Nikâh salonu beklediğinden daha kalabalıktı.
Elif kapının önünde durduğunda içeriden yükselen sesler kulağına doldu. Fısıltılar, alçak kahkahalar, ağır parfüm kokuları… Hepsi ona ait olmayan bir dünyanın parçalarıydı. Elbisesinin eteklerini farkında olmadan sıktı. Kaçmak istemiyordu. Ama burada olmak istemediği kesindi.
Kapı açıldığında bütün bakışlar ona döndü.
Bir anlığına nefesi kesildi. Sonra Baran’ı gördü.
Nikâh masasının önünde duruyordu. Koyu renk takım elbisesiyle her zamanki gibi ciddi, her zamanki gibi kontrollüydü. Ama Elif onun yüzünde alışık olmadığı bir ifade yakaladı. Sertliğin altında, belli belirsiz bir gerilim vardı. Gözleri Elif’e kilitlendiğinde salonun geri kalanı silindi.
Baran ilk kez onu gerçekten gelinlik içinde görüyordu.
Ve bu düşünce, istemeden göğsünde bir baskı yarattı.
Elif ağır adımlarla yürüdü. Her adımda, bu evliliğin ağırlığı biraz daha çöktü omuzlarına. Baran’ın yanına geldiğinde durdu. Aralarında yine o tanıdık mesafe vardı. Ne çok yakın ne de güvenli sayılacak kadar uzak.
— Hazır mısın? diye fısıldadı Baran.
Elif başını kaldırdı. Gözleri onun gözlerini buldu.
— Mecburum, dedi.
Baran’ın çenesi kasıldı. Başka bir şey söylemedi.
Nikâh memurunun sesi duyulduğunda Elif kalbini kulaklarında hissetti. Sorular soruldu. İsimler söylendi. Herkes nefesini tutmuş gibiydi.
— Kabul ediyor musunuz?
Elif’in içinden geçenler tek bir kelimeye sığmıyordu. Ama dudakları açıldı.
— Evet.
Baran’ın sesi onunkinden daha net çıktı.
— Evet.
O an, alkışlar yükseldi. Tebrikler, gülümsemeler, tokalaşmalar… Elif hepsine uzaktan bakıyormuş gibi hissediyordu. Parmaklarına yüzük takıldığında, metalin soğukluğu tenine değdi. İrkilmedi. Ama hissetti.
Baran elini çekmedi.
Sadece birkaç saniye… Ama Elif o sürede nefesinin değiştiğini fark etti. Elini geri çektiğinde, aralarında görünmez bir iz kalmış gibiydi.
Konak dönüşü sessiz geçti.
Arabada yan yana oturuyorlardı ama aralarındaki boşluk, söylenmeyen cümlelerle doluydu. Elif camdan dışarı baktı. Baran direksiyona odaklanmıştı. Ama Elif onun da farkında olduğunu hissediyordu. Aynı havayı solumanın yarattığı o tuhaf gerilimin.
Konakta kapılar kapandığında kalabalık dağıldı. Sessizlik geri geldi. Ama bu kez farklıydı. Daha yoğun. Daha kişisel.
Baran durdu.
— Bu odada kalacaksın, dedi. — Ben aşağıdayım.
Elif başını salladı. Tam odasına yönelmişti ki Baran’ın sesi tekrar geldi.
— Elif.
Döndü.
Baran ona bakıyordu. Uzun uzun. Sanki bir şey söyleyip söylememek arasında kalmış gibiydi.
— Kurallar hâlâ geçerli, dedi sonunda. — Ama… bugün zor bir gündü.
Bu, bir özür değildi. Ama bir kabul gibiydi.
Elif başını hafifçe eğdi.
— Ben de öyle düşünüyorum.
Odasına girdiğinde kapıyı kapattı. Yatağın kenarına oturdu. Parmaklarındaki yüzüğe baktı. Bu evlilik sahteydi. Bunu biliyordu.
Ama Baran’ın bakışları…
Onlar hiç sahte değildi.
Elif yüzüğü parmağında döndürerek yatağa uzandı. Metal, tenine her değdiğinde gerçekliği hatırlatıyordu. Bu bir anlaşmaydı, diyordu kendine. Bir süreliğine katlanılması gereken bir düzen. Gözlerini tavana dikti. Konak, gece olunca gündüzden daha büyük, daha sessiz ve daha tehditkâr geliyordu. Aşağıda Baran vardı. Aynı çatı altındaydılar ama sanki iki ayrı dünyada nefes alıyorlardı.
Üzerini değiştirmek için ayağa kalktı. Gelinliği çıkarırken omuzlarından bir yük kalkmış gibi hissetti ama içindeki sıkışma geçmedi. Aynanın karşısında durdu. Kendine baktı. Yabancı bir soyadı artık onunla birlikte anılacaktı. Bu düşünce, içini ürpertti. Ama gözlerindeki ifade hâlâ kendisiydi. Kaybolmamıştı.
Kapının ardından hafif bir ses geldi. Elif irkildi. Ayak sesleri yaklaştı, durdu. Kapı tıklanmadı. Ama orada birinin olduğunu hissetti. Kalbi hızlandı. Birkaç saniye sonra sesler geri çekildi. Elif nefesini bıraktı. Kendine kızdı. Bu gerginlik, bu farkındalık… Hepsi fazla geliyordu.
Aşağı katta Baran mutfakta duruyordu. Işığı açmamıştı. Pencerenin önünde, elinde bir bardak suyla düşünüyordu. Bugün söylediği “evet” kelimesi, beklediğinden daha ağırdı. Elif’in sesi hâlâ kulaklarındaydı. Mecburum. Bu kelime, Baran’ın içini rahatsız eden tek şeydi. Bu evliliğin ona bir borç değil, bir kalkan olması gerekiyordu. Ama Elif borçlu gibi davranmıyordu. Ve bu, onu istemeden etkiliyordu.
Merdivenlere baktı. Yukarıda bir kapının arkasında, artık karısı olan bir kadın vardı. Baran başını geriye yasladı. Kendine sınırları hatırlattı. Kontrol. Mesafe. Kural. Bu kelimeler, bugüne kadar onu ayakta tutmuştu. Şimdi de tutmalıydı.
Elif yatağa geri döndüğünde uyumaya çalıştı ama gözleri kapanmadı. Konaktaki her küçük ses kulaklarına doluyordu. Bir kapının gıcırtısı, uzaktan gelen bir adım, rüzgârın taş duvarlara çarpışı… Hepsi uyanık tutuyordu onu. Bu evde yalnız olmadığını bilmek, düşündüğünden daha zorlayıcıydı.
Sabaha karşı gözleri ağırlaştı. Uykunun eşiğinde, zihninden tek bir düşünce geçti. Bu evlilik bugün başlamıştı. Ama asıl sınav, bundan sonra verecekleriydi.
Sabah olduğunda konak, geceye göre daha az ürkütücü ama daha gerçekti. Elif gözlerini açtığında ilk fark ettiği şey sessizlik oldu. Bu kez ağır değildi; düzenliydi. Aşağıdan gelen uzaktan konuşma sesleri, mutfaktan yükselen hafif tıkırtılar… Hayat devam ediyordu. Sanki dün gece burada bir evlilik yapılmamış gibi.
Yataktan kalktı. Pencereye yürüdü. Gün ışığı avluya yayılmış, taşların soğukluğunu kırmıştı. Bugün okuluna gidip gitmeyeceğini düşündü. Normal hayatına tutunmak istiyordu. Bu evliliğin onu bir fanusun içine hapsetmesine izin veremezdi. Aynanın karşısında saçlarını toplarken kendi kendine bunu fısıldadı.
Aşağı indiğinde Baran’ı yemek masasında buldu. Üzerinde sade bir gömlek vardı. Ne düğün havası ne de özel bir anlam… Sanki bu evlilik de onun hayatında sıradan bir detaymış gibi davranıyordu. Elif’in gelişiyle başını kaldırdı. Göz göze geldiler. İkisi de bir an ne yapmaları gerektiğini düşündü.
— Günaydın, dedi Baran.
Sesi sakindi. Dün geceki gerginlikten eser yoktu.
— Günaydın, diye karşılık verdi Elif.
Masaya oturdu. Aralarındaki mesafe yine bilinçliydi. Hizmetkârlar kahvaltıyı koyup geri çekildiğinde, konakta ikisi kaldı. Bu sessizlik, gecekinin aksine daha belirgindi.
— Okula gideceğim, dedi Elif. Kararlıydı.
Baran başını salladı.
— Şoför seni götürür.
Elif itiraz edecek gibi oldu ama sustu. Bazı mücadeleler doğru zamanı beklemeliydi. Çantasını omzuna alırken Baran ayağa kalktı.
— Akşam geç kalma, dedi. Bu bir emir gibi çıkmamıştı. Daha çok bir uyarıydı.
Elif ona baktı.
— Merak etme. Buradayım.
Bu cümle ikisini de düşündüğünden fazla etkiledi.
Elif konaktan çıktığında derin bir nefes aldı. Gün ışığı yüzüne vurdu. Hayat hâlâ oradaydı. Ama arkasında bıraktığı konak, artık onun hayatının bir parçasıydı. Ve o çatı altına her dönüş, sadece bir eve değil; yavaş yavaş çözülmeye başlayan bir bağa olacaktı.