Esranın anlatımı Sencer’in elindeki telefonun titrediğini hissettiğimde, içimden bir parça koptu. Az önceki o dik duruşu, bir kule gibi devrilişine şahitlik ettim. Gözlerindeki o kehribar parıltı sönmüş, yerini dipsiz bir kuyuya bırakmıştı. Bir doktor olarak yüzlerce ölümcül vaka görmüştüm ama sevdiğim adamın yüzündeki o saf çaresizlik, tüm profesyonelliğimi bir anda yerle bir etti. "Sencer? Konuşsana!" dedim, koluna yapışarak. Sesi sanki kilometrelerce derinlikten geliyordu. "Annem..." dedi. "Nefesi kesilmiş." Annem ve Arda başımızda dikilmiş, sanki bir tiyatro oyunu izliyorlarmış gibi o kibirli hallerini sürdürüyorlardı. Annemin "Misafirler var, gidemezsin!" diye bağırması kulağımda sadece anlamsız bir gürültüydü. O an anladım ki; lila elbisem, yüksek ökçelerim ve o "mantık kadını"

