Ben kalp krizi geçirecek hale gelirken o sadece beni izliyordu. Ayakta kalamayıp yere oturdum. Soğuk su getirdi.
“Al, kendine gelirsin."
Büyük korkuyla içtim. Kalbim dindi birazdan. Yüzünde hala o garip sırıtışı vardı.
“Neye gülüyorsun?"
“Söz veriyorum, niyetimin ne olduğunu kısa zamanda anlayacaksın." Ayağa kalktı ve beni de kaldırdı. Ceketimi verip kapıya kadar eşlik etti.
“Eve kadar gelmeme gerek var mı?"
“Hayır. Giderim ben."
Telefonum çaldı, annem arıyordu.
“Kızım neredesin? Mesaj attım, bakmamışsın. Meraktan öldüm"
“Geliyorum anne. Merak etme. Yarım saate kadar gelirim, geç kalmam." Telefonu kapatıp ona baktım. Yüzü düşmüştü, annemle konuştuğum için miydi? Aslında olabilirdi.
Soğukkanlılıkla “Yarın okulda görüşürüz." dedi ve kapıyı açtı. Adamlar kapının önündeydi. “Lily'yi evin önüne kadar götürün. Karanlık, o kadar yolu yürümesin." Kapıyı yüzüme kapattı. Adamlar “Gidelim, hanımefendi." dedi ama ben oralı değildim. Aniden nasıl soğuk oldu ki? Aslında olabilir, damarına basmış kadar oldum. Zaten-
“Bayan Lily?"
“Ha? Haa, gidelim."
Arabaya bindik. Başımı cama yaslayıp dışarı baktım. Yaşadığım travma değildi ama malesef unutamıyordum da. Yetmezmiş gibi burada da Robert'le karşılaştım ve gözüne battım. Belki birbirimizi anlayabilirdik. Ama böyle aniden değil. Mesafeyi zamanla kısmamız gerekiyordu. Tabi takıntısı olduğum için bu galiba fazla kolay olmayacaktı.
Derinden nefes verip arkama yaslandım. Araba kullanan ön aynayı çevirip bana baktı.
“İyi misiniz?"
“Sizce?"
“Patron bugün tuhaf davranmış olabilir. Ama normalde böyle değil. Değil mi Joe?"
“Aynen.“ Hemen de anlaştılar. “ Patron sadece bazen gergin olur. Sonuçta ergenliğini yeni bitirdi ve bence siz de öyle olmalısınız."
“Bana en değerli takıntısı olduğumu söyledi. Delirmiş gibi. Sanki ben de çok normalim...
“Şimdilik böyle olabilir. Ama aranız düzeldiğinde kesinlikle daha iyi olacak."
Ben de öyle olmasını umuyordum.
Robert Wilson.
Kapıyı kapatınca gerginlik bedenimi salladı. Herşey iyi gidiyordu, annesi arayana kadar. Geçip koltuğa oturdum. Biraz düşündüm. Korkusu, endişesi, ardından sakinleşmesi, bakışları... Harika biriydi aslında. Yaşadığım o anı hatırlayıca başımı arkaya yasladım. Belki şimdi böyleydi. Ama yarın ona şimdiden farklı, saygıyla yanaşacaktım. Kibar ve ince olmalıydım, olması gerektiği gibi.
Kapı açıldı ve şoförüm Richard içeri girdi. Sadece şofördü ama benim için arkadaştan farksızdı. İyi de sırdaştık. Arada birlikte takılırdık. Bu yüzden birbirimizin her bokunu biliyorduk. Normalde resmi konuşurdu. Ama özel meselelerde resmiyet defteri kapanır,
“Patron, babanız sizi arıyor."
“Bir sorun mu var?"
“Hayır. Sadece eve gitmediğiniz ve haber vermediğiniz için merak etmiş."
“Tamam, birazdan çıkalım. Kız eve vardı mı?"
“Henüz değil, ama az kalmış, varacaklar."
“Güzel... Ne düşünüyorsun? Nasıl birisi sence." Eğer düşüncelerimiz aynıysa haklıyım diye bir inancı vardı. Bu yüzden sormadan edemezdim.
“Aslında bazı prensipleri var gibi. Ama güzelliğine bir şey diyemem, dikkatine de. Size hipnotize oldu mu? Olduysa, iş işten geçmiştir."
“Hipnotize oldu da, aşık olmadı tabi. Sonuçta yeni tanıştık, ne bekliyorum. Ama hala benle inatlaşacak potensiyele sahip. Sence buna devam etmesini mi sağlasam? Yoksa fazlasıyla mı korkutsam?"
Düşünmeye başladı. Mantıklı bir cevab vermeliydi. “Eğer korkarsa, korku aşka değişemez. Eğer inatlaşmaya da devam ederse, sonuç aynı. Bu yüzden sizin değişmeniz gerek. Bazı küçük jestler gibi. Abartılı olmayan ama sevimli görünen bir hediye olabilir mesela."
Başımı aşağı yukarı salladım. Belki de gerçekten böyle iyi olacaktı. Telefonumu alıp saate baktım, 19:46. Güneş batmıştı artık. Son ışıklarını adamlara “Yemekleri paket edin, evde yerim." diyerek Richard ile oradan ayrıldım. Otelden çıkınca adamlardan biri aradı.
“Efendim, kızı evine ulaştırdık."
“Güzel." Telefonu kapattım. Keyfim yerine geldi sanki. Arabaya binince başımı cama yaslayıp dışarı baktım. Üsümde kocaman bir sırıtma oluştu. İçimden deliler gibi kahkaha atmak geliyordu.
“Oooh, ne bu iş? Daha dün tanışmışsınız. Sen galiba çoktan aşık olmuşsun." Richard ön aynayı çevirmiş, hem yola hem de bana bakıyordu. “Aklını alan güzelliği mi oldu, zekası mı?"
“Aşık olmadım. Saçmalama."
Arabayı kenara çekti. “Şşşt, yeme beni. İmajın kaymış. Neye eridin sen böyle? Fiziği mi güzeldi? Bedenine falan mı dokundun yoksa? Anlat işte uzatma."
“Farklı olan gözleri lan. Yeşil… Hiç yeşil gözlü kız görmedim. İlkokulda vardı ama o da güzel değildi. Güzeldi de bu kadar değildi. Gözlerime bakınca hızlanan nefesinin nasıl yavaşlayışı, gözlerinin sakinlenişi…" İmalı baktığını görünce “Saçmalama. Fiziğine bakmadım."
“Ben de yedim. Öncekini niye sevdiğini hatırlatayım."
“Gerek yok!"
“Vücut hatları. Mükemmel bedeni…"
Kulaklarımı kapattım. “Tamaaam. Kes artık. Ergendim o zaman. Ne bileyim?"
“Seni kaç kere uyardım?"
“YETER!"
“Sayamayacağım kadar çok."
Kafamı ön koltuğa vurdum. “Yalvatırım! Suuus!"
Önüne dönüp arabayı çalıştırdı. “Ooof, sen daha çok büyüğeceksin. Baban bunları öğrenseydi seni utancından öldürürdü."
“O kadar da değil be!"
“Tabi tabi. Ben utandıysam o daha beterini yaşar." Yola devam ettik. “Doğruyu söyle. O kızda ne gördün?"
“Yani… Genelde… Offf! Genelde benle konuşanlar ya samimiyeti korur, ya da korkar. Lily öyle değildi. Mafya ailesinden olduğumu bildiği de bile bana sert tavır sergilemeye devam etti. Akıllı da. Emir kabul etmiyor. Babasına olan nefreti ateş ediyor. Galiba fazlasıyla dizi, çizgi film falan çok izlemiş."
“Mafya dizileri de dahil, değil mi? O yüzden huylarını blöf olarak algılamış."
“Bence de öyle. Başka açıklaması yok."
Evin önüne geldik. Normalde daha geç saatlerde gelirdim ve bir sorun olmazdı. Babam beni neden merak etmişti ki? Kapıdan içeri girdiğimde salonda kanepede oturmuş sigara içtiğini gördüm.
“Oooh, iyi akşamlar oğlum. Nasılsın?" Sesinde keyif vardı.
“İyidir babam. Baya keyiflisin, toplantı iyi geçmiş demek." Konudan caymak için konu açıyordum.
“Eee, Edward Wilson'la kim işbirliği yapmak ki? Para tekliflerini görsen…" parmak uçlarını birleştirip öptü ve havaya yolladı. “Basit bir inşaattan bu kadar para alacağımı beklemezdim." Anlattıkça daha da keyiflendi. Aslında bu huyunu severdim.
“Bekle, üstümü değiştirip geliyorum. Daha detaylı anlatırsın."
Arkama dönüp odama giden merdivenlere yürüdüğümde beklemediğim o cümleyi kurdu: “Beni kız arkadaşınla ne zaman tanıştıracaksın?" Cümle imalarla doluydu. Lily'le görüşeceğimden haberi yoktu. Nasıl öğrendi ki?
“Anlamadım?" dedim ona dönerek. “Hangi arkadaş?" Bence rolümü iyi oynuyordum. Ama o yutmadı. Yerinden kalkıp yanıma geldi. “İşlerim kadar oğluçla da ilgilenirim. Güvenlik kameraları yalan söylemez. Bugün otele kız götürmüşsün, yarım saat kadar sonra da çıkmışsın. Ne iş?"
Babam takıntım olduğumu ve birilerine hızla bağlandığımı biliyordu. Önceki kız arkadaşlarımdan ayrılmamın sebebi onları korkutmasıydı. Kim sevdiği çocuğun mafya ailesinden olduğunu bilse tırsardı. Lily'de o yüz yoktu tabi. O kızlara olan takıntımı ve bağlılığımı babam sayesinde koparmıştım. Ama Lily korkmadığı için belki onu bırakamazdım.
“Bir cevap vermedin." Ses tonunda sertleşme oluştu.
“Kız arkadaşım değil, sıra arkadaşım. Tamam, önceki gibi takıntım uyandı. Ama Lily benden korkmuyor." Aptal dilim! Ne diye söyledim adını?
“Lily… Demek yeni hikayemizin adı Lily. Bakalım ne kadar sürecek?"
“Benden hoşlanmıyor." sesim soğukkanlılaştı aniden.
“Ne farkeder? Sen kendini bir şekilde aşık edersin. Önemli olan görünüşü ya da güzelliği değil. Önemli olan kalbinin güzelliği. Mafya ailesinden olduğunu biliyor mu?"
“Evet. Ben söylemeden tipimden anladı."
“Peki ona insanları öldürdüğünden bahsettin mi? Sana öğrettiğim reflekslerden?"
“Hayır. Daha ilk buluşmamız bugün oldu."
“Gerisi de gelecek yani."
Farkına varmadan gözlerimi kaçırdım. Farkına varınca da kendime şaşırdım. Ben hiç göz temasımı kaçırmazdım. Ve bu devamı var demekti.
“Peki diyelim senden ayrıldı, ne yapacaksın? Gitmesine izin mi vereceksin? Yoksa… yoksa takıntın olduğunu itiraf ettin mi?"
“Söyledim. Ama sadece takıntıdan korktu. Bana gelinceyse sonuna kadar aynı davrandı. Korkmuyor."
“Kızı farklı kılan ne?"
“Bana lütfen. Üstümü değiştirip geleyim de öyle konuşalım." Beklemeyi kabul ettiği yüzünden belli oldu.
Odama çıktığımda korkmaya başladım. Bu sefer aynı olmayacaktı. Babamdan önce Lily'le ben konuşacaktım tabi. Tanımtı demekle değildi, kalbini kazanmak için çabalamalıydım. Onun korkmaması, güçlü dayanması gerekiyordu. Ne kadar soğukkanlı olsam da sıcakkanlı olsam da onunla birlikte olmak istiyordum. Beni kalbine kabul etmesi şartıyla tabi.