Augusta’yı göğsüme yaslamış, onun varlığıyla rahatlamış bir şekilde otururken, ansızın zihnime Liana’nın görüntüsü düştü. O özgür ruhlu, cesur kız... Ormanda karşılaştığım, hayatıma aniden giren ve bir fırtına gibi her şeyi sarsan Liana. O an Augusta’yla birlikte olsam da, Liana’nın yüzü gözlerimin önünde belirmişti. İçimde bir şeyler kırılıyordu; suçluluk, pişmanlık ya da belki de kaybettiğim özgürlük… Augusta’nın saçlarını okşarken, bir yandan zihnimde Liana’yla olan anılar canlanıyordu. Onunla konuştuğumuz geceleri, birlikte geçirdiğimiz sessiz anları… Liana bana o kadar farklı bir dünya sunmuştu ki, o özgürlüğün ve kaçışın sembolüydü adeta. Krallığın sorumluluklarından uzaklaşıp sadece James olarak, herhangi biri gibi davranabildiğim tek kişi oydu. Ama şimdi, Augusta’nın yanındaydım.

