bc

Mafya’nın Tutkusu+18

book_age18+
3.4K
FOLLOW
25.3K
READ
dark
HE
forced
arranged marriage
dominant
mafia
heir/heiress
drama
bxg
musclebear
like
intro-logo
Blurb

Eski bir mafya üyesi olan Sungur. Karısının ölümünden sonra mafya dünyasının terk eder ve oğlu onun yerine bu dünyaya adım atar fakat Sungur oğlu Demir'in evlenip çocuk sahibi olup şirkete Ceo olmasını ister ve Eski dostu Ahmet Beyin kızı, Ahsen’i oğlu Demir ile evlendirmek ister ve başarılı olur da.

İki zıt karakter olan Demir ve Ahsen hayatını birleştirecek.

Demir, sert soğuk şehvetli ve duygusuz bir adam...

Ahsen ise naif masum ve temiz bir kız

Sizce bu evlilik nasıl olacak?

chap-preview
Free preview
Demir Ve Ahsen
Sungur Karasoylu, bir zamanlar yeraltı dünyasının en çok korkulan isimlerinden biriydi. Gücü, acımasızlığı ve keskin zekâsıyla herkesin çekindiği bir mafya lideri… Fakat onun hayatını değiştiren, silahların gölgesi değil; saf, inançlı ve kalbi tertemiz bir kadının varlığı olmuştu. Meryem… Sungur, Meryem’i ilk gördüğünde hayatında ilk kez dizlerinin bağının çözüldüğünü hissetmişti. O güne dek kanla, ihanetle, intikamla dolu bir hayat sürmüş, merhametin ne olduğunu unutmuştu. Ama Meryem ona bambaşka bir yol gösterdi. Onunla evlenebilmek için kendi geçmişini, inançlarını sorguladı; sonunda İslam’a girerek hem ruhunu hem hayatını değiştirdi. Fakat bu huzur uzun sürmedi. Sungur’un en büyük düşmanı Şahin, yıllardır süren kinini en acımasız şekilde kusmuştu. Bir gece, kurşunların yankısı şehri sarsarken, Meryem kanlar içinde yere yığıldı. Onu hastaneye yetiştirmeye çalıştılar; Sungur, çaresizlikle direksiyon başında dua ederken Meryem, dudaklarından dökülen son nefesle kocasına vasiyetini fısıldadı: “Bırak bu karanlığı Sungur… Benim için, oğlumuz için… bırak bu dünyayı.” Meryem o gece yolda, kocasının kollarında ruhunu teslim etti. Sungur’un kalbine gömülen bu acı, onu paramparça etti. Vasiyete sadık kaldı. Silahları susturdu, işini bıraktı, yıllardır kurduğu imparatorluktan çekildi. Geriye sadece oğlu Demir kaldı… oğlu ve acısı. Aradan yıllar geçti. Zaman Sungur’un yüzünü çizgilerle doldurmuştu, ama acısını hiç hafifletmemişti. Oğlu Demir büyüdü; karanlığın içinde, sessizce güçlenerek. Sungur, oğlunun annesinin vasiyetine bağlı kalacağına inanmak istemişti. Ama gerçek bambaşkaydı. Demir, artık yirmi dokuz yaşında, gölgelerin adamıydı. Uzun boyu, atletik vücudu ve buğday tenini delip geçen koyu yeşil gözleriyle dikkat çekiyordu. İnsanlar onu sadece başarılı bir varis, bir şirketin CEO’su olarak tanıyordu. Ama perde arkasında, o da babasının bir zamanlar hükmettiği karanlığı kendi yöntemleriyle yönetiyordu. Şehirde fısıltılar dolaşıyordu: Demir Karasoylu adını bilen çoktu ama yüzünü bilen yoktu. Onun mafya olduğunu tahmin edenler vardı, fakat kimse ispat edemiyordu. Yıllardır devletin, rakiplerinin ve düşmanlarının gözünden ustalıkla saklanmıştı. Demir, annesinin katili Şahin’i bulmadan bu gölgelerden çıkmayacaktı. Onun tek yemini, tek amacı buydu. Sungur ise oğlunun iki gün önce yirmi dokuz yaşına bastığı doğum gününde ona farklı bir şey söyledi. Artık bunca yılın ardından tek dileği vardı: Oğlunun aile kurması. Bir kadınla evlenmesi, bir çocuk sahibi olması ve oğlu aracılığıyla hem iş dünyasında hem de hayatın anlamında yeni bir sayfa açması. Sungur, eski dostu Ahmet’in kızını düşündü. Ahsen… üniversiteden yeni mezun olmuş, iyi kalpli, merhametli, imanlı bir genç kadın. Meryem’i hatırlatıyordu ona. Sungur’a göre, Ahsen Demir’in ruhunu arındırabilir, annesinin vasiyetine geri döndürebilirdi. Bir akşam, babasıyla oturma odasında otururken konu açıldı. “Demir, artık vaktin geldi. Sorumluluk alman gerekiyor. Bir eşin, bir ailen olmalı. Şirketin de geleceği için buna ihtiyacın var.” Demir, kanepenin kenarında oturuyordu. Parmaklarını birbirine kenetlemiş, başını geriye yaslamıştı. Derin bir nefes aldı. Gözlerinde öfke değil, yalnızca yorgunluk vardı. “Baba… ben evlenmek istemiyorum. Bırak evlenmeyi, hiçbir kadına yakın olmayı bile düşünmüyorum.” Sungur’un yüzündeki çizgiler derinleşti. Yılların ağırlığı, oğlunun inadıyla birleşiyordu. “Oğlum, bu iş dünyası sadece seninle yürümez. Varisler olmalı. Bir ailen olmalı. Senin iyiliğin için söylüyorum. Hayat sadece intikamdan ibaret olamaz.” Demir, şakaklarını ovuşturdu, sessizce başını salladı. Sonra gözlerini babasına dikti. “Kiminle evleneceğim hayatımda kimse yok?” Sungur’un yüzü yavaşça aydınlandı. “Yakın arkadaşım Ahmet’in kızı Ahsen var. Üniversiteden yeni mezun oldu. Merhametli, temiz kalpli, düzgün bir kız. Tıpkı annen gibi…” Demir’in boğazından hafif bir ses çıktı; kısa, isteksiz bir kahkaha mı, yoksa bir iç çekiş mi belli değildi. Sonra boğazını temizledi. "Annem mi? Kimse annem gibi iyi ve merhametli olamaz Baba bunu bir daha söyleme" Sungur derin bir nefes verdi ve oğluna baktı. "O kızla evleneceksin Demir o kızı gelin olarak istiyorum itiraz ediyor musun" dedi keskin bakışlarla. Demir babasına baktı ve derin bir nefes vererek başını salladı. “Tamam. Sen nasıl istersen.” Sungur’un yüzüne yıllardır görmediği bir gülümseme yayıldı. Oğlu kabul etmişti. Hemen ertesi gün Ahmet’i arayıp bir görüşme ayarladı. Demir ise sessiz kaldı. Gözlerinde ne mutluluk vardı ne de umut. Onun için evlilik, yalnızca bir zorunluluktu. Bir görev. Çocuklar? Varisler? Belki. Ama kalbinde yalnızca tek şey vardı: intikam. ... Gece şehri sessiz bir örtü gibi sarmış, gölgeler apartmanın köşelerine sinmişti. Demir Karasoylu, kendi dairesinin balkonda duruyordu. Ay, hafif puslu gökyüzünde asılıydı; sanki her şeyi izliyordu. Elinde bir kadeh şarap vardı; koyu kırmızı sıvı, hafifçe ışıldıyor, kadehin kenarına dokunduğunda küçük damlalar düşüyordu. Düşünceleri karmaşık ve ağırdı. Babasının teklif ettiği evlilik, ona son derece saçma geliyordu. Hiç tanımadığı, yaşam tarzını, düşüncelerini bilmediği bir kadınla… Hayatını paylaşması mı gerekiyordu? Kendi gölgelerle dolu dünyasında, güven ve sevgi nasıl sığacaktı? Şarabın ilk yudumu dudaklarından geçerken yüzünde kısa bir tebessüm belirdi, ama ardından içini kaplayan boşluk tekrar geri geldi. Bu evlilik, şirketin geleceği için bir zorunluluk, babasının onayı için bir oyun, hayatın kendisi içinse sadece bir yük gibi görünüyordu. Demir kadehini boşalttıktan sonra balkon korkuluğuna yaslandı, şehri seyretti. Aşağıdaki sokaklarda yürüyen insanların neşesi, trafikteki ışıkların ritmi… Her şey uzak ve yabancıydı. İçinde bir şeylerin eksik olduğunu, ama ne olduğunu tam olarak bilmediğini hissediyordu. Bir süre daha durdu, şarap kadehini içeri bıraktı. Sessizlik, odasına adım attığında bile peşini bırakmadı. Yatak odasına geçti. Koyu renkli perdeler hafifçe rüzgârla titriyordu, oda karanlık ve serindi. Yatağına uzandı, başını yastığa gömdü ve gözlerini kapattı. Ama zihin, huzura izin vermiyordu. Babasının sözleri, annesinin anısı, Şahin’in yüzü… Hepsi gözlerinin önünden geçiyordu. Derin bir nefes aldı, bedenini yatağın içine bıraktı ve yavaş yavaş uykunun çekimine teslim oldu. Şehir sessizdi, Demir’in gölgesi derinlerdeydi, ama sabahın gelmesiyle yeni bir gün başlayacaktı. Birkaç gün sonra, güneş henüz şehri ısıtmaya başlamışken, Demir Karasoylu babası Sungur ile birlikte Ahmet Bey’in geniş, taş döşeli evinin önünde durdu. Kapının önünde birkaç adım duraksadı; babasının kararlı yürüyüşüne bakarak derin bir nefes aldı. İçeri girmesi gerektiğini biliyordu; ama bu, onun için son derece saçma bir görevdi. Hiç tanımadığı bir kadınla, evlilik adı altında bir düzenin parçası olacaktı. Kapıyı çaldılar. Ahmet Bey, kapıyı açar açmaz, yılların dostluğunu hissederek Sungur’a doğru hızlı adımlarla ilerledi ve onu sıkıca sarıldı. Ardından gülümsedi: “Sungur, dostum! Ne kadar zamandır görüşemedik!” Sungur, içten bir şekilde gülümsedi ve içeri adım attı. Demir de yanına girdi, gözleri ortamı tararken dikkatle hareket ediyordu. İçeriye adım attığında, oturma odasının sıcak atmosferi ve hafif çiçek kokusu karşıladı onu. Ahmet Bey, Demir’i karşılayarak içeri davet etti. Oturma odasında sohbet başladığında, Sungur ve Ahmet Bey hemen eski günlerden, ortak anılardan bahsetmeye koyuldular. Kahkahalar yükseliyor, zaman zaman eski şakalar havada uçuşuyordu. Fakat Sungur, uzun uzadıya geçmişe dalmadan önce asıl amacını ortaya koydu: “Ahmet, sana teklifimden bahsettim. Biliyorsun biz eski dostuz ve senin içinde uygunsa oğlum Demir’in eşi olarak kızını, Ahsen’i düşünüyorum.” Ahmet Bey’in yüzünde memnun bir gülümseme yayıldı. “Güzel düşünmüşsün Ahsen’in fikrini alıp cevap vereceğim " Tam o sırada, oturma odasının kapısı hafifçe aralandı ve içeriye uzun kıyafetli, saçları özenle örtülü genç bir kız girdi. Elinde tepsi içinde birkaç içecek ve küçük bir kavanoz atıştırmalık taşıyordu. Adımları çekingen ama nazikti. Ahmet Bey, gülümseyerek: “Otur, Ahsen,” dedi. Ahsen, babasının sözünü dinleyerek usulca yanına oturdu. Gözleri odanın içinde kısa bir tur attı, ardından babasının gözlerine bakarak sessizce bekledi. Ahmet Bey, konuklarına dönerek tanıştırdı: “Bu benim kızım, Ahsen.” Sungur başını hafifçe eğdi ve karşılık verdi: “Oğlum, Demir.” Demir, sakin bir şekilde başını salladı. Gözleri Ahsen’in yüzünde kısa bir anlığına durdu, ama hemen başka bir yöne çevirdi. Utanmış olabilir, diye düşündü Ahsen kendi içinde. Genç kızın kalbi biraz hızlandı; adam soğuk ve mesafeli görünüyordu. Demir’in aklında ise başka bir mesele vardı. Az önce merkezden önemli bir mesaj almıştı; dikkatini tamamen bu görüşmeye veremiyordu. Ama babasının bakışları ve ortamın ciddiyeti, ona başka bir seçenek bırakmıyordu. Sungur, sessizliği bozdu: “Peki ya Ahsen kızım? Demir ile evlenmek istiyor musun?” Ahsen, gözlerini bir an Demir’in üzerinde gezdirdi. Adam soğuk ve mesafeliydi; kalbinde bir çekingenlik oluştu. Henüz tanımadığı bir adamın hayatının geri kalanına nasıl sığacağını hayal edemiyordu. Fakat babasının ve Sungur’un memnuniyetini gördü; bu görüşmeden onay vermeden ayrılmak ona göre değildi. Sonunda başını hafifçe salladı ve fısıltıyla cevap verdi. “Evet…” Ahmet Bey ve Sungur’un yüzüne aynı anda bir gülümseme yayıldı. “Allah’a şükür,” dediler. O an, odada herkesin gözleri birbirine değmiş, ama sessiz bir anlayış ve mesafe hâkim olmuştu. Ahsen, içten içe bilmeden yeni bir maceranın tam ortasına adım attığını hissetmişti. Ahsen başını eğmiş, babasının yanında oturuyor. Çekingen bir şekilde karşısındaki adamı incelemeye çalışıyordu. Demir Karasoylu, kanepede geriye yaslanmış, gözleri neredeyse hiç kırpmadan Ahsen’i izliyordu. İçinden sessiz bir değerlendirme yapıyordu; hareketleri, duruşu, konuşma şekli… Her şey onun sert ve kontrollü dünyasına yabancıydı. Bu genç kız, zarif ve narin, gözlerinde masumiyet vardı. Her hareketi neredeyse ışık hızında Demir’in zihin haritasına işleniyordu. Ahsen bir an Demir ile göz göze geldi, sonra utanır gibi bakışlarını yere indirdi. Demir’in soğuk, keskin bakışlarıyla karşılaşması, içini hafifçe titretmişti. Kızın dudakları hafifçe aralandı; belki bir şey söylemek istiyordu, ama kelimeler boğazında takıldı. Demir, düşüncelerini sessiz bir şekilde zihninde düzenlerken fark etti ki, Ahsen’in masumiyeti onun karanlık ve sert kişiliğiyle tam bir zıtlık oluşturuyordu. Kendi sert, duyarsız ve bazen acımasız dünyasıyla bu kızın narin, iman dolu ruhu arasında uçurum vardı. Bu uçurum, ona hem ilgi çekici hem de tehlikeli görünüyordu. Demir tekrar bakışlarını ona dikti, gözleri Ahsen’in omuzlarına, duruşuna, ellerine takıldı. İçten içe düşündü: Bu kız… tamamen farklı. zarif, temiz… benim gibi biriyle hiçbir ortak yanı yok. Ahsen ise, adamın sert duruşunu ve soğuk bakışlarını fark ettiğinde kalbinde bir karışıklık hissetti. Korku yoktu, ama temkin vardı. Bu adamın dünyası soğuk ve mesafeli görünüyordu; kendi sıcak, naif ve içten ruhu onun karanlığını yumuşatabilir miydi, bilmiyordu. Sessizlik odada birkaç saniye daha sürdü. Babalar, mutluluk ve memnuniyetle sohbetlerini sürdürürken, gençler birbirlerini sessizce gözlemliyor, aralarındaki farkın ağırlığını hissediyorlardı. Zıtlıkları o kadar belirgindi ki, odadaki hava neredeyse elektrikle dolmuş gibiydi; her biri kendi dünyasında düşüncelerini tartıyor, diğerinin ruhunu anlamaya çalışıyordu. Demir, zihninde Ahsen’in her hareketini analiz ederken bir gerçeği fark etti: Bu evlilik sadece bir zorunluluk olacaktı. Ama aynı zamanda, ona tamamen yabancı bir dünyayla yüzleşme şansı da verecekti. Masumiyet ve naiflik… sertlik ve soğukluk… Bu iki zıt kutup bir araya gelmişti ve onun içinde hem merak hem de huzursuzluk uyandırıyordu. Ahsen ise kendi içinde sessiz bir karar aldı: Bu adam ne kadar sert olursa olsun, kendini onun dünyasına adım adım tanıtacak, kendi naifliğini ve içtenliğini kaybetmeden bu maceraya katlanacaktı. Ve böylece, ilk bakışta sadece iki yabancı olan bu ikili, kaderin ördüğü karmaşık yolculuğun ilk adımlarını atmış oldu.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

DELİ KURT

read
468.2K
bc

Destina

read
4.7K
bc

MAVİ VE YEŞİL: Esaret (+18)

read
27.6K
bc

Sabah Güneşim+18

read
10.0K
bc

Alanzo Behemoth +18

read
29.2K
bc

MAFYANIN ESİRİ +18

read
33.9K
bc

Gizli Katman 'Gizemli Portre' (+18)

read
1.1K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook