bc

Ağa'nın Nilüfer Çiçeği

book_age18+
3.1K
FOLLOW
35.5K
READ
dark
family
fated
friends to lovers
heir/heiress
drama
loser
enimies to lovers
secrets
addiction
like
intro-logo
Blurb

#2026TR/İLLE DE SEN ❤

​⚠️ ÖNEMLİ OKUYUCU UYARISI ⚠️

​Bu hikaye, yetişkin okuyucular için tasarlanmıştır ve +21 yaş sınırı içeren detaylı içeriklere sahiptir. Hikayenin ilerleyen bölümlerinde;

​🔞 Yoğun ve betimleyici cinsel sahneler, ​🔥 Arzu ve tutkunun sınırlarını zorlayan temalar, ​⛓️ Sert ve müstehcen dil kullanımı yer almaktadır.

​Eğer bu tür içeriklerden rahatsızlık duyuyorsanız veya yaş sınırının altındaysanız, okumaya devam etmemeniz önemle rica olunur. Hikayedeki karakterler ve olaylar tamamen kurgusaldır. 🚫🔞⚡

​Keyifli ve heyecan dolu okumalar! 😉🔥

Bazı kadınlar kaderlerini seçmez.

Ama bazıları, kendileri için çizilen kaderi paramparça eder.

Nilüfer, İstanbul’da kendi ayakları üzerinde duran, geleceğini emeğiyle kurmuş genç bir kadındır.

Ancak bir gecede, aşkın, törenin ve kanla yazılmış kuralların hüküm sürdüğü Antep’e geri sürüklenir.

Bir kaçış…

Bir berdel…

Ve pazarlık masasına yatırılan bir hayat.

Aşiretler hesap yaparken, ağalar güç tartarken, anneler kızlarını korumak için başka kızları ateşe atarken…

Nilüfer, kurban olmayı reddeder.

Karşısında iki yol vardır:

Ya zalimin karısı olacak…

Ya da herkesin sustuğu yerde, aklıyla oyunu bozacaktır.

Aslan Hançer…

Bir aşkın ardından kendine mezar sessizliği seçmiş bir ağa.

Gücün zirvesinde ama kalbi geçmişte kalmış bir adam.

Nilüfer için bir sığınak mı, yoksa başka bir sınav mı?

Bir anlaşma…

Bir sahte evlilik…

Ve abi–kardeş kalmaya yemin eden iki insan.

Peki ya evlilik…

Bu yemini taşıyabilecek mi?

Birbirlerini abi ve kardeş olarak gören Nilüfer ve Aslan,

aynı çatı altında kalmaya devam ederken gerçekten öyle kalabilecekler mi?

Yoksa suskunluk, mesafe ve kaçılan bakışlar, yerini tehlikeli bir çekime mi bırakacak?

Verdikleri söz ne olacak?

Sözlerini tutabilecekler mi?

Yoksa asıl savaş, birbirlerine değil… kendi kalplerine karşı mı verilecek?

Ağanın Nilüfer Çiçeği,

töre ile vicdanın, güç ile özgürlüğün,

kadın bedeni üzerinden kurulan düzen ile bir kadının iradesi arasındaki ölümcül çatışmayı anlatıyor.

Bu bir aşk hikâyesi değil sadece.

Bu, hayatta kalma, direnme ve kendi duygularından bile kaçmak zorunda kalan iki insanın hikâyesi.

Ve unutma:

Nilüfer, koparıldığı yerde solmaz.

Kök saldığı yerde… düzeni değiştirir.

chap-preview
Free preview
KÜÇÜK FARE
NİLÜFER' den Marketten yeni çıkmıştım. Ellerim abur cubur poşetleriyle doluydu. Kutlamayı hak etmiştim. Bu gece sonuna kadar eğlenecektim kendimle. Poşetlerin içindeki saçma sapan şeylere baktım. Çikolata, cips, güzel bir şarap… Bugün kendim için vardım. Kimseye hesap vermeden, kimsenin beklentisini taşımadan. Sadece kendini başarmış bir kadın. Dün okuldaki açılış sunumunu başarıyla yapmıştım. Sunumdan önce öylesine heyecanlıydım ki. Ellerimin titremesini hâlâ hissediyorum. Sunum dosyasını açarken kalbim göğsümden çıkacak sandım. Ama konuşmaya başladığım anda… her şey sustu. Sesler, korkular, geçmiş. Sanki yıllardır bu an için hazırlanmıştım. O kürsüde dururken, ilk defa kim olduğumu tam anlamıyla hissettim. Dinlediğim ilk sunuma gitmişti aklım. Sanırım bu okulun en sevdiğim yanı bu. Bölümü birincilikle bitiren öğrenciler, yeni senenin ilk bölüm sunumlarını yapıyorlardı. Sırf bu bile sizi ne kadar kamçılıyor anlatamam. Nerede Galatasaray Üniversite'sine ilk kez giren Nilüfer? Nerede dün bölüm sunumunu yapan Nilüfer? Bir okulun size bunca şey katması az bir şey değildir. Bugün ki, sevincimin sebebiyse bambaşka. İş görüşmesinden geliyorum. Mezun olduktan sonra birçok şirketten teklif aldım. Ama hiç biri istediğim gibi değildi. Ben o kadar emek vereyim... Onların ettikleri tekliflere bak. Kibirli biri değilimdir. Yine de bu işleri de kabul edemezdim. En azından okuduğum okula, hocalarıma saygısızlık olurdu bu. Ama bugün ki iş görüşmesi inanılmazdı. Yeni projeleri için proje müdürü olmamı teklif ettiler. Üstelik bu proje bitinden sonra yeni projemi kendimin seçebileceğiminde garantisini verdiler. Türkiye' nin en iyi mimarlık şirketinden böylesi bir teklif almak... birazcıkta olsa kibirlenmemi sağlamış olabilir. O binadan çıktığımda ayaklarım yere basmıyordu. Cam cepheli o devasa ofis, yıllardır hayalini kurduğum dünyanın tam ortasıydı. Bu teklifin sebebinin öğrenciyken yaptığım iki projenin ödül alması olduğunun farkındayım. Ve bunu sonuna kadar kullanmakta ısrarcıyım. Hem neden kullanmayayım değil mi? Az mı uykusuz kaldım? Apartmana yaklaştığımda bir an durup boylu boyunca baktım. 8 katlı apartmanın beşinci katında oturuyorduk Çiğdem'le. Ama hepsi Çiğdem sayesinde olmuştu. İkimizde burayı kazanamamış olsaydık, ailem... o insanlar asla burada okumama izin vermezdi. Sırf Çiğdem'in ailesine kötü görünmemek için böyle davrandıklarını biliyorum. Şimdiyse mezun olmuştuk. Çiğdem, Antep'e geri dönmek zorunda kalmıştı. Aslında o da burada yanımda kalmak istese de... Yıldız teyze kızını dizinin dibinde istiyordu. Çiğdem'i ne kadar sevsem de sırf bu yüzden kıskanıyordum. Apartmanın kapısında alt komşumuz Ayda abla ile karşılaştım. "Nilüfer! Kız neredesin sen?" diye bağırdı. "Hayırdır, Ayda abla. Ne oldu?" "Ne olacak kız? Çiğdem bütün gün seni arayıp durmuş. Açmayınca beni arayıp durdu." Poşetleri yere bırakıp telefonumu çıkardım. Lanet olsun. Sunuma gireceğim diye sessize almıştım. Sonra da işim olmayınca hiç elime almadım. "Sesi pek telaşlıydı. Ne oldu diye sorduydam da bir şey demedi Nilüfer. Bir ara istersen?" Parmağım arama tuşuna gitse de... evde aramaya karar verdim. Telaşlıysa kötü bir şeyler oldu demektir. Sokakta konuşulacak konular değildir. İçime kötü bir his çökmüştü bile. Çocukluğumdan beri peşimi bırakmayan o duygu. Ne zaman sevincim artsa, bir yerlerden bedelini isterlerdi. Ayda ablaya iyi akşamlar dileyip daireme çıktım. İçeri girer girmez telefona sarıldım. Neler olduğunu öğrenmem lazım. İlk çalışta açtı telefonu. "NİLÜFER! Neden açmıyorsun? Başına bir şey geldiğini sandım.' diye ağlamaya başladı. Ne oluyor bu kıza? "Ağlamayı keste anlat. Ne oluyor?" Burnunu çeke çeke birkaç saniye durdu. "Cüneyt, Elif' i kaçırdı." "NE? NE? NE?" Şu an anlam karmaşası yaşıyorum. Mecazen kaçırmaktan bahsediyor değil mi? Aklını kaçırmak manasında... "Ciddiyim. Antep'te yer yerinden oynadı. Sana defalarca ulaşmaya çalıştım. Ama olmadı. Seni aldılar sandım." "Ne alması? Benimle ne alakası var?" "Yengemle amcam delirmiş durumdalar. Elif... hamileymiş." Yuh artık. "Amcam, ağaları topladı. Berdel kararı çıkarmak için. Mert abiyle Dilruba'nın evlenmesi için. Ama annenle Yakup Ağa karşı çıktılar. Annen 'Dilruba daha okuyor. Nilüfer'i verelim." demiş." "Beni mi verecek? Aklını mı kaçırdı bu kadın?" Neye şaşırıyorsam? Ben varken, biricik kızını verir mi o ruh hastasına? "Kabul etmiyorum. Asla evlenmem o manyakla." "Zaten bu yüzden arayıp duruyorum seni. Seni almaya geldiklerini duydum. Bir an önce ortadan kaybol. Sen olmazsan, mecburen Dilruba'yı vermek zorunda kalırlar." "Sağ ol. Sakinleşince seni ararım." "Odamdaki dolabın içinde pijamaları koyduğum çekmecede... nakit var. Yanına al. Bir süre seni idare eder. Sonrasına bakarız." "Sen bir tanesin." deyip telefonu kapattım. Telefon elimdeyken birkaç saniye öylece kaldım. Ekran karardı ama söyledikleri kulaklarımda yankılanmaya devam ediyordu. "Seni verecekler." Annemin sesiyle söyledi bunu Çiğdem. Bu cümleyi o kurmamıştı. Beni doğuran öz annem. Üvey kızını, öz kızından üstün tutan sözde annem. Bir insan evladını böyle pazarlık konusu yapabilir miydi? Demek ki yapabiliyordu. Demek ki ben hâlâ onların gözünde bir bedeldim. Hemen bir çanta alıp içine birkaç parça kıyafetimi koydum. Bu bir kaçış değildi. Kendime bunu defalarca söylemiştim daha önce. Kaçmak korkaklıktı. Ben hayatta kalıyordum sadece. O evden çıktığımda geri dönmeyeceğimi biliyordum. Çünkü dönersem… başıma gelecekleri biliyordum. Sırf onlara gebe olmayayım diye bu kadar debelenmiştim. Kendimi yırtıp sınavda yüksek derece almıştım. Buraya gelip okumuştu. Şimdiyse... yıllarca okuduğum, direndiğim, sabrettiğim her şeyi oğlu uğruna feda etmemi istiyordu. Çiğdem'in odasına gidip çekmeceyi açıp pijamaları çıkardım. Arkasında bir kutu vardı. Açtığımda gözlerim yerinden fırlayacak gibi oldu. Kutunun içindeki paraya bakarken boğazım düğümlendi. Çiğdem… Meğer ne zamandır hazırlanıyormuş. Beni düşünmüş. Ben farkında bile değilken. Bir an utandım. Bir an minnet duydum. Bir an da korktum. Böyle bir olay olmasa bile... burada yalnız kalmamdan korkmuş olmalı. Zor bir durumda kalırsam... oradan bile olsa yardım elini uzatabilmek için. Kutunun içi dolar doluydu. Tamamı 500 dolardan oluşan 3 deste vardı. Birini çantama attım. Kapattım kutuyu. Sonra tekrar açtım. İçimde bir ses, “Yetmez” dedi. Hayatımda ilk defa kendimden utanarak ama kararlı bir şekilde yanlış olanı yaptım. O parayı aldım. Hepsini. Çünkü bu dünyada kadınların hayatta kalması için bazen ahlak değil, zaman gerekiyordu. Benim zamanım yoktu. Ne kadar süreceğini bilmiyorum bu kaçışın. Param biterse ben de biterim. Alelacele apartmandan çıkarken... ani bir frenle önümde siyah iki araba durdu. Camları siyah filmlerle kaplıydı. Kapı açıldığında yutkunarak karşımdaki adama baktım. Yiğit Kopuz. Yani üvey kardeşim. Annemin... ikinci evliliğinden olan oğlu. Yüzünde pekte hoş olmayan bir ifade vardı. Yüzü gergin, çenesi kilitlenmişti. Bakışları sert ve karanlıktı. Çiğdem aramamış bile olsa bir sorun olduğunu hemen anlardım. Buz gibi soğuk sesiyle "Bir yere mi gidiyorsun küçük fare..." dedi. "Sana ne?" diye kafa tuttum anında. Bu işten sıyrılmak istiyorsam, gardımı asla düşüremem. "Doğru konuş benimle. Yürü gidiyoruz. Babam seni çağırıyor." "Sağ ol, ben almayayım. Çok işim var." dedim. Bu arada bir gözümle de etrafı tarıyorum. Yardım edebilecek birini arıyordum. Önümde zebellah gibi 5 adam vardı. Tek başıma buradan çıkmam olası bilr değil. Bağırsam, o zaman... Olmaz. Buradakiler onunla baş edemezler. Sokağın sonunda duran polis arabasını gördüm. Orada bir büfe vardı. Kesin bir şey almak için durdular. Yani sadece birkaç dakikam vardı. Çevik bir hareketle aralarından sıyrılıp koşmaya başladım. Kalbim kulaklarımda atıyordu. Ayaklarım yere değmiyordu sanki. Özgürlüğe birkaç adım kalmıştı. Polis arabası… Bir umut. Bağırdım. Sesim boğazımda parçalandı. Sert bir el saçlarımdan çektiğinde bütün dünya başıma yıkıldı. Debelenip tekme atsam da faydası olmadı. Burnumda keskin bir koku vardı. Soluğumu kesen, ciğerlerimi yakan. Gözlerim kapanmaya zorlanırken, polis arabası gözlerimin önünden geçip gittler. Bedenim hareket edemeyecek kadar yorgundu. Bir yere fırlatıldığımda gözlerim tamamen karanlıklara gömüldü.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

İNFAZ

read
4.9K
bc

Askerin Gelincik Çiçeği

read
34.9K
bc

KIRMIZI DOSYA : AŞK +18

read
27.7K
bc

Askerin Yaralı Gelini

read
29.2K
bc

Sessiz Çığlık

read
10.6K
bc

KIZIL ŞEYTAN (BERDEL) TAMAMLANDI

read
14.9K
bc

KARŞI KOMŞUM Bİ ROMEO

read
7.5K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook