P-1

1691 Words
Oturduğum koltuktan ayaklarımı yere sarkıtırken içinde fazla eşya olmayan odama göz gezdirdim. Elimdeki iş ilanlarının listesine bakarken en sonuncu iş ilanının üzerini karaladım. Adam bir gün tatil veriyordu, neredeyse bütün gün çalıştıracak aylık maaş da otobüs paramı bile karşılamayacaktı. Üniversitede derslerim çoğunlukla erken saatlerde olduğu için part -time bir iş için uygundum. Neden doğru düzgün bir iş bulamıyordum?  Birinin parası iyiydi zamanı denk gelmiyordu. Birinin patronu gıcıktı daha iş görüşmesinde kavga ederek çıkmıştım. Diğeri aradığım eleman değilsin demişti. Neymiş, hayalindeki eleman böyle değilmiş. Hayalindeki elemanı bulup da ne yapacak merak konusuydu. Hatta sarışın eleman alıyoruz diyenler bile olmuştu. Resmen esmer olduğum için dışlanmıştım. Artık her türlü iş teklifine açıktım çünkü acilen kirayı ödemem lazımdı. Apartman sahibinin bir tek süpürgesi eksikti. Evet, abartmıyorum.  Üniversitenin ilk yıllarından burada kalıyordum ve sadece bu yıl zorlanmışım para konusunda. Son iki ayı ödeyememiştim ve üçüncü aya geçiyorduk resmen, bu yüzden defalarca uyarmıştı. Kadının selam vermesi 'Parayı ne zaman ödeyeceksin?' şeklindeydi artık. Bunu nasıl yaptığı başka bir merak konumdu. Elimle yüzümü sıvazlarken kapı sesini duyunca uykulu gözlerle koridora baktım. Ağır adımlarla kapıya doğru giderken Süheyla abla olmasın diye dua etmeye başladım. Delikten bakarken gördüğüm manzarayla kafamı kapıya yasladım.  Ne kadar da harika bir gün. Çay mı demlesem, kendimi mi assam karar veremedim ben de Bukovski abi. Korkunun ecele faydası yok. Şimdi açmazsam bugün en az elli kere çalardı kapımı. Derin bir nefes alarak kapıyı açtım. Yüzüme sahte gülüş yerleştirirken "Günaydın Süheyla abla" dedim en sevecen halimle. Aslında saat yedi bile olmamıştı ve daha kargalar neyse... Giydiği hırkanın önünü çekiştirerek ağır hareketlerle beni süzdü. Kendimden şüphe duyarken ben de kaşlarımı çatarak merakla üstüme baktım fakat siyah beyaz pijamalarımla gayet normal görünüyordum zannımca.  "Üç ay oldu, ses etmiyim diyorum ama bir yere kadar yani. Ben de insanım sonuçta, paraya ihtiyacım var." Ses etmiyorum dediği kirayı geciktirdiğim hergün kapıya dayanması gerçeğiydi. Beş tane kiracısı vardı benim dışımda fakat her seferinde çektiği yalancı çilesini anlatıyordu. İyisin abla iyisin. "Anlıyorum Süheyla abla ama lütfen zaman ver azıcık -" "Daha ne kadar zaman verecem? Üç ay oldu, koskocaman üç ay!" Tükürücesine lafımı keserek çemkirdiğinde elimle yavaşça yüzümdeki ıslaklığı sildim. "Anan, baban göndersin ya?!" Tekrar derin bir nefes alarak gözlerimi kapattım. Kadın bana her sabah mükemmel meditasyon yaptırıyordu. Sabırlı olmalıydım çünkü kalacak başka yerim yoktu. "Abla, yağmur duvarları yıkamış, evde tadilat var o yüzden gönderemiyorlar. Ben de isteyemiyorum." Aslında haberleri yoktu beş parasız kaldığımdan. Paran var mı diye sorduklarında, çalışıp ödüyorum diyordum. Kendimi acındırmaktan başka çarem yoktu. "Şimdi Süheyla abla, görüyorsun dört yıldır memleketimden, ana babamdan uzakta yaşıyorum.." Bakışlarımı kaçırırken ağlıyormuşum gibi hava yarattım. Sesimi titrek tutmaya çalışırken kadının kaşlarını çattığını gördüm. "Yani abla, görüyorsun senden başka kimsem yok burda. Şu sıralar çok kötü zamanlar geçiriyorum." Elimle yüzümü kapatırken çaktırmadan aralıklardan baktım. Galiba aldırmıyordu. Yok, bu kadın yemez ki! "Bir hafta sonra kirayı yetiştir yoksa sıkıntı yaşarız." Elim yüzümden düşerken ağzım hafif aralık kadına baktım. İnsan hiç olmazsa acırdı ya. Arkasını dönüp giderken bir anda durdu. Sonunda, sonunda kadının merhamet duygusunu uyandırmayı başarmıştım. Yüzünü çevirirken iki ay daha mühlet istemeye karar verdim. Ağzımı açacağım sırada beni susturdu. "Bu arada, fazla duş alıyorsun biraz dikkat et." Sinirden elim ayağım titrerken kapıyı çarpmamaya özen göstererek kapattım. Yatak odamdan telefonumun sesi geliyordu. Yatağın üzerinde duran telefonumu açarak kulağıma götürdüm. Arkadaşım Ezgi arıyordu. "Günaydın." "Gunaydın" dedim sakince. Aslında önemli olan benim durumumdu fakat şu anda dikkat etmem gereken başka konu vardı. Ezgi'yi hangi güç bu saatte uyandırmıştı? "Hayırdır?! Bu saatte seni uyandıran şey ne?" Telefonda sessizlik çöktüğünde yatağa yığıldım. Kesinlikle iyiye işaret değildi. Bir süre telefonda nefes alışverişlerimiz sürerken uykum geldiği için gözlerim kapanmaya başladı. Bu saatte ben ne yapıyordum ki? "Efe'den ayrıldım!" Ağlamak karışık yüksek bir tiz sesle telefon hattını çürüten Ezgi'nin sesiyle yataktan sıçradım. Korktuğum Efe'den ayrılması değil, ürkütücü sesiydi. Ağlaması şiddetlenince gözlerimi devirdim. Ayrılma sayıları parmak sayacak durumda değildi. İşte hep bu kız yüzünden soğuyordum böyle işlerden. "Bir bilsen ne için ayrıldık..." "Ezgicim, güzelim şimdi işlerim var onları halledeyim okulda konuşuruz tamam mı?" Bilmek istemiyorum denilmez ki... Burnunu çekme sesi geldiğinde baygın bakışlarla etrafa bakıyordum. "Tamam, görüşürüz okulda." Telefonu kapatırken yatağa fırlattım. Artık yorulmuş, usanmıştım bu ayrılmalarından. En son Efe bir kıza otobüste yer verdiği için ayrılmıştı benim arkadaşım. Efe, gerçekten efe bir çocuktu. Bunu Ezgi de biliyordu fakat kıskanmadan edemiyordu. Telefon tekrar çaldığında bu sefer ben ağlayıp sızlanıyordum. Başlayacaktı, iyi bir arkadaş değilsin, beni teselli etmiyorsun diye. Telefonu korkarak elime aldığımda "Aykut" yazısını görünce sevinçle hemen atladım. Kalbim ağzımda atmaya başlamıştı bile. Bu çocuk yakında gelecekti zaten. Aykut, çocukluk arkadaşım oluyordu. Kendisi çok zeki ve yetenekliydi ki, şu anda İsviçre'de polis okulunda okuyordu. Beni aradığına göre gelmiş sayılırdı. Yatağın üzerine çıkarak zıplamaya başladım. Salak tatile buraya gelinir mi demek istesem de saçmaladığımı farkettim. E ben İsviçre'ye gidemiyorum? Neyse buna sonra ağlarım. "Aykut!" Melodi devam ederken cevaplamadığımı farkettim. Tekrar açarak kulağıma götürdüm. Salaklaşmaya da başladık. Güzel! "Aykut!" Diye bağırdım tekrardan. "Alis!" Diye o da bağırınca son sürat gülmeye başladım. Durmam gerek! "Sen şu anda neredesin?" Sordum zıplamam durduğunda. Bir süre sessiz kalırken birkaç cırıltı duymuştum. "Aykut bey, dosyalarınız.." Başka bir kadın sesi duymamla çığlık atarak tekrar zıplamaya başladım. O kadını tanıyordum ki babasının sekreteriydi. Demek ki, babasının şirketindeydi, bu da o demek oluyordu ki gelmişti. Gel miş ti! GELMİŞTİ!  "Ne zaman geldin?!" Diye bağırdım tekrardan. Tavandan takırtılar gelmeye başlamıştı yavaştan. Eyvah, üst komşularımı uyandırmıştım galiba fakat Aykut da her gün gelmiyordu sonuçta. Aykut bu boru mu?  Üzgünüm Süheyla abla. "Daha iki saat yeni oldu. Babam yine kitledi bana dosyaları gelir gelmez." "Olsun, şirket özlemiştir seni. Dersden çıkınca seni kapının önünde bulucam, azıcık havam olsun. Bizim sınıftan bir kıza gıcığım zaten." Güldüğünü duyduğumda ben de gülmeye başladım. "E, nasıl gidiyor anlat bakalım görüşene kadar özet geç bari." Az önceki sahneler gözümün önünden geçerken derin bir nefes alarak yatağa oturdum. "Aynı, işte bildiğin gibi. Dersler, bizim sınıf, Efe ve Ezgi ilişkisi, bir de Süheyla abla...." "Eğer, bildiğin gibi diyorsan o zaman bilmediğim şeyler var. Anlat bakalım." Lanet olsun neden bu kadar zekisin?  "İş arıyorum fakat bulamadım." "İş aradığına göre paran bitmiş senin. Daha önce niye söylemedin?" "Ne bileyim. Biraz sıkıntılı bu aralar, seni de sıkmak istemedim." "Saçmalama, hem neden bir iş ayarlamama izin vermiyorsun ki bizim şirkette?" "Aykut, şirket diyorsun. Sizin şirkette herkes eğitimini aldığı işi görüyor. Eğitimini aldığım eczacılık ne işe yarayacak sizin şirkette? Gıcık olduklarını mı zehirleyeceğim?" Sıkıntılı bir şekilde nefesini üflerken ben de sıkılmaya başlamıştım. Kendimi sanki köşeye sıkışmış gibi hissediyordum. Hiçbir çıkış yolu bulamadığım için kızıyordum kendime aslında. Her zaman bir çıkış yolu olurdu fakat bu zaman biraz farklıydı. Herşey sözleşmiş tersine gitmeye başlıyordu. "Aslında uğrayacağın bir yer var." Dediğinde tekrar yatağın üzerine çıkarken her an çığlık atmaya hazırdım. Derin bir nefes alarak kopacak bir çığlığa hazırladım kendimi. "Bir polise asistanlık yapacaksın. Aslında, tam polis de sayılmaz. Bildiğini farkettirme ama üzerinde çalıştığı önemli bir vakadan atıldı kısa süre önce. İsmi Cevat, öğrendiğim kadarıyla yeni bir vakaya bakıyor. Umarım yardımcıya ihtiyaç duyar." Aldığım nefes öylece kalırken dışarıya vermeyi unutmuştum. Polis mi demişti? Ha, bir de asistanlık. Şimdi birleştirelim, bir polise asistan. Hayır, üzerinde çalıştığı vakadan atılan bir polise asistan. Başarısız ikili! .  Muhteşem konsept! "Alis?" Aykut'un sesiyle kendime gelirken nefesimi dışarıya üfledim. "İstersen başka bir iş arayayım sana, zorunda -" "Hayır, istiyorum o işi." Az önce kapıya dayanan Süheyla ablayı hatırladığımda bu karara varmıştım. Her ne kadar benim uzmanlık alanımla aralarında ışık yılı uzaklıkta bir fark olsa da. Bildiği bir şey vardı demek ki. Yoksa önermezdi sonuçta. "Korkmana, çekinmene gerek yok. Cevat gayet düzgün birisi. Fakat egosuyla pek anlaşacağını sanmıyorum ama-" "Her türlü anlaşırım. Eğer Cevat denilen adam kabul ederse mesaj at." "Tamam."  "Görüştüğümüzde detaylı konuşuruz." Dediğim gibi telefonu suratına kapatarak dolaba koştum. Ne giyinmeliydim ki?! Hele asistanlığını yapacağım adam polisse. Ortada bir sonuç yoktu ama her an hazırlıklı olmalıydım. Siyah?! Anlaşmaya gidiyorum inceleme yerine değil. Ayrıca her inceleme sırasında siyah saçmalığına bürünmek zorunda değildim.  Kot pantolon, üzerine de mavi gömleğimi giyindim. Saçlarımı topuz yaparken, ya da yapmaya çalışırken mesaj sesiyle ağzımda tel tokayla telefona koştum. Elimdekileri kenara atarak kilidi açtım ve mesaj kısmına girdim. "Merkez, Menekşe sokak Sema kafe" Sevinç çığlıkları atarken Aykut'a uzun uzun teşekkür mesajı attım. Tekrar saçımı topuz yaptığımda bu sefer başarmıştım. Ceketimi ve beyaz vanslarımı giniyerek çıktım. Anahtarları deliğe sokarak çevirdiğimde telefonumun sesiyle elim ayağıma dolaştı. En sonunda kapıyı kilitleyerek telefona baktım. "Alo, Ezgi ben bugün derse gelemeyeceğim çünkü bir iş buldum. Müdürle konuşmaya gidiyorum." "İş mi? Ne işi?" Ağlamaktan burnu tutulmuş Ezgi sordu. Şu anda polise yardımcı desem kız şoka girebilirdi. "Eski, yani işinden atılmış bir polise asistanlık yapacağım anlaşırsak. Akşam bize gel, hem seninle dertleşiriz hem de beni konuşuruz etraflı." Dedim merdivenleri apar topar inerek. Daha çok kanguru gibi ikişer ikişer zıplıyordum. "Ben akşamı bekleyemem ki?!" Sonlara doğru ağlarken telefonu uzaklaştırarak derin bir nefes aldım. "Hadi canım kapatıyorum." "Nerde görüşeceksiniz?" Sorup da ne yapacaktı? Meraklıydı işte Ezgi herşeye. "Sema kafe diye bir yer varmış." "Tanıyorum orayı." "Ezgi! Konuşuruz dedim" Dedim uyarırcasına. Telefonu kapatarak merkeze giden otobüs durağına ilerledim. Tam da köşeye sıkıştım derken yeni bir yolda ilerliyordum. Umarım yüzüme gözüme bulaştırmazdım. Kafenin önünde dururken yavaş ve heyecanlı adımlarla içeriye adımladım. Ölüm kalım meselesi gibi birşeydi benim için. Ya kazanıp kirayı ödeyecektim, ya da Süheyla abla beni öldürecekti imalı sözleriyle. Aykut'tan yeni bir mesaj gelmişti fakat farketmemiştim. "Kimden: Aykut" "Sağ tarafta, pencere kenarında oturan esmer birisi, gri kazak var üzerinde. Seni bekliyor" Müdürü tasvir etmişti. Müdür dediğin takım elbise giyer hele bir polisse. Bir de yaşlı başlı biriysen ciddi olacaksın. Kapıdan içeri adımımı atarken sağ tarafta oturan ve mesaja uyan adamı aradım. Gözlerim birinde takılmıştı fakat o olamazdı. Tekrar en baştan pencere kenarına baktım. Ama yine aynı sonuç çıkıyordu... Bu sefer duvar ve orta tarafı inceledim ama Aykut'un tarif ettiği kimse yoktu. Gri tişörtü olan tek kişi genç birisiydi.  Yutkunarak tarife uyan kişiye baktım. İmkansızdı yani bunun olması. Bu çocuk ne ara polis oldu da, ne zaman vakaya başladı da ne zaman atıldı?! Aykut'un okulundan olmalıydı o zaman? Ayrıca hangi sebeple atılmıştı fakat bu sorunu sormanın zamanı değildi henüz. Bir polis, bir müdür bu kadar genç olabilir miydi? Ayrıca bu adam gereksiz yakışıklıydı... ☆☆☆
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD