2. Bölüm: Julia

466 Words
Çocukken hayatım… sessizliğin içinde kaybolmuştu. Annemin gözyaşlarını, babamın öfkesini, üvey annemin soğuk bakışlarını hatırlıyorum. Kazara çarptığım her eşya, kırılan her oyuncak… sanki hepsi benim suçumdu. Ve o kaza… Küçükken bir araba kazası geçirmiştim. Yalnızdım. Acıyla kıpırdayamıyor, dünyayı sadece gözlerimle izleyebiliyordum. Tekerlekli sandalyem, çocukluğumun demir kafesi olmuştu. Aynı zamanda en yakın arkadaşımdı. Ama ruhum teslim olmadı. İçimde bir ışık vardı; nefes aldığım her an, hayatta kalmak için savaşmaya devam ettim. Yıllar geçti. Ameliyatlar, tedaviler, acı… Ve sonunda ben, Julia, artık yetişkin bir kadın olmuştum. Ama o küçük kız hala içimdeydi. Ona söz vermiştim: Bir gün, kendi dünyamı kuracak ve benim gibi acı çeken çocukların hayatlarını değiştirecektim. Doktorum, elinde raporlarla odaya girdi. “Ameliyat iyi geçti,” dedi. Sesi ciddi ama umut doluydu. “Birkaç gün boyunca tam güçte olamayacaksınız. Beyin ameliyatı sonrası bu normal.” Gülümsedim. “Biliyorum,” dedim sessizce. “Ama en kısa sürede işime dönmeliyim. Çocuklar bekliyor.” Ve gerçekten bekliyorlardı. Robert… hayatımın en güzel sürpriziydi. Onun gülüşü, elleriyle beni sardığı anlar… geçmişin acısını biraz olsun hafifletmişti. Evlendik. Birlikte bir ev kurduk. Her sabah gözlerinin içine bakmak, dünyadaki en güvenli yer gibiydi. Ama işime olan bağlılığım da evliliğimiz kadar güçlüydü. Her çocuk, her umut, her gülüş… projelerimizdeki her küçük ilerleme, içimdeki küçük kızın sesiyle yankılanıyordu: “Bırakma. Vazgeçme.” Robert bunu biliyordu. Bazen sessizce bana bakıp gülüyordu, bazen bilgisayarımda gizlice aldığım notları fark ediyordu. O da benim gibi biliyordu: bu, sadece bir iş değildi. Bu, hayatın ta kendisiydi. O gün bilgisayarımı açıp programları kontrol ediyordum.mHer çocuğun kaydı bir hikâyeydi. Her biri küçük bir zaferdi… ve her zafer, hayatın ne kadar kırılgan ama değerli olduğunu hatırlatıyordu. Robert yan odadan geldi. “Biraz dinlenmen iyi olur,” dedi. Başımı salladım.“Hayır. Çocuklar için çalışmam gerek.” Ve o an… İçimde bir ses beni uyarmış gibi hissettirdi. Sanki dünya o kadar da huzurlu ve güvenli değildi. Ama ben Julia’ydım. Ve ne olursa olsun, çocukların hayatını kurtarmaya devam edecektim. Birkaç yıl sonra yeniden kontrole gittim. Doktorum hiç beklemediğim o cümleyi kurdu: “Beyninizde kanser bulduk, efendim.” Dünyam başıma yıkıldı. Ben yürümek, koşmak, yaşamak hayalleri kurarken… beynim bana ihanet etmişti. “Eğer ameliyat ya da tedavi olmazsanız…” Elimi kaldırıp onu durdurdum. Gerisini duymak istemiyordum. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülüyordu. Az sonra Robert koşarak içeri girdi. Elimi sıkıca tuttu. Bir şeyler söylüyordu ama ben duymuyordum. Sanki hiçbirinin anlamı yoktu. “Vazgeçemezsin,” dedi sonunda. “Hep birlikte çalıştık. Bu kadar şeyin üstesinden geldik.” “Biliyorum… ama korkuyorum,” dedim ağlayarak. Gözyaşlarımı sildi. Çenemi tutup yüzümü kaldırdı ve gülümsedi. “Benim karım her şeyin üstesinden gelir. Hiç vazgeçmedi… şimdi de vazgeçmez, değil mi?” “Evet,” dedim titrek bir sesle. “Vazgeçmez.” “Eğer bırakırsan, herkese ihanet etmiş oluruz,” dedi. Elimi öptü, alnına yasladı. Gücümü hep ondan almıştım. En zor anlarımızda bile… birbirimize tutunarak ayakta kalmıştık.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD