NİLÜFER... Hançer Konağı’nın o devasa taş merdivenlerinden Aslan’ın kolunda inerken, her basamakta sanki bir önceki hayatıma ait bir bağın koptuğunu hissediyordum. Avluya ayak bastığımız an, davulun o tok sesi yer sarsıntısı gibi göğsümde yankılandı. Zurnanın tiz ve hırçın çığlığı Antep’in dar sokaklarına dağılmak üzere sabırsızlanıyordu. Ancak asıl sürpriz kapının önünde bizi bekliyordu. Konağın o heybetli kapısı açıldığında, karşımda süslenmiş iki tane asil at duruyordu. Beyaz olanın yelesine kırmızı kurdeleler bağlanmıştı, benim için hazırlandığı her halinden belliydi. Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Modern bir araba konvoyu beklerken, Aslan beni yüzyıllık bir geleneğin tam ortasına bırakmıştı. "At mı?" diye fısıldadım, şaşkınlığımı gizleyemeyerek. Aslan hafifçe eğilip kulağıma,

