Robert Wilson
Eve çoktan gelmiştim. Beynim çatlıyor gibiydi. İki yıldır, birini öldürdüğümde sadece onun yardım çığlıklarına alışıktım. Ama kadının olması ve yardım çığlıkları kafamı karıştırıyordu. Bir kadının acı çekişini duymak kalbimi yarıyordu. Sevmesen de, annem aklıma giriyordu. Babamın kendisini aldattığını öğrendiğinde ağlama ve hıçkırık sesleri camları boylamıştı. Önce babamın yakasına yapışıp “Neden?" diye onu soru yağmurlarına tutmuştu. Babamsa onu umursamamıştı. O gün ilk kez ona acımız ve onun için üzülmüştüm. Sabah da kendini astığını babamdan duymuştum. O zamandan 10 yıl geçmesine rağmen hala unutamıyordum.
Beynimin içinde o feryatlarla kalkıp oturdum. Geçmemekte inatlıydı sesler. Telefonumu elime aldım. Arabaya binerken kapatmıştım. Düğmesine basıp açılmasını bekledim. Telefon açıldığında ekrana 2 mesaj bildirimi geldi.
Birincisi: “Neden emir veriyorsun? Arkadaş arkadaşa böyle emir mi verir? İnadına normal saatte geleceğim."
İkincisi de: “Madem yüzün ciddiyete bağımlı, o zaman hallederiz. Seni konuşa konuşa hiç olmadığın birine dönüştürürüm ben."
Gelmeyeceğini sanıyordu. Ama gelecekti. O merakın içinde boğulduğundan gelecekti. Kendimi bir garip hissettim, ona ihtiyaç duyar gibi. Saat 23:51-di. Acaba uyanık mıydı?İnanmayarak bir mesaj attım: “Uyanık mısın?"
Saniyeler sonra cevap geldi: “Hayır, uykudayım." Tahmin ediyordum, alaycı davranıyordu.
“Napıyorsun?"
“Matematik çalışıyorum."
“Geç saatte mi? O kadar fazla ödev yoktu ki." Biraz sonra mesajı okudu. Mesajımla cevabı arasında geçen 1-2 dakika 1-2 asır gibi geldi.
“Biliyorum. Teyzem gıda zehirlenmesi yaşadığı için 4 saat kadar hastanede kaldım diye derse bakamadım. Pek zaman flrsatım da olmadı. Az evvel kendine geldi. Ben de yeni derse bakıyorum."
Ne diyeceğimi bilemedim. Ne şaka yapabilirdim, ne de alay. Bir fotoğraf attı. Çözmeye çalıştığı sorulardan biri, altına da “Nerede hata yaptım?" yazmıştı. Yazıyı dikkatle inceledim. Yazısı güzeldi, her şey yolundaydı. Sadece ' +43 ' kısmını atladığı için bir sonuca varmamıştı. Aynı yeri işaretleyip gönderdim. “Teşekkürler." yazdı. Belki de yarın konuşmak daha iyiydi. Oyi geceler dileyip uyumaya çalıştım.
Yine okula erken geldim. Sessizliğe aşıktım. Beynim dinleniyordu sanki. Dışarıdan adım sesleri geldi.
Genimde babamdan geçme şöyle bir şey de vardı. Uzak mesafedeki sesleri duyabiliyordum. Neredeyse 5-7 metre arası. Çocukken korkuyordum, ama şimdi büyük avantaj sağlıyordu.
Sınıfa girdiğinde ona akayla baktım. Belki erken geldiğini yüzüne vurup gıcık ederim derdim ama oralı değildi. Yorgun görünüyordu, uykulu gibiydi. Yüzüme bile bakmadan yanıma oturdu.
“Bakıyorum da erken-"
“Halim yok." anında cevabı yapıştırdı.
“Akşam nasıl geçti?"
“Teyzem mide bulantısı geçirip kustu. Annem ayran verdi ve yine kustu. Hastaneye götürdük. Midesini yıkadılar ve baya zaman aldı. Tam biz çıkacakken bir adam kan kustu. Ona karşılık teyzem bayıldı. Bir saat de böyle geçti." Aksiyon yaşanmıştı resmen. “ Teyzem kendine gelene kadar saat geç oldu. Sen yazınca da derse başladığım yarım saat vardı."
“Kaçta uyudun?
“2 ya da 3. Baya uykum var… Eğer uyursam, hoca gelmeden beni uyandırabilir miain lütfen?"
“Tabi." Başını masaya koydu. Masum görünüyordu. Bir kadını böyle yorgun görmekten garip hissettirirdi. Dokunmayı, sarılmayı ne kadar istersem de, korkup bağırmasını istemezdim. Daha dün tanıştık, neydi bu düşüncelerim? İlk kez farklı tavır görmem mi? Samimiyeti mi? Arkadaş olmayı kabul etmesi mi? Yoksa tehdidime rağmen yanımda oturmaya devam etmesi mi?
Başımı çevirip dışarı baktım. Böyle kısa sürede olamazdı tabi. Az sonra sınıf dolmaya başladı. Zile 2-3 dakika kala birkaç kez omzuna vurup kaldırdım. Yorgunluk yüzünden akıyordu. Kalkıp dışarı çıktı. Herhalde yüzünü yıkayacaktı. Ders boyu kafasını topladı. Çaktırmadan yüz ifadelerini izliyordum. Yüzü, duruşu, nefes alışları, oturma şekli, beden dili, bana sapık olduğumu hissettirdi. Aslında böyle biri değildim. Birini durduk yere izlemezdim de. Okul boyu sadece bir kızı izlemiştim, Sophie Miller. Ama erkek arkadaşı olduğunu anladığımda izlemeyi bırakmıştım.
Ders bitene yakın masaya “İki sokak aşaöıda bekle, konuşalım" yazdım. Yazıya ve gözucu bana baktı. Telefonunu çıkarıp mesaj attı: “Bugün kuzenlerimke gideceğim. Olmaz." Ders bittiğinde çantasını topladı. Gittiğinde öylece arkasından baktım. Ben bu değildim. Anlam veremedim kendime. Çantamı topladım ve ben de çıktım. Ağır adımlarla kuzenlerinin sınfına ilerledi. Başımı çevirip gittim. Şoför her zaçanki gibi arabayı okulun önüne parketmişti. Arabaya bindim ve şoföre beklemesini söyledim.
Lily Enderson.
Kızların çıkışını bekliyordum. Geldiklerinde var olan neşelerine şaşırmadım diyemem. Ben geberirken onlar iyiydi. Konuşa konuşa okuldan çıktık. Biraz giderken Amely daha fazla dayanamayıp sordu.“İkinci günün nasıl geçti? Nasıl davrandı sana?"
“Gayet normal. Daha doğrusu, hiç yokmuşum gibi." diye geçiştirdim.
“Aranızda farklı bir şey oldu mu? Kavga, atışma, didişme falan?"
“Olmadı." Anlatmak istemiyordum. Çünkü anlatırsam annemin yanında ağızlarından kaçırırdılar. Annem de sürekli beni merak ederdi.
“O zaman henüz iyiyiz." diyerek kendi ararlarına döndüler ve sınıflarından birilerini çekiştirmeye başladılar. Mesaj geldi: “Herhangi bir gün müsait misin? Önemli bir şey konuşmam gerek." benim sorularımı umursamayıp kendi sorularını yağdıracaktı. “Bilmiyorum, bugün değilim." yazıp geçiştirdim. En iyi yaptığım şey buydu. Yine mesaj geldi: “İyi taktik ama bana sökmez. Boş olduğunda mutlaka konuşalım, yüzyüze." Kahretmesin, psikolojik kitaplarının buna da etkisi vardı. Okumadım, ama bir mesaj daha geldi. “Gözmezden gelmektense 'tamam' yazabilirdin." Etrafıma baktım. Beni mi izliyordu? Ama kimse de yoktu. Eve gelince direkt üstümü değiştirip yatağa atladım. Başım patlar gibiydi. Bir mesaj daha geldi. Telefona baktığımda beni sınıf grubuna eklemiştiler. David gruba “Yarın kimse gitmesin, kontrol var!!" yazmıştı. Herkes de sorgu yağmurlu mesajlar atıp şakalaşıyordu. Grubu kapatınca Robert'in mesajını gördüm. Hala açmamıştım. O sırada yolda olduğumu ve rahat yazamadığımı söyledim. Telefonu kenara bıraktım. Kitaplarımı masanın üstüne koydum. O sırada mesaj geldi. Evet, aynı elemandan: “O zaman bu akşam görüşelim."
“Pardon da, müsait olup olmadığımı sorman gerekmiyor mu?"
“Hayır. Akşama hazırlanırsın."
“Gelmiyorum!" Belki iyi cevaptı diye düşünüyordum. Ama onunki daha 'iyi' oldu: “O zaman akşam annene evin önündeki siyah arabanın kime ait olduğunu sen açıklarsın."
“Aklından ne geçiyor senin?"
“Bazı şeyler var işte."
“Okula geldiğim daha iki gün oldu. İki! Bir huzuru çok görme bana!"
“Sen mi açıklıyorsun? Tamam, öyle olsun." Sözleri gerçekten de manipüle ediciydi.
“Ne diyeceksin?"
“Bence sen anlarsın. Annen tanımasa da, kuzenlerin biliyor beni."
“Ne dersen de. Sence annem sana mı inanır, bana mı?"
“Seni götürmek istediğimi göyleyeceğim."
“Annem daha koca travmasını atlatmadı! Canının sıkılmasını istemiyorum!"
“O zaman gel. Bu kadar basit." Ardından devam etti: “Dolaşmaya çıkıyorum de. Sana gönderdiğim adrese gel. Seni getirecekler."
“Nereye?"
“Gelmen gereken yere. Şimdi rahatça derslerine bak. Akşama görüşürüz."
Benimle oynuyordu. Belki keyif de alıyordu. Sabrım taşmıştı. Telefonu yatağa atıp kitapları yere fırlatıp çığlık attım. Kızlar içeri girdi.
“Lily, iyi misin?"
“Bir şey mi oldu? Gerçi olamaz da."
Endişelendirmek istemedim.
“Sorun yok. Aklıma sinir bozucu bir şey geldi.
“Baban mı?" Annem sordu bu sefer. Bakışlarını görünce belki iyi bahane olur diye düşündüm. Kafamı onayla salladım. Zaten Robert'e söyledikten sonra o da kafama takılmıştı. Yüzündeki gelip sarıldı. Kalbindeki yarayı kaşıdım galiba.
“Kendini toparla kızım. Sonra da yemeğe gel." Çekilip bana baktı. Sonra odadan çıkıp kapıyı kapattı. Bir mesaj sesi daha geldi: “Beni yanlış anlama. Sadece konuşacağız. Başka bir şey olmayacak."
“İçimden binlerce küfür geçiyor. Ama malesef sana uygun olan yok. Geleceğim dedim işte! İn yakamdan!"