Berdel…
O ne demekti? Sanki daha önce duymuştum ama ne anlama geldiğini bilmiyordum. Şu an ben neyin içinde olduğumu anlamıyordum. Babam aşirete mensuptu, üstelik bir abim vardı. O da kız kaçırmıştı. Bunları sindirmeye çalışırken bir de Hanımağa olduğu belli olan kadın berdel olsun, demişti.
İstemsiz ağzım aralandı. “Berdel ne demek?”
Cümlem avluda yankılandı. Herkesin bakışı anlık bana kaydı. Onlardan cevap beklerken cevap en yakınımdan geldi. Sevgi, heyecanla konuştu.
“Aa, ben berdeli biliyorum. Bir dizi vardı. Kız kaçırılıyordu sonra diğer aile de kızını veriyordu. Ay şu an çok heyecanlı sanki dizi setindeyim.”
Ters ters ona baktım. “Sırası mı?” diye fısıldadım.
Sevgi eliyle ağzını kapattı ama gözleri hâlâ çevreyi inceliyordu. Bakışlarım babama kaydı. Babam hâlâ şok içindeydi. Benim burada olmam şoka uğratmıştı. Babamın yüzü bembeyazdı. Bakışları o kadına kaydı.
O kadın babamın konuşmasına izin vermedi. “Aziz Ağa, kararın nedir?” diye sordu.
Sesi sertti. Sözü geçen birine benziyordu. Elindeki silah yavaşça aşağıya doğru indi. Dudaklarını araladı ama ses çıkmadı. Tam o anda Adar “Anne!” diye uyardı.
Sesi, asansördeki gibi yumuşak değildi. Sert ve öfkeliydi. “Anne, yeter!”
Ama kadın onu dinlemedi ve Adar’ın kolundan tutup aşağıya doğru indirtti. Babama doğru bir adım attı. Gözleri babam ve arkasındaki insanlarda gezindi. Arkasında bir sürü insan vardı. Hiçbirini tanımıyordum ama hepsinin akrabam olduğu belliydi.
“Aziz Ağa, beni duydun. Ben kızım ölmesin istiyorum. Sen de oğlun ölmesin istiyorsan berdel olacak. Başka çözüm yok!”
Babam nefes bile alamıyor gibiydi. Yüzü renkten renge girdi. Dudakları yine aralandı ama ağzından hiçbir şey çıkmadı. Ondan cevap bekliyorlardı. Babamın hemen arkasında duran yaşlı adam ise ağır ağır öne çıktı ve kadının karşısına geçti.
Başını salladı. “Demiroğlu aşiretinin ağası Rezan olarak kabul ediyoruz. Töre de böyle buyurur. Ya ölüm olacak ya da berdel. Biz de berdeli seçiyoruz.”
Babamla göz göze geldim. Bana özür diler gibi baktı. Yutkundu. Gözlerindeki ifade kalbimi yakmıştı. Bana yalan söylediği için çok üzgündüm. Arkasında duran adının Serhat olduğunu öğrendiğim abimle göz göze geldim. Bana burukça baktı. Hiç tepki veremedim.
Sevgi beni dürttü. “Bu, senin deden bence. Aşiretin ağası… Kızım, bildiğin aşirete mensupsun. Berdeli de biliyorum. Ay, burası bir efsane.”
O kendi kendine konuşurken ona dönmedim. Hala tanımadığım abime ve arkasındakilere bakıyordum. Aslında babamı da tanımıyordum. Dedem olduğunu düşündüğüm adam sözlerine devam etti.
“Cavidan Hanım, berdel gerçekleşecektir. Düğüne kadar Şilan kızımız burada kalacak. Şilan ile Serhat’ın dini nikahı kıyıldı. Düğün için yeniden konuşuruz.”
“Tamam, o zaman Rezan Ağa. Berdel kararı onaylandığına göre hayırlı olsun.”
Ben, babam tarafından saklanan sırları yeni yeni öğrenen Lavin olarak aynı yerde duruyordum. Kalbim yerinden çıkacak gibi atarken babamın hâlâ ağzını bıçak açmaması… Bana boş boş bakması.
Ben, neyin içine düştüm?
Başım dönüyordu. Öğrendiklerimden sonra iyi değildim. Çok bile dayanmıştım. Elimi boğazıma koydum. Adar’ın annesi Cavidan Hanım’ın bakışları bana kaydı. “Kızımız da pek güzel. Tam benim oğlum Adar Karaoğlu’na göre. Ailemize hoş geldin, kızım.” deyip elini uzattı.
Bir eline bir de yüzüne baktım. Hâlâ anlamıyordum. Bakışlarım istemsiz Adar’a kaydı. Ona baktığımı anlamış gibi gözlerini bana dikti. Yüzünde hiçbir ifade yoktu. Her şey birbirine karışmıştı. Dünyam alt üst olmuştu. Adar annesine sert bir bakış attı.
O an bacaklarım beni taşımadı. Herkes çift olurken kadının eli hâlâ havadaydı. Adar kaşlarını çattı. Elindeki silahı yere fırlatıp bana doğru koşması ve onun kolları arasına bayılmam bir oldu. En son gördüğüm onun telaşlı yüzüydü.
**
Gözlerimi açtığımda başımda dayanılmaz bir ağrı vardı. Her şeyin bir rüya olmasını diledim ama Mardin’de olduğumu odadan anlamıştım. En son hatırladığım Adar’ın beni kolları arasına almasıydı. Sonrasını hatırlamıyordum.
Elimi başıma koydum ve okşadım. Gözlerimi odanın içinde gezdirdim. Sevgi ve babam telaşla bana bakıyordu. Babam “Kızım…” dediğinde gözlerimden yaşlar aktı.
“Baba… sen… bize yalan söyledin.”
“Özür dilerim, kızım ama yapamadım. Sana yalan söylemek istemedim.”
Sevgi diğer tarafıma geçti. Elimi tuttu. Şu an en fazla onun desteğine ihtiyacım vardı. O da her zamanki gibi yanımdaydı. “Ama söyledin, baba. Yıllarca…” diye fısıldadım.
Babamın yüzü avludaki gibi bembeyazdı. Elini yüzüme koydu. “Sen benim her şeyimsin. Böyle olsun istemezdim. Seni korumaya çalıştım. Bu dünyadan, her şeyden…” diye fısıldadı.
Dudaklarımı ıslattım. Başımı kaldırmaya bile gücüm yoktu. “Annem o biliyor mu?”
Kafasını belli belirsiz salladı. “Biliyor, o senin buraya gelmeni istemedi. Ben de kabul ettim. Zaten onunla aramdakiler tek gecelik bir şeyken onunla senin için evlendim.”
Anlamamıştım. Bunu yıllar sonra öğreniyordum. “N-nasıl?” diye sordum.
“Mardin’deyken babam evlenmemi istedi. Serhat’ın annesiyle dini nikahla evlendim. Serhat oldu. Resmi nikahı kıymamıştık. Sonra İstanbul’a gittim. Serhat’ın annesiyle severek evlenmedim. Kardelen’le tek gecelik beraberliğimiz oldu. O gece sana hamile kaldı. Seni aldırmak istediğini söyledi. Ben de kabul etmedim, Lavin. Allah’ın verdiği canı asla aldırmasına izin veremezdim. Evlenelim, dedim.”
Boğazım düğümlendi. Annemin zaten beni sevmediğini biliyordum. Senin yüzünden güzellik yarışmalarına katılamadım der dururdu. Meğer o beni hiç istememişti. Gözyaşlarım akmaya başladı.
“Mardin’de bir oğlum ve dini nikahlı karım olduğunu bile bile kabul etti. Yurtdışına gidiyorum deyip hep buraya geliyordum. Serhat senin varlığından haberdardı ama sana söyleyemedim.”
Bunları neden şimdi anlatıyordu? Daha önce anlatabilirdi. Söyledikleri yüzünden çenem titremeye başladı. Dayanamıyordum. “Baba, neden anlatmadın? Neden? Ben böyle mi öğrenmeliydim?”
Gözyaşlarım akarken “Kızım, çok denedim ama yapamadım. Küçükken annen istemedi sonra yapamadım. Seni korudum, bu dünya çok karanlık. Neden geldin ki kızım? Karanlık seni yuttu. O karanlıktan seni çıkartamıyorum, elimden hiçbir şey gelmiyor.”
Gözlerimden yaşlar akarken babam alnımı öptü. “Adar… o adamla mı evlenmek zorundayım? Baba bu doğru mu?” diye sordum.
Belli belirsiz kafasını salladı. Bunu bayılmadan önce anlamıştım. “Baba, iki kişi kaçtı diye yine iki kişinin hayatı üzerinden pazarlık mı olacak? Bu nasıl bir şey?”
“Kızım, buraya gelmemeliydin ama ben bir yol bulmaya çalışacağım. Belki konuşarak, belki başka bir çözümle…”
Odanın kapısı aniden açıldı. İçeriye aynı Cavidan Hanım gibi bir kadın girdi. Kaşları çatıktı. Arkasından da genç ve orta yaşlı bir kadın girdi. Hiçbirini tanımıyordum. Hala yaşadıklarımın şokunu atlatamayan ben, akrabalarımı tanımak için çaba sarf edecek gücüm yoktu.
“Aziz, sen ne yolu bulacaksın? Oğlun ölsün mü istiyorsun? Zamanında kızın yaşasın diye karının üstüne münafık birini kuma getirdin. Dila da kabul etti. Şimdi onun oğlu yaşasın diye kızını Adar Karaoğlu’yla evlendireceksin! Baban bunu duymasın! Yoksa sana tepkisinin ne olacağını biliyorsun.”
Sevgi’yle göz göze geldim. Sevgi de şaşkın, bir o kadar da gergindi. Gelmeden önce kahkahalar atan kızdan eser kalmamıştı. Babamın dediği gibi burası karanlıktı. Bizi içine doğru çekiyordu. Arkasındaki kadın ağlıyordu. O benim babamın ilk karısı olmalıydı.
Bana yalvarırcasına baktı. Yanıma yaklaştı. “Merhaba, Lavin. Aziz senden çok bahsetti. Fotoğraflardan daha güzelsin. Allah’ına kurban olayım. Ne olur, beni bu yaşımda evlat acısıyla sınama. Ne olur, abine yardım et. Yoksa onu öldürecekler. Serhat’ı tanısan çok seversin, tek suçu sevmekti. Sana yalvarıyorum. Adar Karaoğlu da iyidir hem de güçlüdür. O seni çok iyi korur.”
Yutkundum. Bana adeta yalvaran bu kadına ne diyeceğimi bilemedim. “Neden öldürecekler ki? Yani bu ülkenin polisi var. Şikayetçi olalım.”
Kafasını iki yana salladı. “Kızım, yapma. Ne olur? Kabul et. Yemin ederim, ben hep senin arkanda olacağım. Anne olurum sana. Korurum, kollarım. Seni ezdirmem. Ben seni hep sevdim. Kocamın kızısın.”
Ben ilk defa bir annenin çocuğunu bu denli sevdiğini görüyordum. Benim annem beni aldırmak isterken abimin annesi onun yaşaması için bana yalvarıyordu. Ben donup kalmıştım. Ben de onunla ağladım.
Babaannem “Dila kalk! Ne yalvarıyorsun? Evlenecek tabii ki! Ya ne yapacak? Aziz, kızına yol yordam öğret! En kısa zamanda bu düğün olacak. Rezillik olmasın! El aleme konuşturma bizi!” deyip şalını omzuna doğru savurup odadan çıktı.
Arkasından bakarken Dila Hanım burukça gülümsedi. “Kızım, ne olur… Biliyorum, çok zor ama ne olursa olsun o senin abin. Onu ve Şilan’ı kurtarmak senin elinde.”
Benim üstüme yüklenen bu yük çok fazlaydı. Annemi arasam asla umursamazdı. Zaten beni istemeyen birinden bahsediyorduk.
Genç kız “Amca, dedem seni çağırıyor.” dediğinde onun kuzenim olduğunu anladım. Babam bana özür diler gibi bakıp dışarı çıktı. Sevgi, ben ve kuzenimle kaldım. Kapıyı kapattı. “Ben Çiçek…” dediğinde Sevgi elini uzattı.
“Ben de Sevgi.”
El sıkıştılar. Kollarını kavuşturup bana baktı. “Sen ne kadar şanslı olduğunun farkında mısın? Adar Karaoğlu… Mardin’de onu istemeyen kız yoktur. Herkes onunla evlenmek ister, hatta bütün bekarlar onun yürüdüğü yoldan geçer. Annesi ona kız bulmaya çalışıyor ama o istemiyor.”
Sevgi heyecanla ona baktı. “Bu adam kraliyet ailesine mi mensup ki?”
Çiçek güldü. “Karaoğlu aşiretinin başı kendisi. Kral diyebiliriz. O krala herkes kraliçe olmak ister. Sen bu kadar salak mısın? Onunla evleneceksin!”
Göz devirdim. “Çok istiyorsan sen evlen!”
“Eğer berdel kararı benim üzerimden çıksaydı bir dakika düşünmez, evlenirdim. Yakışıklı, güçlü… daha ne olsun ki?” deyip iç çekti.
Adar’la ilk karşılaşmamız bu değildi. Söylediği gibi yakışıklıydı ama ben böyle evlenmeyi hayal etmemiştim. Aşık olmak istiyordum. Zorla evlenmek… Sevgi bana ters ters bakıyordu. Çiçek “Neyse kızlar, ben dışarıdayım.” deyip gitti.
Sevgi gülümsedi. “Bildiğin hayallerimi yaşıyorsun. Ağayla evleneceksin. Adam taş gibi. Bak, şimdi sana ne diyeceğim biliyor musun? Kocan olay, keyfini çıkart.”
Sevgi yine başlamıştı. İç çektim. “Bana Şilan’ı bulsana. Çiçek’e sor, kim diye.”
Kaşlarını çattı. “Ne yapacaksın?”
“Sevgi bul, lütfen. Hâlâ gücüm yok. Ne olur…” dediğimde onaylayıp dışarı çıktı. Odada yalnız kalmıştım. Adar’la görüşecektim. Bu şekilde evlilik mi olurdu? Zaten o da istememişti. Kesin bir çözüm bulurduk.
**
Adar tam karşımdaydı. Şilan’dan numarasını alıp ona mesaj göndermiştim. Gelmek istediğimi söylemiştim ama o gece vakti sen gelemezsin deyip ayağıma gelmişti. Gece yarısı Şilan ve Çiçek’in yardımıyla arka tarafta Adar’la konuşacaktım. Dışarı çıkınca kızların üçü de bana bakıyordu.
Akşam yemeğinde zaten herkes çok ilgiliydi ama babaannem beni hiç sevmemişti. Babamın karısı bile annemden iyi davranmıştı. İç çekerek çıktım. Arabasına yaslanmış bir şekilde bekliyordu.
“Merhaba.”
Kafasını kaldırdı. Yavaşça doğruldu. Yanıma yaklaştı. Heybetli bir şekilde tam karşımda durdu. Sırtım duvara yakındı. Gözlerine baktım. O gün gibi değildi. Ama ben o gün gibi heyecanlıydım. “Neden çağırdın?”
“Asansörden sonra teşekkür edemedim.”
Kaşlarını çattı. “Bunun için çağırmadın.”
“Evet, direkt konuya gireceğim.”
Dinliyorum der gibi bana baktı. “Senin de bu berdeli istemediğini biliyorum. Bence anlaşalım.”
Kaşlarını havaya kaldırdı. “Bunu sana kim söyledi? Yani istemediğimi nereden çıkarttın, Lavin?” diye sordu. Gözleri gece gibi karanlık bakıyordu.
“İstiyor musun? Tamam, o zaman kuzenim Çiçek var. Onunla evlen. Sonuçta aynı aşirete mensubuz. Benim İstanbul’da bir hayatım var. Burada kalamam ama o burada yaşıyor. İkimiz arasında hiçbir fark yok.”
Aniden kendimi duvar ve onun arasında buldum. Gözlerim büyüdü. “Ne yapıyorsun?”
Ellerini iki yanıma yasladı ve yüzünü bana yaklaştırdı. Gözlerimi gözlerine çıkarttım. Aynı asansördeki gibi yaklaştık. Gözleri gözlerimdeyken kendine çekiyor gibiydi. Nefesim kesildi.
“Hayır, Lavin… Bir kere karar verildi. Başkası olmaz!” dediğinde gözleri yavaşça dudaklarıma kaydı. Kesik kesik nefesler alırken onun dudaklarına çarpıyordu.
“Bu ne demek?” diye sordum.
Sesim kısık çıkmıştı. “Başkasını değil, seni istiyorum!”