Gözlerimi kırpıştırarak öylece kalmış olayın şokundan çıkamıyordum. Elleriyle masada ritim tutarken sabırsız görünüyordu. Keskin yüz hatları uzaktan bile fark ediliyordu. Siyah, düz saçları düzenli şekilde arkaya taranmıştı. Üzerinde gri tişört ve açık renkli kot pantolon vardı. Fakat bütün gün burada dikilirsem anlaşamayacaktık galiba. Yutkunarak nihayet içeri girebildim. Yere bakarak ilerlerken heyecanlanmaya başlamıştım.
Eskiden birkaç yerde çalışmıştım fakat ilk kez böyle bir iş yapacaktım. Masaya doğru yaklaşırken birinin omzuma sertçe çarpmasıyla kafamı kaldırdım. Koyu kahve renkli, iri bukleli saçlarıyla güzel bir kız, güzel olmayan bakışlarla bana bakıyordu.
"Önüne baksana, kör müsün?"
Dedi ağzını yamultarak. Çok merak ediyordum da, 'Evet, körüm' dersem ne tepki verecekti?. Muhtemelen ağlayarak uzaklaşırdı. Derin bir nefes alarak tekrar masaya ilerledim. İş görüşmem olmasaydı sana nasıl kör olunduğunu gösterirdim de neyse.
"Sana diyorum! Bir de sağır galiba.."
Masasındaki kızlar kıkırdamaya başlamıştılar. Gözlerimi kapatarak sabır dilenirken ağır adımlarla vücudumu onlara çevirdim. Daha günaydın bile diyemediğim bir müdür adayım vardı. Onun önünde kötü huylarımı çıkarmak istemiyordum ortaya.
"Bakarım.."
Dedim zorlukla. Son çarem olduğu için bazı şeylerden vazgeçmem gerekiyordu, mesela bu kızın yüzünü dağıtmak gibi. Her şey kavgayla hallolunacak değildi diye düşünüyordum.
"Özür dile."
Dedi kaşı gözü oynayan bu kız. Boyu benden uzundu ve bu da ona özgüven kazandırmıştı.
"Sık sık tekrar et cümleni, tamam mı?"
Elimi sertçe geri çekerken ne kadar gücümün olduğunu az çok fark etmişti. Tekrar geriye dönerek masaya ilerledim.
"Günaydın.."
Dedim çantamı yan taraftaki sandalyeye bırakırken. Karşısına otururken tepkisizce yüzüme bakıyordu. Ben de birkaç dakika ona baktım merakla. Gözleri siyaha yakındı ve yüzü dikkat çekiciydi. Düz, kalın ve biçimli kaşları vardı. Zayıf biri gibi görünüyordu fakat ne kadar güçlüydü diyemezdim.
"Alisia sen misin?"
Öyle bir ses tonuyla sormuştu ki az kalsın yanıma bakacaktım başka birisi mi var diye. Ayrıca kafeye girdiğimden bu zamana kadar yan masadan onu kesen bir kız vardı dikkatimi çeken. O, halinden gayet memnundu fakat ben rahatsız olmuştum onun yerine. Biri beni o kadar keserse gözünü çıkara bilirdim. Rahatsızca kıza dönerken, kız yüzünü buruşturarak bana baktı. Sanki keyfi bozulmuştu. Pardon canım ya? Sanırım sevgilisi sanmıştı beni. Bakışlarımı kaçırarak az önce bana soru sorduğunu fark ettim fakat ne sormuştu unutmuştum.
"Nasıl?"
Diye sordum hafif öne eğilerek. Yanaklarını şişirirken bakışlarını pencereden dışarıya çevirdi. Baktığı tarafa ben de bakarken sadece pencerenin karşısına konan bir kuş görmüştüm. Resmen adamı darlıyorum ilk saatlerden.
"Ben Cevat, Alisia.."
Dedi memnun gözükmeyen yüz ifadesiyle. Daha çok rahatsız gibi gözüküyordu bana. Hasta falan mı acaba? Yüzü de solgun.
"Yazmayı biliyor musun?"
Onca iş görüşmeleri arasında bana sorulan en garip soruydu. Bilmeyen birisi gibi mi gözüküyorum acaba? Hafif açılan ağzımla birlikte kafamı aşağı yukarı salladım.
"İşe alındın o zaman."
Dedi düz bir sesle. Gözlerim irileşirken yine tekrardan heyecanlanmıştım. Ne yani, beni sorgu sual etmeyecekti mi? Ne bileyim birşey söylemeyecek miydi?
"Nasıl?"
Korkuya kapılmıştım bir anda çünkü ne zaman böyle kolay çözülse bir iş çıkardı işin içinden. Aynı matematik gibi.
"Başka bir laf bilmiyor musun? Ayrıca senin ideal bir yeteneğin olduğu için değil, Aykut rica ettiği için alıyorum. Anlıyor musun?"
Ağzım hafif açık şekilde bir süre öyle kaldım. Aykut beni uyarmıştı, karşımdaki adamın egosunun fazlalığıyla ilgili.
"E-evet biliyorum."
Diyebildim zorlukla konuşurken. O balon gibi olan egosunu patlatmak da vardı ama tek para kaynağımı böyle yakamazdım.
"İşi tam kavrayamadım da ben -"
Aniden lafımı bölerken hafif irkilmiştim. Bu adam konuşmama bile tahammül edemiyordu, nasıl asistanlık yapacaktım ki buna ben?
"Kural şu, bana asla soru sorma."
Tane tane söylemişti kelimeleri.
"İşte, olay yerinde, her hangi bir zaman beni gördüğünde bana asla soru sorma. Benimle, çözeceğimiz vakalarla ilgili hiçbir soru istemiyorum."
Kafamı olumlu anlamda sallarken, bir düşündüm de bir soru sorsam delirir miydi acaba? Sorulara karşı fobisi mi vardı acaba? Yazık... Soru sormayı severdim de birkaç saat çenemi kapalı tutabilirdim. Yani umarım.
"Yapacağın tek şey, ağzımdan çıkan her cümlemi not edeceksin. Bundan başka telefonun nerede?"
Diye sorduğunda kilitlenip kalmıştım. 'Nasıl?' diye soracakken zor tutmuştum kendimi. Asla soru sormayacaktım. Ha bir de 'nasıl?' diye sormamalıydım. Başka kelime bilmediğimi sanıyor sonra salak herif. Onu izlerken korkarak telefonumu çıkardım ve masaya bıraktım. Telefonu eline alırken sallamaya başladı.
"Bu telefon asla kapalı olmayacak, her zaman şarjı dolu olacak. Eğer seni aradığımda ulaşamazsam bir daha aramam anladın mı?"
Telefonumu bırakarak konuşmasına devam etti. Acaba bunun için mi atmıştılar işinden? Böyle deli deli konuşup hareketler yaptığı için?!
"Aylık bin beş yüz tl maaş alacaksın. Umarım yazı yazmak ağır olmaz senin için."
Beni mi eziyordu bu adam? Yine kafamı sallayarak devam etmesini bekledim. Sen görürsün.. İntikam listeme az önceki kızdan sonra seni ekledim pikaçu.
"Hiçbir zaman yardımcıya gerek duymam da, insan zorunda kalınca..."
Kaşları imalı bir şekilde kalkarken rahatça arkasına yaslandı. Kafasını sola çevirdi ve sanki dünyanın yaranma tarihinden itibaren, televizyon izler gibi gözünü kırpmadan ona bakan kıza göz kırptı. Yutkunarak bir kıza, bir de ona baktım. Kız bayılacak gibi olurken aynı zamanda fare gibi sesler çıkarmıştı. İş saatleri ne zamandı? Gel de sor, bu kaşı gözü ayrı oynayan adama. Ben nasıl iletişim kuracağım lan seninle manyak? Bak yine soru soruyorum.
"Bir şey soracaktım ama iş saatleri nasıl olacak?"
Havalı bakışlarını söndürerek kızdan ayırdı ve bana baktı.
"Canım ne zaman isterse. Sana telefon ettiğim andan itibaren evden çıkacaksın. Arabada seni bekleyeceğim."
Bir de ulaşım ücretsizdi, mükemmel. Artık ne derse yapacaktım, yapmak zorundaydım. O parayı rüyamda bile görmüyordum ben. Ezici konuşmalarını da arka plan müziği eşliğinde dinlerdim.
"Kavgacı bir tip misin? Çünkü kavga eden kızları sevmem."
Dedi arkadaki eline, diline sahip çıkamayan arkadaşı işaret ederek. Yani, bir nevi ima gelmişti. Daha başlamadan kovulamazdım ben.
"Hayır, tabii ki de."
Endişeyle hafif gülerken bakışlarımı da kaçırmıştım. "Demek öyle." alayla konuşması beni endişelendirmeye başlamıştı artık. Korkmaya başlarken sanki aklından geçen düşünceleri görür gibiydim. Niye öyle bakıyorsun oğlum?
"Öyle birazcık.."
Dedim boğazımı temizleyerek. Keyifle gülerken iyice yayıldı sandalyeye. Sanki az sonra çok keyifli bir şey izleyecekti.
"O zaman, özür dilesene kızdan."
Gözlerim korkuyla açılırken bağırmak isteği geçmişti içimden. 'Ne demek özür dile?' diye sormak istedim fakat soru sormak yasaktı. Yapmak zorunda mıyım diye soramıyordum bile. Ne biçim bir döngü haline düştüm böyle? Soru sorma, soru sorma!
"Özür dileyecek bir şey yapmadım."
Dedim düz bir sesle. O sırıtışı yüzünden silmezse kaza çıkabilirdi elimden. Resmen dalga geçiyordu benimle.
"Biliyorum, sadece merak ediyorum bu konularda ne kadar iyi olduğunu."
Geldiğimden, bu yana ilk kez benimle ilgili bir şeyler merak etmiştim. Hayır, yazı yazabildiğimi de sormuştu. Sandalyemi çekerek yavaşça ayağa kalktım. Aykut alacağın olsun demek isterdim ama diyemem. Ağır adımlarla masaya ilerlerken kızların karşısına geçtim. Kız konuşmasını bitirerek bana baktı, alaylı bakışları yerini alırken arkasına yaslandı. Ne bakıyorsunuz siz? Ayı mı oynuyor?
"Özür dilemeye mi geldin?"
Diye sordu gülerek. Kızlar da ona katılarak gülerken bakışlarımı egolu müdürüme çevirdim. Kafasıyla işaret ederken tekrar kıza baktım. Yeni giydiğin çoraplarınla ıslak terliğe bas e mi?
"Özür dilerim."
Sesim güçlükle duyuluyordu. Kız kulaklarına inanamazken alayla sorduğu ortadaydı. Anlaşılan beklemiyordular.
"Bir daha söylesene!"
Artık sabır kotamı doldurmuştum. Yumruklarımı sıkarak tekrar ona baktım. Yine işaret vermişti. Tekrar parasız olduğum için çıkış yolumun olmadığını fark ettim. Yoksa bu kızları birbirine katar, o müdüre de yapacaklarımı biliyordum.
"Özür dilerim."
Bu sefer daha yüksek sesle konuşma yaptım fakat kız pişkin pişkin "Aferin!" diyerek kahkaha attığında bende olay bitmişti. Egolu insan müsveddesi dudaklarını birbirine bastırarak gülmemek için direnirken sabrımın zorlandığını hissettim. Anlık bir hareketle elimi masaya vurduğumda kahkahaları durmuş, gözleri korkuyla açılmıştı. Hafif kıza doğru eğilirken işaret parmağımı salladım.
"O boyalı yüzünü laboratuvarda deney faresi yerine kullanırım. Sabrımı zorlama istersen." Uyarımı yaptıktan sonra hızla masama geçerek oturdum. Dişlerimi birbirine sıkarken o gayet eğlenmiş görünüyordu.
"O zaman anlaştık. Akşam arayabilirim, hazır ol. Saat on buçuktan sonra aramazsam uyuyabilirsin." Kafamı sallarken çantama uzandım kalkmak için fakat yanımda kopan bağırışla korkuyla irkildim.
"Ezgi!"
Ben karşılaştığım manzarayla şaşkına uğramıştım. Ağlamaktan gözleri şişmiş ve kızarmıştı. Gerçekten berbat görünüyordu. Sarı saçlarını ilk kez böyle bakımsız görüyordum ve yüzünü de makyajsız.
"Alis!" Ağlayarak boynuma sarılırken ben de ona sarıldım.
"N'oldu güzelim?! Anlat! Ne bu halin?"
Sonunda rahat rahat soru sorabilmiştim. Oh be! Dünya varmış.
"Efe, Efe- Efe. " Bir türlü sonunu getiremiyordu cümlenin.
"N'oldu Efe'ye" diye sordum dehşetle. Korkudan titremeye başlamıştım bile. Çocuğa araba falan mı çarptı acaba?
"Beni, beni aldatmış!" Son sürat ağlarken tekrar sarıldı. Eskiden kavga ettiklerinde sadece trip atardı. Buraya kadar geldiğine göre kesin emindi artık.
"Nasıl?" Diye sordum anlamazken. Yine de inanamıyordum Efe'nin böyle bir şey yapacağına. Öyle bir havayla gelmişti ki Ezgi, sanki bir kızla görmüştü onu.
Telefonunu çıkarırken galiba bir kanıt olarak fotoğraf gösterecekti. i********:'a girerek bir yerleri kurcalamaya başladı. Bir de fotoğraflarını mı paylaşmıştı? Bu çocuk ne yapıyordu?
"Bak, bu kızın... benimle kavgalı olan kızın fotoğrafını beğenmiş!"
...
İnme inmiş gibi öylece kalırken Ezgi aniden böyle tepkisiz kaldığım için şaşırmış ve susmuştu. Sinirle titremeye başlarken karşı taraftan kopan kahkahayla ego sahibine çevirdim bakışlarımı. Yutkunarak gözlerimi kapatıp tekrar açtım. Hayır, sonuç değişmemişti. Ben yine Ezgi'yi gebertecektim. Ezgi, korkuyla ayaklanırken aynı zamanda sırıtıyordu. Gözleri aniden müdürüme kayarken kaşlarını çatarak ona taraf eğildi.
"Ha, senin bugün iş görüşmen vardı değil mi? İşinden mi kovulmuştu ne olmuştu dedin?"
!!! Sesler aniden kesilirken sanki herkes elindeki işi bırakarak bize odaklanmıştı. Ezgi eliyle ağzını kapatırken iş işten geçmişti. Ortaya laf atayım derken kırıp geçmişti her şeyi. Bütün gözler Cevat beyin üzerinde toplanırken bir tek benim gözüm onda değildi. İçkileri servis eden garson bile duraksayarak ona bakıyordu. Sanki herkesin bakışlarında 'Kovulmuş polis mi?' diye soru bağırıyordu. Ya da ben korkudan öyle görmeye başlamıştım. Abartıyorsun canım! Umarım...
Gözüm seğirirken artık kendimi durduracak sözcükler sarf etmiyordum.
"Ezgi!" diye bağırarak ona doğru atıldığımda, sesimden pencere önündeki kuş hemen uçtu, Ezgi'yse topuklu ayakkabılarıyla son sürat koşarak uzaklaşmıştı.
"Ne bağırıyorsun? Burası medeni bir yer."
Bukleli değil miydi o? Buklelerini yolardım da, şimdiki ilgilenmem gereken kişi patronumdu. Ben daha korkumdan gözlerimi kovulmuş polise çeviremiyordum bile.
"Eğer bir daha konuşursan o dilini koparırım!"
Ses tonumdan ne kadar ciddi olduğumu görmüştü ki hemen susmuştu. Ağır hareket ve rezillik hissiyle, kafamı ona çevirdiğimde gözlerini kıstığını gördüm. Yavaşça yan taraftaki sandalyeyi alarak oturdum ve etrafı taramaya başladım. Kendisi hafif öne doğru eğilirken gözlerimi ona çevirdim.
"Belki senin için mevzu para konusu olabilir fakat..."
Dedi derin bir nefes alırken. Bakışlarını anlık kaçırmıştı ki sinirlenmişe benziyordu. Sanki açtığı mevzu onu yaralıyor gibiydi, zorluk çekiyordu konuşmakta. Çik izir dilirim girçiktin!
"Bu mevzu benim için gurur meselesi o yüzden - dedi işaret parmağıyla beni gösterirken - çeneni kapalı tutacaksın. Ağzından çıkan her kelime onlar için bir delildir. Duyduğun, gördüğün her şeyi o yerden çıktıktan sonra sıfırlayacaksın anladın mı? Yoksa benimkiyle birlikte senin hayatın da sıfırlanır! Bunu o minik beynine kazı!"
Konuşmasını bitirdikten sonra ayağa kalktı ve hızlı adımlarla kafeden çıktı. Kafamı aşağıya eğerek ellerimle oynarken düştüğüm duruma baktım tekrar. Zavallı gibi duruyordum dışarıdan bakılınca. Onun yardımcıya ihtiyacı olmazdı. Haklıydı, kim o egositle çalışmak ister ki? Ya da benim gibi birine neden ihtiyaç duysun ki? Bir de gelmiş benimle alay ediyordu.
İçimdeki bir ses işi reddetmeyi ve başka bir iş bulmaya çalışmayı öneriyordu. Evet, bence daha iyi olurdu çünkü uzun bir süre dayanacağımı sanmıyordum bu adama. İğneleyici sözleriyle havalı olduğunu sanıyor ergen. Telefonum çaldığında masanın üzerinden alarak ekrana baktım. "ANNEM" yazısını görünce içime oturan o çaresizlik hissiyle tekrar masaya bıraktım. O kadar yorgun hissetmiştim ki kendimi. Bu iş, en iyi imkanları sunuyordu benim için. İmkansızdı böyle iyi bir iş bulmak. Telefon çalmaya devam ederken bakışlarımı pencereden dışarıya çıkararak derin bir nefes aldım.
Akşamki vakaya hazır olmalıydım çünkü şu heriften laf yemeyi istemiyordum...
☆☆☆