1HAFTA SONRA
ATEŞTEN
Kulağıma gelen çığlık sesleri ile gözlerimi açtığımda yatağın diğer yanının boş olduğunu gördüm.
Yattığım yerden hızla doğrulduğumda üzerime yerdeki tişörtümü geçirerek hızla fırladım odadan. Çiflik evinin tahta merdivenleri adımlarımın hızı ve sertliği yüzünden sallansa dahi umursamadan açık kapıdan bahçeye çıkarak gözlerimle hızla etrafı taradım.
Aradığım tek bir kişiydi ama o haricinde her kez gözüme çarpıyordu. Az ilerde atların olduğu alan da ağlayarak koştuğunu gördüğümde derince yutkundum. Arkadından koşan iki köpeği görmemle telaşla bende koşmaya başladım.
Etraftaki bir kaç işçi bağırarak sakin olmasını köpeklerin ona zarar vermeyeceğini söylesede o deli gibi koşuyordu.
Hızla koşarak ona yetişmeye çalıştığımda benim koştuğumu gören köpekler bu seferde beni takip etmeye başlamıştı. Hızla ona yaklaşıp kollarından tutarak göğsüme çektiğimde titreyen bedeni ile bacaklarını serbest bırakıp kendisini yere attı.
Kollarımın arasında kalbi ürkek bir ceylan gibi atarken başını boynuma çekerek sıkıca sarıldım.
" Geçti yok bir şey tamam." Hiç bir hareket etmezken kulağıma zorlukla aldığı hırıltılı nefesler geldi. Hızla onu kendimden uzaklaştırdığımda gözleri hafif aralık şekilde nefes almaya çalıştığını fark ettim. Hızla kucağıma alarak hızlı adımlarla çifliğe doğru ilerlemeye devam ederken bir yandanda bağırıyordum.
" Yukarı da odada hava tüpü var. GETİRİN LAN ÇABUK!"
Bir kaç kişi hızla çiftlik evine doğru koşmaya başladığında hırıltılı nefesleri artmış ölü gibi yatıyordu kucağımda.
Evin önündeki halıya yatırarak yüzüne gelen saçlarını çektiğimde öfkeyle bir kez daha bağırdım.
"LAN ACELE EDİN LAN. " kahya koşarak geldiğinde elinin boş olduğunu görmemle öfkeli bakışlarım gözlerini buldu.
" Ağam yok baktık her yere. " hızla yerimden doğrulup yukarı koşmaya başladığımda yatak odasına girerek ceketimin cebine elimi soktum. Yoktu, daha dün akşam buradaydı. Gözlerim öfke ile parladı kesin biri almıştı.
Ne yapacağımı bilemeyerek ellerimi saçlarıma daldırdığım da arabadaki yedeği aklıma geldi. Tekrar hızla aşağıya indiğimde az ilerdeki arabayı açarak içinden yedek tüpü aldım.
Soğuk dudaklarına yaklaştırdığım tüpten zorlukla 6-7 nefes çekmesini sağladığımda nefesleri düzene girmiş aralık gözleri usulca kapanmıştı. Alnımdaki teri silerek öfkeli bakışlarım babaannemi bulduğunda öfkeyle konuştum.
" O odaya her kimin girdiğini hemen bulmazsan bu eve bir daha ölümü bile sokamazsın Neriman hanım. "
Hırsla kucağıma aldığım karımla birlikte yukarıya çıkmaya başladığımda babaannemin öfkeli sesi bütün çifliği inletmeye başlamıştı bile.
Yorgun bedenini yatağa uzandırdığımda dolaptan kendi tişörtlerimden alarak üzerindeki beyazlığından eser kalmamış elbiseyi çıkartarak yerine tişörtümü giydirdim.
Yanına uzanarak onu kollarıma çektiğimde sım sıkı sardım. Dudaklarım alnında gezerken yaşadıklarını düşünmeye başladım, birde benim ona yaşattıklarımı hangi birisini hak etmişti. Hiç bir suçu yokken ona ödettiğim bedelleri düşündüm.
Artık kaçmak korkmak yoktu o bu kadar çaresizken kafasını bulandırmayacak, olması gereken neyse o olacaktı artık."
Odanın kapısının hafifçe tıklandığını işittiğimde yavaşça kollarımdan çıkararak üzerine ince bir örtü örtüm. Kapıyı açarak sessizce çıktığımda küçüklüğünden beri burada kalan Asud'i buldu bakışlarım.
"Ateş abi Neriman hanım seni çağırıyor arka bahçeye gelsin dedi."
" Geç sen içeri en ufak bir harekette haber ver bana" başını sallayarak içeriye girdiğinde bende yavaşça merdivenlerden inmeye başladım.
Çiftlik evinin arka tarafındaki geniş araziye girdiğimde gözüme ilk çarpan kalabalığın ortasında babaannemin elbisesinin eteğine tutunarak ağlayan Selvi idi.
Zihnime düşenlerle başımı sağa yatırıp kütlettiğimde sert bakışlarım dedemi buldu. Bakışlarımız kesişince düşüncelerimi anlamış gibi başını önüne eğerek bakışlarını kaçırdığında başımı bir iki kere öne doğru sallayarak babaannemin yanına ilerledim.
" Oğlum Selvi almış ipeğin ilacını Cemile(evin hizmetlisi) görmüş çöpe atarken." Sert bakışlarım Selvi'yi bulduğunda önüne diz çökerek benden beklenmeyecek sakinlikte konuştum.
" Neden yaptın?"
Titreyen elleriyle göz yaşlarını silip ürkekçe konuştuğunda sinirle gözlerimi kapatarak sakin kalmaya çalıştım.
" Siz bana söz vermiştiniz. Benimle evlenecektin. Ama siz sözünüzü çiğnediniz o dilsiz kızı getirip bana karınmış gibi yutturmaya çalıştınız. "
Elimi sertçe saçına dolayarak havaya kaldırdığımda çığlığını benim haykırışım bastırdı.
"BEN NE SANA NE DE BİR BAŞKA KİMSEYİ EVLİLİK VAATLERİYLE KANDIRMADIM. Kİ ÖYLE OLMUŞ OLSA BİLE BİR İNSANIN NEFESSİZ KALMASINI İSTEYECEK KADAR ONA BİLENMEK NE DEMEK."
Ağlaması hiç durmazken hiç kimse onu elimden almaya cesaret edemiyordu.
" Ben ölsün istedim o zaman tekrar benimle olurdun, benimle evlenirdin." Samimi olmayan bir şekilde gülümsediğimde elimi saçından çekerek sertçe yere ittim.
" Birinin nefesini kesmek, onun canını yakmak, Hemde sana tek bir zararı bile olmayan birinin bu kadar kolay öylemi Selvi?"
Anlamsızca yüzüme bakarken elimi hızla boynuna sararak ölmeyeceği kadar sıkmaya başladım. Elini ellerimin üstüne dolayarak çekmeye çalıştığında bu mümkün değildi.
" Bak şimdi benim de sana gücüm yetiyor. Bir milim daha bastırsam alacak tek nefesin dahi yok." Elimi boğazından çekerek pantolonuma sürdüğümde ayağa kalkarak bütün kalabalığa kısa bir bakış attım. Bakışlarım bu seferde babaannemi bulduğunda tükürür gibi konuşarak eve doğru yürümeye başladım.
" BU KIZ VE AİLESİ!!!! 10dakika içinde buradan gidecek, İpek kendine gelince bizde gideceğiz ve Allah şahidim olsun ki benim karım bir daha bu korkuyu yaşarsa bu çifliği ateşe verir küle dönüşünü büyük bir zevkle seyrederim."
İPEKTEN
Boğazımdaki kuruluk ile gözlerimi açtığımda karşımda oturan Asude'i görmemle yataktan doğrulmaya başladım.
" İpek hanım yatın lütfen ben Ateş beye haber vereyim." Çıkan kızın arkasından bakmayı keserek doğrulduğum yatağa tekrar yattığımda yan dönerek bacaklarımı kendime çektim. Aklıma gelen geçmiş anılarla gözlerimin dolduğunu hissederken hıçkırıklarım bir bir artmaya başlamıştı.
Köpeklerden bu kadar çok korkmamın sebebi küçükken yurtta kalan bir arkadaşımın onlar yüzünden ağır şekilde yaralanmasıydı.
O zamanlar küçüktüm daha ya beş ya altı yaşlarında falandım. O zamanlar yaşlı bir yurt müdürümüz vardı. Hayrettin bey.
Çok kötü çok zalim bir adamdı. En ufak bir yaramazlığımızda ya bizi açlıkla cezalandırır yada bir odaya kilitlerdi.
Zaten sesimi kaybetmemin sebebide o yurt yanarken o odalardan birinde kilitli kalmam değil miydi?
Benden iki yaş küçük olan Abdullah diye bir çocuk vardı yurt da, yine açlık cezası aldığımız bir gündü. Biz biraz daha büyüktük açlığımıza dayanabiliyorduk ama o daha 3,5 yaşındaydı. Küçüğüm açlığıyla Nasıl baş etsin.
Müdür bey yemek yemeyi yasaklayınca oda bahçedeki köpeğin önündeki ekmeği almak istemiş hayvanda ona saldırınca küçük olan yurt bahçesini küçük Abdullah'ın çaresiz çığlıkları doldurmuştu. En yakın olan bendim görmüş ama korkumdan yaklaşamamıştım ona hem sesimde yoktu ki benim kime ne anlatırdım.
O gün bu gündür nerede bir köpek sesi duysam veyahutta köpek görsem o an duyduğum o çığlıklar yankılanıyor kulağımda.
Aslında çoğu insanın bir kurtuluş olarak gördüğü yetimhaneler bir çok çoçuğun ağır tramvalar yaşanmasına sebep oluyor. Onların orada kimseleri yok, seven saygı gösteren hiç kimseleri.
Belkide Şehri'yi kardeşim gibi sahiplenmemin tek nedeni de bu. O benim hiç tanımadığım ailemden bir parça belki de.
Yetimhane lerde çocuklar onlara ait tek bir şey diler. Ama sadece onlara ait olan sadece onların olacak bir şey. Bana ait olan tek şey, yetimhanelerin bana kattığı tek şey sessizliğim ve korkularım.
Allah hiç bir masumu yalnız kalacağı bir şeye muhtaç etmesin. Hele bunlar çocuksa onlar hep çok sevilsin."
!!!!BÖLÜM SONU!!!
***KÜÇÜK ABDULLAH YAŞANMIŞ BİR OLAYDIR.