Üstümü değiştirip aşağı indim. Babamla karşılıklı koltuklara oturduk. O sorular soruyor, ben de gereken cevapları veriyordum. Suçlu-polis ilişkisi gibiydi. Doğrusu buna çoktan alışmıştım diyebilirim.
Ne varsa ve ne biliyorsam anlattım. Aslında fazla tanımıyordum da, bildiğim birkaç şey vardı. Babam da bu durumu iyi anlıyordu. Bu yüzden bu konuyu biraz tartıştık. Sonda konuyu zamanla anlarsın diyerek kapattı.
Sonunda sevgili üvey annem Sarah arkadaşlarıyla olan 'büyük' buluşmasından döndü. Arkadaşlarıyla buluştuğunu bir yerden anladım - kafası güzeldi. Ne zaman da arkadaşlarıyla buluşsa içerdi.
Bazen kendi seçimlerime şükrederdim, babam ve ya başkalarına bakınca. Bazen ve bu tip durumla karşılaşınca.
Babam konuşmaya çalışsa da mırıltılı sesiyle bir şeyler anlatmaya çalışıyor, bir yandan da tanımıyormuş gibi babama yürüyordu. Adamlarına daha fazla rezil olmamak için babam karısını kucağına alıp götürdü.
Aşklarının küçük meyvesi Alice arkalarından baktı ve yanıma geldi.
"Annem yine mi içmiş?"
"Bence sadece içmemiş. İçki havuzunda yüzmüş." diyerek güldüm.
"Aman ne komik. Neyse, sen kız bulmuşsun. Kimmiş o?" Beni nasıl vuracağını biliyor tabi şerefsiz.
"Sana ne ya benim özel hayatımdan!" diye bağırarak odama çıktım. Odamı dağıtmak istedim ama toplamak derdi de olduğunu hatırladım.
Az sonra Richard mesaj attı, yemeği getirmişti. Kapıya inip yemeği alıp tekrar odama çıktım. Tüm hıncımı etleri yiyerek çıkardım. Sonrası toparlanmış gibi geldi.
Saat 21:08-i gösteriyordu. Acaba mesaj falan mı atsam? Yoksa saçma mı olurdu? Önce korkutup sonra bölye yavşaklaşmak? Aslında iyi, halini soracağım sadece.
"Nasılsın?" yazdım. Cevap gecikecekti belli ki. Pencereden dışarı baktım. 5 dakika sonra mesaj sesi geldi ve kendimi yatağa atıp telefonu açtım. Aldığım mesajla almak istediğim mesaj arasında fark vardı.
"Ders çalışıyorum." Anlaşılan birileri ders çalışmayı çok seviyordu.
"Bu saatte ders çalışılmaz. Beynin yorulur."
Bir süre sonra mesaj geldi. “Ders çalışmayıp ne yapabilirim?"
"Beni düşünebilirsin mesela. Ya da bizi." Mesajı anında okumuştu ve hattaydı. Galiba koydu mu oturtmalı bir cevap düşünüyordu. Fazla geçmedi ki o da geldi.
"Ben zamanımı boşa harcamayı sevmiyorum." Beynimden gülle vurulmuşa döndüm. Birkaç kez okudum ama evet, doğru okumuştum. Ardından devamı da geldi. "Eğer ortada karşılıklı bir ilişki yoksa ve birilerine bir duygu beslemiyorsan onu düşünmenin ne anlamı var?" İşte şimdi hak verdim.
Bir süre sonra fotoğraf attı: "Bu konuyu biliyor musun?"
Fotoğrafa baktım, yine matematikti. Şahsen düşünmesine şaşırmadım çünkü bi tık zordu. Cevabı söyledim ve nedenini izah ettim.
"Teşekkürler. Demek ki kafan derse de çalışıyor."
Bilmediği bir şey vardı. Ben sınıf birincisiydim. Belki de biliyor ve ironi yapıyordu. Şimdi tartışmak istemedim çünkü hesabını yarın soracaktımım.
***
Erkenden okula gelmiştim. Aslında erken gelmeyi severdim. Sabahın sessizliğinde pencereden dışarı bakıp kuşları izliyordum. Mükemmel hissettiriyordu.
Lily’nin okula girdiğini gördüm. Neden erken gelmişti ki? Geçen sefer söylediklerimden miydi acaba?
Yerime oturdum. Elimi silah gibi tutup kapıya doğrulttum. İçeri girdiğinde pyuuu diye ateş eder ses çıkarıp sırıttım. Yerinde durup boş boş yüzüme baktı ve "Akıl sağlığının kaç seviye olduğunu merak ediyorum. Nasıl büyüdün sen?" dedi.
"Erkek gibi büyüdüm işte." dedim özgüvenle.
Çantasını yanıma koyup pencereleri açmaya gitti. Aradan gerizekalı diye fısıldadı. Normalde başkası duymaz ama ben duyuyordum. Kasten "Duydum seni." dedim.
Eli durdu. Anlamamış gibi bana baktı. Tabi duyma imkanım olduğunu sanmıyordu başkaları gibi. Son pencereyi açmaya gitti.
Ayağa kalktım ve beklemediği anda pencerenin yanında sıkıştırdım. Şaşkın gözleri ne yaptığımı anlamaya çalışırken yanağına dokunup "Ben uzan mesafeden sesler duyabilirim. Yani fısıltıyla bile söylediğin şeyleri duyarım." dedim.
"Mesela?" diye kaşlarını kaldırdı.
"Mesela az önce gerizekalı dediğini duydum. Dün dersten çıkarken in yakamdan yaa dediğini de duydum, önceki gün seni eve götürdüğümde yolda bir sen eksiktin dediğini de duydum. Hatta otelde içeri girerken kahretsin dediğini de duydum. Tabi sonuncu bana ait olmaya da bilir ama neyse."
Yüzü kızardı hafif.
"Ama iyi yönden bak, senden acısını çıkarmıyorum. Duymamış gibi yapıyorum. Bu daha iyi değil mi?"
"Ödüllendirilmeyi istiyorsan, yanlış kişiyim." Cevabından da kalmadı tabi.
Başını çevirmek istediğinde kendime doğru yönelttim. Gözgöze geldik. Gözleri gerçekten de büyüleyiciydi. O bana hipnotize olmuşken ben de o gözlere bağlanmıştım. Güzelliğini ön plana atan onlardı. Belki benim gibi kahverengi gözleri olsaydı sıradan görünürdü.
Dudaklarına yaklaşmak istediğimde yakamdan tutup durdurdu. Buna şaşırdım işte. Önceli kız arkadaşlarıma da böyle yanaştığımda tepki vermemişlerdi aslında.
"Tamam, çekil." dedi kısık sesle. Ben kıpırdamayınca kolumun altından geçip yerine oturdu. Ben de yanına geçtim.
"Aslında bir ayrıntı aklıma geldi ve sormadan edemem."
"Başa aldık. Buyur." Yüzüme bakmasa da bakışları dinlediğini gösteriyordu.
"Benden korkmuyorsun ve çekinmiyorsun. Mafya ailesinden olduğum bilsen bile umrunda değil. Şimdi de aynı şekilde davranıyorsun. Peki neden dün takıntım olduğunu söylediğimde korktun? Hatta fazlasıyla korktun!"
Bakışları önce bana sonra önüne döndü. Sertçe yutkundu. Bunun anlamını biliyordum, geçmiş!
"Aslında… bu ilkokulda takıntılı biri yüzünden, hem kolstrofobim hem travmam, hem de panikatağım olmasına yol açtı."
"O nasıl bir şey üçü birinde gibi?"
"Şöyle ki üç kişiydiler ve liseliydiler. Takıntılı bir kıza koşarken yanlışlıkla çarpmamla çocukluğumu zehir ettiler. Travmam gruptan ayrıldı, ama arkadaşları yerini aralarında paylaşıyor." Yüzünde alaylı gülümseme yarandı. Ama bu ifade o kızaydı, değer miydi anlamında.
"Gerisini de anlat."
"Olmaz. Şimdi ağlamak istemiyorum."
"Anlat!"
"Emirlerden nefret ederim. Anlatmak da istemiyorum. Başka zamana artık." Sesi ve bakışları netti. Konuyu uzatsam bağırabilirdi. Aslında uzatmak isterdim ama birinin adım seslerini duymak planlarımı bozdu.
"Tamam, ama mutlaka anlatacaksın." Sesimi emir olmayacak yönde ayarladım.
Sırıtarak "Aaaah, öğrendin hemen. Anlaşılan seni eğitmek zor olmayacak." dedi.
Belki de haklıydı. Her lafını dinlerdim, onu kırmazdım ve peşinden ayrılmazdım. Ama benim de bir kişiliğim vardı. Arada laf geçirirdim, sert davranabilirdim. Ondan vazgeçmek istemiyordum çünkü eğer tartışmamız bana eğlenceli geliyordusa gerisi de gelecekti.
Kapı açıldı ve Lauren içeri girdi. Önce şaşırdı bizi yalnız görünce ama düzelip yerine geçti. Sonuçta sıra arkadaşıydık diye düşündüğünü düşündüm.
Lily çantasından kutu çıkarıp "Kurabiye var, ister misin?" diye sordu. Başımı hayır anlamlı sallamama rağmen masaya minik bir kurabiye koydu bana uzattı.
"Lauren, kirabiye ister misin?"
"Olur, neli?"
"Çikolata süt karışık."
Evde yapmıştı galiba, sıcacıktı kurabiye. İşte etkilenmem için bir sebep daha. Tabi ben de güzel aşçıydım ama tatlı yapamazdım, anca yemek.
"Mmm, güzelmiş. Ne ara yaptın?"
"Aslında akşamdan yapmıştım. Sıcak sevdiğim için ısıttım biraz. Yine vereyim mi?"
Onlar muhabbete girerken ben de kurabiyeleri arzuluyordum. Sınıf dolmaya başlasa bile gelmemeye inatlıydı sanki. Kalemi alıp masanın ona ait tarafına kocaman harflerle KURABİYE yazdım. Görürse belki bir tane daha verirdi. Diğer kızlar yanlarına geldiğinde onlara da kurabiyeden verdi.
Zil çalınca yerine geçti. Kutuda 4-5 tane kalmıştı artık. Çantasından kitabı çıkarıp yazının üstüne koydu. Gerçekten de sinirlerim bozulmaya başladı. Kurabiyelerin kokusu burnumu ele geçirmeye başladı. Dayanamayıp üç tanesini aldım. Birini direkt ağzıma atıp diğerini de kenara koydum.
Aldığım anda kendisi de şaşkınca kutuya baktı. Dönüp yüzüme baktığında ben ağzımdakini bitirmekle meşguldüm.
"Üzgünüm, seni unuttum."
Ağzımdakini bitirip kitabını kaldırdım ve yazdığım yazıyı gösterdim. Yazıyı görünce silgiyle temizlemeye başladı.
Duyması için başımı masaya koyup fısıltıyla "Tadı güzeldi." dedim. Başıyla karşılık verdi.
Aslında sevdiğim kadında bazı farklı özellikler olmasını isterdim. Buna aşçılığının iyi olması da dahildi, birilerini öldürdüğümü kalpten olmasa bile kabul etmesi de. Lily ilk aşamayı çabalamadan ve ben söylemeden geçmişti. Belki diğer aşamaları da iyice geçebilirdi. Öldürme meselesini ben sonra da halledebilirdim.
"Ders bitince benimle geliyorsun." dedim sakince. Şaşırdı tabi. Önümüzde oturan Lucy gözucuyla bize döndü.
"Neden?" gerginliği sesinden belli oldu.
"Gelince anlayacaksın."