7. Bölüm: Takıntı

1560 Words
Lily Enderson. Ders çalışırken masada uykula dalmıştım. Telefonuma arama geldi. Bakmadan açtım.“Alooo…" “Sen uyuyor musun? Dalga mı geçiyorsun? Mesajımı görmedin mi?" “Mmm? Ne mesajı? Kimsin?" “Robert!" Ekrana bakınca şok oldum, gerçekten de oydu. “Yarım saat kadar önce konum gönderdim. Görmedin mi?" “Uyuya kalmışım." dedim utanarak. “Offf… Daha çok işimiz var." Sinirleri bozulmuştu, belli. “Neyse, adamlar seni iki alt sokakta bekliyor. Acele et!" “Acaba rica etmeyi de mi öğrensen? “Rüyanda görürsün." diyerek telefonu kapattı. Gerçekten de ya kendisi adam olacaktı, ya da benim bu huylarımla öğrenecektim ona. Çünkü emir almaktan nefret ediyordum. Bunu artık anlatmam gerekiyordu. Ne söylemek istediğini merak etsem bile öfkem daha yüksekteydi. Saate baktım, bir saatten çok uyumuştum. Salona çıktım. Annem teyzemle yemek hazırlayarak muhabbet ediyordular. Kuzenlerim de telefonlarına bakıyordu. Helen de onlara karışmıştı. Zaman kaybetmeden annemin yanına gittim. “Annem? Nasılsın?" “İyiyim güzelim. Sen?" “Harikayım. Biraz dışarı çıkmak istiyorum." “Kızlar gelsin mi senle?" “Gerek yok. Ben yanlız dolaşmayı severim, bilirsin." “Kızım, biliyorum da, burası Minnesota değil. Yolunu kaybedebilirsin." “Edna, bırak gitsin." dedi teyzem ellerini silerek. “Belli ki kız sosyalleşmek istiyor. Rahat ol, Lily. Nereye istersen, gidebilirsin." “Gerçekten mi?" diye sordum sevinerek. “Olur, ama dikkat et. Yabancılarla fazla muhattap olma. Yolu geçerken iki tarafa da iki kere bak. Ve birde-" “Edna… Lily çocuk değil. Merak etme." Kısa keseyim, annemi rahatlattıktan sonra odaya döndüm. Telefonuma mesaj yağmuru gelmişti, 20 tane falan. Hepsi de 'Çıkıyor musun?' diye yazıyordu. İnadına cevap vermeyecektim. Üstümü düzenli giydiğimde arama geldi. “Çıkıyorum şimdi." dedim sabırla. “Üstünde neler var? Söyle, bari görünce tanıyabilsinler seni." Üstüme bakarak teker teker saydım: “Beyaz gömlek, siyah ceket ve siyah pantolon. Ayakkabı da sorarsın şimdi, gri." “İş görüşmesine falan mı gidiyorsun? Daha karakteristik giyemez miydin?" “Sana ne?" diyerek yüzüne kapattım. Evden çıktım ve iki sokak aşağı indim. Gönderdiği konuma gittim. Geriye adamları bulmak kaldı. Arka tarafa da bakayım derken kocaman ve kaslı bir adam önümdeydi: “Merhaba. Lily Enderson siz misiniz?" Adamı buydu galiba. “E-evet?" Adam arabayı gösterdi: “Buyurun, bu taraftan." Arabaya ne ara bindiğimi, ne ara diğer adamın da bana selam verdiğini hatırlamıyordum. Saygının ne olduğunu bilen insanlar görmek güzel histi bence. “Patrona haber ver." “Sen versene. Ben araba kullanıyorum." “Bana demin kızmadı mı? Sen söyle işte." “Zaten bildiği şeyler emir vermek, kızmak, kızdırmak." dedim bir anlık. Önümdekinin değil de, araba kullananın gülümsediğini gördüm. İlk dakikada böyle bir pot kırılır mı yani? “Ben söylerim kendisine." dedim kısık sesle. Az sonra otelin önüne geldik. Şehire geldiğimizde bu otelin önünden geçmiştik. O zaman görmüştüm. Benim burada ne işim olabilirdi ki? Adam önüme düşüp gidelim dedi. Kaçmak için arkama dönerken diğeriyle bir güzel bakıştık. Anlaşılan bu abiler işi biliyordu. Mecbur içeri girecektim. İçerisi ayrı dünya gibiydi. Ama bu dünyanın tadını tam çıkaramadan beni asansöre götürdüler. Galiba saygı da bir yere kadardı. Biri arkamda, diğeri de yanımdadı. 15. Kata geldik. Yine biri önde biri arkada çıktık. “Lütfen böyle yapmasanıza. Kendimi suçlu, sizi polis sanıyorum." dedim. Neyi kastettiğimi anlamadılar. Aslında ben de anlamadım. “Bay Robert kaçmamanızı sağlamamızı söyledi." dedi biri. “Belli ki beni kendiyle karıştırıyor. Nereye gidiyoruz?" Yüzlerinde hafif tepki gördüm ama toparlamaları da uzun sürmedi. Önümdeki kapıyı açtı. İçeri girince ayakkabılarımı çıkarmak istedim. Ama onların çıkarmadığını görünce renk vermedim. Salona geçtik. İçeride iki koruma vardı. Beyefendi de cam balkondan şehrin manzarasını izliyordu. Gelmemle dönüp bana baktı. “Gelmişdi." dedi sırıtarak. Göz devirdim. Şaka mı yapıyordu? “Evet, sorma." “Manzara nasıl?" “Manzarayı tartışmayacağlz herhalde." Sesimdeki sertliği farkedince toparlamak kararı aldı. “Masaya geçelim." Sonradan farkettim, salonun ortasında küçük yemek masası vardı. Masa tuhaf geldi. Ortasına geçip tekrar baktım. Herşey simetrik konulmuştu. Neydi ki bunun anlamı? Ben centlmendir herhalde derken beyefendi sandalyesini çekip oturdu ve yemeğe başladı. Ben ona vurmak isterken koruması sandalyemi çekti: “Buyurun." “Gerek yok, aç değilim." “Değil misin? " dedi daha ağzındakini bile yutmayan odun. “Bir şeyler yedin mi?" Yüzüme bile bakmadan konuşuyordu, delireceğim galiba. “Dersten gelirken bir porsiyon tehtid yediğim için çokça doydum." Sırıttı, zevk almış gibi. “En azından doymuşsun." “Evet, niye çağırdın beni?" “Yemek yiyelim, konuşuruz." “Yemeği bekleyemem. Ne söyleyeceksen, söyle." Umursamazca yemeğe devam etti. “Boşuna zaman, yeminle." Arkama dönüp gitmek isterken adamlardan biri karşıma geçti. Sağa geçtim, önüme geçti. Sola geçtim, önüme geçti. “Geçebilir miyim?" “Üzgünüm." “Ben söylemeden gidemessin." diye ağzı dolu cevap verdi yarım akıllı. “Önce konuşalım, sonra gidersin." Sinirle önce ona, sonra tekrar adama baktım. “Bu hep mi böyle?" Adam başını sağa-sola kararsız gibi salladı. O da bıkmıştı belli ki. “Tamam da ne zaman konuşacağız." “Madem yemiyorsun, otur en azından." “Ne yemekmiş yaa." Mecbur oturdum ve adam sandalyemi düzeltti. Gözucunda bana baktı sonra yemeğine döndü. Ani hızla başını kaldırıp tekrar ve dimdik baktı. “Önünü kapat!" “Ne?" “Ceketin önünü kapat!" “Üstüm tem-" “Kapat dedim!" Kararsızda kapattım. “Yakanı da düzelt!" Yakamın biri hafif kalkıktı. Ceketimi aştığımda gömleğin bir tarafında cep olup diğer tarafında olmadığını farkettim. “Hep sen mi delirteceksin" diyerek ceketimi çıkardım ve sandalyemin başından astım. Sonra vazgeçip sadece bir tarafını asılı bıraktım, daha da delirsin diye. “Ne istiyorsun?" “Neyi konuşmak istediğini bilmek." Gözlerini kapatıp “Herkes dışarı çıksın." dedi. Adamlar dışarı çıkınca da ayağa kalktı. Etki yaratmış gibi ben de ayağa kalktım. “Belki saçma göreceksin sebebi, bilmiyorum. Biz aynıyız. Yani dün babanın anneni aldattığını duydum. Benim babam da annemi aldattı. Ben 7 yaşındaydım o zaman." Beklemiyordum aslında. Duyunca şaşırdım. “Seni anlıyorum yani. Arada sinirlerin bozulur, arada gidip onu öldürmek istersin, arada da… intihara meyillenirsin. Bende öyle olmadı tabi. Babam anneme onu aldattığını söyledi. Annem inanamadı. Sonra babam neler söylediyse annem diz çöküp ağladı. Uzun uzun annemi ağlarken izledim. Sonra-" “Yanına gittin mi peki? 'Anne ben buradayım… Merak etme' dedin mi? Ya da başka bir şey?" “Demedim. Diyemedim. Annem benden fazlasıyla nefret ederdi. Boş yere, her boktan şey üzrerinden dayak yerdim. Sebebi ne bilmiyorum ama annem ağladığında hiçbir acı, üzüntü hissetmedim. Aksine eğlenmiş gibi hissettim, zafermiş gibi geldi bana." gözünde gram değişiklik yoktu. “O zaman beni anlayamazsın. Ben senden farklı olarak anneme bağlıyım. Sen annene sarılıp sabaha kadar onunla ağladın mı? Hayır. Destek oldun mu? Hayır. Benim yaşadığımı bilebilirsin ama ne hissettiğimi bilemezsin." Dudaklarımı ısırdım, ağlamamak için. “O zaman anlat." Gözlerimin içine öyle bakıyordu ki sanki hipnoz ediyordu. O kahve rengi gözlerinde ne bulmuştumsa bakışlarımı kaçıramıyordum, lafından çıkamıyordum. “Seni dinlemek istiyorum. Neler yaşadığını az da olsa duymak istiyorum." “Annem galiba… babamı o kadınla evimizdeyken görmüş, bilmiyorum. Bağırışlarını hatırlamıyorum çünkü hatırlamak kulağımı çınlatıyor. Boşandıktan sonra babam adliyeden toz olmuş gibi ayrıldı. Akşama da kadını eve getirib 'evlendik, karım' dedi." İrice açılmış gözlerini görünce anlatmak daha da içimden geldi. Bilmek istemiyor muydu? Öğrensin! “Evimizin tapusu annemin adınaydı. Evi resmi satın aldığını söyledi ve tapuyu annemin yüzüne fırlatır gibi karşısına attı." “Annen ne yaptı?" “Ne yapsın? Babam bizi resmen evden kovdu. Ertesi gün taşınmamızı söyledi. Gece onların iğrenç sesleri dinleyip annemi uyutarak geçirdim. Ertesi gün de…" Gözyaşlarım süzülünce konuşamadım. Ama konuşmak içimi rahatlatıyordu. Kalbimi sakinleştirip konuşmaya devam ettim. “Ertesi gün de sanki biz yokmuşuz gibi cilveleşmeleri, söhbetleri…" Boğazım düğümlenmiş kadar oldu. “Ben babamı tanıyamadım o gün! Annem onlara nasıl dayandı, eşyalarını nasıl topladı, arabayı Minnesota'dan buraya nasıl geldik, hiç bilmiyorum. Daha 4 gün oldu geldiğimiz, hala dalgın. Kardeşim farketmiyor, teyzem, kuzenlerim, görmüyorlar. Ama ben biliyorum. Teyzemlerle yaşadığımız için kendini dargın hissediyor. Yük görüyor herkese. Toparlamaya çalışsa da olmuyor. Bir an önce her şeyin yoluna girmesini o kadar çok istiyorum ki anlatamam. Umarım anlarsın artık. Haline bakılırsa baban sana değer veriyor, sana sahip çıkıyor, sosyalleşmen için her yola el atıyor. Tek benzer yanımız bu. Gerisine bakarsak, hiçbir şey aynı değil!" Arkama dönüp gitmek isterken kolumdan tutup beni geri çekti. Tam yakınındaydım. “Sence zorlanan sadece sen misin? Hayatımda sayamayacağım kadar çok sordum kendime: Annem benden neden nefret etti? Bir cevap bulamadım. Ne kadar araştırsam da açıklamasını bulamadım. Uzun zaman da buna takılı kaldım ve kimseyle konuşmak istemedim. Ama bu yıl bir farklılık oldu." Bakışları değiştişti. Gözleri daha da parladı. “Bu yıl birisi hem bana karşı çıktı, hem kaba davranış sergiledi, hem de anladığım cinsten birisi oldu." Gözleri hipnotize ediyordu. Neden sadece psikolojik kitaplar okuduğunu şimdi anladım. Amaç da buydu, hipnotize ve anlamak. Tamamen yaklaştı, ama kilitlenmiş gibi hareket edemiyordum. Yanağımı okşadı, sonra dudaklarıma dokundu. Gözleri dudaklarıma kaydı. Kulağıma taraf eğildi. “Sana çok güzel bir haberim var. Artık en değerli takıntımsın." Başımdan aşağı kaynar sular döküldü sanki. Takıntı mı dedi o? “Bundan sonra gözüm üstünde olacak. Senin derdin benim derdim, senin sorunların benim sorunlarım, senin mutluluğun benim mutluluğum. Bir şeyler olduğunda bana anlatmanı istiyorum. Bence sana sadece böyle yardımcı olabilirim. Evet, arkadaş olmak istedim, ama artık en büyük ve en güzel takıntım haline geldin." Geri ittim ve bir kaç adım da geri gittim. “Şaşırdın galiba. Ben olsam, ben de şaşırırdım." “Ne istiyorsun benden?" “Seni istiyorum. Bundan sonra benimle olmanı istiyorum." Bir adım daha çekilince sırtım duvara değdi. “Kaçacak yer kalmadı artık, Lily." Elini tekrar yanağıma koydu. “Bunu neden yapıyorsun?" dedim fısıltıyla. Tekrat dudaklarıma dokundu. “Çünkü hoşuma gidiyor." Kalbim hızlı çarpıyordu, hızla nefesler alıyordum. Boğulacak gibiydim. Başımı kaldırdı ve gözlerine bakmamı sağladı. Ona baktıkça düzeldi nefesim. Dudaklarıma yaklaşmaya çalıştığında başımı çevirdim. “Merak etme. Gelecekte bunu benden çok isteyeceksin." Yanağıma öpücük kondurup geri çekildi. “Konuşma bitti. Artık gidebilirsin."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD