11. Bölüm: Mesaj

1113 Words
Eve gidiyorduk. Arabada derin sessizlik vardı. Ne soru sorabilirdim ne de başka bir şey. Evin önünde durduğumuzda "Her şey için teşekkürler" diyerek kapıyı açıp dışarı çıktım. "Lily?" Dönüp ona baktım. Gitmek istiyordum ama kalbim de kal diyordu. Bir anda sanki o da ne diyeceğini bilemedi. "Yarın okulda görüşürüz." dedi. Başka bir şey demesini isterdim aslında. "Görüşürüz." diyerek kapıyı kapattım. Araba çalıştı ve gitti. Aldığı tavşan, aksesuarı, yarım kalan milkshake, hepsi ellerimde kaldı. Düşüncelerle dolup taşarak eve girdim. "KIZ! NEDEN TELEFONA BAKMIYORSUN? SEN BİZİ DELİRTECEK MİSİM?" Amely'nin bağırmasıyla irkildim. İkisi de yanıma geldi. "Nasıl geçti?" "Bunları o mu aldı?" "Sana bir şey mi dedi? Bir şey mi yaptı?" Geçip koltuğa oturdum. Kalbim hala hızla çarpıyordu. "Anlat artık! Öldük meraktan!" "Tamam, şöyle başlayayım. Dediğim gibi, şehir merkezine gittik. Pizza yemeye götürdü." yüzüme gülme geldi anlık. "Ben teker teker yerken o ikisini üst üste koyup yiyordu." İkisinin de yüzündeki ifade anlatmam için daha da heves yarattı. "Sonra biraz gezdik. Ve bu tavşanı aldık. Daha doğrusu bana benzediğini düşünerek seçip aldı." "Anlamadım. Önce pizza, sonra oyuncak… Peki hepsini yaparken hiç mi sert değildi?" "Hayır aslında. Gayet iyi anlaşabiliyorduk. Yani samimiydi bana, duygusal açıdan." "Oha, ne anlattı?" Emely konumdan tutup salladı. " Olmaz, anlatamam." dedim. Özeldi yani. Birinin özelini paylaşmak doğru olmazdı sonuçta. "Peki sonra?" "Sonra da işte konuştura konuştura milkshake aldı. Sonra da tepeye çıktık. Komple şehir manzarası falan… Kendimi uçuyormuş gibi hissettim. Harika ve eşsizdi." Yüz ifadelerinden hiç tepeye gitmediklerini anladım. Ama esas konuya gelince yüzüm düştü. Hiç anlatmak istemezdim. "N'oldu?" "Kötü bir şey olmamıştır, değil mi?" "Yok. Yani… şöyle ki… bana çıkma… teklifi etti." Ağızları açık kaldı. "İşte ben de böyle kaldım." "Ne dedin peki? Ne dedim peki? *** "Ne dersin?" "Sen ciddi misin?" diye konudan kaçınmaya çalıştım. "Ben gayet ciddiyim. Ne düşünüyorsun?" "Farkındaysan, bir gün önce bıçak çıkarıp ölümle tehdit ettiğin kıza şimdi çıkma teklifi ediyorsun." "Lütfen unut bunu. OFFF!" Saçlarını çekiptirdi. Bunu yaptığı için pişmandı galiba. "Ben o anı kafama kazıdım. Çocuğumun çocuğunun çocuğuna da anlatırım. Belki onun da çocuğuna." "Yani ikimizin çocuğuna." Bu cümlesiyle nefesim kesildi. *** "Ayy tamaaam. Lily, ne dedin?" "Delirtme bizi, ne dedin?" *** "Vereceğin her karara saygı duyarım. Sorgulamam da. Şimdi tekrar sormak istiyorum. Lily, benimle çıkar mısın?" "Ben… bilmiyorum." Şaşırarak baktı tabi. "Bak, sana saygım var, her türlü. Bugün gördüğüm ve anladığım kadarıyla sen sevdiğin birine fazlasıyla değer veren birisin. Vazgeçmezsin ve sonuna kadar gidersin. Bu hoşuma gitti. Yani bence fazlasıyla iyi bir şey. Ama…“ saçlarımı karıştırdım. Gerisini nasıl getirsem? "Ama?" sonunu beklediği belliydi. "Daha önce sevgilim ve ya sevdiğim birisi olmadı, hoşlandığım da olmadı. Bu aşk meselesini o kadar da anlamıyorum ve geleceğe bırakmak istiyorum. Ayrıca hedefim üniversitede 100% burslu okumak olduğu için sıkı çalışıyorum ve vaktim olmuyor. Yani birlikteliğimize zaman ayıramayabilirim ve buluşmalarımızı sürekli erteleyebilirim. Bu yüzden sonradan birbirimizin kalbini kırmaktansa başından beri birlikte olmamamız bence daha iyi olur. Sen de düşünüyorsun?" *** "Ne dedi?!" Emely kolumu koparacak gibi salladı. "Ne diyecek ki? İstemiyorum demişsin işte. Yok, ille de sen olacaksın diyecek hali yoktur umarım." dedi Amely. Bu cümlesi karşısında kaşlarımı kaldırınca "Varmış…" dedi. *** Başını sallayıp düşündü. Vazgeçmesini istemiyordum. Ama hala beni düşünmesini de istemiyordum. Yüzüne gülümseme geldi. "N'oldu?" diye sordum, sormadan edemezdim. "Bilmiyorum dedin, hayır demedin. Yani hala umut var." "O kadar da değil artık. Bunu fırsata çevirmezsin, değil mi?" "Düşündüm ki haklısın. Hangi başarılı öğrenci burslu olmak istemez ki zaten?" Biraz düşündükten sonra "Peki ya sana yardımcı olsam?" "Nasıl?" "Şöyle, hem sevgili olalım, hem de üniversiteye birlikte hazırlanalım. Sana her şeyde yardımcı ve destek olurum. İstersen kendi notlarımı da seninle paylaşırım. Seni memnun edecek her şeyi yaparım. Bana sadece cevabını söyle." *** "Bunu gerçekten de o mu söyledi?" "Lily, inanılmaz ve şanslısın. Aynı anda hem okula başladın, hem de erkek arkadaşın oldu." Bakışlarım heveslerini kırdı ama. "O kadar da kolay değil, kızlar." *** "Ben… bilmiyorum. Gerçekten de bilmiyorum. Sevgili olmanın bile ne anlama geldiğini bilmiyorum." "O zaman bana bırak. Beni izle, sana olan sevgimi izle. Belki zamanla düşüncelerin değişir. Ne dersin?" Cevap veremedim. Kararsızdım çünkü. "Tüm gün içimde kaldı da, daha doğrusu, kurabiyeden sonra. Acaba sarılabilir miyim?" Kararsız kaldığımı görünce sakince yaklaştı. Göz göze geldik. Bir yandan istesem de diğer yandan istemiyordum. Ellerini omuzlarıma koydu sonra da yavaşca sarıldı. Nefesi sıcaktı. Sarılmak sanki hoşuma gitti. Ellerim beline, oradan da sırtına gitti. Birkaç saniye sonra ayrıldık. "Teşekkür ederim, en azından dinlediğin için. Bir de… gönlünce doğru bir karar vermeni umarım." Bunu söylediğinde yüzü asıldı ve bu benim için o kadar da iyi değildi. "Hadi gidelim. Seni eve bırakmamız gerek." *** "Sarıldınız mı resmen? Ohaaa…" "Emely, dur bir saniye. Peki sonra? Sadece bilmiyorum mu dedin?" Dikkatle gözlerime bakıyordu. "Elbette. Başka ne diyecektim ki?" "Lily, sence hangi kararın doğru? Evet mi, hayır mı?" Anlaşılan Amely hiçbir şeye bakmıyor, sadece sonucu görmek istiyordu. Robert Wilson Kendimi hiç iyi hissetmiyordum. Tamam, direkt kabul etmesini zaten beklemiyordum ama bu cevabı hiç beklemiyordum. Lily gittikten sonra camdan dışarı öylece dalıp gitmişim. "Ne o? Seni red mi etti?" "Hayır." dedim gözümü camdan ayırmadan. "Ama kabul etseydi mutlu olurdun. Ne dedi o zaman?" "Bilmiyorum dedi. 100% burs kazanmak için sadece dersine odaklanmak istiyor. Sonradan birbirimizin kalbini kırmaktansa başından beri birlikte olmamamız bence daha iyi olur dedi." "Kız halkı. Ama aptal da." "Nedenmiş?" Sesim sertleşti bir an. "Ben olsam senin gibi birini direkt reddederdim." Kafasına bir tane geçirdim. Alay ediyordu benimle. Gülmesi daha da sinirlerimi bozdu. "Ama neden hoşlandığını şimdi anladım. Güçlü ve cesaretliymiş. Bıçak çıkarmana rağmen reddertmemiş seni." "Yeter yaa! O da aynı şeye takıldı, sen de! Ne bıçakmış be!" İsyanıma rağmen utanıyordum. Doğru yapmamıştım, biliyordum. Ama yüzüme vurulması da hoş değil yani. Odama geçince kendimi yatağa attım. Bu konuyu düşünmeliydim. Acaba bir yanlışım mı vardı? Acaba yanlış mı giriş yaptım? Acaba bir daha buluşmak istesem kabul eder miydi? Acaba denese miydim? Yoksa beklemeli miydim? Telefonu elime aldım. Sohbeti açtım. En son akşam soru sormuştu. Ondan sonra hiç konuşmamıştık. Yazsam mı? Yazmasam mı? Parmaklarım kkavyede oynadı: Bence yarın da buluşalım. Hayır, saçma oldu. Yarın da buluşalım. Emir gibi oldu, ayrıca buluşmak değil de gezmek demem gerekmiyor mu? Yarın nereye gidelim? Kız şehri tanımıyor Robert, saçmalama! Dün akşamki saçmalığımdan daha fazla ne kadar saçmalayabilirdim ki? Yarın da gezmek ister misin? Hah, bu iyi gibiydi. Aslında bu akşam da olurdu. 'Yarın da gezmek ister misin? Ya da bu akşam?' Mesajı gönderip telefonu kenara attım. O mesajı görene kadar bana rahat yoktu. Yarım saar boyunca odada git gel yaptıktan sonra telefona mesaj geldi: "Akşam olmaz. Teyzemlerle kafeye gidiyoruz." "Yarın?" Bir şeyler yazıyordu ama uzun sürüyordu. Belki de kararsızlıkla yazıp siliyordu. "Bilmem. Olabilir. Yarına havaya nazaran bakarız." Şöyle bir ohh çektim. Neden öncesinde hiç bu kadar zorlanmadım. Diğer kızlar mı çok basitti. Yoksa Lily mi farklıydı? Ardından mesaj geldi. "Umarım bu sefer beni delirtmeden nereye gideceğimizi söylersin." "Tabi ki. Ama önce mekan seçmem lazım."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD