun, dedi.
Baran cevap vermedi. Sadece başını çevirdi.
Elif odasına çıktığında kalbi hızlı atıyordu. Bu evlilikte ilk kez fiziksel bir yakınlık olmuştu. Küçük, masum ama etkisi büyük. Yatağa uzandığında gözlerini kapattı.
Bu evlilikte asıl tehlikenin ne olduğunu artık daha net biliyordu.
Yaklaşmak yasaktı.
Ama bazı yasaklar, en çok dokunulmak isterdi. Elif ışığı kapattığında oda tamamen karanlığa gömüldü ama zihni susmadı. Baran’ın elinin belinde bıraktığı sıcaklık, olması gerekenden uzun süre kalmıştı üzerinde. Bu onu rahatsız etmeli miydi, yoksa bu evliliğin kaçınılmaz bir yan etkisi miydi, karar veremiyordu. Yatağın içinde döndü. Konaktaki her gece, bir öncekinden daha zor oluyordu. Çünkü artık tehlike bilinmezlikten değil, bilinen ama inkâr edilen bir yakınlıktan doğuyordu.
Sabaha karşı kapının önünden gelen ayak sesleriyle uyandı. Hafifti, aceleci değildi. Baran’ın yürüyüşünü tanıyordu artık. Bu farkındalık canını sıktı. İnsanlar birbirini tanımaya başladığında mesafeler kısalırdı. Elif bu mesafenin kısalmasını istemiyordu ama engelleyemiyordu.
Sabah kahvaltısına indiğinde Baran masadaydı. Göz altları hafifçe koyulaşmıştı. Uyumadığı belliydi. Elif bunu sormadı. Baran da geceden bahsetmedi. İkisi de dün akşam yaşanan temasın adını koymamayı tercih ediyordu.
— Bugün evde olacağım, dedi Baran.
Elif kaşlarını kaldırdı.
— İşin yok mu?
— Var. Ama buradan halledeceğim.
Bu bilgi Elif’i nedensiz bir şekilde gerdi. Aynı evde olmak başka, aynı gün içinde sürekli karşılaşma ihtimali başka bir şeydi.
— Ben okuldan sonra kütüphaneye geçeceğim, dedi Elif.
— Geç kalırsan haber ver.
Bu cümle artık tanıdıktı ama tonundaki yumuşama dikkat çekiciydi. Elif cevap vermeden çantasını aldı.
Gün boyunca derslere odaklanmaya çalıştı. Ama zihni sürekli aynı noktaya dönüyordu: Baran’ın ailesinin bakışları, belindeki el, göz göze geldiklerinde oluşan sessizlik… Bunlar bir anlaşmanın parçası değildi. Bunlar kontrol dışıydı.
Akşam konağa döndüğünde ev sessizdi. Baran çalışma odasındaydı. Kapı aralıktı. Elif istemeden içeri baktı. Baran masanın başında, gömleğinin düğmelerinden biri açılmış, kolları yine sıvalıydı. Ciddi görünüyordu. Onu bu hâliyle görmek, Elif’in içini anlamsız bir şekilde sıktı.
Tam odasına yönelmişti ki Baran başını kaldırdı.
— Elif.
Durdu.
— Gelir misin?
Bu bir emir değildi ama ricaya da benzemiyordu. Elif tereddüt etti, sonra içeri girdi. Kapının eşiğinde durdu.
— Ne oldu?
Baran ayağa kalkmadı.
— Dün akşam için… dedi ve sustu.
Elif onun devam etmesini bekledi.
— Sınırı aştım.
Bu cümle beklenmedik derecede dürüsttü.
— Ben de durdurmadım, dedi Elif. — Bu yüzden tek taraflı değildi.
Baran başını salladı.
— Yine de tekrarlanmamalı.
Elif ona baktı.
— Çünkü yasak, değil mi?
— Çünkü karmaşıklaştırır.
— Zaten karmaşık.
Bu kez Baran ayağa kalktı. Aralarındaki mesafe kapandı ama dokunmadılar. Bu, bilinçli bir karardı.
— Elif, dedi Baran alçak bir sesle. — Bu evlilik bizi korumak için var. Hissettiklerimizi beslemek için değil.
Elif gözlerini kaçırmadı.
— Peki ya hissettiklerimiz beslenmezse? diye sordu. — Kendiliğinden büyürse?
Baran cevap vermedi. Cevap vermemesi, Elif için yeterince açıklayıcıydı.
Odasına döndüğünde kalbi yine hızlı atıyordu. Bu evlilikte sınırlar çizilmişti ama sınırların nerede başladığı artık belirsizdi. Ve Elif, en tehlikeli şeyin ne olduğunu anlamıştı:
Baran onu itiyordu…
Ama gözleriyle değil.