BÖLÜM (Sapıkta kalma mı?)

1461 Words
Ne yapacaktım? Nereye gidecektim? Bilmiyorum. Tek bildiğim saatlerce, düştüğüm yerde uzanıp ağlamaktı. Hisler yok oldu. Duygular birbirine girdi. Sarmaşık sardı bedenimi, acı yayıldı temas eden her yerime. Az önce neler olmuştu? Babam dediğim adam beni evden kovmuştu. Neden? Ağzında gevelediği kelimeler neyin nesiydi? 'Kendini kime sattıysan ona gideceksin! Benim senin gibi bir kızım yok oruspu!' Demişti, annemden kalan son kişi. Ne demek istemişti? Nereden çıkmıştı bu konu? Yere damlayan yaşlarla, açmaya çalıştım gözlerimi. Ama onlar inat eder gibi açılmak istemiyordu. Gözlerini açıp bunların gerçek olduğunu anımsamak istemiyor aksine gözlerimi kapalı tutarsam bunların sadece rüya olduğunu kabullenecek gibiydi. Ama hiç bir şey rüya değildi. Hepsi birer gerçekti ve bu canımı çok yakıyordu. Gözlerimi açarak, yerden zorlukla kalktım. Saat kaçtı bilmiyorum ama sabaha karşı olduğunu, sokak direğinin sönen lambasından anlamıştım. Yaşlar, yanağımı es geçerek göğsüme damlıyor ve tenimde ürperti oluşturuyordu. Her ne kadar adım atacak gücü kendimde bulamıyor olsam da, zorlukla evin kapısına ulaşabilmiştim. "Ne olur aç baba. Ben bir şey yapmadım. Ne olur inan bana!" diyerek hem bağırıyor hem de ağlıyordum. Canım çok yanıyordu. Görünmez kollar boynuma dolanmış, ciğerlerimi nefessiz bırakıyordu. Hayat, nefes diye bağıran organlara, orta parmak çıkarttı. Organlar kabullendi. Elindeki nefesi idareli kullanmak için uğraştılar. Ama olmadı. Başaramadı. Zehirli sarmaşıklar, etrafını sardı. Nefessiz kalmasına izin verdi. Artık sonu geldi. Kelimeler çıkmadı dudaklarının arasından. Ellerim boğazıma giderken, çantamın yanına zorlukla gittim. Astımım tutmuştu. Ve bu sefer çok fazla ağırdı. Boğulmak üzereydim. Titreyen ellerimle çantayı zorlukla açtım. Çok az zamanım kalmıştı. Bir an önce ilacı bulmam gerekiyordu aksi taktirde ölümüm çok yakındı. Çantayı dışarı boşaltmaya çalıştım. Ama titreyen ellerim ve boğazımda hissettiğim görünmez kollar buna engel oluyordu. 3 Ayaklarım titremeye başladı. 2 Gözlerim bulanık görmeye başladı. 1 Yer çekimine karşı duramayan bedenim, yerle buluştu. Ellerim iki yana savruldu. Gözlerim yeni doğmaya başlayan güneşi seyre kalırken, kulağıma dolan adım sesleri ile yüzüme gülümseme yayıldı. Gelen her kimse, geç kalmıştı. Yaklaşık 45 saniye nefessiz kalmıştım. Ve hala da kalmaya devam ediyordum. Gözlerim kararmaya başlarken, dudaklarımın üzerine konulan soğuk metalle titredim. Bir kol, boynumun altından dolanırken karanlık bedenime hakim oldu. Bedenim gibi, başımda yana düştü. ~~~ Bilmediğim bir yerdeyim. Sessiz ve kimsesiz bir alan, yeşillikle kaplı bir orman. Etrafta kimse yok. Kulağıma dolması gereken kuş cıvıltısı yok. Nefes alışverişlerimden ve hızlı atan kalbimin sesinden başka şey duymuyordu kulaklarım. Sanki tüm canlı varlıklar köşesine çekilmiş, olup biteni izlemek istiyor gibiydi. Neden buradayım? Neden kimse yok? Yerimde dönerek gözlerimi gezdirdim etrafta. Yer yer kaplı yapraklar ve ağaçlardan başka bir şey yoktu. Neresiydi burası? Hangi ormandı? Gözlerim, gittikçe seyrelen ağaçların olduğu tarafı incelerken, adımlarımı o yöne doğru attım. Her attığım adımla beraber içime yayılan anlamsız mutlulukla gözlerim parladı. Yüzümde oluşan istemsiz gülümseme, gördüklerimle daha çok büyüdü. Karşımda duran rengarenk çiçeklerle çevrili alan, bana gülümsüyordu. Kulağıma dolan böcek ve kuş sesleriyle gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Hayvanları ve çıkardığı sesleri seviyordum. İnsanı rahatlatan bir melodi gibiydi. Kollarımı iki yana açarak yerimde dönmeye başladım. Burnuma dolan çiçek kokuları beni büyülüyordu. Gözlerimi, mutlulukla açtım. Başımı geriye doğru eğip, gözlerimi gökyüzüne çevirdim. Güneş tepede bana merhaba diyordu. Direk üzerime düşen güneş ışınları, bedenimi sarmalıyordu ama terletmiyordu. Ortamın güzelliğine kapılıp giderken nerede olduğumu, neden burada olduğumu sorgulamayı çoktan bırakmıştım. Arkamdan gelen adım sesleri ulaştı kulağıma. Bedenim titreyerek kendisine gelirken, kollarımı iki yana indirdim. Adım sesleri, yaklaştı yaklaştı ve durdu. Her kimse tam arkamdaydı. Korkuyor muyum? Hayır. Korkudan çok merak ediyordum. Kimdi? Yavaş ve sakin olmaya özen göstererek arkamı döndüm. Gördüğüm kişiyle nutkum tutuldu. Ela gözleri, sarı saçları ve yuvarlak yüzüyle bu kadın, bana çok benziyordu. Ya da ben mi ona benziyordum? "Cennetime hoş geldin kızım" dedi kadın gülümseyerek. Bu kadını tanıdım. Bu kadın benim annemdi. Annem!. Gözlerim dolarken, hızla sarıldım ona. Yüzünü, resimlerde gördüğüm annem, yanımda duruyordu. "Annemm" diyerek daha çok sarılmaya çalıştım. Sanki, onu bırakırsam gidecekmiş gibi hissediyordum. Gözlerimden süzülen yaş buhar olup uçarken, annem kendisini geri çekti. Suratımı iki elinin avucuna hapsederken, gözlerime tebessüm ederek baktı. "Güçlü dur kızım. Kimsenin seni yenmesine izin verme. Sen benim kızımsın. Her türlü zorluğun üzerinden gelebilirsin" dedi yumuşak sesiyle. Gözlerim titrerken başımı, avucuna yasladım. Söyledikleri aklıma kazılırken, dudaklarım arasından çok daha farklı cümleler döküldü. "Benim yüzümden mi gittin anne? Benim yüzümden mi bizi bıraktın?" Diye sordum, gözlerimden yaş damlarken. Ona sormak istediğim o kadar çok soru vardı ki. Hepsi içimi yakıp kavuran. Akan burnumu içime çekerek, yaşlı gözlerle bakmaya devam ettim gözlerine. "Kendini asla suçlama kızım. Her şey olması gerektiği gibi oldu. Benim şimdi gitmem gerekiyor. Dediklerimi asla unutma kızım" diyerek kendisini geri çekti. Yüzüne yerleştirdiği gurur gülümsemesi ile arkasını dönerek ilerlemeye başladı. Gidiyor muydu? Çok erken değil mi? Daha kokusunu içime bile çekemedim ki? Şaşkınlıktan kurtulan bedenim ile gözlerimi kırpıştırdım. Uzaklaşan annemin peşinden koşuyorum ama yetişemiyorum. Ben koştukça daha çok uzaklaşmaya başladı. "Anne ne olur gitme!" Diye bağırıyorum ama beni duymuyor. Aksine uzaklaşmaya devam ediyor. "Anne! Yalvarırım gitme. Beni bir başıma bırakma" ~~~ "Kendine gel. Sadece rüya görüyorsun!" Sesler kulağıma dolarken, biri omuzlarımı sarsıyordu. Annem gidiyordu ve ben ona yetişemiyordum. Canım yanıyordu. "Rüya görüyorsun, uyan." biri konuşuyordu ama duymuyordum. Omuzlarımdan daha çok sarsılırken hızla gözlerimi açtım. "Anne!" Diyerek gözlerimi etrafta gezdirdim. Annem yoktu. Neredeydi? "Şşştt sakin ol, sadece bir rüya gördün." diyerek beni kolları arasına alan bedene daha çok sokuldum. Burnuma dolan ferahlatıcı koku ile omuzlarım düştü. Bir çift kolun arasında olmak, beni bu kadar rahat ettirmemeliydi. Bir çift kol mu? Beynim kendisine yeni yeni gelirken, göz yaşlarım durdu. Kendimi hızla geri çekerek, karşımda duran kişiye baktım. Aktan? Şaşkınlıkla ona bakarken, nefesimi tuttum. Neler oluyor? Neden Aktan burada? Ya da neden ben kolları arasındaydım? "Sen nereden çıktın? Burası neresi? Benim burada ne işim var?" Diyerek sinirle soldum. Buraya nasıl gelmiştim? En son... En son babam beni evden kovmuştu. Aslım krizi geçirdim ve bayıldım diye hatırlıyorum. Başka bir şey yok. Gözleri dikkatle yüzümü incelerken, gözlerimi kaçırdım. "Seni yerde kriz geçirirken buldum. Hastaneye götürdüm, tedavini yaptılar ve çıkabileceğini söylediler. Seni götürecek başka bir yer bulamayınca buraya getirmek zorunda kaldım." dedi kadifemsi yumuşak sesiyle. İlk kez bu ses tonunu duyuyordum ve içimde bir yerde, bir şeylerin eridiğini hissediyordum. "Teşekkür ederim." dedim minnet barındıran sesimle. Beni sokakta bırakmadığı için teşekkür etmekten başka bir şey gelmedi elimden. Sonuna kadar minnettardım ona. Eğer beni buraya getirmemiş olsaydı, hem ölebilir hem de sokakta başıma bir şey gelebilirdi. Aktan, cevap vermek yerine gülümseyerek başını salladı. İlk kez yüzünde, içten bir gülümseme görüyordum. Ve sol yanağında oluşan çukur, parmak uçlarımın karıncalanmasına neden oldu. Gözlerimi kırpıştırarak, baktım gamzesine. 'Belediye çukuru gibi, maşallah' derken başımı iki yana salladım. Kendi iç sesimle konuşmadığım kalmıştı. O da, oldu sayılır. Gözlerimi etrafta gezdirdim. Burası çok farklı bir yerdi? Her yanı camla kaplı bir oda içindeydim. Köşede duran cam kaplamalı, giysi dolabı ve odanın ortasında olan çift kişilik yataktan başka eşya yoktu. Yatağın, başlıkları camla kaplıydı. Her şeyin camla kaplı olması tuhaftı. Odanın kapısı bile camdı. "Neden her taraf cam?" Diye merakla sordum. Gözleri ukala tavrına bürünerek beni süzdü. Demekki en fazla 5 dakika normal kalabiliyormuş. "Gökyüzünü ve doğayı seviyorum. Yaşadığım her anıyı onlarla paylaşmak beni mutlu ediyor." dedi normal bir sesle. Her ne kadar sesi normal olsa da gözleri sayısız hamileliğimi yaşatıyordu bana. Gözleri, tekrar bedenimi süzdü. Kaşlarım çatılırken, üzerime çevirdim bakışlarımı. Gecelik mi? Belime kadar toplanmış, siyah dantelli gecelik ve açık kalan yerde, kırmızı iç çamaşırım ile poz veriyordum resmen. Ah babam beni evden atarken üzerimde gecelik vardı değil mi?. Gözlerim şaşkınlıkla açılırken, bir küfür savurup hızla üzerimi düzelttim. "Gözlerime bak lan. Bacaklarıma ya da farklı yerlerime değil! Gözlerini yerinden sökerim senin!" Diyerek elimi ona doğru salladım. Yüzüne yerleştirdiği piç gülümseme ile bakarken, bedenimi baştan aşağı tekrar süzdü. Bir daha geceleri yatarken, kısa ve dantelli gecelik giymeyeceğim. "Emin ol, herkesin zevk morluklarını taşıdığı bedenin ilgimi çekmiyor. Her ne kadar güzel fiziğin olsada" diyerek göz kırptı. Yediğim dayaklardan dolayı bedenimin her köşesinde morluklar vardı. Ve karşımdaki bu adam, her zamanki gibi ön yargılı davranıp beni aşağılıyordu. Gözlerim dolarken, gözlerimi kaçırdım. Annem ne demişti? 'Güçlü dur kızım. Kimsenin seni yenmesine izin verme. Sen benim kızımsın. Her türlü zorluğun üzerinden gelebilirsin' demişti. Ben annemin kızıydım. Kimse beni altüst edemez. Sinirle yerimden kalkıp, suratına doğru savurdum tokatı. Odada yankılanan ses beni tatmin etmezken, yataktan kalkıp üzerine doğru yürümeye başladım. "Sen kendini ne sanıyorsun? Bilmiyorum ama kimse sana, benim hakkımda yorum yapabileceğinin iznini vermedi." diyerek göğsüne vurup, geri gitmesini sağladım. Gözleri koyulaşırken, titredim. Yerimde durup yüzüne dikkatle baktım. Tokat attığım yanağında parmaklarımın izi çıkmıştı. Ve ben bunu gördükçe yüzümde oluşan tebessüme engel olamadım. Gözleri dudaklarıma kayarken, gülümsemem soldu. Uzuvlarıma yayılan sıcaklıkla, elimi sıktım. Birden bire sıcaklık basmış ve soğuk soğuk ter akıtır duruma gelmiştim. Dudaklarına gülümseme yerleştirdi. Eğilerek, yaklaştı. Duraklarım ve dudakları arasında santim kala durdu. Bedenim şaşkınlıktan kasılıp kalmıştı. Ne hareket edebiliyor ne de konuşabiliyordum. "Bu iki etti. Üçüncü bir tokatta göz yaşına bakmam." diyerek gözleriyle arka tarafımda kalan yatağı işaret etti. "Savaşmaya orada devam ederiz. Ve bu savaşın tek galibi olur, o da ben." diyerek devam etti sözlerine. Dudaklarıma çarpan ılık nefesi titrememe neden olurken, söylediklerini hazmetmeye çalışıyordum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD