Bölüm 6- İmam Nikahı

1039 Words
Azadın sözleri adeta tükürür gibiydi. Yanılmıştı Sevda’nın gözleri büyük bir pişmanlıkla dolmuştu. Nasıl böyle bir hata yapmıştı? Nasıl onun çekimine bu kadar kolay kapılmıştı? Oysa daha çocukken bu dünyada “aşk” diye bir şeyin var olmadığını öğrenmişti. Üstelik bu adamı henüz birkaç dakika önce tanımıştı nasıl onun kollarına atlayıvermişti? Aklını yitirmiş olmalıydı. Muhtemelen adamın yakışıklılığı aklını başından almıştı. Bunun başka bir izahı yoktu tabi birde yakınlaştığı ilk erkek olduğu düşünülürse, ooooffffff yok kesin aklını kaçırmıştı. Deli, deli nasıl yaparsın? Nasıl? diye kendi kendine küçük bir sinir krizi geçirdi. Sevda, gözlerini duvara dikmiş, Azad’ın söylediklerini tekrar tekrar düşünüyordu. İçinde öfke, pişmanlık ve utanç birbirine karışmıştı. Az önce yaşadığı duygularla şimdi yaşadıkları arasında uçurum vardı. — Nasıl bu kadar zayıf olabildim? diye içinden geçirdi. Yıllar boyunca inandığı tek şey, kimseye güvenmemesi gerektiğiydi. Oysa bir anlığına, bir bakışa, bir dokunuşa kanmıştı. — Bu mu güçlü Sevda olmak? Kendine öfkeliydi. Yatağın kenarına ilişti. Elleri hâlâ titriyordu. Kafasını ellerinin arasına aldı, derin bir nefes çekti. Kardeşleri neredeydi, üvey annesi neden böyle bir şey yapmıştı? Bu aileyle onun ne ilgisi vardı? Üvey annesi yüzünden adamların elinde oyuncak olmuştu. Üstelik Azad’ın ve annesinin söylediği sözleşmeden haberi yoktu. Hangi sözleşmeden bahsediyordu bu adam? Aklı allak bullak olmuşken, kapı bir kez daha açıldı. Bu kez içeri giren bir kadındı. Uzun siyah elbiseler giymiş, başı örtülü, gözlerinde sert ama kadınsı bir ifade taşıyan biri. — Ben Meran, dedi kadın. Azad’ın halasıyım. Bundan sonra her seninle yakından ben ilgile nicem. Ama sen de kurallara uyacaksın. Sevda ses çıkarmadı. Meran dikkatlice onu süzdü. — Belli ki hâlâ şaşkınsın, diye mırıldandı. Ama burada şaşıracak çok şey yok kızım. Aşiretlerin düzeni böyle işler. Kadının seçme hakkı ne zaman ne kadar olur, onu biz değil, gelenekler belirler. Sevda bu sözlere karşı koymak, bağırmak istedi ama gücü kalmamıştı. — Ben kimseye satılmadım! diye haykırmak istiyordu. Ama kelimeler boğazına düğümlenmişti. Meran, onun bu sessiz isyanını okurcasına yaklaştı: — Yazık. Daha çok küçüksün. Ama artık bir eşsin. Hem de Azad gibi biriyle... Bunu şans say. Sevda’nın gözleri doldu. Yutkundu. — Ben onunla birlikte olmayacağım, dedi sessizce. Meran kısaca güldü. — Burada istemek ya da istememek sadece içinden geçer. Dışa vurduğunda sonuçları olur. Ve sonra bir şey fısıldadı: — Senin yerinde olsam... sessizce gücümü toplar, zamanı beklerdim. Bu sözler Sevda’nın yüreğinde bir yankı yaptı. Meran kapıdan çıkarken arkasına dönüp şunu ekledi: — Yarın annen, yani Esma Sultan gelecek. O geldiğinde hazır ol. Meran gittikten sonra oda yine sessizliğe büründü. Sevda yatağa uzandı. Kafasında onlarca düşünce dönüp duruyordu. Kaçmalı mıydı, yoksa Meran’ın dediği gibi sabretmeli mi? Her şey bulanıktı ama bir şey artık netti: Bu evde, bu aşirette, hiçbir şey göründüğü gibi değildi. Sabahın ilk ışıkları, odanın ağır perdelerinden sızarak içeriye solgun bir aydınlık serpiyordu. Sevda, uykusuz geçen gecenin yorgunluğunu hâlâ üzerinden atamamış, yatağın içinde doğrulmaya dahi mecali kalmamıştı. Gözleri tavanda asılı kalmış, zihni darmadağın düşüncelerle doluydu. Azad’ın sözleri kulaklarında çınlıyor, Meran’ın uyarıları içini kemiriyor, yalnızlığın ağırlığı üzerine çörekleniyordu. Karnı açtı, ama boğazına tek lokma bile inmezdi; içi düğüm düğümdü. Tam o sırada dış kapının gıcırtısı duyuldu. Ardından evin içine yayılan tok, ölçülü ve otoriter adımların sesi… Her adımda yankılanan o sessizlik neredeyse kutsal, aynı zamanda ürkütücüydü. Hizmetçiler telaşla sağa sola koşuyor, fısıltılar arasında tek bir isim yankılanıyordu: “Esma Sultan…” Kapı nazikçe tıklatıldı, sonra ağır ağır açıldı. İçeri giren kadın bir gölge gibi süzüldü. Üzerinde siyah ipekten bir ferace vardı, başı inci işlemeli bir örtüyle örtülüydü. Yüzündeki keskin hatlar, zamanın izlerini taşısa da hâlâ heybetli bir güzelliği vardı. Dudakları ince, bakışları delip geçen bir sertliğe sahipti; sanki Sevda’nın bütün geçmişini okuyordu. Sevda doğrulmaya çalıştı, ama bedeni ona itaat etmiyor, yalnızca yarı dik durmasına izin veriyordu. Esma Sultan gözlerini ondan ayırmadan konuştu: “Bunca zamandır merak ettiğim, uğruna kararlar alınan kız sensin demek…” “O gün seni pek dostça karşıladığım söylenemez. Ama bana itaat eder, saygı gösterir uslu durursan çok iyi bakılır, sende saygı görürsün. Yok, ben kafamın dikine gideceğim dersen…… o zaman biletin kesilir. Sevda cevap veremedi. Yutkundu, ama gözlerini kaçırmadan bakmayı sürdürdü. Esma Sultan ağır adımlarla odanın ortasına yürüyüp pencerenin yanına geçti. Elleri arkasında birleşmişti. Uzunca bir sessizlikten sonra, yavaşça dönerek konuştu: — Bu eve gelmen için çok şey göze aldım. Herkes karşı çıktı, ama ben seni istedim. Başımı dik tutmak, aşiretimi bir arada tutmak için… Ve evet, Azad için. Sevda, içinden “Ben sizin oyuncağınız değilim,” diye haykırmak istedi ama dili tutulmuş gibiydi. Kadın yeniden yaklaştı, bakışları buz gibi keskinleşti. — Şimdi soracağım soruya dürüstçe cevap ver, Sevda. Annenin kim olduğunu biliyor musun? Bu soru Sevda’nın kalbine taş gibi çarptı. — Annem mi? Elbette biliyorum. Adı Hatice. Ama herkes ona… — “Kahpe” diyor, değil mi? Sözünü Esma Sultan tamamladı. Sesi soğuk, ama derinlerde gizlenen kırılgan bir tonla… Sevda’nın gözleri nemlendi. Nefesi hızlanmıştı. — Ama o öyle biri değildi! Değil! Herkes ona iftira attı kanıtlayamam ama biliyorum… Esma Sultan bir adım daha yaklaştı. — Hatice, bir zamanlar kardeşimin sevdiği kadındı. Ama sonra başkasına gönül verdi. O sıradan bir kadındı, ama güzeldi. Çok güzeldi. İşte o güzellik yüzünden lanetlendi. Herkes kıskandı, herkes konuştu… Gerçek ise gömülü kaldı. Bende annen için kahpe diyemem o konuda haklısın. Sevda şaşkınlıkla titredi. Annesi hakkında ilk kez bu kadar açık, bu kadar net bir şey duyuyordu. — Yani… siz… siz annemi tanıyor muydunuz? Esma Sultan başını hafifçe eğip tekrar dikleşti. — Tanımak mı? Ona güvenmiştim. Tıpkı şimdi sana baktığım kadar çok yakındım ben ona. Ama sonra her şey değişti. Hatasını Azad tekrarlamasın diye seni seçtim. Ama unutma kızım: Eğer annenin yolundan gidersen, sonun da onunki gibi olur. Sevda’nın kalbi sıkıştı, nefesi daraldı. Kendi sesine bile yabancı, titrek bir feryatla konuştu. “Ama…ama annem! Kim? Siz kimsiniz? Annem ne hatta yaptı? Neden beni bırakıp gitti? Lütfen söyleyin bana! Annem şimdi nerde? Babamın kaybıyla bir ilginiz var mı? Ne olur yalvarırım açıklayın bana! Sözleri odada yankılanırken, dizlerinin üzerine çökmüş, elleriyle esmanın eteklerini sıkı sıkı kavramıştı. Gözyaşları durmaksızın akıyordu. Kadın Sevda’nın bu yakarışına karşılık bile vermemiş hafifçe onu silkeleyerek kapıya doğru yönelmişti. Kapıyı açacakken son kez konuştu: — Akşama hazır ol. İmam nikâhı kıyılacak. İtirazın varsa şimdi söyle. Ama bil ki bu evde kimseye ikinci bir şans verilmez. Kapı kapandı. Sevda’nın gözlerinden yaşlar süzüldü. Sessizce ağladı. Duyguları karmakarışıktı: Annesi kimdi aslında? Esma Sultan neden ona bu kadar benzetmişti? Azad gerçekten onun oğlu muydu? Ve en önemlisi… Sevda şimdi ne yapacaktı?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD