10. Bölüm: Gezi

1514 Words
Lily Enderson. Son dersimiz bittiğinde çantamı hızla toplayıp herkesten önce sınıftan çıktım. Robert başını masaya koyduğu için beni farketmedi bence. Birinci kata indiğimde telefonuma arama geldi, Robert'ten. Tırsarak arkama döndüm. Merdivenin başında durmuş bana bakıyordu, elinde de telefonu. Gözlerimi kocaman açmış ona bakıyordum. Telefonu kapatıp yavaş yavaş aşağı inmeye başladı. Ömrümden ömür gidiyordu sanki. Tam önümde durdu. Sesi gayet sakindi. "Nereye gidiyorsun?" "E-eve…" "Peki ben sana ne dedim?" "Seninle gelmemi istedin." "O zaman neden gidiyorsun?" diye sordu sakinliğini koruyarak. Korkumdan cevap vermedim. Koridorda oluşan sessizlik içimi burktu. Herkes bize bakıyordu. Belli ki Robert kendini daha önceden meşhur yapmıştı. "Takip et beni." diyerek sakince yanımdan geçti. Merdivenin başında duran Emely ve Amely irice açılmış gözleriyle bana bakıyorlardı. Bir yandan korku da vardı gözlerinde. Bir şey diyemedim ve yapamadım bir an. Korkuyla çıkışa döndüğümde kapının yanında bana baktığını gördüm. Ağır adımlarla yanına gittim. Merdivenlerden inip arabaya yöneldi. Bense yarıda durdum. Araba olması şart mıydı? Kalbim o kadar hızlı çarpıyordu ki patlayacaktı sanki. Arabanın kapısını açıp "Hadi gel." dedi. En azından millet içinde saygılı davranması iyiydi. Ses çıkarmadan arabaya bindiğimde kapıyı kapattı. Cam koyuydu ama bize bakıp aralarında konuşanları gördüm. Emely ve Amely'nin yüz ifadesini görünce telefonumu çıkarıp "Merak etmeyin, sadece biraz dolaşıp döneceğiz." dedim ama kendim de kendime inanamadım. Bari onlar inansın. Şoför arabayı çalıştırdı ve gaza bastı. Normalde geldiğim yolun tam aksi, bilmediğim bir yerlerdi. Şehrin içine gidiyordu sanki. "Nereye gidiyoruz?" diye sordum çaresizlik ve merakla. "Hmm?" Bana baktı. "Söylemedim mi?" Yüzündeki samimi ifade kötü bir şey olmayacağını gösteriyordu. "Neyi?" "Buralarda yeni olduğun için seni dolaştırmak istedim. Şehri gezeceğiz." "DALGA MI GEÇİYORSUN BENİMLE?" Sesim kontrolsüzce bağırmışım kadar yüksek çıktı. Ağzı açık kaldım, o da öyle. Bağırmamı beklemiyordu anlaşılan. "Kalp krizi geçirecektim senin yüzünden! Başından beri söylesene!" "Ben söyledim sanıyordum." "Psikoloji biliyordun. Bilmediğimi yüz ifademden de mi anlamadın?" "Sadece gitmek istemediğini sandım." "Tamam. Gitmek istemiyorumsa istemiyorum. Niye uzatıp da beni götürmeye çalışıyorsun?" Şoför araya girdi. "Yanlız, siz bağırıştıkça dikkatimi yola veremiyorum. Seslere dikkat lütfen." Şoförün sözünden sonra sesim kesildi sanki. Ama öfkeli bakışlarım hala ondaydı. Öfkeliyken başkaları benden çekindiği halde nedense o hayranlıkla bakıyordu. Başımı cama yaslayıp dışarı bakmayı seçtim. "Nereye gideceğimizi sormayacak mısın?" Delirmemek için çantamdan kulaklığımı çıkarıp taktım. Ya sakinleşecektim ki bu sadece müzikle olurdu, ya da bağırmaya devam edecektim. Bir süre sonra kocaman binalar, restoranlar, kafeler, minik şirin mağazalar o kadar dikkatimi çekti ki o anın keyfini çıkarmak istedim. Az sonra araba durdu. Kapıyı açmak isterken şoför benden önce inip kapımı açtı. Arabadan indiğimde Robert'in şoföre ters bakış attığını ve şoförun de ona sırıtarak bir imada bulunduğunu gördüm. Anlaşılan kapıyı Robert açmak istemiş ama şoför ondan önce davranmıştı. Bu ikili arasında tuhaf bir ilişki vardı. "Biz yarım saate geliyoruz." diye telefonunda alarm kurdu. "Sonra nereye gideceğimizi konum atarım." "Tamam." Şoför arabaya bindi. Tam bilmiyorum ama galiba onu otelde görmüştüm. "Gel. Dolaşacağız. İstersen bir şeyler de alırız." Etraf o kadar güzeldi ki onu duymuyor gibi yapmak istiyordum. "Haaa-ha." diye geçiştirdim. Etrafımda 360° dönerken saniyeler içinde elimi tuttu. Bakışları sahipleniciydi, sanki yıllardır tanışıyorduk. O an kalbim hızla çarpmaya başladı. Bu 'romantik' anı şoförün müdahalesi bozdu: "Hey, kıza iyi davran. Eşya ve ya hayvan gibi değil, insan gibi, kız gibi, öğrettiğim gibi!" "Defol git artık! Anladık!" Şoför gülerek arabaya bindi ve kapıyı kapattı. Komik birine benziyordu. Belki iyi anlaşabilirdik. Bizden fazla büyük birine de benzemoyordu. 4-5 yaş civarı. "Nereye gidiyoruz?" "Neresini istersin?" bu sorusuyla şımaracağımı bence hayal bile etmemişti. "Her yere gitmek istiyorum ama hiçbir şeyi de yemek istemiyorum. Ne yapsam?" Telefonuma mesaj geldi. Amely: "Lily, neredesin?" En doğru cevabı verecektim tabi. Ben: "Galiba şehrin tam ortasındayız. Çarşı mı deniyordu? Etraf kafe-restoran kaynıyor. Beni resmen şehir gezidine çıkarmak için delirtmiş. Merak etmeyin ama, sorun yok. Annemin de haberi olmasın!" "Bak, sen de emir veriyorsun." Başımın üstünden telefonuma bakıyordu. "Sana ne? Kuzenimle benim aramda." "Tamam, sustum. Nereye gitmek istersin?" "Şehri bilen sensin. Sen gezdir." "Tamam." Etrafına bakındı. Nereden başlayacağını hesaplıyordu. "Tatlı sever misin?" Aşıkmış gibi sordu, tatlıya tabi. "Tatlılara bayılırım." "Önce yiyecek bir şeyler alalım, sonra tatlılara bakarız. Sandviç mi, pizza mı?" O sorana kadar benim gözler çoktan sucuklu mantarlı pizzayla elektiriklenmişti. "Gel. Gel." Kolumdan tutup içeri götürdü. Menü kadar fiyatlar da 'muhteşemdi'. Hangisini seçsem fiyatı yüzünden vazgeçmek zorunda kalıyordum. "Bunu mu beğenmiştin?" diye az önce gördüğüm pizzayı gösterdi. Çekindiğimi görünce de "Sen ne istediğine bak. Bugün hesap işi bende, 100% garanti." Sonra garsonu çağırdı ve siparişi verdi. Ardından da bana bakıp gülümsedi. "Önceki kız arkadaşlarını da mı buraya getirirdin?" Gülümsemeden eser elamet kalmadı artık. "Genelde yanlız gelirdim. İlk kez biriyle geliyorum. O da kıymetimi bilmiyor." "Daha önce kız arkadaşın oldu yani. Nasıl olmuş?" Böyle ilişki meselelerini merak ederdim. Hiç erkek arladaşım ve ya sevdiğim birisi olmamıştı. Belki de bu yüzdendi. "Evet, daha önce hoşlandığım iki kişi olmuştu. İlkinde o bana açılmıştı, duygularımız karşılıklıydı tabi. Ama… 2 hafta sürdü ilişkimiz. Beni sevmesinin nedeni paraymış, yani paradan yararlanmak için benimle birlikte olmak istemiş." Alnını ovalayıp sözlerine devam etti. "İkinci ilişkim de 2-3 ay sürdü. Şımarık biriydi. Her şeyden hoşlanmaz, sürekli gezip tozmak isterdi. Jest beğenmez, aldığını ya da yaptığını yüzüne vuran biriydi. Nasıl sevdim, kendim de sorguluyorum bazen." Merakımı saklayamayıp sordum. "Peki her ikisi de nasıl bitti?" Gözlerime baktı derinlemesine. Galiba konuştukça rahatlıyordu. "Aslında ikisi de babam sayesinde bitti. Babamın bir yöntemiyle." "Nedir peki?" "Boş ver. Başka zamana kalsın. Hadi yemeye geçelim." demesiyle pizzalar önümüze kondu. Aradaki tek fark onunkinin peynirli olmasıydı. İçecek olarak da kola almıştı. "Bu pizza büyük. Hepsini bitiremem ama." "Sorun değil, kalanını ben yerim." Merak ediyorum, bu kadar çok yiyip nasıl hala zayıf kalabiliyordu? Tamam, incesin, naziksin, ama konuşurken de ağzındakini yut bari! Ben daha yarıya yeni ulaşmışken o son dilimi ağzına götürüyordu. Sormadan edemezdim. "Sen ikisini üst üste mi koyup yiyorsun?" Ağzı dolu olduğu için başını aşağı yukarı salladı. "Ne pis boğazlısın sen!" Ağzındakini bitirdikten sonra geğirmeyi de ihmal etmedi. "Ahh, geğirdiğim için özür dilerim. Ben de kendimden beklemiyordum. Ama doymadım." Şaşırmadım tabi. Bir önümdekine bir de bana baktı. "Sadece iki dilim!" dedim ve pizza tahtasını ona uzattım. Hemen de iki dilimi üst üste koyup aldı. Aslında hem komik, hem de odun gibi görünüyordu. Pizzalar bittikten sonra dışarı çıktık. Anlaşılan aslanlar doyunca sakin oluyordu. Etrafı inceliyordu, şimdi nereye gitsek diye. "Gel, burası." diye bir mağazaya girdik. Tatlı oyuncaklar, peluşlar ve arsesuarlar vardı. "Ne istersem alabilirsin." diyerek beni önden gönderdi. Etrafta dolanırken bir panda gördüm. Anılarım arasında bir yeri vardı. Tüyleri yumuşak ve tatlı olan bu oyuncak kalbimi karartıyordu. "Beğendin mi? Alalım mı?" sesi hemen kulağımın arkasındaydı. Başımı iki yana sallayıp "İstemiyorum." dedim " Benim için hiç iyi bir anısı yok." "Anlamadım? Şu masum ayıyla ne yaşamış olabilirsin acaba? Rüyana falan mı gitdi?" "Küçükken babam doğum günümde almıştı. O oyuncağım en yakın arkadaşım gibiydi, bir yere kadar. Sonra sebebini hatırlamıyorum ama babam bana kızdı ve oyuncağı evin bahçesinde yaktı. Şimdi buna bakınca o aklıma geldi." Babam ne kadar iyi biri olsa da tersi sert ve tanınmazdı. Onu sevsem de bazı huylarından nefret ederdim. Bence normaldi, çünkü bazı arkadaşlarım da babalarıyla ilgili benim gibi anlaşıyordu. Robert diğer oyuncaklara baktı. Sonunda beyaz bir tavşanla geldi. "Bu nasıl? Bence sana benziyor." Tüylerine dokundum, yumuşacık olması yüzümde tebessüme yol açtı. "O zaman alıyoruz." diyerek kasa tarafa gitti. "Hayır, gerek yok. Ayrıca anneme ne derim?" dediğimde "Arkadaşım aldı dersin, biter." dedi. Bir de minik tavşan aksesuarı alıp "Al, çantana takarsın" dedi. Beklemediğim anda beklemediğim hediyeyle burun buruna geldim. Beklenmedik şeyleri severdim tabi ama bu farklıydı. Birlikte dışarı çıktık. Sora sora bir de çilekli milkshake aldı. Bence kibarlığını örten şey gururu ve görünümüydü. Oysa sevdiği kız için çok şey yapmaya hazırdı. Gezmeye devam ederken alarmı çaldı. Yarım saat dolmuştu galiba. Telefonuna bakıp alarmı kapattı ve bana döndü. "Şimdi seni çok etkileneceğin bir yere götüreceğim." dedi. Arabanın yanına geri döndük. Bir şey demeden kapıyı açtı ve arabaya bindim. Kendisi de dönüp diğer kapıdan bindi ve yanıma oturdu. "Şimdi nereye gidiyoruz?" dediğimde bana dönüp " Süprizi bozmak istemem ama muazzam bir yer. Sadece yükseklik bir yerde." Şoför arabayı çalıştırdı. 5 dakika sonra şehirden tamamen çıktık. Biraz yüksek bir tepe yoluna geldik. Araba normal yoldan çıkıp ağaçların arasında ilerledi. Bir raddeden sonra durdu. Robert kapıyı açıp indi. Onunla birlikte ben de indim. Çantaları yine arabada bıraktık ama telefonumu yanıma aldım. "Yürüyebilir misin? Yoksa elini tutayım mı?" "Sorun yok gelebilirim." dememle ayağım kaydı. "Gelemezmişim." Elimden tuttuğu gibi kendine çekti. Bir anda aramızdaki mesafe kısaldı. Elimi bırakmayacak gibi tutup peşinden götürdü. Arada da dönüp bakıyordu, yürüyebiliyor muyum diye. "Geldik, burası." dedi. Başımı kaldırdığımda ağzım açık kaldı. Şehir manzarası vardı. Los Angeles resmen ayaklarımızın altındaydı. Şehirler, sokaklar, kusursuz bir görünüm yaratıyordu. "Nasıl hissediyorsun?" "Muazzam… Harika yani… E-etkileyici…" "Şimdi konuşabilir miyiz acaba?" Rica mı etti o? Yüzüne baktığımda gözlerindeki samimiyeti gördüm. Yüzüne baktığımda aynı samimiyet ve aynı resmiyet vardı. Değişmişti sanki. Ve az evvel düşündüğüm gibi, sevdiği kişi için her şeyi yapmaya hazır biriydi. "Lily, biliyorum, okulumuzda geleli üç gün oldu. Seninle tanıştığımız da üç gün oldu. Çok erken olduğu da açık. Ama bugün sana aslında göründüğüm gibi olmadığımı gösterdim. Tamamen kendimi ve sana nasıl davranacağımı gösterdim. Şimfi sana bir soru sormak istiyorum." Aha, şimdi başlıyoruz. Merak dolu bakışlarla birbirimize bakıyorduk. Ne soracaktı ki? "Lily, benimle çıkar mısın?" Kalbim durmadan çarpmaya başladı. Çokma teklifi mi etti o? Bana mı? Şimdi mi? Neden? "Ne dersin?" Ne diyeyim?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD