ESRANIN ANLATIMI
sabah dört gibi su içmeye kalktım bütün gün nasıl yorulmuşsam oldığum yerde uyuya kalmışım benim gibi sencerde yorgun herhalde ne sesi çıktı ne soluğu gittim baktım oda yok banyoya gittim orda bile yok
ilkönce düşündüm neden böyle yaptı diye sonra ağalık işleri falan diye düşündüm gittim yattım sabah 11 gibi uyandım ağamız gelmiştir herhalde diye düşünüp bir sevinçle gittim içeri geçtim Saat 11 olmuştu. Normalde çoktan dönmüş olması,lazımdı ama hiç bir şekilde bir gelme ibaresi yoktu
İçimde tarif edemediğim bir huzursuzluk, göğüs kafesime batan ince bir sızı vardı. Mutfağa geçtim, ellerim alışkanlıkla kahvaltılıkları çıkardı ama iştahım yerle yeksan olmuştu. En sevdiği zeytinleri tabağa dizerken kapıya baktım; ha geldi ha gelecek...
Ağalık işidir, Mardin’in bitmez tükenmez meseleleridir," dedim kendi kendime. Ama gönlüm bu mantıklı açıklamaya bir türlü kanmıyordu. Sencer ne kadar yorgun olursa olsun, ne kadar işi başından aşkın olursa olsun bana bir haber bırakırdı. Bu sessilik onun yokluğu değil de sanki bir şeylerin ters gittiğinin habercisi gibiydi. Zaman geçmek bilmiyordu. Saatler ilerledikçe evin duvarları üzerime gelmeye başladı. Bir ara telefonuma uzandım, numarasını tuşladım ama parmaklarım arama tuşuna gitmedi. "Meşguldür, şimdi darlamayayım onu," diye düşündüm ama kalbimdeki o sıkışma geçmek bilmedi arkadaş ben ne ara bu kadar birini düşünür oldum ne zaman bir adamın yoklu canımı yakmaya başladı anlamadım bu durum beni sinir etti ben özgür ruh bir adamın varlığının benim ruhumuma nasıl bu kadar işlediğini anlamış değilim aramıyacam diye zihnime telkin versemde kalbim acaba kötü birşeymi oldu diye içim içimi yiyor dayanamdım aradım peş peşe aramaya başladım açmadı telefonu mesaj yazmaya karar verdim
" Sencer sabah dörtten beri ortalıkta yoksun birşey mi oldu birşey mi yaptım bilmeden "
bekledim bekledim cevap yok
tekrar mesaj attım
" iyimisin bari onun haberini ver tamam konuşma sadece iyim de merak ediyorum "
yine cevap yok
" Sencer gerçekten korkmaya başladım "
böyle en az 20 mesaj attım ama hiç birine cevap verdi ne gördü iyiden iyiye birşey oldu diye telaş yaptım Aseli yada Hakanı da arayamıyorum onlarla beraber değilse ortalığı ayağıya kaldırmakta istemiyorum aramızda bize görr birşeyler var ama Asel ile Hakan bilmiyor iki 3 kez daha aradım sonra telefon telesekretere düştü ya bilerek kapattı ya sarjı bitti inşllah sarjı falan bitmiştir içim içimi yiye yiye eşyaları toplamaya devam ettim akşam üzeri sitresimi atmak hemde istanbula geldik geleli hiç görüşemedik diye Aseli aradım " Alo asom nasılsın" dedim ama çok büyük hayal kırıklığına uğradım arkada sencerin gülen sesi kulaklarımda çınlamaya başladı Asel yemek yiyeceğiz gel dediğinde tamam dedim ama içimde yaşadığım hayal kırıklığı hat safaya ulaştı ulan ben burda kendimi yiyorum birşey oldu diye o arkada ohh gülüyor bir yarımsaat sonra Asellere gittim neşeli neşeli yemek yapıyor beyimiz vovv ben ne kadar değer vermişim adam bana zırnık değer vermemiş beni tabir yerindeyse siklememiş ama ben bütün günümü onun için telaşlanarak geçirdim kendime inanamıyorum merhaba deyip içeri geçtim Sencerden tarafa bakmamaya özen gösterdim Aselle olan olayı anlatklar Asrlşn peşinde adam urfalı bir ağa hemde bir mafyaymış Mehmet amca mafya lideriymiş ilerde yerini Aselle bırakacakmış Hakan gece Cihanın gece limanı patlatmış sabah cihan Hakanın mallarını mehmet amcanın limanı yakmış Asel keskin zekasıyla cihanı yusuf yusuf ettirmiş beyler baya şaşkındı ama ben şaşırmadım " Asel hep böyleydi " dedim benim konuştuğumu duyunca Sencer atladı " nasıl yani" dedi onu önemsemeden
cevap verdim " Üniversitede Asel pratik zekasını konuştururdu gerekene gerektiği cezayı keserdi neyse Asom görüşürüz ben kalkayım artık evde az bir toplama işim kaldı " Sencer atladı " Bende geleyim senle " Hemen elimi kaldırdım " Sen burda kalsan daha iyi " deyip daha fazla muhattap olmadan eve geldim
Eve nasıl girdiğimi, kapıyı nasıl kilitlediğimi bilemedim. İçerideki hava sanki çekilmişti, nefes alamıyordum. Sinirden ellerim titriyor, gözlerim doluyordu ama bu ağlamak isteği değil, tamamen o kudurmuşluk hissiydi.
"Ben kimim ya?" diye bağırdım boş odaya. "Ben ne ara bir telefon başında, yirmi mesaj atıp cevap bekleyen o aciz kadın oldum?"
Valizi yatağın üzerine fırlattım. İçine ne bulduysam tıkıştırıyordum. Sanki eşyaları değil de Sencer’le geçen son birkaç günü, o Mardin’deki bakışlarını, sabah uyanınca yanımda olmamasının verdiği o sızıyı valize hapsedip üzerine kilidi vurmak istiyordum. Tam o sırada kapı yumruklanmaya başladı.
Esra! Aç şu kapıyı, konuşalım!"
Sencer’in sesi. O her zaman kendinden emin, o "ağa" tavırlı sesi şimdi biraz telaşlı geliyordu ama bu beni yumuşatmak yerine daha da hırslandırdı. Kapıya kaplan gibi atıldım, kilidi sertçe çevirip kapıyı ardına kadar açtım.
"Ne var? Ne konuşacağız Sencer? Liman mı patladı yine, yoksa yeni bir mafya çatışması mı var? Git onlarla ilgilense ne işin var burada!"
Sencer içeri girmeye yeltendi ama göğsüne elimi koyup onu durdurdum. Gözlerindeki o şaşkın ifadeyi gördüm. "Esra, ne bu halin? Asel'in yanında neden öyle kaçar gibi gittin? Bir şey mi oldu?"
Güldüm. Ama bu öyle neşeli bir gülüş değildi. "Bir şey mi oldu diyor ya... Sencer, ben sabah dörtte uyandım. Yoktun. Banyoya baktım, yoktun. Saat 11 oldu, yoktun. Attığım yirmi mesajı geçtim, bir tanesine 'iyiyim' bile yazmadın! Ben burada senin başına bir şey geldi diye kendimi yerken, sen orada gülerek yemek yapıyordun!"
Sencer elini cebine attı, telefonunu çıkardı. Yüzünde garip bir ifade belirdi. "Şarjım bitti Esra, Hakan'ın yanındaydım, her şey çok hızlı gelişti..."
"Şarjın bitti..." dedim kelimeleri tek tek çiğneyerek. "Mardin’i yöneten, koca aşiretin ağası olan adam, bir şarj aleti bulamadı öyle mi? Ya da birinin telefonundan 'ben iyiyim' diyemedi? Mesele şarj değil Sencer. Mesele, senin beni 'merak edecek biri' olarak görmemen. Sen beni hayatının neresine koyduğunu unutmuşsun ama ben yerimi hatırladım. Ben özgürüm Sencer. Kimsenin keyfini bekleyecek, kapılarda yol gözleyecek kadın değilim." deyip suratına yapıştırdım kapıyı bütün gece dışarda arabada bekledi penceren baktım umrumda da değil açıkcası adam beni zerre bir yerine takmıyor sarjı bitti diye yalan söylüyor yemek masasında gördüm telefonu açıktı ama uçak modundaydı birde bana yalan söylüyor saat 12 gibi poyraz aradı " Kız deli almaya geliyrum sizi ağada orda geceden beri yok peşinden gelmiştur dedum bugün son Asel reis dediki gidelum tatlı yiyelum ne dersun " " Gel poyraz abi gidelim bende özledim Asomla dolaşmayı balattaki tatlıcıya gidelim ağa bozuntusu burdamı bilmem ama " " iyi görüşürüz bende o iş " dedi ve kapattı camdan baktım hala orda telefonla konuşuyor perdeyi çekip içeri hazılanmaya geçtim Aynanın karşısına geçtim. Gözlerimdeki o kırgın ifadeyi silip yerine eski, o kimseye eyvallahı olmayan Esra’yı koymam gerekiyordu.üzerime jarse kumaştan yapılmış güzel bir elbise giydim
Aynadaki yansımama baktım. Jarse elbisem vücuduma tam oturmuştu, her kıvrımımda bir başkaldırı vardı sanki. Dudaklarıma sürdüğüm o iddialı kırmızı ruj, aslında içimdeki o kırgın kadını maskeleyen bir savaş boyasıydı. "Sen Esra’sın," dedim kendi aksime. "Kimsenin limanı, kimsenin bekleyeni değilsin."
Aşağıdan korna sesi yükseldi. Poyraz abi gelmişti. Çantamı omzuma takıp evden çıktım. Apartman kapısını açtığım an, geceden beri nöbet tutan o simsiyah araba ve önünde dikilen Sencer’le burun buruna geldim. Gözleri kan çanağına dönmüştü, gömleği kırışmış, o her zamanki jilet gibi hali gitmiş, yerine yorgunluktan çökmüş bir adam gelmişti. Ama umurumda mıydı? Asla.
"Esra, konuşalım dedim." Sesi pürüzlüydü, uykusuzluktan kısılmıştı.
Hiç duymamış gibi yanından geçip Poyraz abinin arabasına doğru yürüdüm. Sencer kolumdan tutmaya yeltendi ama öyle bir bakış fırlattım ki eli havada asılı kaldı.
"Poyraz abi, bekletmeyelim Asomları, gidelim hadi," dedim neşeyle. Sesimdeki o yapay neşe eminim Sencer’in kulaklarına bir tokat gibi iniyordu.
Balat’taki o meşhur tatlıcıya vardığımızda Asel ve Hakan çoktan gelmişti. Masaya oturduğumuzda Sencer de hemen arkamızdan bitiverdi. Hakan’ın yanına, tam karşıma çöktü. Gözlerini üzerimden ayırmıyordu ama ben sanki o masada bir insan değil de boş bir sandalye varmış gibi davranıyordum.
"Asom, şu üniversitedeki meşhur tatlıcıyı hatırlıyor musun?" dedim Asel’in elini tutarak. "Hani bir çocuk peşinden ayrılmazdı da sen onun tüm sülalesinin dökümünü çıkarıp kapısına dayanmıştın. Çocuk korkudan şehri terk etmişti."
Asel güldü, ama gözleri bir bana bir de bariz bir şekilde patlamaya hazır bomba gibi duran Sencer’e kayıyordu. "Hatırlatma Esra, çocuk hala benden kaçıyordur."
Sencer masadaki bardağı öyle bir sıktı ki, parmak boğumları bembeyaz oldu. "Bazıları kaçar, bazıları bekler," dedi buz gibi bir sesle. "Ama yalan söyleyenler her zaman kaybeder."
Gözlerimi yavaşça ona çevirdim. İlk defa doğrudan gözlerinin içine baktım. "Doğru dedin Sencer Ağa," dedim üzerine basa basa. "Mesela telefonu uçak modundayken 'şarjım bitti' diyenler gibi... Onlar sadece kaybetmiyor, aynı zamanda bitiyorlar. Tamamen."
Masadaki hava bir anda buz kesti. Hakan ve Asel birbirine baktı. Sencer’in o kendinden emin duruşu sarsıldı, bakışlarını kaçırdı. Yakalanmıştı. Hem de en aciz yerinden
Benim tatlı iştahım kaçtı," dedim ayağa kalkarak. "Asom, ben biraz mahallede dolanacağım, nostalji yaparım. Sizinle sonra haberleşiriz."
"Esra, dur!" diye arkamdan seslendi Sencer ama adımlarımı hızlandırdım. Balat’ın o renkli, dik yokuşlu sokaklarına vurdum kendimi. Arkamdan geldiğini biliyordum. Adım sesleri, o ağır kokusu peşimdeydi. Ama bu sefer öyle kolay olmayacaktı.adımlarımı hızlandırdım gelen ilk taksiye atlayıp eve geldim yarın mardine gidiyorum yeni bir başlangıç yapmaya ama bu sefer kendimi iki güzel söze kaptırmak yok duvarlarımı örmeye başlamıştım.
Sencerin eşyaları burdaydı valizini topladım gönlüm el vermedi kapıya atmaya bir gece daha misafir edebilirim eşyalarıntaşıyacak şirketle konuşmuştum Ayşe sultan arkamdan eşyaları Asellin aldığı konağa gönderecekti bir müddet Poyrazla beraber yaşıyacağız düşünceler kafamda uçuşurken kapı alacaklı gibi çalmaya başladı açıp butur ettim senceri " Banyo etmek istersen diye içeri aldım yanlış anlama mardinde yaptığın misafir perverlipe say" deyip odama geçtim kapıyı kapatıp kitkedim Sencer gece boyu kapıta gelip gelip gitti umrumdamı değil sabah uyandım yüzümü yıkadım kahvemi almak için mutfağa giderken Sencerin odamın kapısına daynamış uyuyordu kapıyı açınca uynandı yokmuş gibi yanından geçtim kahvemi alıp odama geçtim saçımı makyajımı yapıp Asellerin gelmesini bekledim Asel korumalarını dünden gönderdi bugünde biz gideceğiz Poyraz alacak tek araba ile gidelim dedik
Sencerle soğuk savaş döneminde gibiyiz bir birimizle bakışmaktan başka birşey yapamdık bu durum uçaktada böyle devam etti. Mardin Hava alanına indiğimizde Aselin kayjn pederi karşıladı bizi konak yoluna girince bir kaç koruma ile ayrıldı poyraz korunaların olduğu araçtaydı biz Sencerle önde Aselle Hakan arkadaydı yol çok sesisiz di bu durum pek hayra alamet değildi birden önde terk edilmiş traktör patladı korku ile çığlığı bastım Sencer patlamnın verdiği panikle üstüme kapaklandı
Sencerin anltımı
Mardin’in kızıl toprağına barut kokusu karıştığında, benim için zaman durmuştu. Aracın zırhına vuran her mermi, sanki beynimin içinde patlıyordu. Yanımda Esra... Korkudan titreyen ama gözlerini benden ayırmayan o kız. Onu korumak, o an benim için namus borcundan öteydi.
"Sakın!" dedim ona, sesim kendi kulağımda bile yabancıydı. "Sakın kafanı kaldırma Esra, bu oyun değil!"
Araçtan dışarı attım kendimi. Toz bulutunun içinde pusuya yatan o çakalları gördüğümde, içimdeki asıl canavar uyandı. Cihan İzol... Kendi çöplüğünde ötmekten aciz olan it, gelmiş benim toprağımda, benim kardeşime pusu kuruyor! Üstelik içimizden birileri, ekmeğimizi yiyen şerefsizler ona yol gösteriyor.
Poyraz’ın Karadeniz damarı atmış, bir yandan küfrediyor bir yandan mermi yağdırıyordu. Ama Asel... İşte o an her şey değişti. O narin cerrah ellerinin bir silahı bu kadar soğukkanlı kavrayacağını, o "çimen gözlerin" bir keskin nişancıyı milimetrik fark edeceğini hiçbirimiz tahmin edemezdik. O sadece bir doktor değilmiş; o, bir Fettahoğlu olduğunu kanıtladı.
Erol Abi’nin konvoyu ufukta göründüğünde, rüzgarın yönü değişti. O an anladım; bu sadece bir saldırı değil, bir savaş ilanıydı. Esra’yı güvenli bir yere aldığımda ellerimin hala titrediğini fark ettim. Korkudan değil, öfkeden...
"Bu toprakların bir kuralı vardır; misafire,Kadına ,çocuğa kurşun sıkanın mezarı kazılmaz, leşi kurda kuşa yem edilir. Cihan İzol ve ona o kapıyı açan hain... Andım olsun ki, o tetiği çeken parmakları tek tek kıracağım. Hakan’ın öfkesi yakarsa, benim sessizliğim boğar adamı. Bugün o pusuda dökülen her damla terin bedelini, Mardin’in dar sokaklarında kanla ödeteceğim
ESRANIN ANLATIMI
Sencer üsütme kapanıp sakın burdan kalkma diyip dışarı attı kendini şokta gibiydim ne oldu ne bitti anlamdım kafamı kaldırdığımda herşey bitmişti Araba pert olmuş Aselin korumaları ile eve döndük Poyraz ve ben Aselin konağına geçerken Sencer kendi konağuna geçti. Saat kaç bilmiyorum Konağın kapısı alacaklı gibi vurulma sesine kalktım kormadım desem yalan olur ama dışarda korumakr vardı çıktım dışarı Sencer Burnundan soluyor
" Sen burda bir adamla aynı evde nasıl kalırsın " Diye sinirli sinirli konuştu " Sanane Sencer seni ilgilendiren bir durum yok "
" Olmaz Esra olmaz laf olur söz olur burası istanbul değil bugünlük bende kalıcam burda " " Ay ne halin varsa gör ben uyuyacam zaten uykunun en tatlı yerinde geldin" yatağıma geçtim çok geçmeden telefonuma bir mesaj geldi
"Esra, telefonun uçak modunda olduğunu gördüğünü biliyorum. Haklısın, dürüst davranmadım. Mardin'in tozu toprağı üzerimize sinmişken, seni merakta bırakmanın bedelini kapında sabahlayarak ödedim ama yetmediğini biliyorum. Az önce o patlamada üzerine kapandığımda anladım ki; senin özgür ruhun benim en büyük esaretim olmuş. Seni kaybetme korkusu, mermiden daha çok canımı yaktı. Bana inanman için ne yapmam gerekiyorsa yapacağım, yeter ki o duvarları bu kadar yüksek örme."