“Yaşam size verilmiş boş bir film; her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın.”
Ara Güler
?????????????
Zaman kimileri için ilaçtır ancak kimileri için acıya acı katar. Zaman kimileri için özlem,hasretken kimileri için de kavuşmadır. Hayat belirler zamanının bize ya acı ya da mutluluk vereceğini. Tam bitti artık buraya kadar dediğimiz her an aslında bir başlangıçtır. Her son bizler için hayatın açmış olduğu yeni bir sayfadır. O sayfayı doldurmak bizlere kalmıştır. Biz o sayfayı doldurmak için bizlere verilen kalemi tutarız.
Ancak o kalem bizlere yalnızca o sayfada ki seçimleri doldurmak için verilmiştir. Kaderin bizler için seçtiği yolda ilerleriz ancak yollar ikiye ayrılırsa kader bizlere seçenek sunarsa o kalemi o zaman tutar ve seçeneği işaretlemek için doldururuz. Gideceğimiz her iki yolun sonuda aynı yere çıkar hâlbuki.
Bizler yalnızca gideceğimiz yolu seçeriz. İki yolun birbirinden farkı da hayatın karşımıza çıkardıklarıdır. Bizler yolumuzu seçeriz ve ilerleriz ancak bu sonuna ulaştığımızda yol bitti diye herşey bitti demek değildir.
Bizler yalnızca mevcut sayfayı doldurup diğer sayfaya geçmiş oluruz. Her bitiş bir başlangıçtır. Hayatımızda biten herşey başka bir olayın başlaması demektir. Yani bizler final oldu sanırız. Sezon finali olduğunu bilmeden...
Göz kapaklarımda hissettiğim büyük bir ağırlık hissi ile kendime geldim. Biraz zihnimi dinlendirmek için kendime zaman tanıdım. Son olanlar aklıma geldiğinde adrenalinin vücuduma hükmetmesi bir oldu. Kalp atışlarım hızlandı ve nefes alış verişim hızlanmaya başladı. Gözlerimi büyük bir hızla açmamla etrafıma bakınmaya başladım.
Tepemde beyaz lamba falan yoktu ve etrafımın hiçbir şekilde hastaneye benzer bir yanı yoktu. Korku bedenime eş zamanlı bir şekilde nüksetti. Ne yapacağımı bilmez halde etrafıma göz attım. Normal bir evdi burası.
Benim şuan da üzerinde bulunduğum gri L bir koltuk yanlarında ise iki tane ikili koltuk ve hemen karşıdaki boydan pencerenin önünde de iki tane tekli gri koltuk var. Ortalarında ise beyaz, zarif ayaklı fiskos bulunuyor. Köşedeki duvarın kenarına yine beyaz , çok yüksek olmayan bir kitaplık iliştirilmiş. Kitaplığın hemen yanında da bitkiler ve çiçekler var.
Orta da ise çok beyaz olmayan kilim tarzı tüysüz halı açık renk parkelerin üzerinde yerini almış. Etrafa bakmaya devam ederken köşedeki merdiven dikkatimi çekti. Beni kaçıranlar büyük ihtimalle orada olmalıydı . Üzerimde ki ince örtüyü çekerek sessiz ancak hızlı olmaya çalışan adımlarımla hemen ayağa kalktım ve dış kapıya doğru ilerlemeye başladım. Büyük ihtimalle kilitliydi ancak denemekten vazgeçmedim. Dış kapının kulbuna elimi koyarak sessizce indirmeye gayret gösterdim. Ancak sonu büyük bir hayal kırıklığı oldu.
Tahmin ettiğim gibi kilitliydi. Evin arkasında bir yerlerde çıkış olmalı. Ama ben karşıma ne çıkacağını bilmiyorum ve bana ne yapacaklarını bilmediğim kişilere karşı hiçbir şekilde cesaretim yoktu.Onlara karşı çıkamam ki bu durumda.
Bu yüzden aklıma salonda ki büyük pencere geldi. Hemen oraya ilerleyerek pencerenin önünde durdum. Parmaklıklar vardı ancak zıplayarak atlayabilirdim.
Yaniiii.... Sanırım.... Elbette atlayamazdım. Benim boyumun oldukça üstündeydi bu siyah demir parmaklıklar. Üstelik tırmanacak yer bile yoktu burada. Ben ne halt edeceğim şimdi? Beynim çoktan felaket senaryoları kurmaya başlamıştı. Bu senaryolar benim hem korkmamı hem de cesaretimi tetikliyor. Hızlı adımlarla evin arka taraflarına gitmeye başladım. Eğer mutfak gibi herhangi bir oda varsa büyük ihtimalle balkonu ya da penceresi vardır. Bu sefer mutfağa doğru ilerledim. Ancak içeri girdiğimde omuzlarım umutsuzlukla çöktü. Ben ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Çaresizlik tüm vücudumu zehirli bir sarmaşık gibi sarmıştı. Gözlerim çaresizce dolmaya başlamıştı bile.
Arkamda duyduğum adım sesleri ile daha da endişelendim. Adım sesleri yaklaştıkça kalbim yerinden çıkacak gibi hızlanıyordu. Ensemde hissettiğim nefesle gözlerimi sıkıca kapattım. Tüm bedenim yavru bir kedi gibi titriyordu. Kendime cesaretli olmamı söyleyip duruyordu iç sesim ancak başaramıyordum. Gözlerimi açtım ve yavaşça arkama doğru dönmeye başladım. Önüme eğdiğim kafamı kaldırıp karşımda ki kişiye baktım. Ancak karşımda ki Algan değildi. Bana nefret dolu bakan mavi gözlerden resmen ateş çıkıyordu. Bir süre daha bakarken sert sesiyle korkudan yutkunamadım bile.
"Senin o gerizekalıca merakın yüzünden nelerle uğraşıyoruz. Senin gibi aptal bir küçük kız yüzünden başımıza almadığımız bela kalmadı."
Bu herif ne diyor ya. Kaçırıldığım yetmiyormuş gibi üstüne birde hakaret yiyordum. En dayanamadığım şey saygısızlık olmuştu hep. Şimdi bu insan kılıklı ne olduğu belirsiz herif geçmiş karşıma saygısızlığı geçtim hakaret ediyordu.
Damarıma bastı şuan da işte. Ne korku ne gözyaşı kaldı o an bende. Damarlarımda dolaşan kanın sinirim yüzünden sıcaklığını hissediyordum resmen. Yüz ifadem değişmiş olacak ki çatılı kaşları ne oluyo der gibi havaya kalktı. Tüm gücümü toplayıp ellerimle göğsünden geriye doğru bütün kuvvetimle ittirdim.
Geriye doğru sendelediğinde yüzünde ki o şaşkınlığı gördüm. Yaşadığım yoğun sinir duygusu yüzünden bağırmaya başladım.
"Bana bak insan kılığına girmiş beyinsiz angut. Benimle düzgün konuş esas gerizekalı olan sizsiniz. Daha ne yaptığımı ,neden kaçırıldığımı bile bilmiyorum. Sizin ne halt ettiğiniz umurumda falan da değil. Bırakın beni anladın mı? Ben hiçbir şey yapmadım hiçbir şey duymadım, görmedim. Allah belamı verseydi de o arka tarafa gitmeseydim. Sizi hiç görmeseydim."
Bağırmaktan boğazım ağrıyordu. Ama ondan önemlisi derdimi anlatamamaktan bıkmıştım. Ne yapmam gerekiyordu bırakmaları için. Tüm duygularım birbirine girmiş olacak ki bu sefer hıçkırarak ağlamaya başladım. Sinirlerim fena halde bozulmuştu. Köşedeki duvarın köşesine sinerek dizlerimi kendime doğru çekip başımı dizlerime gömdüm ve bağıra bağıra ağlamaya başladım. Transa geçmiş gibi ağlıyordum. Ne hissedeceğimi bile bilemiyordum. O anda az önceki çocuğun sesini duydum.
"Hey hey! Sakin ol tamam birşey demedim. Üzgünüm sadece kötü çocuk olmaya çalıştım. Hiçbir zaman da olamayacağım sanırım. Yufka yüreğim el vermiyor işte naparsın."
Söylediği şeylerle neye uğradığımı şaşırdım. Bu şaka mı? Allah'ım ben kimlerin eline düştüm. İnanmaz gözlerle ona doğru bakmaya başladım.
"Ne ?Bakma öyle bana. Tamam kötü bir tanışma şeysi oldu ama yani bak gerçekten biz sana zarar vermeyeceğiz sakin ol önce. Ben Romos."
"Romos mu?"
"Yani değişik bir ismim olabilir ama bizim taraflarda çok kullanılır ya sen bakma öyle olduğuna."
"Sizin taraf?"
Ahh hadi ama şuan ne konuşuyorduk biz böyle. Durumun saçmalığını o da farketmiş olacak ki samimi bir şekilde gülümsedi.
"Neyse fazla gevezelik ettim ben yine. Şimdi buz kütlesi Algan gelip canımı okumasın."
"Kim miş buz kütlesi?"
Diyen sese doğru kafamı çevirdiğimde başka birini gördüm. Bu çocuk da o kafede gördüğüm çocuklardan biriydi. "Kim olacak Algan tabii ki de"
" O zaman aynı performansı Algan'ın yüzüne karşıda
bekliyorum kardeşim ."
Bunu derken aynı zamanda sırıtıyordu. Bir süre sonra gözleri yerdeki bana takıldı. Sonra tekrar Romos'a baktı ve benim olduğumu yeni farketmiş olacak ki hızla kafasını bana çevirdi. Yüzündeki sırıtıma anında silindi ve bana doğru yürümeye başladı. "Lan mal mısın oğlum sen bu kızın hali ne böyle? Bana bak lan vurdun mu yoksa. Gebertirim seni eğer birşey yaptıysan Romos."
Anında ciddileşmişti ikisi de.
"Saçmalama istersen Atena. Ne vurması oğlum nerede gördün benim birine vurduğumu?Sadece korktu kız . E o da doğal olarak tabii."
Atena mı? Hepsinin isimleri daha önce duymadığım isimlerdi. Çok değişikti.
Adını yeni öğrendiğim Atena yanıma gelerek kolumdan nazik bir şekilde tuttu ve yavaşça kaldırdı.
"Korkma. Bizim kötü bir niyetimiz yok. Hem senin hem de bizim güvenliğimiz için buradasın sadece o kadar." Gözleri bana merhamet ve şefkatle bakıyordu .
Anlamaz gözlerle ona baktım ve ağlamaktan çatallaşmış sesimle konuştum."Ben anlamıyorum gerçekten tüm bunlar ne demek? Lütfen artık bana da anlatın. Ne yapmam ne tepki vermem gerektiğini bilmiyorum."
Aslında iyi insanlara benziyorlardı. Bana zarar vermeyeceklerine bir yanım inanıyordu. Ancak diğer yanım kaçırılma psikolojisiyle asla güvenmemem gerektiğini söylüyordu.
Atena tekrar söze girdi."Seni anlıyorum elbette. Şuan aklın çok karışmış olmalı. Herşeyi öğreneceksin merak etme. Ancak bunları sana Algan'ın anlatması daha doğru olur." Bunları söylerken yüzünde güven verici sıcak bir tebessüm oluşmuştu.
Ardından hemen Romos söze girdi."Hadi şimdi siz salona geçin ben Algan ve Adrogos 'a haber veriyorum hemen."
Adrogos'ta 4. erkek olmalıydı. Kafede ki dörtlü o gece gördüğüm kişilerdi. Atena'nın yönlendirmesiyle salona geçtik ve koltuklara yan yana oturduk. Elimle hala gözümden akmakta olan yaşları silmeye çalışıyordum ama yerine yenileri geliyordu.
Kendimi rüzgarda savrulan bir yaprak gibi hissediyorum. Kimsesiz ancak o kuvvetli rüzgara rağmen tek başına güçlü durmaya çalışan ve nereye gittiğini bilmeden oradan oraya savrulan bir yaprak gibi. Ben kaçırılmıştım ama yokluğumu fark edecek kimse yoktu. Benim için endişelenecek birileri varmıdır ki? Kendi evime geçmek için yurttan çıkma işlemlerim başlamıştı bile. Belki bir ihtimal çalıştığım kafede ki Yaşar amca anlardı yokluğumu. Ya da Hakan fark edermiydi benim olmadığımı? Yoksa umurlarında bile değilmiydim? Aklım iyice çıkmaza girmişti. Ben hala ağlarken Atena'nın sesini duydum.
"Hadi ama ağlama artık. Gerçekten sana zarar falan vereceğimizi düşünüyorsan sil at aklından hemen bunu."
Sözlerini bitirdiği an kapının çalması bir oldu. Romos mutfaktan fırlayarak kapıyı açtı. İçeriye ilk başta başka biri girdi sanırım bu Adrogos olmalıydı. Diğerlerine göre oldukça soğuk ve sert bir görünüşü vardı.
Hemen arkasından da Algan giriş yaptı. Nedensizce o geldiğinde çok kısa bir süreliğine içimde biraz daha rahatlama duygusu hissettim. Ama kısa bir süreydi bu. Daha fazla saçmalamadan kafamı önüme eğdim.
Herkesin oturduğunu tahmin ettim. Çünkü tüm bakışları üzerimde hissediyorum tam şuan.
Romos bu anlamsız sessizliğe son vererek konuşmaya başladı."Başını önüne eğme lütfe-...
Adrogos olduğunu tahmin ettiğim adam görünüşü kadar soğuk bir sesle Romos'un konuşmasını keserek
"Ne diye bu kadar iyimser davranıyorsunuz bu küçük kız çocuğuna karşı. O herşeyi mahvetti anladınız mı? Tüm planları alt üst etti. Kesin şu Pollyanna tavırlarınızı. Ve sen küçük, bu masum tavırları bırak yemezler."
Dedikleriyle anında başımı kaldırarak çattığım kaşlarımla ona baktım. Anında ayağa kalkarak işaret parmağımla onu gösterdim.
"Önce o sözlerine dikkat et. Ben keyfimden falan mı geldim buraya? Manyağa bak senin kafan güzel herhalde. Ne saçmalıyorsun sen? Beni buraya getiren sizsiniz. Ortada saçma sapan birşey var ve ne olduğunu kimse bana söylemiyor. Ben kafeden çıkmış yürüyorum ve bi bakıyorum önüm kesiliyor sonra o da yetmiyor buraya getiriliyorum. Şimdi esas sen kes şu astım kestim artistik hareketleri ve bana cevap verin ben niye buradayım?"
Bağırmaktan ve hızlı konuşmaktan nefes nefese kalmış bir şekilde onlara baktım. Hepsinin yüzünde şaşkın bir ifade vardı. Ben de kendime şaşırıyordum. Sahi ben ne zaman bu kadar cesaretlendim. Artık duygularım da şaşırdı bu saçma durumdan. Ruh halim o kadar çabuk değişiyor ki. Nerede ne tepki vermem gerektiğini bile düşünemiyorum.
Algan gülmemek için dudaklarını birbirine bastırırken "Önce bir sakin ol ve otur. Herşeyi anlatacağım tamam mı? Ama önce lütfen sakin ol Hera."
Adımı söylemesiyle şaşkınlığım iyice arttı. Sadece ben değil herkes şimdi ona bakıyordu. Romos sırıtarak hemen söze girdi"Sen kızın adını nereden biliyorsun?"
Atena da gülümsemesini bastırmaya çalışarak devam etti " Abi yani madem biliyordun niye bunca zamandır söylemedin bize merak ettim bak şimdi."
Algan anında çatılan kaşlarıyla ayağa kalktı ve koltukta ki iki yastığı da tam suratlarına fırlattı.
"Saçmalamayın lan ben ne diyorum siz hala neredesiniz. Konumuz bu mu şimdi?"
diyerek yanıma geldi ve kolumdan tutarak boş ikili koltukta yanına oturttu ve diğerlerine bakarak" Ee kim başlayacak anlatmaya?"
Romos hemen cevapladı "Abi aramızda en büyüğümüz sensin. Yani en yetkili de sensin. Sen anlatırsın diye düşündük biz."
Diğerleri de Romos'un sözlerini başıyla onayladılar.
Bunun üzerine Algan bana dönerek devam etti
"Bak Hera sadece söylediklerimi sonuna kadar dinle. Belki bana inanmayacaksın belki de çok ama çok saçma gelecek herşey. Çünkü en başta bize de inanması çok güç geliyordu. Şimdi beni dikkatle dinle ve sakin kal. Mantıklı olmaya çalış lütfen. Tamam mı?"
Söylediği şeyler her ne kadar beni korkutsa da sorusunu başımla onayladım. Neydi bu kadar inanması güç olan şey?
Algan tam gözlerime bakıyordu. Anlamsız bir şekilde oda da kendimi en güvende hissettiğim kişi Algan'dı. Neden ona bu kadar güveniyorum ki? Şimdi tam da gözlerimin içine bakarken birşeyler arıyordu orada sanki. En azından buradakiler gibi bakmıyordu gözlerime. Onun bakışları çok farklıydı. Bakışları bile bana güven veriyordu. Ben daha önce böyle saçma sapan duygular hissetmemiştim hiç başka birine bakarken.
Algan'ın sözleriyle düşünce denizinin derinliklerinden yüzeye çıkarak derin bir nefes aldı zihnim.
"Bak Hera bu çok zor ama yani sanırım direk söylemem daha iyi olacak. Hera ben... Yani biz..."
Elini ensesine atarak sıkıntılı bir nefes verdi.
"Off biz...Biz gelecekten geliyoruz Hera."
Algan'ın sözleriyle yüzeye çıktığım düşünce denizinde bu sefer en dibe batmıştı zihnim. Sanki bir el kafamı bastırmış boğuyordu orada beni. İşte şimdi başlıyorduk. Aklım ve son kırıntıları kalan mantığım da şuan da beni terk etmişti.