İzmir ve Çiğdem...

1378 Words
Akşam saatleri şehrin ısısını en fazla iki derece düşürmüştü. Hava tam anlamıyla kararmadan misafirhaneye dönse iyi olacaktı. Oldu olası hava karardıktan sonra dışarıda kalmaktan korkardı. Lise son sınıftayken yurdun onları hayata kazandırmak için bulduğu çeşitli işlere yerleştirilmişlerdi. Pelin; Kemeraltı'ndaki tarihi bir lokantada garson olarak başlamıştı iş hayatına. Başlarda çok keyifli ilerleyen işi, sonralarda lokantaya dadanan bir grup sersesi yüzünden ona derin korkular yaşatmıştı. Bir kış günü, havanın erken karardığı bir zamanda Pelin'in önünü kesen gurup onu tenha bir yere çekmeye çalışmıştı ve tesadüfen o bölgeden geçen bir ekip arabası olmasaydı, belki şimdi bambaşka bir yerde olacaktı. Belki de çoktan hayatına son vermiş olurdu. Aklına üşüşen bu kötü düşünceleri def ettikten sonra oturduğu banktan ayaklanmadan; buradaki en yakın dostu Çiğdem'i aradı. Çiğdem'le yurtta tanışmış ve adeta birbirlerine kardeş olmuşlardı. Onu tanıdığı ilk günden itibaren öğretmen olmak isteyen arkadaşı, şimdi İzmir'in Şirinyer semtinde bir anaokulunda öğretmenlik yapıyordu. Buraya geldiğinden ve bir haftadır bu şehirde olduğundan henüz haberi yoktu arkadaşının. İkinci çalışta açılan telefondan kuş cıvıltısı gibi bir ses doldu kulaklarına. - Pelinnnnnnnn - Canım? - Lütfen geldim de. Artık aynı şehirdeyiz, yine beraberiz de bana ne olur. - Geldim şekerim. Şu an kordonda, her zaman oturduğumuz banktan arıyorum seni. Neredesin? - Nerede olacağım canım benim. Evdeyim. Konum atıyorum, çabuk gel. Ve sakın karnımı doyurdum deme. Sanki içime doğmuş gibi iki kişilik yemek yaptım bu gün. - Sütlü Nuriye alayım mı sana her zamanki yerden? - Ayyy yapar mısın böyle bir güzellik? Tam da zamanı biliyor musun, dün regl oldum. - Hemen yetişiyorum efendim. Size güzel bir ziyafet sunacağız Nuriye hanımla. Telefonu kapattıktan sonra ayaklandı ve biraz ilerideki müdavimi sayıldıkları pastaneye doğru yürüdü. 17 yaşındayken Çiğdem'in ilk iş tecrübesini kazandığı yer de bu pastaneydi. Sahibesi Tülay hanım kızları çok sever ve sık sık, en sevdikleri tatlı olan Sütlü Nuriye'den birer porsiyon ikram ederdi. O günler aklına düşünce Çiğdem'in çektiği kalp sancısı da geldi oturdu zihnine. Tülay hanımın uçarı yeğeni Alp, biricik dostunun kalbini çalmakla kalmamış, onu paramparça ederek yurt dışına gitmişti. O yıl büyümüş, yetişkin birer birey olmuşlardı Pelin ile Çiğdem. Onları dışarıda nasıl bir hayatın beklediğinin ayırdına varmaları onları büyütmüş ve olgunlaştırmıştı. Çiğdem üniversite hayatı boyunca KYK'da kalmış ve ardından mesleğini eline alır almaz da kendi evine çıkmıştı. İzmir onun güvenli alanıydı ve kesinlikle bu şehirden çıkmak gibi bir niyeti olmamıştı bu güne kadar. Hatta İstanbul'da okul kazanan arkadaşı Pelin'i ziyarete bile gitmemişti hiç. Birbirlerini çok özlediklerinde genellikle Pelin gelirdi. Uzun tatillerde hiç bir araya gelemediler mesela. Çünkü ikisi de çalışmak ve bir sonraki eğitim dönemi için para biriktirmek zorundaydı. Ama kafalarında bir yerde, hayatlarının geri kalanını aynı şehirde geçirmek gibi büyük bir planları vardı. Şimdi ise o plan gerçekleşiyor gibi görünüyordu. Pelin için bu şehir boğucu bir yerdi. O İstanbul'u daha çok seviyordu. Hele ki bir kardeşi olduğu gerçeği ile yüzleştikten sonra onunla İstanbul'da bir hayat kurmayı düşlemişti. Çiğdem'i de ikna edeceğini düşünüyordu Pelin. Eğer bir kere bu takıntısını yenerlerse daha rahat davranacağını biliyordu. Hatta gelmeden; Çiğdem'i profesyonel yardım almak konusunda ikna bile etmişti. Aracını, arkadaşının attığı konumda durdurunca mahalleye bakıp gülümsedi. Tam da Çiğdem'i yansıtan bir yerdi burası. Eski bir yerleşim yeri olduğundan henüz apartmanlar sarmamıştı bu çevreyi. En fazla üç katlı aile binalarının olduğu sokakta hemen köşe başında yer alıyordu Çiğdem'in evi. İki katlı evin alt katında başka bir öğretmenin oturduğunu ama henüz tanışmadığını söylemişti arkadaşı. Hoş taşınalı daha bir hafta ancak oluyordu, karşılaşmamaları gayet normaldi. Okullar henüz tatil olduğu için belki de çoktan memleketine gitmişti meslektaşı. Çiğdem'in ise gidecek bir yeri yoktu. Demir bahçe kapısını açtıktan sonra, binanın dışından ikinci kata tırmanan merdivenleri çıkmaya başladı. Arkadaşı çoktan demir kapının gıcırtısını duymuş ve merdiven tepesinde onu beklemeye koyulmuştu bile. "Şükür kavuşturana Pelin hanım. Hiç gelmeyeceksiniz sandım." Kollarını açmış bir şekilde onu bekleyen arkadaşının, aile sıcaklığı veren kollarına kavuştu Pelin. Dışarıdan görenler onları birbirlerine öyle çok benzetirlerdi ki; çoğu zaman kardeş bile sandıkları olmuştu. Ne kısa ne de uzundu boyları ikisinin de. Kumral, omuzlarının biraz altına kadar uzanan dalgalı saçları, gür kiprikleri, beyaz tenleri ve tonları birbirini andıran kehribar gözleri ile insanlar çift yaratılmıştır tezinin vücut bulmuş haliydiler. Pelin ailesini tanımzken, Çiğdem'in durumu biraz daha farklıydı. O, beş yaşına kadar ailesiyle mutlu bir yaşam sürüyordu. Sonra o kara gün gelip çatmış ve İzmir - Urla yolunda geçirdikleri o feci kazada bütün ailesini kaybetmişti. Ona bakacak kimse çıkmadığı için devlet korumasına alınan Çiğdem'in, yuvadyaken kendine yakın bulduğu tek çocuk Pelin olmuştu. O yakınlığın 20. yılını geride bırakan bu iki yoldaş, birbirleri için kardeşten daha da öteydi şimdi. " Geç meç; kavuştuk ya sen ona bak minik salyangoz. " Pelin'in bu söylemi ile ikisi de kıkırdamıştı. Pelin'e göre Çiğdem; koskoca bir şehri kabuk diye sahiplenen bir salyangozdan başka bir şey değildi. Arkadaşının kendi gibi şirin evine adım attığında uzun zamandır ilk defa kendini bir yuvada hissetmişti. Bir de staj yaptığı sevgi evlerinde tadardı bu hissi. Onlar da, halısı, perdesi, ev terliği olan sıcak bir yuvaydı çünkü. - Evin çok güzelmiş Çiğdem'im. Bayıldım. - Sen bir de odanı gör Pelin hanım. - Odam mı? - Tabii kızım. Bu şehirde yaşayıp benden ayrı bir evde falan mı kalacağını düşünüyordun yoksa? - Çiğdem ben... - Sen men yok unuttun mu? Biz varız Pelin. Yıllar sonra yeniden bir araya geldik biz. Böyle olmuşken ayrı evlerde mi kalacağız? - Çiğdem, benim işimin gecesi gündüzü yok ki. Her an bir vaka için çağrılabilirim. Senin alışılmış bir düzenin var. Bunu mahvetmek istemiyorum. - Ben senin gecenin bir vakti nerede, ne yaptığını bilmeden rahat uyuyamam Pelin. Beraber yaşarsak en azından bilirim nereye gittiğini. Yolunu beklerim hem. İstemez misin birisi senin yolunu beklesim? Çok güzel bir şey bu bence. Üstelik her gün çıkacak değil ya o vakalardan. Elbette birlikte vakit geçireceğimiz zamanlar da olacak. Hem biz bunun hayalini kurmadık mı onca yıl Pelin? Neden oyun bozanlık yapıyorsun şimdi? - Kirayı bölüşürsek birlikte tatil yapmak için para da biriktirmiş oluruz hem. - Biliyorsun ben araba kullanamıyorum ve senin araban var. Sence ben bu fırsatı kaçırır mıyım? - Çıkar peşindesin yani pislik? Yanlış anlamadım değil mi? - Ne sandın kızım, çıkar dünyası burası. Küçük antrede yeniden kucaklaştılar bu sözler üzerine. Onların inandığı, yazılı olmayan ama kadim bir gerçek vardı. Yolları ne olursa olsun hiç ayrılmayacaktı. Çiğdem, yol arkadaşına önce evlerini gezdirdi. İkisi de hayatları boyunca tutumlu davranmışlar ve kazandıkları her kuruştan kenara birikim yapmışlardı. Bu yüzden Çiğdem; evin çoğu eşyasını rahatlıkla halletmişti. Beyaz eşya ve perdeler için kısa vadeli taksit yapmak zorunda kalmıştı ama elzem ihtiyaçları bu sayede tamamlanmıştı. Pelin için ayırdığı oda evin ön kısmına bakıyordu. Biliyordu çünkü; Pelin kapalı alanları, basık havaları ve kuytu manzaraları sevmezdi. Orta büyüklükteki odada, ev sahibinin düşnüp de ölçüsüne göre yaptırdığı temiz, kullanışlı bir gömme dolap vardı. Aynısından kendi odasında da vardı Çiğdem'in. O, bir yatak ve bir şifonyerle kendince eksiğini tamamlamıştı ama bu odanın dizaynını sahibine bırakmanın daha doğru olduğu kanaatindeydi. Pelin de evi gezerken belli başlı eksikleri kafasında not etti. Birkere kurutma makinesine ve güzel bir fırına ihtiyaçları vardı. Bir de koridorların boş olduğu dikkatini çekmişti. Ölçülerini alıp uygun halılar ayarlasa fena olmayacaktı. Arkadaşı salona şimdilik orta halli bir köşe koltuk koymuştı ama pencere önündeki boş alan, karşılıklı oturup kahve içebilecekleri iki berjeri hakediyordu. Bir de büyükçe bir kitaplık almak gerek diye düşündü. İkisinin de haddinden fazla kitabı vardı ve kitap alışverişi yapmayı çok severlerdi. Çiğdem'in kitaplarının hala kolilerde olduğunu gördüğü için öncelikli ihtiyaçlar listesine koydu kitaplığı. Odası için bir yatak ve bir komidin yeterdi şimdilik. Baştan çekimser davransa da geçmişte kurdukları hayalin heyecanı gelip kuşatmıştı ruhunu. Sonra da hazır sofraya oturup özlem giderdiler. Bir araya geldiklerinde konuşacakları çok şeyleri olurdu ve birbirlerinden hiçbir şey gizlememişlerdi bu güne kadar. Bu güne kadar çünkü; Pelin henüz kardeşine dair bir iz bulduğundan bahsetmemişti Çiğdem'e. Önce kendisi emin olmak istiyordu. Kafasında oturmayan çok şey vardı Pelin'in. Mesela iki kardeşin neden ayrı şehirlerde yurda verildiği gerçeğini bir türlü kavrayamıyordu. Birkere yaş grupları ayrı değildi. İkisi de yedi yaş altı guruptaydı ve Türk devleti kardeşleri ayırmamak konusunda oldukça hassastı. Pekii neden bir kardeşi daha olduğu belgelerle sabitken bütün geçmişi silinip, yeni bir kimlik oluşturulmuştu kardeşine. Bugün bulunduğu noktadan baktığında bu duruma bir türlü anlam veremiyordu. Çiğdem'le biraz daha vakit geçirdikten sonra, yarın kalıcı olarak dönmek üzere ayrıldı evden. Misafirhane ile ilişiğini kesip eşyalarını toplaması gerekiyordu. Ve en önemlisi; bugün Kordon'da otururken yurt müdürü aramış ve yarın saat 10 için Özsoy ailesi ile bir görüşme ayarladığını söylemişti. 21 Haziran; onun için geçmişin derinliklerine daldığı gün olarak tarihe geçecekti...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD