Anne...

1498 Words
“Dünyadaki hiçbir mesafe kaderin birbirine yakınlaştırdığı insanlara engel olamaz…” - Merhaba, ben Pelin ablanız çocuklar. Birlikte dondurma yemeye gidelim mi? - Annem yabancılarla bir yere göndermez ki bizi. bak orda uyuyor, ondan izin al önce. Pelin, daha önce anne kavramı ile ilgili bir deneyim yaşamamıştı fakat; bu deneyimsizliğine rağmen garip bir özlem duyardı. Şimdi bu yedi yaşında, korkan kız kardeşinin elini sıkı sıkı tutan oğlan çocuğunun gözündeki anne kavramı genzini yakıyordu. Çaresizlik içerisinde gözlerini henüz tam anlamıyla tanışmadığı Yunus komisere çevirdi. Bakışları sanki çığlık çığlığa "bana yardım et." diyordu. -Ali, annen polisler hakkında ne düşünürdü? - Severdi. Büyüyünce polis ol ve kadınları kötü adamlardan koru derdi bana. - Peki sen istiyor musun polis olmayı? - Bilmem, daha okula gitmedim ki ben. Belki başka bir şey olurum. Doktor olsam da annemin ağrılarını geçirsem daha iyi olur bence. - Ben sizin için annenden izin alırım aslanım. Sen şimdi akıllı bir abi ol ve kardeşinin elini sıkı sıkı tut tamam mı? Bu abla size dondurma ısmarladıktan sonra çok güzel bir eve götürecek. Sonra ben de sizi görmeye geleceğim. - Tamam ama çabuk gel. - Çabuk geleceğim. Ali, bir elini Pelin'e uzatmışken, diğer elini kardeşinin elinden bir an olsun ayırmadı. Birlikte emniyet şeridinin dışına çıktıklarında başkomiser Yunus da onları takip ediyordu. Pelin, önce bagaja sığmadığı için arka koltuğa koyduğu geniş valizine baktı. Çocukların güvenli seyahat edebilmesi için valizini koyacak bir yer bulmalıydı. Yunus, Pelin'in derdini anlayınca; "İsterseniz aracınız burada kalsın. Memur arkadaşlardan birisi sizi gideceğiniz yere kadar götürür. Aracınızı ben size mutlaka ulaştırırım. Ama bir iletişim numarası almam gerekiyor. " Dedi. Pelin, yapacak başka bir şey olmadığının bilinciyle komisere telefon numarasını ve aracının anahtarını verdi. Yanalarına yanaşan bir ekip otosunun arka koltuğuna bindiklerinde çocukların ikisi de ellerine sıkı sıkı tutunmuştu. Dikiz aynasından, nereye gidecekleri konusunda bir malumat bekleyen memurla kesişen bakışları, aklına az önce çocuklara verdiği sözü getirdi. - Rica etsem güzel bir pastanenin önünde durabilir miyiz? Bu uslu çocuklara dondurma sözüm var da. - Hay hay. Çok geçmeden, Bornova'nın işlek caddelerinden birinde durunca; memur inip arka kapıyı onlar için açtı. Pelin, bir an olsun ellerini bırakmayan çocukları, camekanında birbirinden güzel tatlıların olduğu pastahaneye doğru ilerletti. - Söyleyin bakalım neli dondurma yemek istersiniz? - Ben çikolatalı yerim ama Asu çilekli sever. Bir top olsun ama fazla yiyince boğazı ağrıyor onun. - Bu çok önemli bir bilgi Ali'cim. Benimle paylaştığın için çok teşekkür ederim. Bu yüzden birer tane de ılık su almalıyız bence. Bilmiş bir şekilde başını sallayan çocuğa içten bir tebessüm gönderdikten sonra siparişlerini verdi. İzmir'i yakan Haziran sıcağında, birer top dondurmanın pek de bir hükmü yoktu ama Ali'nin kardeşi üzerine bu kadar titremesi, genzinde ince bir yanmaya sebep oldu. Eğer kardeşi ile birlikte büyüyebilseydi, onların nasıl bir çocukluğu olurdu diye düşünmeden edemedi. Araca tekrar bindiklerinde istikametleri bu kez kurum binasıydı. Her ne kadar resmi işlemlerle çocukları korkutmak istemese de haklarında tutulması gereken tutanaklar elini kolunu bağlıyordu. Ama onu rahatlatan tek ayrıntı; Ali ve Asu'nıun bundan sonra onun gözetiminde olacak olmasıydı. Bu da demek oluyordu ki; onları ayırmamak için elinden geleni yapacaktı. Kurum binasına geldiklerinde, onları buraya getirme nezaketi gösteren polis memuruna teşekkür etti. El ele girdikleri binadaki bütün çalışanlar, Pelin'in ellerine sıkı sıkıya tutunmuş çocukların hangi cendereden çıktığını bilmenin verdiği bir olgunlukla karşıladı onları. Bundan sonra mesai arkadaşları ile birlikte kullanacağı odaya geldiklerinde ise çocukları, masasının karşısındaki koltuklara oturttu. - Burası benim çalıştığım yer Ali'cim. Beğendin mi? - Güzelmiş, bahçesi kocaman. Sıkılmazsın burada hiç. Ama neden geldik buraya, ne zaman eve döneceğiz? - Buraya yarım bıraktığım bir kaç işi tamamlamam için geldik. Ben kağıtları imzalarken siz de bilgisayarımdan çizgi film izlemek ister misiniz? - Olur. Asu Maşa'yı çok seviyor onu açar mısın? - Açarım tabii. Sen neyi seviyorsun peki? Maşa bitince istersen onu da açarız. - Ben Asu'nun sevdiklerini seviyorum. Pelin anlamıştı. Bu çocuk, büyürken kardeşini de korumak ve büyütmek zorunda kalan çocuklardandı. Aile içinde yaşanan her şiddet olayında mağdurun yalvarırcasına gözünün içine baktığı, zayıf olanı ortamdan uzaklaştırmasını istediği, büyümeden büyüyen bir çocuktu Ali. - Anladım. Asu çok şanslı senin gibi bir abisi olduğu için. Ama yine de kendi isteklerini bana söylemekten çekinmeni istemem. Çünkü benim görevim sizi her koşulda mutlu etmek. Ben yanınızdayken kendi isteklerini saklama olur mu küçük adam. Hem ben Asu'nun aksine futbolu çok severim. Ne yani, benimle Göztepe maçına gelmek istemez misin? - Göztepe'li misin sen de? - Evet, ne sandın? Yoksa sen Karşıyaka'yı mı tutuyorsun? - Hayır, ben de Göztepe'yi tutuyorum. Biliyor musun Yunus abi de beni maça götüreceğine söz vermişti. Birlikte gideriz o zaman. - Oooo bizim gibi taraftarlar izledikten sonra Göztepe kesin alır bütün maçları. Karşı masadan kendisini tebessümle izlyen, kıdem olarak Pelin'den daha tecrübeli olan Hayat hanım, yeni gelen bu kızın aile içi şiddet mağduru çocuklarla kurduğu iletişime gıpta ile bakıyordu. Pelin'in dosyası ellerine ulaştığında, yetiştirme yurdunda büyümüş olması onu çok etkilemişti. Şimdi kurduğu bu iletişimi görünce, yaşanmışlıklarının yöntemlerini nasıl şekillendirdiğini de anlayabiliyordu. Pelin, çocuklara istediği çizgifilmi açtıktan sonra Hayat hanım gelip yanlarına oturdu. Böylece elindeki evrakları kurum amirine imzalatabilecek ve çocukları hangi sevgi evine yerleştireceğini öğrenecekti. Ardı sıra merakla ve endişe ile bakan Ali'ye güven verici bir tebessüm gönderdikten sonra üst kata doğru çevirdi adımlarını. Yarım aralık olan kapıyı tıklatıp bedeninin yarısını soktuktan sonra; "Gelebilir miyim Turan bey?" diye sordu. - Buyrun Pelin hanım geçin lütfen. Aldınız mı çocukları? - Evet Turan bey. Hayat hanımla birlikte aşağıda kalemdeler. - Talihsiz yavrucaklar. Şahit olmuşlar mı her şeye? - Aslına bakarsanız komşularının bahçesinde oynuyorlarmış. Olay olduktan bir süre sonra başka bir komşu gelip, anneyi bahçede kanlar içinde bulunca çığlık atmış. Polis, olay yeri gelmeden sokmamışlar Allah'tan çocukları içeri. Annelerinin üzeri örtülüymüş gördüklerinde. Baba ise evde ifade veriyordu ben intikal ettiğimde. Komiser ilgilenmiş çocuklarla. Olaya dair büyük bir travma izine raslamadım ama evveliyatına dair derin travmaları olduğu açık. Yedi yaşındaki ağabey bütün hayatını kardeşini korumaya adamış görünüyor. Kardeşi ne yer, ne içer, ne izlemeyi sever hep önceliği. Kendisi ile ilgili tek bir isteği bile yok. - Anlıyorum. Kendini bilmez ebeveynler yüzünden pırlanta gibi çocuklar zayi oluyor hep. Hangi birine tam anlamıyla yetişip yeteceğiz bilmiyorum. - Biz, elimizin yettiğine elimizden geleni yapmakla mükellefiz Turan bey. Umarım başka çocuklar onların kaderini yaşamak zorunda kalmaz ama yaşayacaklar için buradayız. - Haklısınız Pelin hanım. Kaç yıldır bu mesleği yapıyorum ama hala alışamadım bir çok şeye. - Alışmak, hissizleşmektir zaten. Hislerimizi kaybedersek insanlığımızı da kaybederiz. Her neyse. Ben çocukları nereye yerleştireceğimi öğrenmek için geldim aslında. Şu vaziyette bir yurda koymayacağımızı düşünüyorum. - Evet, kesinlikle. Zaten onların durumundaki çocuklar için önceliğimiz ev ortamında devam etmeleri. Şirinyer, Menderes caddesindeki eve yerleştirilmelerini uygun gördük. Kurum arabası birazdan burada olacak. - Anlıyorum. Pekii çocukların eşyaları? - Bu günlük siz yanlarından ayrılmayın Pelin hanım. Ben olay yerinde olan polislere rica ederim, onlar gerekli olanları toplayıp size ulaştırırlar. - Oyuncaklar. Mutlaka oyuncaklarını da alsınlar. Turan bey, yeni memuruna güvence ile gülümsedi. Pelin çocukların yanlarına döndüğünde ise ellerinde birer bardak limonata gördü. Hayat hanım, bildiği kadarıyla iki çocuk annesiydi ve çocukların dilinden oldukça iyi anlıyordu. Pelin onunla çalıştıkça öğrenecekti ki; bütün kurum, Hayat hanımın birbirinden lezzetli kurabiyelerinin hayranıydı. Şimdi çocukların elinde gördüğü limonata ve kurabiyeler de Hayat hanımın ikramı olmalıydı. - Hayat ablanızla güzel vakit geçirdiniz mi bakalım? - Hı hı. Çekmecesinde kurabiye varmış. Hem de üzümlü. Asu çok sever üzümü, iki tane yedi biliyor musun? - Aferim Asu'ya. Sen de yedin mi peki? - Yedim ben de çok güzel olmuş. Hayat hanım, şu kısa sürede tanıdığı çocukların tatlılığına ve akıllılığına hayran olmuştu. İkisine de birer öpücük kondurduktan sonra kendi masasına geçti ve yarım bıraktığı işleri tamamlamaya koyuldu. Pelin de masasını toplamaya başlamıştı. Bu sırada kurumun müsdahdemlerinden birisi gelip aracın hazır olduğunu söyledi. Şimdi çocukları eve yerleştirmek ve uzun bir süre burada yaşayacaklarını söyleme zamanıydı. İstemsizce bir destek aradı yanında. Çocuklar geçen saatlerde işin önemini kavrayamamıştı ama kendilerine sahip çıkacak bir aile yakını bulunana kadar devlet korumasına alındıklarını anlatmak çok da kolay olmayacaktı. Bir de annelerinden ayrı geçirecekleri ilk gecenin sıkıntısı vardı Pelin'in üzerinde. Eğer görevinin kuralları olmasa, kendine alışan çocukları koynunda bile uyuturdu ama böylesine bir bağ iki tarafa da büyük zararlar verebilirdi. Çocukları kaldırıp onlara; birlikte güzel ve içinde başka çocukların olduğu bir eve misafirliğe gideceklerini söyledi. Kurum arabasının arka koltuğuna birlikte yerleştiklerinde eş zamanlı olarak Pelin'in telefonu da çalmaya başladı. Ekranda gördüğü yabancı numara kaşlarını çatmaya başladı. Ve üçüncü çalıştan sonra aramayı yanıtladı. - Buyrun? - Merhaba ben başkomiser Yunus Aksoy. Aracınızı teslim etmek için aramıştım. - Merhaba Yunus bey. Ben şu anda Ali ve Asu ile beraberim. Onları Şirinyer'deki eve götürüyorum. Eğer sizin için de uygunsa oraya getirebilir misiniz? Ben size adresin konumunu göndereyim. - Bekliyorum. Pelin adresi gönderdiğinde, saatlerdir aklından uzaklaşan adamı tekrar düşünmeye başladı. Göz göze geldiklerindeki bakışı, gözlerinde gördüğü o gizli matem ve çocuklara gösterdiği şefkat, onda değişik hislere sebep olmuştu. Değişik bir aurası vardı komiserin. Pembe dudaklarının etrafını kaplayan o şekilli bıyıkları daha önce hiçbir erkekte görmemişti. Hatta bıyığın bir erkeğe bu kadar yakışabileceğini hiç düşünmemişti. Yer yer akların serpildiği simsiyah saçları, gür kirpikleri, şekilli kaşları ve onların himayesindeki yeşil denizler. Komiseri düşünmeye öyle dalmıştı ki; Ali'nin sorusunu duymadı bile. - Pelin abla, sana soruyorum. - Hı? Efendim canım, afedersin. - Gittiğimiz yere annem de gelecek mi?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD