ASLAN... Odanın kapısı arkamızdan kapandığında, Antep’in o gürültülü, zılgıtlı ve silah sesli dünyası bir anda sustu. Ama benim içimdeki gürültü yeni başlıyordu. Kilit sesinin yankısı kulaklarımda dönerken, elimdeki kartı masanın üzerine bırakırken parmaklarımın titrediğini fark ettim. Lanet olsun. Ben Aslan Hançer’im... Dağda kaçakçı kovalamış, aşiret masalarında kelle koltukta oturmuş adamım. Ama şu an, iki adım ötemde duran bembeyaz bir kumaş yığınının içindeki kadının varlığı, beni hayatımda hiç olmadığı kadar savunmasız bırakıyordu. Aynadaki aksime çarptı gözüm. Ceketimin omuzları her zamankinden daha ağır geliyordu. Dışarıda hükmettiğim o koca dünya, bu kapının ardında bir anda hükümsüz kalmıştı. Bakışlarımı Nilüfer’den kaçırmaya çalıştıkça, odadaki her ayna, her cam yansıması

