Elif okulun kapısından çıktığında hava kararmaya başlamıştı. Gün boyu derslerde oturmuş, not almış, sorulara cevap vermişti ama zihni hiçbir an gerçekten orada olmamıştı. Sınıfın içinde otururken bile konaktaki sessizlik kulaklarında yankılanıyordu. Her şey normal görünüyordu ama hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Arabaya bindiğinde şoför sessizce yola çıktı. Elif camdan dışarı bakarken, şehrin tanıdık kalabalığına veda ettiğini hissetti. Işıklar seyrekleşti, yollar genişledi. Konak yaklaştıkça içindeki huzursuzluk geri döndü. Bu evlilik gündüzleri bastırılabiliyor, geceleri ise kendini hatırlatıyordu.
Kapıdan içeri girdiğinde konak sakindi. Ayak sesleri mermerde yankılandı. Çantasını vestiyere bıraktı. Etrafına baktı. Baran ortalıkta yoktu. Bunun onu rahatlatması gerekirdi ama içindeki his kararsızdı. Onu görmek istemiyor muydu, yoksa görmemeyi mi tercih ediyordu, emin değildi.
Merdivenleri çıkarken aşağıdan bir ses geldi.
— Elif.
Durdu. Döndü.
Baran salonun girişinde duruyordu. Ceketini çıkarmış, gömleğinin kollarını sıvamıştı. Günlük hâli, düğün gecesindeki resmiyetinden daha rahatsız ediciydi. Daha gerçekti.
— Geldin, dedi.
— Evet.
Elif merdivenlerin ortasında kaldı. Ne iniyor ne de çıkıyordu. Aralarındaki mesafe yine dikkatle korunmuştu ama havada görünmez bir gerilim vardı.
— Okul nasıldı? diye sordu Baran.
Bu soru beklemediği kadar sıradandı.
— Yoğundu.
Baran başını salladı. Bir an duraksadı.
— Yemek yiyecek misin?
Elif bu cümlede bir emir aradı ama bulamadı. Sadece teklif vardı.
— Yerim, dedi.
Salona geçtiklerinde masa çoktan hazırlanmıştı. Elif sandalyeye oturdu. Baran karşısına geçti ama tam karşısına değil, çaprazına. Bilinçliydi. Aradaki boşluğu büyütmek ister gibiydi.
Yemek sessiz geçti. Çatal bıçak sesleri, arada bir göz göze gelmeler… Elif her seferinde bakışlarını kaçırdı. Baran ise kaçırmadı. Bakıyor ama üzerinde tutmuyordu. Sanki sınır çiziyor, sonra geri çekiliyordu.
— Konakta yalnız dolaşma, dedi bir süre sonra. — Özellikle geceleri.
Elif başını kaldırdı.
— Neden?
— Alışık olmadığın insanlar var.
— Bana zarar verecekler mi?
Baran bir an durdu.
— Hayır.
— O zaman?
— O zaman da gerek yok, dedi kısa bir tonla.
Elif itiraz etmedi ama içinden bir duvar daha ördü. Yemekten sonra ayağa kalktı.
— Odama çıkıyorum.
Baran başını salladı.
— İyi geceler.
Elif merdivenlere yöneldi. İlk basamağa ayağını koyduğunda Baran’ın sesi yeniden geldi.
— Elif.
Durdu.
— Bu evlilik… dedi Baran ve sustu.
Elif döndü.
— Ne?
Baran kelimeleri tartar gibiydi.
— Zor olacak.
Elif’in dudakları istemsizce gülümsedi.
— Zaten kolay olsaydı, burada olmazdım.
Odasına çıktığında kapıyı kapattı. İçeri girdiğinde odanın artık yabancı olmadığını fark etti. Bu, onu rahatsız etti. Yatağa oturdu. Günün yorgunluğu üzerine çöktü. Ama zihni hâlâ uyanıktı.
Gece yarısına doğru su içmek için aşağı inmeye karar verdi. Koridor sessizdi. Merdivenlerden inerken ışıkları yakmadı. Alışkanlık değildi bu; bilinçsiz bir tercihdi. Mutfağa girdiğinde ışığı açtı.
Baran oradaydı.
Tezgâha yaslanmış, elinde bir bardak vardı. Elif’i görünce doğruldu.
— Uyumadın mı?
— Susadım.
Aralarındaki mesafe bu kez daha kısaydı. Gece, sesleri daha net yapıyordu. Elif su bardağını doldururken ellerinin titrediğini fark etti. Baran fark etti mi, bilmiyordu.
— Alışman zaman alacak, dedi Baran.
— Neye?
— Buraya.
Elif bardağı tezgâha bıraktı.
— Alışmak istemiyorum.
Baran ona baktı.
— Zorunda değilsin, dedi. — Ama kaçamazsın.
Bu cümle sertti. Elif başını kaldırdı.
— Kaçmak gibi bir niyetim yok.
— O zaman sınırları öğrenmen gerek.
— Sen mi koyuyorsun o sınırları?
Baran bir adım yaklaştı. Çok değil. Ama Elif bunu hissetti.
— Bu evde, evet.
Elif geri adım atmadı.
— Peki ya ben?
Baran durdu.
— Sen… dedi ve sustu. — Sen o sınırları zorlayan şeysin.
Bu itiraftan sonra aralarında bir sessizlik oldu. Uzun, yoğun ve tehlikeli. Elif kalbinin hızlandığını hissetti. Baran’ın nefesi değişmişti. Bir an için, ikisi de yanlış bir adımın her şeyi bozacağını biliyordu.
Elif bardağı aldı.
— İyi geceler, dedi.
Baran cevap vermedi.
Elif odasına döndüğünde kapıyı kilitledi. Sırtını kapıya yasladı. Bu evlilikte asıl tehlikenin dışarıda olmadığını artık biliyordu. Asıl tehlike, aynı çatı altında büyüyen bu sessiz gerilimdi.
Ve bu, daha sadece üçüncü gündü.
Tamam, kaldığın yerden akışı bozmadan, kelime tekrarı yapmadan devam ediyorum. Elif’in yaşı net ve güvenli şekilde ekleniyor.
Elif sabaha karşı uyandığında kapının arkasındaki sessizlik değişmişti. Konak uyanıyordu. Bu kez sesler onu ürkütmedi. Belki de zihni, gecenin gerginliğini geride bırakmaya çalışıyordu. Yatağın içinde doğruldu. Telefonuna uzandı. Saat erkendi ama alışkındı. Yirmi bir yaşındaydı ve üniversite hayatı, erken uyanmayı öğretmişti ona. Dersler, sınavlar, sorumluluklar… Hepsi bu evlilikten önce de omuzlarındaydı.
Hazırlanıp odadan çıktığında koridor aydınlıktı. Merdivenlerden inerken bu kez çekinmedi. Gün ışığında konak daha gerçekti, daha yaşanılır. Mutfaktan gelen seslere yöneldi.
Baran masadaydı.
Elinde dosyalar vardı. Gömleğinin kolları yine sıvalıydı. Elif’i fark ettiğinde başını kaldırdı. Bakışları geceye göre daha sakindi ama dikkatliydi.
— Erken kalkmışsın, dedi.
— Üniversiteye gideceğim.
Bu cümleyi özellikle net söyledi. Baran başını salladı.
— Kaçıncı sınıf?
— Üçüncü.
— Kaç yaşındasın, Elif?
Soru beklenmedik değildi ama tonundaki ciddiyet dikkatini çekti.
— Yirmi bir.
Baran’ın yüzünde belli belirsiz bir rahatlama oldu. Çok küçük bir değişimdi ama Elif fark etti. Dosyaları kapattı.
— İyi, dedi. — Okulun senin önceliğin olmaya devam edecek.
Elif sandalyesine oturdu. Bu evlilikte ilk kez bir cümle ona alan açmıştı.
— Benim için zaten öyle.
Kahvaltı sessiz geçti ama bu kez rahatsız edici değildi. Elif çantasını alırken Baran ayağa kalktı.
— Akşam geç kalırsan haber ver, dedi. — Merak ettiğimden değil. Konakta sorun çıkmasını istemem.
Elif ona baktı.
— Anladım.
Kapıdan çıkarken Baran’ın bakışlarını sırtında hissetti. Ama bu bakış, sahiplenmeden çok farkındalık taşıyordu.
Üniversiteye vardığında Elif derin bir nefes aldı. Kampüs kalabalıktı. Tanıdık yüzler, kahkahalar, acele adımlar… Hayat hâlâ buradaydı. Bu ona güç verdi. Ders boyunca not aldı, sorulara cevap verdi. Ama aklı, istemeden konağa dönüyordu. Akşam yine aynı çatı altına döneceğini bilmek, günün tonunu değiştiriyordu.
Akşamüstü telefonuna kısa bir mesaj geldi.
Baran: Geç kalacaksan haber ver.
Elif ekrana baktı. Kısa bir an düşündü, sonra yazdı.
Elif: Geç çıkacağım. Arkadaşlarımla olacağım.
Cevap hemen gelmedi. Ama birkaç dakika sonra ekranda tek kelime belirdi.
Baran: Tamam.
Bu kelime, Elif’i düşündüğünden fazla rahatlattı.
Konaktan içeri girdiğinde hava kararmıştı. Ayakkabılarını çıkarırken içeriden sesler geldi. Baran salondaydı. Onu görünce ayağa kalkmadı ama bakışlarını kaldırdı.
— Geç çıktın, dedi.
— Söylemiştim.
— Biliyorum.
Aralarında yine o tanıdık mesafe vardı. Ama bu kez daha bilinçliydi. İkisi de sınırların nerede durduğunu biliyordu. En azından şimdilik.
Elif odasına çıkarken içinden tek bir düşünce geçti:
Bu evlilikte tehlike, acele etmekte değil…
Yavaş yavaş alışmakta gizliydi.
Elif merdivenleri çıkarken sabahki soruyu düşündü. Baran yaşını neden şimdi sormuştu? Oysa bu evlilik, ani bir karardan ibaret değildi. Bunu en başından beri biliyordu. Baran onunla ilgili her şeyi öğrenmişti; kim olduğunu, nereden geldiğini, kaç yaşında olduğunu. Dosyalar vardı. İsimler, tarihler, bilgiler… Yaşı zaten oradaydı. Bugün sorduğu şey, bilgi eksikliği değildi. Sadece Elif’in ağzından duymak istemişti. Kendi sesinden. Kendi iradesiyle söylediği bir yaşı. Bu farkındalık, Elif’in içinde hafif bir ürperti bıraktı.