2 hafta sonra.
Mehmet amcaların gidişi üzerinden geçen 2 hafta, beni eski günlerime geri döndürmüştü. Yediğim sayısızca dayaklar etki yaratmıyordu. Ama morlukları eskisinden daha çok özen göstererek kapatır olmuştum. Her ne kadar morluklar umurumda olmasa da, geçici olarak işlettiğim bir mekan vardı. Müşterileri memnun etmek ve onların karşısına düzgün bir şekilde çıkmam gerekiyordu.
Mehmet amca ve Cemile teyzeyi şimdiden çok özlemiştim. Gidişleri ardından içimde oluşan boşluk, hiç dolmayacak gibi. Sanki bir uçurumun ucunda bekliyorum ve en ufak bir rüzgarda, savrularak düşecek gibiyim. Onlar beni ben yaparken, onların yokluğunda benliğimi bulmak bir hayli zordu. Belki de imkansız. Ama Mehmet amcaya verdiğim söz nedeniyle ayakta durmak için elimden gelenin fazlasını yapıyordum.
"Seren, masa 5'in hesabını verir misin?" Çalışan arkadaşlardan Berrak, yanıma gelerek konuşmuştu. Başımı iki yana sallayarak düşüncelerimden uzaklaştım.
"Buyur canım." diyerek adisyonu uzattım. Gülümseyerek, adisyonu alıp hızla hesap bekleyen müşterinin yanına ilerledi. Kafenin kapısı açılırken gözlerim, giriş kapısına kaydı. İçeri giren çiçekçiyle derin bir nefes aldım. Tanıdık sima, yanıma doğru yaklaşırken zorlukla gülümsedim.
"Seren hanım, bu çiçekler size." diyerek uzatılan çiçeği aldım. Gerekli evraklara imza atarak "Teşekkür ederim." dedim. Baş selamı yaparak, kafeden çıktı. Gözlerim çiçeklere kayarken bunların yine ve yine beyaz gül olduğunu anımsadım. Güllerin arasında duran küçük zarfı farkedip, elime aldım. Gülleri kenara bırakıp, dikkatle zarfı açtım.
'Sadece bekle'
Okuduğum notla bedenim kasıldı. Günlerdir, aynı güller ve üzerinde not yazan bir kağıt geliyordu. Her not farklı ama tedirgin eden sözlerle kaplıydı.
3 gün önce
Yorgunlukla geçen günün akşamı, son müşterileri beklerken dinlenmek amaçlı kafeden çıkmıştım. Kafenin köşesinde taşa oturup sigara paketinden bir dal alarak dudaklarımın arasına yerleştirdim. Cebimden çıkardığım hatırı sayılır çakmakla sigarayı yakıp, derin bir nefes aldım. Dudaklarım arasından firar eden duman, bir toz bulutu olup uçarken karşıdan gelen çiçekçi ile dikkatimi oraya verdim. Kafeden içeri girmesi ardından bir kaç dakika sonra Berrak'ın bana seslenmesi bir olmuştu. Sigarayı söndürüp kafeden içeri girdim. Neden çağırdığına bir anlam veremiyordum.
"Seren, bu güller sana gelmiş." diyen Berrak ile gözlerim güllere ardından çiçekçiye kaydı. Kaşlarım çatılırken, güllere dikkatle baktım. Beyaz güller... En sevdiğim çiçekti. Peki bunu kim göndermişti? Beni tanıyan biri olmalı, yoksa en çok sevdiğim çiçeği bilecek değildi.
"Kim gönderdi bunu?" Diyerek çiçekçiyle baktım.
"Bilmiyorum hanımefendi, bir isim belirtilmedi. Lütfen şuraya bir imza alabilir misiniz?" Sözleri ardından başımı sallayarak imzayı attım. Berrak ve çiçekçi yanımdan ayrılırken, gülleri kontrol ettim. Bunu kim göndermiş olabilir ki? Gözlerim, güllerin arasında duran zarfa kaydı. Zarfı elime alarak, heyecanla zarfı açtım. Hayatımda ilk kez çiçek alıyordum ve heyecanlanıyor olmam normaldi.
'Zaman'
Zarftan çıkan sözle şaşırdım. Zaman mı? Ne alaka? Kim göndermiş olabilir bunu? Bu not çok acayip bir anlam içeriyor olabilirdi ama şimdi düşünecek durumda değildim. Daha sonra düşünmek adına zarfı çekmeceye koyup, gülleri kenara kaldırdım.
2 gün önce
Dün gelen gülleri unutmuşken, kapıda görünen çiçekçi ile sabırsızca bekledim. Karşıma geçip, gülleri bana uzatan çiçekçi ile gülleri alıp kenara bıraktım.
"Şuraya imza lütfen." diyerek önüme koyduğu evrağı imzaladım.
"Kimin gönderdiğini öğrenme imkanım var mı?" Diye merakla sordum. Gözleri, gözlerimi bulurken yüzüne yerleştirdiği ciddiyetle gerildim.
"Karşı taraf adını söylemediği sürece bu imkansız hanımefendi." diyerek arkasını dönüp hızla kafeden uzaklaştı. Ardından bakakalırken, başımı iki yana salladım. Gülleri elime alarak içine baktım. Bulduğum zarfı açıp dikkatle okudum.
'İntikam'
Yazısı ile tekrar şaşkınlık yaşıyordum. Neydi bu tek kelimelik sözler? Ne ifade ediyordu? Aklım o kadar çok karışmıştı ki. Düşünecek, sağlam kafayı kendimde şu anda bulamıyordum. Notu, diğer notun yanına koyarak müşterilerin yanına doğru ilerledim.
Dün.
Öğleden sonra oluşan yoğunluk arasında nefes alacak zamanı bulmakta zorluk çekiyordum. Haftaiçi olmasına rağmen bu kadar yoğunluk çok fazlaydı. Kendimi zorlukla kasaya atarak, tabureye oturdum. Bir daha bu kasanın başından kalkmayacaktım. Yorgunluk bedenimi ele geçirmiş ve benimle dalga geçer gibi kalkıp müşterilerle ilgilenmem gerektiğini savunan bir tarafım vardı. O tarafıma bolca küfür edip, bir kaç dakika dinlendim. Ardından yine kalkmam gerektiğini savunan tarafım galip gelmiş ve ayağa kalmıştım. Müşterilerin masasına doğru ilerleyecekken arkadan gelen sesle durdum.
"Seren hanım?" Arkama dönerek tanıdık gelen sese baktım.
Çiçekçi.
Elinde beyaz güllerle bana doğru bakıyordu. Derin bir nefes alarak ona doğru ilerledim.
"Pekala, nereye imza atıyorum?" diyerek direk konuya dalmış ve imzamı atarak, çiçekçiyi göndermiştim. Elimde kalan gülleri kasanın kenarına bırakıp, güllerin arasından aldığım zarfı açmadan direk kasaya attım. Bu yoğunluk içinde zarf okuyacak halde değildim. Daha sonrada okurdum.
Şimdiki zaman.
Hatırladığım notlarla birlikte hızla çekmeceyi açıp, içinden zarfları çıkardım. Her birinin içinden notları çıkarırken, dün gelen ve okumadığım zarfı açtım.
'Zamanı.'
Yazan notla irkilmek yerine, notları tarihlerine göre yan yana dizdim. Oluşan cümle ile anlamsız korku bedenimi ele geçirdi. Kalbim hızla atmaya başladı. Nefes alışverişlerim değişti. Sanki bir çift kol boğazıma dolanmıştı. Zorlukla yutkunup kendime gelmeye çalıştım ama gözlerimin önünde duran bu notla imkansızdı. Notu tekrar tekrar okurken, bu olanların gerçek olup olmadığını sorgular biçimde, dudaklarım arasından sesli bir şekilde döküldü.
'Zaman; intikam zamanı. Sadece bekle.'
Ellerim titriyor, nefesim kesiliyordu. Sessiz çığlığım yankılanıyordu, damarlarımda. "Hayır." dedim başımı iki yana sallayarak. Bunları her kim gönderiyorsa benimle dalga geçtiği kesindi. Hemde haddinden fazla ileri gidip beni araştıran biri olmalıydı.
"Bu tamamen saçmalık. Sadece biri şaka yapmaya çalışıyor." diyerek kendimi sakinleştirmek için uğraştım. Ama ensemde hissettiğim ılık nefes ile dudaklarımın üzerine bir el kapanması, yardımcı olmuyordu. Korku bedenimi esir alırken, gözlerim dolmuştu bile.
"Sakin ol, benim." Dedi kulağıma doğru nefesini bırakırken. Bedenim tanıdık sesle rahatlarken, boynuma kondurulan öpücük ve dil darbesiyle tekrar kasılmıştı. Haddini bilmez bu herif müşterilerin arasında böyle bir şey yapacak cesareti nereden buluyordu? Tamam, belki müşterilerin beni görmesi için kalkıp kasaya gelmeleri gerekiyor olabilir ama bunu riske atacak değildim. Sinirlerim bozulurken dudaklarımın üzerinde duran elini çekmeye çalıştım ama başarısız olmuştum.
"Şşşttt sakin ol. Eğer rahat durursan kimse görmez." sözleri ardından enseme buse kondurdu. Islak dudaklarını tenimde hissediyor olmak, kasıklarımda tatlı bir sızıya neden oluyordu. Ardından Aktan, bir buse daha kondurdu enseme. Bedenim titrerken, dudaklarımın üzerinde duran ele teşekkür ettim. Yoksa dudaklarım arasından çıkan iniltiye engel olamayacaktım. Nasıl oluyorda bu adama karşı duygularım hareketleniyor? Uzun zamandır ortalıklarda yoktu. Şimdi ne diye gelmişti? Amacı neydi? Bu yaptığı çok arsızca bir şeydi.
Göğsünü, sırtıma hızla yasladı. Sırtımdaki yaralar sızlarken, dudaklarım arasından dökülen acı dolu inilti avuç arasında boğuldu. Gözlerim yaşardı. Beynim sanki kendisine yeni geliyormuş gibi, her şeyi yeni yeni anımsadı. Dirseğimi bükerek, arkaya doğru hızla savurdum. Ama Aktan'ın sert göğsüne etki yaratmıyordu. Başka bir yolunu düşünmek istedim. Aklıma ilk geleni yaparak, dudaklarımın üzerinde bulunan elin avucunu yaladım. Belki tiksinir ve beni bırakır diye düşünmüştüm ama düşündüğüm gibi olmadı. Aksine Aktan'ın dudakları arasından sessiz inilti döküldü.
"Eğer rahat durmazsan seni burada beceririm." kulağıma dolan boğuk sesiyle bedenim kasıldı.