~Ezgi~
"Kızım, kahvaltı hazır."
Babamın bağırışıyla telefonumdan bakışlarımı çekerek ona seslendim.
"Tamam baba, geliyorum!"
Diye bağırdım ben de. Her sabah bu bağırış seansı olmak zorunda mıydı? Geçen sefer kavga ettiğim kız, Yasemin yeni fotoğraf eklemişti. Şu an onunla meşguldüm. Bu kız da kendisini güzel sayıyordu ne yazık ki. Fotoğraflarına verdiği efektler, parlaklıkları benim odama çekip versem, evin ortasında havuz oluşurdu. i********:'dan çıkarak rehbere girdim ve 'Karizmatik yakışıklım' 'a tuşladım. Efe'yle bu konu hakkında uzun tartışmıştık, neymiş delikanlılığını bozuyormuş bu isim. Bana göre gayet güzel bir isimdi.
Efe her ne kadar maço bir erkek olsa da birtanecik yakışıklımdı. Numarasını arayarak kulağıma götürdüm telefonu. O sırada tırnağıma sürmüş olduğum ojenin kapağını kapattım.
"Aşkım?!"
Dedim gülerek. Evet, geçen sefer kavga etmiştim ve ayrılmıştım. Sonra bir şey olmuştu ama ben ne zaman barıştığımı hatırlamıyordum. Neyse, bunu önemseyecek değildim.
"Neden üçüncü çalışta açtın?"
Eğer, birinci ya da ikinci çalışta açmıyorsa demek ki başka bir işi vardı. Onun benden başka işi mi vardı? Kesinlikle olmamalıydı.
"Bu konuyu konuşmuştuk. Ayrıca ofisteyim, yapacak bir sürü iş var ve öğlene kadar yetiştirmem lazım.. "
"Anladım, bugün Alis, sen, ben dışarıya çıkalım öğleden sonra. Onu diyecektim."
"Tamam, olur."
"O zaman işten çıkınca bizi almaya gel."
"Emriniz olur prensesim."
Dediğinde gülümsedim ve vedalaşarak kapattım, bu sefer tuşladığım kişi, Aykut'tu. Aykut, Alis'in çocukluk arkadaşıydı ama üniversitede benimle arkadaşlık yaptıktan sonra onunla tanıştırmıştı. Çok çabuk ısınmıştım ikisine de. Akşam Alis'ten aldığım habere göre buradaydı Aykut.
"Güzellik?!"
İşte, Aykut çok iyi tanıyordu beni. Yine küsemeyecektim kendisine.
"Sen çok vefasız bir arkadaşsın. Boşuna güzel sözler söylemeye çalışma. Kaç gündür gelmişsin ama haberim bile yok."
"Bildiğin gibi değil, açıklayabilirim."
Diye dalga geçtiğinde kıkırdamaya başladım. O mu iyiydi bu konularda, yoksa ben mi çabuk çözülüyordum?
"Öğlenden sonra Alis, sen, ben ve benim biricik yakışıklımla buluşma yapıyoruz."
"Hayır deme şansım yok galiba."
"Aynen öyle."
"O zaman hal hatırını yüz yüze sorarım. Bakalım daha ne kadar güzelleşmişsin?"
Gülerek yatağın üzerinde gezmeye devam ettim. Kendim de farkında olmadan bir şeylerin üzerinde buluyordum kendimi. Ya da başka bir odada.
"Alisia'n kıskanmasın?"
Dedim imalı bir şekilde. O sırada yataktan komodinin üzerine atlamıştım. İşte böyleydim, telefonla konuştuğum zaman çatıya bile çıkabilirdim.
"Ben en iyisi o konulara girmeden kapatayım."
"Hayır!"
Kendimi tutamadan bağırdım, kaçamazdı benden.
"Hayatımda sen ve Alis gibi birini hiç görmedim. Siz nasıl insanlar sınız?"
"Alis'i bana ayarlamaktan vazgeç Ezgi.. Onunla iyi bir arkadaşız ve böyle kalmak istiyoruz."
"Ayarlamıyorum efendim, sadece elinize yüzünüze bulaştırdığınız bu durumu düzeltmeye çalışıyorum."
"Biz böyle çok iyiyiz, bozarsan seninle fena şekilde bozuşurum."
Gözlerimi devirdim bıkkınlıkla. İkisinin de bir birbirinden hoşlandığını biliyordum.
"Tamam Aykut o zaman ben de Alis'i birlikte çalıştığı yeni müdür var ya, senin ayarladığın. Cevat mıydı ismi? Ona ayar-"
"Sakın Ezgi!"
Bağırdığı zaman telefonu kendimden uzaklaştırdım kulağımı kanattığı için. Tekrar yatağa atlarken sevinçle gülüyordum.
"N'oldu? Kıskandın mı?"
"Kapatıyorum, görüşeceğimiz yeri mesaj atarsın."
~¤~¤~
Şarkı söyleyerek merdivenlerden indim. Yine herkes toplanmıştı, bir ben eksiktim. Çünkü biraz geç hazırlanıyordum.
"Nerede kaldın Ezgi?"
"Geldim işte anne."
Diyerek sandalyemi çektim. Evin tek kızı olarak yokluğum her zaman belli oluyordu. Yavaş yavaş kahvaltımı yaparken dün geceden çalıştığım konuyu açtım.
"Babacım?"
Dedim gülümseyerek. Gözlüklerini çıkararak elindeki gazeteyi kenara bıraktı.
"Efendim kızım."
Çayımdan bir yudum alarak ona baktım.
"Şimdi ben mezun oluyorum bu sene.."
"Evet. Ne olmuş?"
"Eh, bir mezuniyet hediyesi istiyorum. Ne alacak sınız?"
Dedim her ikisine şirince sırıtırken.
"Onu zamanı geldiğinde öğrenirsin."
"Ama baba, lütfen!"
Ben bekleyemezdim ki onca ay.
"Mezuniyet gecende, istediğin arabanın anahtarını alırsın."
Sevinç çığlıkları atarak hemen ikisini de öpmek için koştum. Hayatımın anlamlarıydılar.
"Hadi ben kaçıyorum."
Dedim çantamı alıp çıkarken. Bu kadar sevgi gösterisi yeterliydi. Daha bu haberi kızlarla paylaşacaktım.
"Kahvaltı yapmadın ki doğru düzgün."
Anneme geri dönerek öpücük attıktan sonra evden çıktım. Şimdi en zor kısım, Alisi dışarı çıkmaya ikna etmek ve onu hazırlamaktı. Kapının önünde duran taksiye binerken bu sefer de Alisia'yı tuşladım telefonumu çıkararak. Hiç olmazsa ben oraya varana kadar uyandırıp kapıyı açtırırdım.
~Alisia~
"Zorunda kaldım."
"Aykut mu?"
..
"Evet!"
Gözlerimi aralayıp Aykut'la ne alıp veremediğini sormak istemiştim fakat çok ağır bir uykuda olduğum için bayılmış gibi olmuştum. Ondan sonraki hiçbir sohbeti tam net duyamamıştım. Bacaklarımdaki sızı yarı uyanık kalmamı sağlıyordu. Araba sanki boşluğa düşerken kafamı da aynı zamanda pencereye çarpmıştım. Homurdanarak kafamı azıcık geriye çektim ve tekrar uykuya dalmayı bekledim.
Düşüncelerim dumanlanırken olup bitenleri hatırlamak için kafamı kaldırarak etrafa bakmaya ihtiyacım vardı. Nefes alışverişlerim git gide hızlanırken rahatsız olmuştum. Daha bir saat olmamıştı o karanlık ormandan çıkalı fakat yine kendimi koşar bir şekilde bulmuştum rüyamda. Yine durmadan koşarken arkamdaki kişinin beni yakalamasından korkuyordum. Sanki eğer yakalanırsam her şey bitecek gibiydi. Bir el omuzumda hissettiğimde çığlık atarak daha hızlı koşmaya başladım. Yine o düz, asfalt yola çıkarken sola bakma isteği uyandı bende. Kafamı sola çevirir çevirmez hızla gelen bir arabanın bana çarpacağını fark ettiğimde, gözlerimi kapattım aynı zamanda gözlerimi yakan farlar yüzünden. Bakışlarımı kaçırırken arabanın çarpmasını bekledim çünkü o an yapacak başka hiçbir şeyim yoktu.
"Şş, uyansana. Ne rüyaymış arkadaş?!"
Gözlerimi aralarken karşımdaki kişiye baktım birkaç saniye. Çünkü ilk başlarda tanıyamamıştım. Karşımdaki, benim patronum Ego beydi.
"Özür dilerim."
Gereksiz bir özrün ardından çantama uzandım, bir an önce çıkmalıydım bu arabadan..
"Görüşürüz Alisia."
Gelen sesle kafamı sürücü koltuğuna çevirdim. Şafak değil miydi ismi? Onu unutmuştum tamamen. O kadar aceleci davranmıştım ki?!
"Pardon, ben.."
"Yok, yok sorun değil merak etme."
Hafif tebessüm ederek "iyi akşamlar" diyerek arabadan çıktım. Patron beni uyandırmak için arabadan inip de benim tarafa gelmişti. Ters ters bana bakarken bakışlarımı yere dikerek kapıyı kapattım. Yüzümü sıvazlarken hâlâ etkisindeydim gördüğüm rüyanın.
"Yorgun olduğum için hemen uyumuşum, bir de kabus görünce-"
"Rüyalarla ilgilenmem. "
Ay napıyım? Bir şeyle de ilgilen be adam! Kendi tarafının kapısını açınca ben de uykulu bir halde apartmana doğru adımladım. Elimle yüzümü kontrol ederken yaranın kabuk bağladığını farkettim parmaklarımın ucuyla. Arabanın farları yandıktan sonra yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı.
Galiba Şafak apartmana girmemi bekliyordu. Hafif topallayarak ilerlerken gözümü karanlığa dikmiş, rüyamı hatırlıyordum. Bir taraftan peşimden koşan birisi, diğer taraftansa bana çarpmakta olan araba... Çarpmak? Peşimden birisi kovalıyordu ve ben, önümü önemsemiyordum. O sırada yola çıktığımı fark etmedim ve bir araba bana çarptı. Endişeyle geriye dönerken paniklemiştim. Araba fazla uzaklaşmış değildi. O kadar paniklemiştim ki, 'evrica' diye bağırasım gelmişti. Buldum!
Arabaya doğru koşarken el salladım. Şafak arabayı durdururken Cevat olan tarafa koştum. O da merak etmiş olacak ki ben gelene kadar kapıyı açarak dışarıya çıkmıştı.
"Cevat bey?!"
Dedim nefes nefese. Kaşları çatılırken bir an önce konuşmamı bekliyordu. Önünde durduğum gibi konuşmaya çalıştım.
"Katil, buldum... kat-"
Panikle bağırışıma karşı eliyle ağzımı kapatırken etrafa göz attı.
"Niye bağırıyorsun? Anladık katil! Ne olmuş ona?!"
Elini ağzımdan çekmesini beklerken, fark etmiş olacak ki, hızla elini çekti.
"Katil koşuyor tamam mı? Polislerin onu yakalayacağından korkuyor - dedim yutkunarak - sizinle koşarken aynı katilin yoluyla koştuk."
"Nereden biliyorsun?"
Evet, normal düşününce başka bir ev, ya da yardım kaynağı bulmayı bekliyordu ama asla düz bir yola çıkmayı beklemiyordu.
"Korku ve telaşla yola çıkarken bir araba çarpıyor ona. Ona çarpan adam da gizliyordur onu büyük ihtimal..."
Benim hayal dünyam böyle görmüştü olayı. Kızın evine giriyor fakat kız hissetmiş olacak ki polisleri arıyor. Daha sonra kızı öldürüyor fakat daha evden çıkamadan polisler geliyor. Camı kırarak yakalanma korkusuyla koşuyor ve düz yola çıktığı zaman fark etmiyor. O sırada da kazayla birisi ona çarpıyor.
Az bir zaman gözünü kırpmadan yüzüme bakarken emin değildim aslında. Bir fikir öne sürmüştüm sadece.
"Şafak, bize sür!"
Telaşla aniden bağırınca irkildim. Sonra bir şey unutmuş gibi tekrar çıktı arabadan.
"Aferin!"
Dedikten sonra arabaya bindi. Kısa bir zaman içerisinde gözden kaybolurken hâlâ inanmış değildim kendime. Gerçekten ben fikir mi vermiştim ona? Ve ego sahibi bana "Aferin!" demişti. Topallayarak tekrar apartmana doğru ilerledim. Güçlükle kendimi odaya atarken tekrardan uyku oturmuş gibiydi göz kapaklarıma ve aşağıya doğru çekiyordu. Erken uyuyup, erken kalkan insan olduğum için bu saat bana ağır gelmişti. Montumu ve ayakkabılarımı çıkararak direkt yatak odama yürüdüm. Yorganı kaldırdığım gibi içine girerken gözlerimi kapattım ve bu garip günün acısını çıkarmaya çalıştım.
~¤¤~
Telefon titreşimiyle gözlerimi aralarken elimi uzatarak komodine ulaştırdım. Telefon gürültüyle yere düştüğünde tekrar kafamı yastığa gömdüm. Çok yorgundum, kimseyi çekecek halim yoktu. Aniden aklıma egoist patronum geldiğinde gözlerim ardına kadar açıldı. Telefonu açmazsam kovulabilirdim. Apar topar ayağa kalkarak telefonu yerden aldım. İsme bile bakmadan açarak kulağıma götürdüm.
"Alo?"
Dedim telaşla.
"Kızım, açsana şu kapıyı. Sağır mı oldun? Kapı zilini de mi duymaz insan?"
Yüzümü buruşturarak sesin kaynağını tanımaya çalıştım. Bu saatte kim kapıma dayanırdı? Tabii ki de Ezgi.
"Açmıyorum, kal orada."
Dedim sinirle. Her seferinde tatilimi mahvediyordu. Yine kim bilir nereye sürükleyecekti peşinden beni?!
"Tamam o zaman ben Süheyla ablaya gidiyorum, o açar. Hem sohbet falan eder-"
"Dur, dur. Geliyorum!"
Hemen yataktan kalkarak kapıya doğru ilerledim. Telefon kulağımda dururken kapıyı açtım. Somurtmuş bir şekilde ona bakarken tekrar geriye dönerek yatak odama doğru yürüdüm. Yine kendine tonlarca bakım yaparak dışarıya çıkmayı planlıyordu. Hiç uğraşamazdım, sadece uyumak istiyordum. Hiç kendimi bu kadar yorgun hissetmemiştim. Kapıya vardığımda aniden kapıyla arama girerek kollarını yana açtı.
"Olmaz! Uyuyamazsın!"
"Hay açmaz olaydım ya o telefonu!"
Bu sefer çıldırmış bir şekilde bağırmaya başladım. Kısılmış gözleri birden açılınca kafasını yana eğerek gözleri yüzüme takıldı.
"Yüzüne ne oldu?"
Dünkü olayları tekrar hatırladığımda yine daha çok sinirlendim. Adam beni umursamadan önden koşup gitmişti, sonra da "yüzünü kesmişsin" diyerek mendilini çıkarıp vermişti. Çok "iyi" birisiydi gerçekten.
"Çekil önümden, ezmiyim seni!" Diyerek kenara itmeye başladım .
"Saçımı, makyajımı dağıtma!"
Onu, sola doğru savurduğum gibi yatak odama girdim. Tam da yatağa atlayacakken pijamamın arka kısmından çekildiğim gibi kendimi halının üzerinde buldum.
"Bir kere de uğraştırma beni!"
"Hiçbir yere gelmiyorum seninle"
O da yerden kalkarak üstünü başını düzeltmeye başladı.
"Aykut da geliyor desem?!"
Dedi zafer kazanmış bir edayla. Kaşlarım havaya kalkarken "öyle mi?" diye sordum şaşkın şaşkın bakarken. Kaç aydır görmüyordum onu. Kendisiyle uzun uzun konuşmaya ihtiyacım vardı. Aa biz dün buluşacaktık?
"İşte sizin bu saçma inatçılığınız yüzünden kavuşamıyorsunuz. Hoşlanıyorsun kızım ondan."
Yine en başa dönmüştük. Bizi kavuşturmaya kararlıydı fakat anlamadığı bir şey vardı. Biz hep arkadaştık onunla. Hiçbir zaman bir adım öteye gidememiştik.
"Ezgi, sabah sabah keyfimi kaçırdığın yetmiyor bir de boş boş konuşup başımı ağrıtıyorsun."
Diyerek ayağa kalktım ve yatağa uzandım. Bir süre sonra üzerime tişört fırlatıldığında hemen doğruldum. Ezgi dolabımı karıştırarak giyeceğim elbiseyi fırlatıyordu bana.
"Sabrım kalmıyor artık bi çık git ya uyumak istiyorum."
Artık ağlamaklı çıkan sesimle yakınmaya başlarım. İlk kez uyumak istiyordum onu da zehir etmişti.
"Sen uyumayı sevmiyorsun ki, ne bu uyku sevdası sende?! Ayrıca yüzüne ne oldu?!"
Oflayarak yüzümü kapattım ellerimle. Anlaşılan vazgeçmeyecekti.
"İş kazası Ezgi!"
Bir süre yüzüme baktıktan sonra bana doğru geldi ve çekiştirmeye başladı.
"Kalk git yüzünü falan yıka. Kalk! Şu hale bak. Embesil gibi dolanıyor ortalıkta!"
Bağırışıyla birlikte üst kattakiler yine eline sopa alarak vurmaya başlamıştılar zeminlerine.
"Ne var be?! Kulağınıza pamuk tıkayın o zaman!"
Diye bağırdığında gülümsedim. Her zaman çattığı kaşları ona başka hava katıyordu. Dışarıdan kendini beğenmiş gibi görünüyordu ama .. gerçekten öyleydi. Kendini beğenmekte haklıydı ama. Bir de Efe'yle o kadar yakışıyordular ki! Benim fikrimce en iyi çift onlardı. Saç renkleri, ten renkleri, mavi gözleri, yani bir birilerine acayip benziyordular.
"Tamam, güzelim ama beni izleme orada Aykut'u izlersin, hadi canım hadi."
Diyerek kolumdan tekrar yapıştı. Yanaklarımı şişirerek apar topar banyoya ilerledim.
"Ay utandı!"
"Ezgi sus!"
Arkadan kıkırdağını duyuyordum. Bu kesinlikle görüştüğümüz zaman Aykut'un yanında saçmalardı. Haklıydı, Aykut'a karşı hislerim vardı ama şüpheliydim kendimden. Buna sebep oydu çünkü ilk adımı hep ondan beklemiştim. Ben söylersem kalbimin kırılacağından korkacaktı. Aramıza mesafe girer diye korkuyordum, çünkü onu kaybetmek istemiyordum.
~¤~
Saçlarımı ortadan ayırarak düzleştirirken baygın bakışlarla ona bakıyordum.
"Boşuna uğraşma, hep çirkin ördeğim ben."
Dedim gülerek. Bu sefer o bana benim attığım baygın bakışları atıyordu. Onun gibi bir kızın benimle arkadaşlık etmesi zaten mucizeydi. İlk başlarda sürekli kavga ederdik ve ben ondan nefret ediyordum. Evet, hislerimiz karşılıklıydı o zamanlar. Fakat zoraki ev arkadaşlığı bizi sıkı dosta çevirmişti.
Nihayet, rimeli gözüme sokmadan süre bilmiştim. Parlatıcı da sürdükten sonra hemen montumu giyindim. Korna sesi duyduğum zaman Ezgi, son hızla dışarıya fırladı. Aslında biraz geç inmek istiyordum çünkü onların sevgi sözcüklerini kaldıramazdım.
Ağır adımlarla arabaya binerken yokluğum fark edilmemişti anlaşılan.
"Günaydın."
Dedim gülümseyerek.
"Günaydın, nasılsın?"
"İyiyim, seni sormalı?!"
İmali şekilde Ezgi'yi işaret ettim. Bir günde on altı kez küsen bir kız olarak sabır talep ettiriyordu.
"İşte, çalışıyoruz hayatta kalmak için."
"Siz ne kaş göz yapıyorsunuz?"
Dudaklarımı bir birine bastırarak bakışlarımı pencereden dışarıya odakladım. Acaba Cevat ne yapmıştı? Benim öne sürdüğüm fikir işe yaramış mıydı? Yolculuğumuz sona erirken arabadan indik. Ezgi omuzlarımdan tutarak düzeltti.
"Düzgün yürü!"
Gözlerimi devirerek başka tarafa çevirdiğimde Aykut'la göz göze geldim. Yüzüm aniden neşelenirken bir anda kendimi ona doğru koşarken buldum. Sıkıca ona sarılırken uzun zamandır böyle mutlu hissetmemiştim. Ondan ayrılırken ağzım kulaklarımdaydı. Eğer temelli babasının şirketinde çalışsaydı her türlü işi kabul ederdim. Yılda iki, üç kez geliyordu, pek fazla da kalmıyordu.
"Asil kedi, nasılsın?"
"Artık iyiyim, sen nasılsın? Saçların uzamış!"
Dedim gülerek. O da benim gibi kafasını gülerek sallarken ne kadar çok özlediğimi fark ettim. Ardından Ezgi de sarıldı ona. Efe'yle sadece tokalaşırken kaşlarım çatıldı.
"Siz daha önce görüştünüz mü?"
Şüpheli şekilde ikisini süzdüm. Efe suçlu gibi kafasını sallarken Ezgi gözlerini kısmıştı. Anlaşılan bir soruşturma yapacaktı ona karşı.
"Senin gözlem yeteneğin mi gelişmiş? Sus bakıyım, e millet n'apıyoruz?"
Karar veren Ezgi ve ben olduğumuz için soruyu bize yöneltmişti Aykut. Genelde biz planlıyorduk, onlar uyuyordular.
"Ben çok açım, Ezgi izin vermedi kahvaltı yapmama"
Kaşlarımı çatarak homurdandım sinirle.
"Senin tok olduğun zaman mı var?"
Gözlerini büyütüp merakla soran Ezgi'ye döndüm.
"Ben senin gibi diyet falan yapamam. Sakın soğutmaya çalışma beni yemeklerden."
"Tamam, tamam kızlar kavga yok. Hadi yemek yemeye."
Zaferle Aykut'un yanında ilerlerken birden duraksadığını fark ettim. Bir şeyler mırıldanmıştı fakat duyamamıştım.
"Merhaba."
Yabancı olmayan sese kafamı çevirirken Cevat beyi görmeyi planlamıyordum. Ezgi ve Efe karşılık verirken Aykut sakince bakıyordu. Bakışları sadece Aykut'a yönelikti. Aralarında geçen imalı bakışlardan sonra şaşkın şaşkın bakan bana çevirdi gözlerini. Ou, bakışlar havadan bile soğuk. Ne oluyoruz?
"Tam da seni arayacaktım ama ne tesadüf burada gördüm seni."
Dedi dikkatini bana verirken. Benim bu adamdan korkmam normal mi acaba?
"Bugün çalışmayacak çünkü benim yanımda."
Cevat'ın gözleri kısılırken arada kalmış gibi hissetmiştim. Uzun süreden sonra Aykut'la buluşuyorduk ki zamanı olmuyordu buraya geldiğinde pek fazla. Cevat'a işe gelmiyorum diyemezdim çünkü atardı kesin beni. E ben arada kaldım?!
"Patron sen misin ben mi?"
Aykut alayla gülerken anlamaz bakışlarla onlara bakıyordum. İyi misiniz siz?
"Sen daha iyi biliyorsun.." cevabında bulundu Aykut. Cevat kaskatı kesilirken onu, ilk kez bu kadar sinirli görüyordum. Kolumdan tuttuğu gibi yanına çekerken neye uğradığımı şaşırmıştım. Kolumu kopardın, al güle güle kullanma.
"Size iyi eğlenceler." dedikten sonra sürüklemeye başladı beni peşinden. Ne olduğunu tam anlamış sayılmazdım. "Nere-" 'nereye?' diye bir soru sormak istedim fakat sorumu yarıda kestim. Soru sormak yasaktı ya. Arabasına yaklaştığımız zaman kolumu tamamen bıraktı. Arabaya doğru yürürken arkadan sesini duymuştum.
"Senin fikir işe yaradı, katilin katilini bulmaya gidiyoruz.."
Oh ne güzel... Öldüren öldürene!
☆☆☆