Gardenia’nın yıkıntıları arasında yürürken, James’in kalbi ağır bir taş gibi göğsünde eziliyordu. Tahtını, ailesini, en çok da küçük yeğeni Elara’yı kaybetmişti. O masum gülüşün yitip gitmesi, içindeki yarayı derinleştiriyordu. Gözlerinde karanlık, ama aynı zamanda dimdik ayakta durmaya kararlı bir ışık vardı. James’in iç sesi: “Kaybettiklerimle değil, onlardan aldığım güçle var olmalıyım. Ama nasıl toparlarım bu paramparça ruhu?” Adımları sertti ama titremiyordu. Her adımında geçmişin ağırlığı omuzlarına biniyor, fakat geleceğe olan sorumluluğu onu ayakta tutuyordu. ⸻ Augusta, James’in yanında yürürken sessizce ona destek olmaya çalışıyordu. Kocaman bir savaşçıydı, ama kalbinde derin bir anne sevgisi taşıyordu. James’e baktığında gördüğü yalnızlık, onu korkutuyordu. Kendi iç dünyasın

