“Çarşıya ne zaman ineceksin, James?” Tanıdık, yumuşak bir sesle irkilip başımı çevirdim. Sesin sahibi eşimdi, Augusta’m. Karnı belirginleşmiş, anne olmanın ışığını taşıyan o zarif bedenini sade bir siyah elbiseyle sarmalamıştı. Ancak bu sadelik, onun cazibesini örtmek yerine, tam tersine parlatıyordu. Elbisenin koyu tonu, zeytin tenini ve gözlerindeki derin bakışı daha da belirgin hale getiriyordu. Augusta’nın siyaha olan tutkusu dillere destandı. İki yıldır hayatımı paylaştığım bu kadın, siyah dışında bir kıyafet giydiğinde neredeyse şaşırır olmuştum. Bir istisna vardı elbette: düğün günümüz. O gün, siyaha en yakın ton olan koyu gri bir elbise seçmişti. Fakat o gri bile, ışığın içindeki küçük bir yansıma gibiydi. Renk ne kadar kasvetli olursa olsun, Augusta’nın üzerinde büyülü bir aheng

