P-5

1899 Words
Bir taraftan sorumu yanıtladığı için sevinirken ikinci taraftan şüpheli kaldığım sorular baş kaldırmıştılar. Sakin olun teker teker. Aykut'la ne alıp veremediği vardı? Eğer Aykut onu sevmiyordusa neden beni onun yanına göndermişti ki? Sorularımı yanıtlaya bilen tek kişi Aykut'tu fakat onun yanından çekiştirerek ayırmıştı. Daha birkaç cümle konuşa bilmiştik. "Çok mu üzüldün?" Anlamaz bakışlarla ona baktığımda alayla güldüğünü gördüm. He üzüldüm, ağzının ortasına kürekle vurduğum. "Aykut'tan ayrıldın diye çok mu üzüldün diyorum?" "Evet. Belli oluyor bence" Dedim ters bir şekilde. Yüzümdeki sinirli ifadeyi görünce onun yüz ifadesi de değişti. Beni azarlayacak sanmıştım ama bakışlarını yola çevirerek tamamen sustu. Suç onundu çünkü doğru cevabı verdiğim için suçlayamazdı beni. Belki de öyle terslememeliydim onu. O da benle dalga geçmeseydi. Araba büyük bir evin önünde dururken el frenini çekti. Bana bakmadan arabadan indiğinde ben de onun arkasından indim. Yavaş yavaş eve doğru adımlarken peşinden ben de adımlıyordum. Korkmuyor değildim. Katil yetmemiş bir de onun katili çıkmıştı. Matruşka sanki, cinayet içinden cinayet çıkıyor. Birden telefonum çalınca aceleyle telefonuma baktım. Geri çevrilerek ters ters bana baktı. Hemen de fark et! Telefonu sessize almalıydım onun yanında. Ekranda 'Annem' yazısını görünce beklemeden açtım. Onun için kapatacak değildim. "Annem?" Dedim sevinçle. Sorar bakışlarla ona bakarken izin vermese bile konuşacaktım. Kafasını olumsuz anlamda sallayarak yürümeye devam etti fakat bir yerde durdu. "Kızım, nasılsın? Niye aramıyorsun kaç gündür?" Katil kovalıyoruz anne sen napıyon? "Anne biraz karışık oldu da birkaç gün o yüzden arayamadım, ben iyiyim merak etme." "Problemin mi var?" "Hayır, hayır yok. Babam nasıl, tadilat nasıl gidiyor?" "Baban da iyi ,sana el sallıyor." Dediğinde istemsizce gülümsedim. Hepsini çok özlemiştim. "Tadilat iyi gidiyor, bitti sayılır. Gecikti ama en yakın zamanda para gönderi-" "Anne gerek yok, ben iş buldum." Dedim bir anda. Araya sessizlik çökerken annem bu konularda nasıl titiz olduğumu biliyordu. Ben her insanla çalışamazdım ama şimdi bakıyordum da değişmiştim baya. Beni bırakıp koşan müdür bozuntusuyla çalışıyordum. Arada laf sokuyordu falan. "İş mi? Nerde?" Sohbetin en güzel yerinde, imalı şekilde bana bakan patronuma çevirdim gözlerimi. Ne diyeceğimi merak edermiş gibi bakıyordu. Ne bakıyon? Sanki başka patronum var. Yalan söylemek istemiyordum fakat şimdi söylersem konuşma uzun sürecekti. "Annem, akşam ararsam olur mu? Şimdi gitmem lazım." "Alis-" "Seni çok seviyorum anne..." Diyerek telefonu kapadım. Gözlerimi de sımsıkı kaparken ağlayacağımı sandım fakat anında toparlanmıştım. Telefonu sessize alarak çantama attım ve beni bekleyen Cevat beyin yanına yetiştim. Dik dik bana baktıktan sonra tekrar eve doğru adımladı. Artık şimdiden sıkılmıştım onun bu bakışlarından. Kapının önünde durduktan sonra kapıyı çalmasını bekledim. Fakat etrafa baktıktan birkaç dakika sonra elini zile uzatmıştı. Melodik zil sesinden sonra adım sesleri yaklaştı. Kapı tereddütle açılırken sanki başından aşağıya bir kova su dökülmüş gibi ter içinde bir adam kapıyı açtı. Eliyle gözlüklerini yukarıya çekerken çekinmemiş değildim bu adamdan. Bakışlarımı Cevat'a çevirdiğimde hafif güldüğünü sezmiştim. Adamın gözleri korkuyla açılırken elindeki mendili alnına bastırdı. Terden alnındaki saçları tel tel olmuştu. N'oldu dayı ya? Hemen anlat uğraştırma bizi. "Kime bakmıştınız?" Dedi adam şüphe barındıran sesiyle. 'Katilin katili' bu adam mıydı? Cevat, cebinden siyah cüzdana benzeyen bir şey çıkararak açtı ve karşısındaki adama gösterdi. "Cevat Ufuk" Adamın gözleri mümkünmüş gibi daha da iri olurken kilitlenip kalmıştı. Cevat bir adım attığı zaman refleks olarak o da geriye adım attı. Şüpheci bakışları karşımızdaki adamı daha çok germişti. Bir adım kenara çekilerek geçmemiz için yol açtı. Birisi bana neler olduğunu açıklamalıydı! "Kim gelmiş?!" Koca salona bir erkek daha girerken arkamızdan kapının kapandığını hissettim. Korku hissim, bir toz tabakası gibi havaya kalkarak etrafımı sararken Cevat'ın yanında ilerleme ihtiyacı duydum.  Utanmasam kolundan yakalayacaktım. Siyah cüzdanı açarken polis olduğunu kanıtlamak istemişti fakat işten kovulmamış mıydı o? Yani, bir nevi suç işliyorduk milletin evine izinsizce sorgulamaya girerken. Adam bizi görünce duraksamıştı. "Nasıl yardımcı olabilirim?" Diye sordu bize yaklaşırken. Bu adam daha sakin görünüyordu diğerine bakılınca. Ben nereye düştüm? "Merhaba Selim bey, ben özel dedektif Cevat Ufuk. İlgilendiğim vakada, katile çarpan bir araç var ve araştırdığımda, bu eve yönlendirildim çıkan araba plakası sonucu." Karışımızdaki adamın kaşları çatılırken nefes alışverişleri hızlanmıştı. Niye şov yapıyorsun? Polisleri çağırsana yakalasınlar. "Nasıl olur? Bir yanlışlık olmalı.." "BMV 135i model araç sizin mi? " Diye lafa atladığında sadece kafasını sallamıştı. "O zaman benimle karakola gelmeniz lazım." Diyerek elini cebine attı. Cebinden çıkardığı kelepçeyi gördüğümde korku hissi artık nefes almamı zorlaştırıyordu. Selim denilen adam yavaş yavaş kelepçeye ellerini uzatırken benim arkamda duran adama baktı. Hırkamın arka kısmından geriye çekildiğimde istemsiz bir şekilde çığlık koptu dudaklarımdan. Bırak lan beni! Cevat kurtar beni! Sırtımı göğsüne yaslarken aynı zamanda, boğazıma yaslanan bir soğukluk da hissetmiştim. Sadece soğukluk değil, aynı zamanda bıçağın keskin ucunu da. Boğazıma dolanan ellerden sıkıca tutunurken bakışlarım Cevat'aydı. Nefes alışverişlerim daha da çok hızlanmıştı ve ayaklarım sanki beni taşıyacak gibi değildi. Sebepsizce buradan kurtulamayacağımı düşünüyordum. Hiçbir şekilde olumlu düşünemiyordum. Böyle mi ölecektim? Her şey o kadar hızlıydı ki, ya da bana sadece öyle görünmüştü. Aynı anda şüpheli tanık silahını Cevat'a doğrulmuştu. Olumlu düşünmemi sağlayan hiçbir şey kalmamıştı artık. Bir nevi tuzağa düşmüştük. Cevat, ummadığım bir zamanda adamın silah tutan eline vurdu, fakat kurşun yiyebilme ihtimalini hiçe sayarak yapmıştı bunu. Silah gürültüyle yan tarafa düşerken benim boğazımı tutan kol daha da sıkılaşmıştı. Sanki her an beni boğacak gibiydi. Geberesice herif! Selim burnuna yediği yumrukla gerilerken ardından karnına isabet eden güçlü tekmeyle iki büklüm oldu. Dizleri üstüne çökerken bu sefer silahını çıkaran kişi Cevat'tı. Keskin ucu, daha çok bastırırken boğazıma korkuyla gözlerimi ona çevirdim. Ondan başka yardım isteyeceğim kimse yoktu. O kadar çok korkmuştum ki şu an benim gözümde kahraman gibi de durabilirdi beni kurtarırsa. Belki buradan kurtulursam ona olan hislerin daha da kötüye gidecekti. Şimdiye kadar sadece egosu beni rahatsız ederken şimdi de beni bu tehlikeye sürüklemesi sinirlenmeme neden olmuştu. Normal düşünemiyordum. "Kızı öldürürüm." Beni rehin alan adam nihayet konuşa bilmişti. Cevat, söylediği cümleye karşılık alayla gülerken yutkundum fakat kuruyan boğazımı nemlendirmek için suya ihtiyacım vardı. Bu mu kurtaracak beni? "Abini vurmamı istiyor musun?" Sessizliği sadece yerde yatan pislik herifin öksürük sesleri bozuyordu. "Peki, sevgilini öldürmemi istiyor musun?!" Bağırışı kulaklarımı doldururken az kalsın 'ne sevgilisi lan?' diye bağıracaktım. Eğer Cevat'ı durdura bilmek için silahı bana değil de, onun siyah cüzdanına bile doğrultsaydı daha çok başarırdı. Benden hoşlanmıyordu yani bu durumda da ölüp ölmemem umurunda değildi onun. Tam da beklediğim gibi alayla gülmüştü Cevat. "Silahı doğru kişiye doğrultmadın ne yazık ki. Umurumda mı sanıyorsun o?" Haklıymışım ne yazık ki! Yazıklar olsun. Amacı neydi acaba? Korkudan bütün hayatım gözlerimin önünden geçerken anne babamın yanında olmayı istiyordum ve onlara sarılmayı. Amacıysa beni öldürmekti sanırım. "O benim sevgilim değil, değer verdiğim kişi hiç değil. Bir asistan, işime bile yaramıyor.." Burada yokmuşum gibi göm sen ya! Eğer bu silah inerse yapacağım ilk iş patron katili olmaktı. Aslında iyiydi cümleleri çünkü düştüğüm durumun ciddiyetinden uzaklaşarak başka şeyler düşünmemi sağlıyordu. "İstersen bir de benim silâhımın hedefine bak. Abin, hayattaki tek arkadaşın, en çok değer verdiğin kişi. Aradaki farkı görebildin mi?" Öyle güzel anlatmıştı ki bir an silahı alarak kendi kafama sıkasım gelmişti. Kendimden nefret bile etmiştim. Konuşma tarzı çok inandırıcıydı. Ben ne konuşuyorum kendi kendime? "Silahını indirecek misin? Yoksa tetiğe.." "Tamam, tamam." Boğazımdaki çakı, aşağı inerken  elini de çekmişti. Bir an içinde bulduğum durumdan sıyrıldığım için ne yapacağımı şaşırmıştım. Beni az önce rehin alan adam elindekini yere bırakarak ellerini havaya kaldırmıştı. Ben de öksürerek uzaklaşmaya çalışmıştım. "Sakın bırakma!" Yerde iki büklüm olmuş adam bağırınca telaşla Cevat'a doğru koştum, bileğimden tutarak beni, arkasına çekti. Kontrolsüz olarak sol koluna sıkıca sarılırken "Geçti, sakin ol.." diye fısıldamıştı. Tabii hemen geçti sen söyleyince zaten. İleri doğru sağlam adımlar atarken silahının ucu, hâlâ yerde yatan şüphelideydi. "Arabayla vurduğunuz adam yaşıyor mu?" Elleri havada olan adam, kafasını hafif olumsuz anlamda salladı. Bu sefer silahın ucu yer değiştirmişti. Karşısındakine doğrulturken bütün dikkatimi yerde, iki büklüm olan adama verdim. "Ceset nerede?!" Cevat'ın ani bağırışıyla irkildiğimde korkuyla gözlerimi ona çevirdim. Nasıl bir insan olduğunu çözmem imkansızdı. Daha yeni tanıyordum onu, bunun için uzun bir süre onun yanında olmam lazımdı. İki ay onun yanında çalışa bilecek miydim? Hep böyle tehlikelerle mi çözecektik bu vakaları? Ben yokum o zaman. "Hiçbir şey söyleme!" Artık yerde diz çöken adam şüpheli kısmından çıkmıştı. İkisinden biri, arabayla vurmuştu onu. Haklıydı bu kadar üstelemekte. Çünkü  cesedi bulursak katilin de kim olduğunu çözecektik. Parmak izi filan kalırdı üzerinde. Fakat polisler de konuştura bilirlerdi, neden onlara teslim etmedi ki? Cevat, işinden atılmıştı ve kanunsuz olarak yapıyordu, demek ki bir planı vardı. Geriye dönerek Selim'in yüzüne ağır bir yumruk indirdi. Yere düştükten sonra öksürerek ağzındaki kanı yere tükürdü. Bir adım geriye giderken gözlerimi kırpıştırmıştım. Her an aklımı kaybedecek gibiydim. Ortalık savaş alanına dönmüştü. Cevat, yüzünü arkaya çevirdiği için beni rehin alan adam hamlede bulunmak için ileriye atıldı. Şu anda beni kurtara bilecek olan tek kişi Cevat'tı. Eğer, ona bir şey olsaydı beni de öldüreceklerdi. "Cevat!" Diye bağırdım aniden. Bu sefer 'Cevat bey' dememiştim, korkudan ne diyeceğimi bilmiyordum ki. Geriye dönerken onu bekleyen bir yumruk da yola çıkmıştı. Sağ eliyle adamın yumruk attığı bileğini tutarak geriye kıvırdı. Acı dolu bağırış salonu doldurduğunda kulaklarımı kapattım. Gözlerimden yaşlar aktığını yeni fark etmiştim. Gözlerimi kapatarak birkaç saniye karanlık ve sessizliğe gömdüm kendimi. İyi dövüşüyordu yoksa çoktan ölmüştük. Tekrar açarken adamı bayılttığını gördüm. Diğeri için de sonuç aynı olurken ikisini de yan yana uzattı. Geriye adımlar atıp sanki resmini bitirmiş ressamın eserine baktığı gibi bakmaya başladı onlara. Üst başını düzelttikten sonra silahını cebine yerleştirdi. Yerde duran takılmamış kelepçeyi alarak bayılan abi kardeşin arasına attı. Elini ceketinin iç cebine sokarak bir şey çıkardı. İşaret ve baş parmağı arasında tuttuğu küçük bir taş vardı parlayan. Onu da kelepçenin yanına koyarak tekrar baktı eserine. Bu çocuk gerçekten iyi değil. Az önce ne yaşadık bu ne yaşıyor? Ağır adımlarla yanıma geldiğinde bileğimden tutarak kapıya doğru sürüklemeye başladı. Sanki havaya attığım adımlarla onu takip ederken yine anlam verememiştim. Elini kolunu sallayarak nasıl rahat yapabiliyordu? Kendisini tehlikeye atması kendisine kalmış bir şeydi fakat parmak iziyle falan bulurlardı onu. Arabanın önüne geldiğimizde bileğimi bırakarak kendi tarafına geçti. Yavaş adımlarla yolcu koltuğuna geçtiğimde o çoktan binip motoru çalıştırmıştı. Kapıyı kapatır kapatmaz araba hareket etmişti. Yavaş lan sen mi öldüreceksin beni hayvan? Yola çıktıktan sonra hızını artırdı. Kendi kendimi ve kararımı tekrar sorgularken bakışlarını birkaç kez üzerimde hissetmiştim. Eğer bana 'benden korktun mu?' diye sorsaydı hiç çekinmeden 'evet' derdim net olarak. Nasıl ustaca dövüştüğünü görmüştüm ayrıca gözüne çektiği perdeyi de fark etmiştim. Araya girseydim bana da vuracağından emindim. "Korktun mu?" Sesi, eskisi gibi alaylı çıkmıştı. Olanları hiçbir şey yokmuş gibi atlatmıştı sanki. Gözüm yola kayarken üç polis arabası hızla yanımızdan geçmişti. Bizim çıktığımız eve doğru ilerliyorlardı. Artık onun kim olduğunu düşünmemeye karar vermiştim. İçinden çıka bileceğime emin değildim. "Evet.." Dedim çatallı çıkan sesimle. Sanki uzun bir uykudan yeni kalkmış gibiydim. "Yarın artık işe de gelmezsin sen!" Sesi kendinden o kadar emindi ki bakışlarımı ona çevirdim. Boğazıma birisi bıçak dayamıştı, nasıl olur da korkmayacaktım? Bir kavgaya tanıklık etmiştim. Gelecektim, onun inadına iki ay gelerek burnundan getirecektim. Sesimi çıkarmadan gözlerimi kapattım kafamı sağa yatırarak. Ara ara arabada sallanırken kafamı da çarpmıştım. Sadece vücudumu dinlendiriyordum çünkü istesem bile uyuyamazdım. Araba dururken vardığımızı anlayarak kafamı kaldırdım. Gözlerimi kısarak daha da dikkatle inceledim. Cevat arabadan inerken ben de hemen apar topar çıktım. Kendisi her iki elini beline koyarak bu ıssız yeri incelemeye başladı. O kadar da ıssız sayılmazdı çünkü birkaç ev göze çarpıyordu. "Kürek bulmamız lazım." Duyduklarım karşısında istemsizce "Nasıl?" diye soru çıkmıştı benden. Umarım ağzına vurmak için arıyoruzdur. Soruma cevap vermeye tenezzül edecek mi diye bakmamıştım çünkü soru sormak yasaktı. Yere bakarak her şeyden habersiz ilerlerken kafamı kaldırdığımda göz göze gelmiştik. "Kürek bulmamız lazım çünkü mezarı kazıp hem cesedi, hem de katilin kimliğini bulmamız lazım." Dediğinde neye uğradığımı şaşırmıştım. Sorumu cevaplaya bildirdi fakat önemli olan tek bir sorun vardı. O da ceset kısmıydı.. ☆☆☆
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD