Simon ve ben hâlâ evlenmemiştik. Simon, krallığın ve halkın beklediği o mükemmel düğünü yapmak istiyordu, ancak ben bu fikre pek sıcak bakmıyordum. Bebeklerimizle birlikte sade ve huzurlu bir hayat sürmek bana yeterli görünüyordu.
Bir akşam, Simon beni oturma odasında buldu. Simon, yüzünde ciddi bir ifadeyle yanıma oturdu.
"Ekim, bir şey konuşmak istiyorum," dedi, gözlerimdeki tereddüdü fark ederek.
"Ne hakkında, Simon?" diye sordum, hafif bir endişeyle.
"Düğünümüz hakkında," dedi Simon. "Biliyorum, bu konuya pek sıcak bakmıyorsun, ama bizim için, bebeklerimiz için ve halkımız için bu düğünü yapmamız gerektiğine inanıyorum."
İç çekerek başımı salladım. "Simon, bu kadar büyük bir düğün... Herkesin gözü önünde... Bu düşünce beni gerçekten yoruyor. "
Simon, ellerimi tutarak bana yaklaştı. "Ekim, anlıyorum. Ama bu düğün sadece bizim için değil, krallık için de önemli. Halkımız, kralları ve kraliçelerinin birlikteliğini kutlamak istiyor. Ayrıca, doğacak bebeklerimiz geleceği için de sağlam temeller atmamız gerektiğini düşünüyorum."
"Simon, hamileliğim ile baş etmek zaten çok zor. Bir de düğün hazırlıklarıyla nasıl başa çıkacağız?" diye sordum, yüzümdeki endişeyi gizleyemeden.
Simon, bana sevgi dolu bir bakış attı. "Ekim, bu konuda yalnız değilsin. Yardımcılarımız ve danışmanlarımız var. Ben de her an senin yanında olacağım. Bu düğünü mükemmel bir şekilde gerçekleştirebiliriz. Hem, hayalini kurduğumuz o güzel günü yaşamak hakkımız değil mi?"
Simon'un ısrarı ve sevgi dolu bakışları karşısında içimdeki tereddütler yavaş yavaş erimeye başladı. Onunla evlenmek, onunla hayatımı paylaşmak elbette ki benim de arzumdu. Ancak bu kadar büyük bir düğünün getireceği stres beni korkutuyordu.
"Simon, ben sadece her şeyin mükemmel olmasını istemiyorum. Sade ve huzurlu bir tören de yeterli olabilir," dedim, ona güvenerek.
Simon, gülümseyerek başını salladı. "Ekim, ne kadar sade veya gösterişli olursa olsun, önemli olan tek şey seninle birlikte olmak. Ama inan bana, bu düğün hepimiz için unutulmaz olacak. Bebeklerimiz, bir gün bu anı hatırlayacak ve bizimle gurur duyacak."
Simon'un bu sözleri, içimdeki endişeleri biraz olsun yatıştırdı. Onun yanında olduğunda, her şeyin üstesinden gelebileceğimize inanıyordum. Derin bir nefes alarak ona baktım.
"Peki Simon, senin istediğin gibi olsun. Bu düğünü yapalım," dedim, gülümseyerek.
Simon, sevinçle beni kucakladı. "Teşekkür ederim, Ekim. Seninle bu anı paylaşmak benim için her şeyden önemli. Hep birlikte bu düğünü mükemmel bir şekilde gerçekleştireceğiz."
Böylece, düğün hazırlıklarına başlamaya karar verdik. Her ayrıntıyı birlikte planlayacak, bu özel günü unutulmaz kılmak için elimizden geleni yapacaktık. Simon’un sevgisi ve desteğiyle, bu zorluğun da üstesinden geleceğimize inanıyordum. Hem bizim, hem de bebeklerimizin geleceği için bu adımı atmaktan mutluydum.
Düğün hazırlıkları başlar başlamaz, sarayda hummalı bir çalışma başladı. Her ayrıntının mükemmel olması için Simon ve ben her şeyi titizlikle planlıyorduk. Her ne kadar bu düğün bana başta yorucu ve karmaşık görünse de, Simon'un desteği ve heyecanı sayesinde hazırlıklar daha kolay ilerliyordu.
İlk iş olarak, düğün tarihini belirledik. Yaz aylarında, bahçelerin en güzel çiçeklerle dolu olduğu bir dönemi seçtik. Ardından, davetiyeler hazırlandı. Krallığın dört bir yanından geleneksel desenlerle süslenmiş, zarif ve gösterişli davetiyeler, dostlarımıza ve krallığın ileri gelenlerine gönderildi.
"Simon, davetiyeler harika görünüyor. Herkes bu güzel günü bizimle paylaşmak için sabırsızlanacak," dedim, davetiyeleri incelerken.
Simon, gülümseyerek başını salladı. "Evet, Ekim. Her şey mükemmel olmalı. Halkımız ve dostlarımız bu düğünü yıllarca hatırlayacak."
Düğün mekanını seçmek için sarayın en güzel bahçelerinden birini tercih ettik. Bahçenin ortasında, büyük bir çiçek taht kurulacaktı. Bu taht, rengarenk çiçeklerle süslenip, adeta bir peri masalını andıracaktı.
"Düğün için çiçekleri seçmek çok keyifli olacak," dedim Simon'a, istediğim çiçekleri düşünerek. "Gül, zambak, orkideler... Bahçemiz bir cennet gibi görünecek."
Simon, bana yaklaşıp çiçeklere baktı. "Evet, hepsi harika. Özellikle mor ve , senin favorin değil mi?"
"Kesinlikle," dedim gülümseyerek. "Onların zarafeti ve güzelliği bu özel gün için mükemmel olacak."
Düğün pastası için, krallığın en ünlü pastacısı ile anlaştık. Kat kat, muhteşem bir pasta yapılacaktı. Her katı farklı bir tatla doldurulmuş, zarif süslemelerle bezeli bu pasta, düğünümüzün yıldızı olacaktı.
"Simon, pastamız gerçekten muhteşem olacak," dedim pastacının önerilerini dinlerken. "Meyveli katlar, çikolata dolgular... Herkes bayılacak."
Simon, heyecanla onayladı. "Evet, Ekim. Bu pasta, düğünümüzün en tatlı anısı olacak."
Gelinliğim için ise, krallığın en ünlü terzisi ile çalıştık. İnce danteller, zarif işlemeler ve uzun bir duvak ile süslenmiş, rüya gibi bir gelinlik tasarlandı. Her provada, gelinliğin detaylarına özenle karar verdik.
"Gelinliğin gerçekten harika olacak, Ekim," dedi Simon, provam sırasında. "Sen zaten çok güzelsin, ama bu gelinlik seni bir kraliçe gibi gösterecek."
Ben de aynada kendime bakarak, "Teşekkür ederim, Simon. Seninle bu anı paylaşmak, bu gelinliği giymekten daha özel," dedim.
Simon’un kıyafeti de en az benimki kadar özenle seçildi. Kraliyet üniforması, zarif işlemeler ve nişanlarla süslenmişti. Onun yanında yürümek, bana gurur ve mutluluk verecekti.
Son olarak, düğün müziği ve eğlencesi için krallığın en iyi müzisyenlerini ve sanatçılarını davet ettik. Kutlamalar, danslar ve şarkılarla dolu bir gece planladık.
"Bu gece unutulmaz olacak, Simon. Halkımızla, dostlarımızla ve çocuklarımızla birlikte," dedim, hazırlıklar tamamlanırken.
Simon, elimi tutarak bana baktı. "Evet, Ekim. Bu, bizim hikayemizin en güzel bölümü olacak. Seninle ve çocuklarımızla bu anı paylaşmak, benim için her şeyden önemli."
Böylece, her detayına özen gösterdiğimiz düğünümüz için hazırlıklar tamamlanmıştı. Simon’un sevgisi ve desteğiyle, bu özel günü sabırsızlıkla bekliyorduk. Halkımızın ve dostlarımızın katılımıyla, hayatımızın en güzel günlerinden birini yaşayacaktık.
Bir akşam, düğün hazırlıklarının yoğunluğundan biraz uzaklaşmak için Simon'la birlikte bahçede yürüyüş yapıyorduk. Hava serinlemişti ve çiçeklerin kokusu etrafı sarmıştı.Simon, yüzünde düşünceli bir ifadeyle sessizliği bozdu.
"Ekim, düğün için davetliler listesini gözden geçiriyordum," dedi. "James Edward'ı çağıracak mıyız?"
Bu soru beni bir an duraksattı. James Edward'ın hediyesinin arkasındaki niyet hala kafamı karıştırıyordu. Geçmişte yaşadığımız karmaşık ilişkiler ve onunla olan mesafeli dostluğumuz beni düşündürüyordu. Ama aynı zamanda, onun Simon için önemli bir dost olduğunu da biliyordum.
"Simon, biliyorsun ki James'le olan ilişkimiz oldukça karmaşık," dedim, derin bir nefes alarak. "Onu çağırmamız gerçekten gerekli mi?"
Simon, elimi tutarak beni sakinleştirmeye çalıştı. "Ekim, James Edward benim eski bir dostum ve önemli bir müttefik. Evet, aramızda bazı gerginlikler oldu, ama bu düğün, geçmişteki yaraları sarmak için de bir fırsat olabilir."
Başımı sallayarak düşündüm. Simon'un bu konudaki duygularını anlıyordum, ama yine de içimdeki huzursuzluğu gizleyemiyordum. "Peki, Simon. Eğer onun burada olmasını istiyorsan, davet edelim. Ama lütfen, dikkatli olalım. Bebeklerimizin ve bizim güvenliğimiz her şeyden önemli."
Simon, beni kucaklayarak, "Evet, Ekim. Her şeyin yolunda gitmesini istiyorum ve senin endişelerini anlıyorum. James'i davet edeceğiz, ama her şeyin kontrol altında olacağından emin olacağız," dedi.
Böylece, Simon'un isteği üzerine James Edward'a da bir davetiye göndermeye karar verdik. Onun bu düğünde bulunması, belki de geçmişteki gerginlikleri hafifletebilir ve gelecekteki ilişkilerimize yeni bir başlangıç yapabilirdi.
Düğün günü yaklaştıkça, hazırlıklar da son aşamaya gelmişti. Bahçemiz çiçeklerle donatılmış, düğün pastası ve müzikler hazırlanmıştı. Gelinliğim ve Simon'un kıyafeti mükemmel şekilde hazırdı. Her şeyin mükemmel olacağına inanarak, düğün gününü sabırsızlıkla bekliyorduk.
Simon, son hazırlıkları kontrol ederken bana döndü ve gülümseyerek, "Ekim, bu düğün bizim için unutulmaz olacak. Her şeyin mükemmel olmasını istiyorum ve seninle birlikte bu anı paylaşmak için sabırsızlanıyorum," dedi.
Gözlerimdeki sevgiyle ona bakarak, "Evet, Simon. Seninle bu özel günü paylaşmak benim için de çok önemli. Geleceğimiz için en iyi başlangıcı yapacağız," dedim.
Böylece, düğünümüz için her şey hazırdı. James Edward'ın varlığı bile, bu mutluluğumuzu gölgeleyemeyecekti. Çünkü en önemli olan şey, Simon'la ve çocuklarımızla birlikte olduğumuz, sevgi dolu bir geleceğe adım atmaktı.
İki gün sonra, beklenen büyük gün geldi. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, sarayda hummalı bir hareketlilik başlamıştı. Herkes, Simon ve benim düğünümüzün mükemmel geçmesi için canla başla çalışıyordu. Güneşin ilk ışıkları bahçemizi aydınlatırken, kuş cıvıltıları ve çiçek kokuları havayı doldurmuştu.
Sabahın erken saatlerinde, hizmetkarlar odama gelip beni hazırlamaya başladılar. Zarif dantellerle süslenmiş gelinliğim, yatağımın üzerinde özenle serilmişti. Saçım, çiçeklerle bezeli ince bir taçla süslenmişti ve yüzümde hafif bir makyaj vardı. Aynada kendime baktığımda, gözlerimden mutluluk ve heyecan okunuyordu.
"Kraliçem, harika görünüyorsunuz," dedi hizmetkarım, elinde tuttuğu çiçek buketini bana uzatarak.
"Teşekkür ederim," dedim, gülümseyerek. "Bu gün, hayatımın en güzel günlerinden biri olacak."
Bahçemiz, tam da hayal ettiğimiz gibi, bir peri masalını andırıyordu. Renk renk güller, zambaklar ve orkidelerle süslenmiş çiçek takları, düğün alanını çevrelemişti. Beyaz ve pembe güller, bahçeye romantik bir atmosfer katmıştı. Çiçeklerle bezeli sandalye sıraları, misafirlerimizi ağırlamak için hazırdı.
Büyük bir çiçek takının altında, düğün için özel olarak hazırlanmış bir sahne kurulmuştu. Bu sahnede, düğün yeminlerimizi edecektik. Ayrıca, sahnenin yanında, muhteşem düğün pastası sergileniyordu. Kat kat, zarif detaylarla süslenmiş bu pasta, herkesin ilgisini çekiyordu.
Konuklar, sabahın ilerleyen saatlerinde saraya gelmeye başladılar. Krallığın dört bir yanından gelen dostlarımız ve ileri gelenler, özenle hazırlanmış davetiyelere uygun kıyafetleriyle bahçede toplanmışlardı.
Herkes, bu özel günün coşkusunu ve mutluluğunu paylaşıyordu.
Simon, yakışıklı kraliyet üniforması içinde bahçede misafirleri karşılıyordu. Onun yanındayken, her şeyin mükemmel olacağını biliyordum.
James Edward da davetliler arasındaydı. Onu gördüğümde içimde hafif bir huzursuzluk hissettim, ama Simon'un yanında olmak ve bu anı onunla paylaşmak, endişelerimi hafifletti.
Tören saati geldiğinde, bahçede sessizlik hakim oldu. Müzisyenler, enstrümanlarıyla zarif bir melodi çalmaya başladılar.
Gelin yürüyüşüm için özel olarak seçilen bu melodi, havada yankılanıyordu. Koluma kimse girmedi; bu yürüyüşü yalnız yapacaktım.
Babamın eksikliği kalbimde bir sızıydı, ama Simon'un beni beklediği yeri görmek, bu duyguyu hafifletiyordu.
Kalbim hızla çarparak adımlarımı attım. Konuklar arasından geçerken, herkesin yüzündeki gülümsemeler ve mutlu bakışlar beni daha da heyecanlandırıyordu. Simon, sahnede beni bekliyordu ve gözlerinde tarifsiz bir sevgi vardı.
Simon'un yanına geldiğimde, onun sıcak bakışlarıyla karşılaştım. Elimi tutarak bana güven verdi ve yüzünde sevgi dolu bir gülümseme belirdi. Nikah memuru, törensel sözlerle yemînlerimizi başlattı.
"Ekim, seninle bu hayatı paylaşmak, benim için en büyük mutluluk," dedi Simon, gözlerimin içine bakarak. "Sana sonsuz sevgimi ve sadakatimi sunuyorum."
"Simon, seninle birlikte olmak, hayatımın en güzel anı," dedim, ellerimi sıkıca tutarak. "Sana sonsuz sevgimi ve sadakatimi sunuyorum."
Yemînlerimizi ettikten sonra, nikah memuru bizi karı koca ilan etti. Simon, beni öperek, hayatımızın yeni bir dönemine adım attığımızı hissettirdi. Konuklar alkışlarla coşkulu bir şekilde kutlamalara başladılar.
Törenin ardından, konuklar bahçede düzenlenen resepsiyona katıldılar. Müzisyenler, neşeli melodiler çalmaya devam ediyordu. Simon ve ben, konuklarla dans etmeye başlamıştık.
Düğün pastasının kesilme anı geldiğinde, Simon'la birlikte pastayı kestik. Konuklar, bu özel anı alkışlarla kutladılar. Herkes pastadan bir dilim alarak, bu mutlu günü tatlı bir anı olarak hatırlayacaktı.
Kutlamalar gece boyunca devam etti. Simon'la birlikte, yıldızların altında dans ederken, geleceğimiz için umut ve mutluluk doluyduk. Konuklarımızın neşesi ve sevgisi, bu anı daha da özel kılıyordu.
Simon, kulağıma fısıldayarak, "Ekim, bu anı asla unutmayacağım. Seninle birlikte olmak, hayatımın en büyük hediyesi."
"Ben de, Simon. Seninle birlikte olmak, her şeyden önemli," dedim, gözlerimdeki mutlulukla.
Düğünümüz, hayatımızın en güzel ve unutulmaz anlarından biri oldu. Simon'un sevgisi ve desteğiyle, bu özel günü birlikte kutladık.
Düğünün sonlarına doğru, gökyüzünde renkli havai fişekler patlamaya başladı. Denize bakan mükemmel bahçe manzarası altında, konuklarımız bu muhteşem gösteriyi izlerken coşkulu alkışlarla kutlamalarını sürdürdüler. Simon ve ben, havai fişeklerin altında dans ederken, bu unutulmaz geceyi birlikte kutlamanın keyfini çıkarıyorduk. Gökyüzündeki her patlama, geleceğimizin aydınlık ve mutlu olacağına dair umutlarımızı daha da pekiştirdi.
Kraliyet düğünü sarayın ihtişamıyla parlıyordu. Şampanyalar içilmiş, danslar edilmiş, ama gecenin en heyecan verici anı henüz gelmemişti. James, uzaktan Simon'u gördü. Hızla yaklaşarak tebrik etmek istedi ki, ansızın Simon'un koruma ordusu araya girdi. Zırhlı adamlar, kılıçları çekilmiş, James'in yolunu kesti. "Durun!" diye bağırdı komutanlarından biri. James, gözlerini Simon'a dikerken, kalabalığın arasında kalan bu beklenmedik anın şaşkınlığıyla baş başa kaldı.
Koruma ordusu lideri, James'in yaklaşmasını engelleyen askerlerine bir el işaretiyle durmalarını söyledi. Ardından, Simon eliyle işaret ederek, "Tamam bırakın," dedi. Koruma ordusu, Simon'un emriyle geri çekilirken, James bir an için şaşkınlıkla Simon'a baktı. Simon ise gülümseyerek James'e doğru adım attı ve onu tebrik etti.
James gözlerinde hafif bir hayal kırıklığıyla, "Eski dostunu böyle mi karşılıyorsun?" dedi. Ancak Simon, beklenmedik bir şekilde soğuk bir ifadeyle cevap verdi. "Eski dostum beni zindana atıp sürgün etmeden önce düşecekti onu."
Bu sözlerle birlikte, Simon'un yüzünde eski dostluğa dair izlerin yerini hınç almıştı. James, bu ani değişikliğe şaşkınlıkla bakarken, aralarındaki ilişkinin artık eski olmadığını fark etti.
James, şaşkınlıkla Simon'a bakarak, "Görüşmeyeli neler oldu?" diye sordu. Simon'un yüzünde hâlâ bir gerginlik vardı, ancak bir an için durakladı ve sonra derin bir nefes alarak konuşmaya başladı.
Simon, derin bir nefes alarak şöyle devam etti:
"James, çok şey oldu... Ülkenin içinde bulunduğu durum, krallığın zor günleri... Benim değişmek zorunda kaldığım şeyler oldu."
Simon'un sesindeki gerginlik ve hüzün belirgindi. James, eski dostunun bu sözleri karşısında bir an için sessiz kaldı, ardından derin bir iç çekti.
"Anlıyorum," dedi sakin bir şekilde. "Ancak dostluklarımızı unutmayalım. Seninle her zaman arkadaşız."
"James, artık korumam gereken bir ailem var. Zaman zaman bu sorumluluklar, geçmişimizdeki dostlukları gölgede bırakabilir."