Hüma'nın Anlatımından Devam
Hastaneye götürdü zorla Alaz. Halil Kadiroğlu elimi öyle çok sıkmıştı ki kötü bir şey oldu sanmıştım ama yine de önemsememiştim. Doktor da askıya almıştı. Böyle daha güvenli olur demişti. Ancak öyle çıkabilmiştik hastaneden.
"Ailen biliyor mu evleneceğimizi ki?"
"Biliyor."
"Evlenmeden konağına götürmek sorun olur. Beni annemin yanına götür."
"Yok. Bırakmam seni o adamın yanında."
"Çok mu umrunda? Hatırlatırım dün beni öldürmek istedin."
"Sen karım olacaksın Hüma. İstesen de istemesen de. Sana benden başkası da dokunamaz."
Bu iyi bir şey miydi kötü bir şey miydi şimdi? "Sen, bana dokunmazsın değil mi? Bak şimdiden söylüyorum, ben avukatım. Bana şiddet uygularsan eğer..." deyip işaret parmağımı ona doğrulttuğumda elimi tutup indirdi.
"Bir saçmalama ya. Ne şiddeti?"
Elimi kurtardım. "Bilmem artık. Baştan söyleyeyim de. Dün beni öldürmek istedin, bugün kim bilir ne yaparsın?"
"Sana dedim. Öldür kendini kurtulalım dedim. Ölmeni istiyorum ama sana dokunmam. O kadar şerefsiz değilim."
"Ha şerefsizsin yani?" diye sorduğumda aniden frene bastı.
Korkuyla ona döndüm. "Canım..." dedi dişlerini sıka sıka. "Daha kaç kez demem gerekiyor bilmiyorum ama benimle iyi anlaşsan iyi olur."
"Anlaşmazsam..."
"Canına okurum." deyip kemerini açtı. "İn hadi, geldik." arabadan indiğinde ben de kemerimi açıp arabadan indim. Alaz'ın yanına geçtiğimde kolumu tuttu.
"Babaannemle zıtlaşma. Annemin de canını sıkma. Annem benim değerlimdir. Yengeme gelecek olursak..." deyip sırıttı. "Baya eğlenecek seninle." diye mırıldandı.
"O ne demek?"
"Görürsün." dediğinde adımladık. Kapıda korumalar vardı. Bizim için kapıyı açtıklarında içeri girdik ve girdiğimiz gibi kafama top yedim.
Başımı tutarken biri kıkırdadı. "Ha ha! Salağa bak." dediğinde duyduklarıma inanamadım.
"Reşat, odana çık." dedi Alaz sakince.
"Amca ya! Daha yeni oynamaya başladım ben ama!"
"Topunu kestirtme bana Reşat. Odana."
"Off!" deyip uzaklaştı çocuk.
"İyi misin sen?" dediğinde başımı kaldırıp yüzüne baktım. Gülüyordu bir de utanmadan.
"İyiyim." deyip kolumu ondan kurtardım ve hızla adımladım. Nereye gidiyorsam gerçi... Alaz'ın bana yetişmesini bekledim.
O yanıma geldiğinde merdivenleri çıktık. Avludaki insanları görünce durdum. İçlerinden biri Alaz'ın babasıydı. İlk olarak o lafa girmişti. "Alaz, ne işi var bu kızın burada?"
"Bizimle kalacak baba. Evlenene kadar burada kalacak."
"Olmaz. İzin vermem. Evlenmeden olmaz. Koymam o kızı evimize." dedi yaşlıca bir kadın. Babaannesi olmalıydı.
"Babaanne. Kızı koynuma alacağım demedim. İmam nikahı kıyılana kadar burada kalacak."
Babaannesi şüpheyle baktı yüzüme. "Koluna ne oldu bu kızın?"
"Küçük bir kaza." diye mırıldandı. "Önemsiz. Hüma artık bizimle kalacak. Sizinle tanışsın. Kolu iyileşir iyileşmez evleniriz. Siz de kına yakarsınız artık." deyip bana döndü. "Ailemle tanış." deyip beni öylece bırakıp gitti.
Bildiğin gitti.
Alaz'ın konaktan çıktığını gördükten sonra başımı çevirip ailesine baktım. Sarı saçlı, giyimi kuşamı ile dikkat çeken bir kadın ayağa kalktı. "Hoşgeldin yeni gelin. Buket ben." deyip elini uzattı. "Eltin."
"Hüma." deyip elini sıktım.
Eltimmiş. Biri de acaba evlenmek istiyorum mu diye soracak mı acaba?
"Gel öp elimizi." dedi babaannesi. Çok sert görünen bir kadındı. Yaşlılıktan yüzü kırışmıştı haliyle. Bakışları ise öldürecek gibiydi.
Adımlayıp karşısına geçtim. Bir şey demeden eğilip elini öptüm.
Başka bir kadın ayağa kalktı. Gülümsedi. "Hoşgeldin Hüma." dediğinde o da elini uzattı. Eğilip elini öptüm. "Alaz'ın annesiyim ben. Hatice Taşkın."
"Memnun oldum efendim." dedim. Babaannesine göre daha kibar bir kadın gibiydi.
"Çok yüz verme şuna Hatice. Kızın kaçırıldı, unutma." dedi. "Bunun abisi kaçırdı."
"Abim değil o benim." üvey abimdi belki ama hayır. Yine de onu da babam olacak o adamı da asla kabul etmeyecektim.
"O ne demek?" diye sordu babaannesi.
"Ana, bunun soysuz babası kızı olduğunu saklamış. İt, can korkusundan itiraf etti." dediğinde bastonunu sıkıca kavrayıp ayağa kalktı.
"Ne demek saklamış? Bu kız nerede büyümüş peki?"
"Konakta büyüdüm."
"Baban sana babalık yapmadıysa ben bu yosmanın temiz olduğunu nereden bileceğim?" dediğinde kaşlarımı çattım.
"O ne demek ya?" deyip babaannesine yaklaştım. "Ne demek istiyorsunuz siz?"
"Namuslu musun değil misin? Onu merak ediyorum!"
"Size ne benim namusumdan!" dedim sinirle. Bu konuyu burada herkesin içinde aşağılarcasına konuşmak zorunda mıydı? Hem ona ne? Benim namusum ona mı kalmış?
"Bak terbiyesize! Böyle yükseldiğine göre kirlenmiştir bu kadın! Alın götürün bunu gözümün önünden!" deyip yerine oturdu.
"Ya siz..." dediğimde Hatice hanım koluma girdi.
"Uzatma kızım, ben sana odanı göstereyim."
Kolumu kurtardım. "Hayır! İstemiyorum! Benim namusuma dil uzatanlarla bir dakika durmam ben."
"Namussuz! Bir de üste çıkmaya çalışıyor." Sinirle gözlerimi kapatıp nefesimi bıraktım. Kadına bak ya, daha ilk dakikadan sinirlerimi tepeme çıkarmıştı. "Babası ne ki kızı ne olsun?"
"O adam benim babam değil. Ben de size namusum hakkında açıklama yapacak değilim. Çünkü sizin gelininiz de olmayacağım." deyip arkamı döndüm. Hızlıca uzaklaşırken babası bağırdı.
"Tutun şu kızı, çıkmasına izin vermeyin!" diye emir verdiğinde iki kişi önüme çıktı.
"Çekilin önümden."
"Götürün kapatın şunu odunluğa, kocası gelene kadar orada kalsın."
"Kimse bana dokunamaz!" deyip sağlam olan elimi kaldırdım. "Hele bir dokunun!"
"Alın şu kızı! Başımı ağrıttı." dedi babası. Uzaklaştığında önümdeki iki adama baktım.
Ben bu kolumla bu iki adamdan nasıl kaçacaktım? "Zorluk çıkarmayın." dedi önümdeki adamlardan biri. Bıkkınlıkla nefesimi bıraktım.
Seni öldüreceğim Alaz. Beni bu insanlarla bırakıp gittiğin için seni öldüreceğim.
Hızlıca arkamı dönüp tekrar merdivenleri çıktım. Babasının karşısına geçtim. "Henüz evlenmedik. Ben evime gideceğim siz de karışmayacaksınız." Şu saatten sonra evlenmeye niyetim de yoktu. Babaannesi de ayrı manyaktı. Daha gelir gelmez namusuma dil uzatmıştı. Babam babalık yapmadıysa ben orospuluk falan yapmışımdır o zaman değil mi? Ne saçma.
Beni annem gözünden sakınarak büyüttü. Bir babaya ihtiyacım da hiç olmadı. Onun beni korumasına da ihtiyacım olmadı.
"Alaz gelir, seni alır. Ancak o zaman gidersin. Şimdi ya sakinleş odana geç ya da seni odunluğa kapatırım."
Bir şey dememek için yumruğumu sıktım. Alaz bey sözde müstakbel karısına o evde dokunmasınlar diye beni buraya getirmişti ama şimdi de burada odunluğa kapatmakla tehdit ediyorlardı.
Şansa bak.
" Ben evime gitmek istiyorum. " dedim. "Düğün günü gelir alırsınız. Şimdi karşıma çıkmayın. Karşımda durmayın benim." deyip tekrar arkamı döndüm. Aşağı inerken babası bu kez sesini çıkarmadı.
Ben de fırsattan istifade hızlıca konaktan çıktım. Sokağa adımımı attığım gibi sola döndüm. Ne evime gitmek istiyordum ne de burada kalmak.
Gidecek hiçbir yerim de yok. Koskoca bu şehirde gidecek hiçbir yerim yok.
Adımlarım beni nereye götürecekse, ben de oraya gidecektim. Başka da şansım yokmuş gibi görünüyordu.
~ ~ ~ ~ ~
Alaz'ın Anlatımından Devam
Sadece beş dakikada nasıl karışabilirdi ortalık? Sabah sabah kafayı yiyecektim. Evden çıktığım gibi eve dönmem bir olmuştu. Yengem her şeyi yetiştirmişti çünkü.
"Babaanne!" deyip merdivenleri hızla çıktım. Bıraktığım yerdeydi hepsi. Tek bir farkla. Hepsi çok sinirliydi. "Ne dedin Hüma'ya?"
"Hemen sana mı yetiştirdi o soysuz?"
"Babaanne. Germe beni. Sinirimden duramıyorum zaten. Ne dedin Hüma'ya?"
"Ben bir şey demedim. Temiz misin dedim birden parladı. İstemem! Ben bakire olmayan gelin istemem!" diye bağırdığında sabır çekip gözlerimi kapattım.
"Ya sabır, ya sabır." deyip ona döndüm. "Babaanne."
"Sakın ha Alaz. Sakın bana bu durumu savunma! Ben diyorum, ben namussuz gelin istemem. Babası babalık yapmamış, kim bilir kimler dokundu ona!"
"Babaanne sus."
Annem ayağa kalktı. "Oğlum, gel bir konuşalım biz."
"Götür, götür oğlunu tabi."
"Babaanne sus." dedim tekrar. "Şu siktiğimin berdeli yüzünden sevmediğim bir kadınla evleniyorum zaten. Bekareti falan umrumda değil!"
"Benim umrumda! İlk gece bana o kanlı çarşafı vermeyin de gör bak bakalım. Ben ona bu dünyayı cehennem etmiyor muyum!"
Arkamı dönüp elimi saçlarımdan geçirdim. Allah da bana sabır versin. Ya da canımı alsın bitsin şu çilem!
"Babaannen haklı Alaz. O kız kirlenmişse gelinim kabul etmem. Bil." dediğinde başımı salladım.
"Tamam. Nasıl diyorsanız öyle olsun." işime gelir. Bir gün sonra geri boşanırız. Olur biter.
Anneme döndüm. "Hüma nereye gitti?"
"Bilmiyorum oğlum. Aldı başını gitti işte."
İşin yoksa bir de bu deli ile uğraş. "Ben onu bulup geleceğim." deyip arkamı döndüm. Bizimkileri orada bırakıp aşağı indikten sonra arabama bindim.
Konağa mı gitti şimdi bu? Hayır oraya da gitmez ki? Benimle beraber çıktı o evden, geri dönmez.
Başımı direksiyona yasladım. Sinirlerim tepemdeydi ve yine başım ağrıyordu. Sabır çeke çeke bir hâl olmuştum. Gün de yeni başlıyordu daha.
Aklıma tek bir yer geldi. Belki oradadır diye düşünüp arabayı çalıştırırken telefonum çalmaya başladı. Arayan Leyla'ydı.
Telefonu açıp kulağıma götürdüm. "Efendim canım?"
"Bir uyandım yanımda yoksun. İnsan giderken haber verir."
"Uyandırmak istemedim sevgilim. İşlerim vardı çıktım."
"Ne işiymiş bu? Benden önemli işin mi var senin?"
"Şu kız. Bahsettim ya. Onun yanına gitmek zorundaydım."
"Bak ya." dedi alayla. "Karın çoktan benden önemli olmuş bile."
"Önemli mi dedim canım? Sadece başıma bela aldım ve onunla uğraşıyorum işte."
"Ha şöyle. Senin için yalnızca ben önemli olmalıyım. Asla unutma bunu."
"Unutmama müsaade etmiyorsun ki." dediğimde kızdı.
"Ya Alaz." Güldü. "Sadece sana arada kime ait olduğunu hatırlatmam gerekiyor. Sen sadece benimsin." dedi.
Güldüm. "Öyle olsun bakalım." diye mırıldandım.
"Eh, pekala. Madem işin var o halde kapatıyorum. Beni bugün de sensiz bırakma bak. Sana ihtiyacım var. Sensiz yapamıyorum."
"Bir fırsatını bulup geleceğim. Merak etme."
"Tamam canım." dedi. "Görüşürüz."
"Görüşürüz sevgilim." dedikten sonra telefonu kapattım.
Toprak yola saptığımda bizim kızı gördüm. Uzaklaşalı çok olmadığı için hâlâ yürüyordu.
"Aptal." diye mırıldanıp arabayı yavaşlattım. Camı indirip başımı çevirdim. "Küçük yalancı?" dediğimde bana dönüp nefesini bıraktı. "Ne arıyorsun sen burada?"
"Asıl sen ne arıyorsun? Beni takip mi ediyorsun yoksa?"
"Kendini önemli biri sanman o kadar komik ki..." güldüm. "Bin şu arabaya."
"İstemiyorum. Git başımdan."
"Kızım bak zaten başım ağrıyor sinirden. Dellendirme beni. Bin şu arabaya dedim."
"Ben senin kızın değilim. İstediğin kadar delir. Umrumda da değil."
"Hüma, bin şu arabaya."
"Yok dedim." dediğinde arabayı durdurup aşağı indim. Allah evleneceğimiz insanın da akıllısını nasip etsin. Benim şansıma bu deli çıktı.
Karşısına geçtiğimde kaşlarını çattı. "Çekil önümden."
"Nereye gidiyorsun? Kalacak hiçbir yerin yok değil mi?"
"Yoksa yok. Sanane. Seni ilgilendirir mi? Seninle evlenmekten de vazgeçtim. Git babam denilen o adamı öldür."
"Sen olmasaydın ölecekti zaten. Sürpriz yumurta gibi çıktın."
Bakışlarını kaçırdı. "Namusumun sorgulandığı evde kalmam ben." dedi direkt.
"Sen de sorgulamalarına izin vermeseydin. Temizim demek çok mu zordu?" dediğimde tekrar bana dönüp kaşlarını kaldırdı.
"Temizim mi? Bir kadına bakınca aklınızda sadece bu mu beliriyor? Acaba bu kadın temiz mi kirli mi? Aklınız hep buna çalışıyor değil mi?" inanamayarak baktı yüzüme. "Bir de her pisliği yapar yapar evlenirken de temiz kadın ararsınız utanmadan. Sen temiz misin ki Alaz Taşkın. Bir onu söyle."
Sabrım sınanıyordu. Bugün kesinlikle sabrım sınanıyordu. "Yok Hüma hanım. Ben bir çok kadınla beraber oldum. Şu an bir de sevgilim var. Ama ona da sana da benden başkası dokunamaz." dediğimde sağlam olan elini kaldırıp ittirdi beni.
"İğrençsin. Senden tiksiniyorum." dediğinde kolunu tuttum.
"Kimse dokundu mu sana?"
"Sana ne!" diye bağırdı. "Sana mı kaldı şimdi de! Babaannen bitti sen mi başlayacaksın?"
"Hüma beni delirtme. Dün o adam, ondan önce başka biri... Dokundu mu sana?" dediğimde elini kurtarıp yüzüme sert bir tokat attı.
"Hayvan herif! Ben dün neredeyse tecavüze uğruyordum ama sen bunu mu merak ediyorsun!"
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Başımı çevirip Hüma'ya baktığımda gözlerinin dolduğunu fark ettim. "Umrumda bile değil." deyip kolunu bir kez daha tutup kendime çektim. "Umrumda değil lan! Ne olursa olsun şu saatten sonra benimsin ve sana kimse dokunamaz. Sana birinin dokunmasına izin verirsen onu yapanı da seni de yaşatmam. Duydun mu?" deyip kolunu sıktığımda gözlerinden yaşlar aktı. "Duydun mu Hüma!"
"Allah belanı versin senin pislik!" kolunu bırakmadım. "Allahın cezası!"
"Ceza sensin lan! Sen benim en büyük cezamsın!" deyip kapıyı açtım. "Kurtulacağım ama senden. Az sabret Hüma."
"Bırak artık!" diye bağırdığında ittirdim. Arabanın içine düştüğünde ayaklarını da içeri soktum. Kemerini bağladığımda ağlamaya başladı.
"Ağlama boşuna Hüma. Oturup ağlayınca hiçbir şey değişmeyecek. Bu nikah olacak. İkimizin de kurtuluşu yok. Alış buna." deyip kapısını kapattım.
Kendi tarafıma geçip arabaya bindim. Hâlâ ağlıyordu. Önemsemedim. Arabayı çalıştırıp u dönüşü yapıp tekrar konağa sürmeye başladım.
Görelim Hüma. Bizim konaktaki kimse bekaretini kaybetmiş birini kabul etmez. Evlendiğimiz gibi boşanırız. Bu da benim işime gelir. Sana sadece bir gün katlanmak zorunda kalırım.
Kısa günün kârı. Bekaretini kaybettiğini gördüğüm gibi çeker atarım seni yatağımdan da hayatımdan da. İşte o zaman sonsuza kadar kurtuluruz birbirimizden. Az sabır. Sadece biraz sabır.
~ ~ ~ ~ ~