Ellerimde tuttuğum bir buket kırmızı gülle sahilde kurduğum şeylerin uzağında gizlice beklerken uzaktan bu tarafa sinirle yaklaşan Mine'yi görebiliyordum. Gözleri ne sahildeki ışıkları fark ediyor ne de birazdan ayaklarının önüne uzanacak olan küçük mumları görüyordu. Eray onu çekiştire çekiştire bu tarafa getirirken sol tarafımın sabırsızca attığını hissedebiliyordum. Hissetmekle kalmayıp beni dört bir yandan sıkıştırıyordu.
Eray Mine'yi bırakıp koşar adımlarla geri kaçtığında Mine'nin şaşkın ifadesi gözle görülmeye değerdi doğrusu. Beyaz elbiseyi ve ayakkabıyı giymişti. Saçlarını tepeden dağınık bir topuz yapmıştı ve sırt dekoltesi bu mesafeden bile bana işkence etmeyi başarıyordu.
Çok geçmeden Eray'a bakmayı keserek önüne geri döndüğünde yerde onu yönlendirmek için duran küçük fenerleri fark edebilmişti. Önüne düşen saç tutamını kulağının arkasına şaşkınca atarken sahildeki diğer insanlar ona bakıyordu. Keşke onları buradan postalamayı başarabilseydim ama hayır kalıp sürprizi izlemek istemişlerdi sinir bozucu yabancı insan müsveddeleri.
Saklandığım yerden onu seyrederken ellerimde oluşan terlemeyi şortuma sildim ve nefes almaya çalıştım. Beğenip beğenmeyeceği korkusuyla beraber heyecan yaşarken yavaş adımlarla ışıkları takip etmeye başladı. O esnada Nilay uzaktan onun resmini çekiyordu. Tutturmuştu illa da bu anın resmini çekmeyi! O bir yerlerde beni izlerken nasıl rahat davranmamı bekliyordu ki! Üstelik Eray da pastayı getirecekti.
Işıkların sonuna geldiğinde yerde duran küçük notu eline aldı ve okumaya başladı. Notta yazan şey "Çok güzelsin." di. Suratında oluşan tatlı tebessümle önünde duran minderlere baktığında hayran olduğu belli oluyordu.
Dönüp etrafına baktığında beni göreceğinden korkarak daha da gizlendim. Meraklı bakışları herkesin üzerinde gezinmişti ama beni fark edemiyordu. Elimle yakamı düzelttikten sonra karanlığın içerisinde beyaz bir inci gibi parlayan sevgilime baktım.
Sahilde esen hafif ılık rüzgarla topuzundan dağılan saçları yüzüne doğru uçuşuyor tebessüm eden dudaklarının etrafında nazikçe süzülüyordu. O saç telleri kadar şanslı olmayı o kadar çok isterdim ki...
Aramaktan vazgeçerek eteğini toparladı ve yerdeki mindere oturdu. Şimdi sırası olduğunu fark ederek saklandığım yerden çıktım ve yavaş adımlarla sessizce ona doğru yaklaştım. Ona doğru attığım her adımda kalbim bir kuşun özgürlüğe doğru kanat çırpışını andırıyordu.
Tam arkasında durduğumda elimde tuttuğum buketi önüne doğru uzattım. Bir an irkilmişti ama arkasında benim olduğumu fark ederek uzattığım gülleri almıştı. Onları burnuna doğru götürdüğünü izlerken kendimi tutamayarak açıkta kalan ensesine nazik bir öpücük kondurmuştum.
Dudaklarım bir süre orada öylece beklediğinde tüm vücudu kaskatı kesilmişti. Güllerin yere düşme sesini duyduğumda kafamı kaldırdım, omzunun üzerinden yanağına uzandığımda sabit bir ifadeyle denize bakıyordu. Yanağımı yanağına koyarken kollarımı kollarının üzerinden vücuduna doladım.
İşte şimdi ne yasak kalmıştı ne de kurallar... En az benim kadar o da beni özlemiş olmalıydı. Gözlerini usulca kapattığında esen rüzgar ikimizin de yüzüne tatlı esintiler bırakıyordu. Yutkundum ve kulağına doğru yaklaştım.
"Doğum günün kutlu olsun Mine." dediğimde derin bir iç çekmişti. Hareketlenip belinde birleştirdiğim ellerimi çözdü ve bana döndü. Burnu burnuma birkaç santim uzağımdaydı, dudakları aralık bir halde bana dönükken dayanmak oldukça zordu üstelik onu bu kadar severken.
"Özgün..." deyip kollarını boynuma doladığında büyük bir rahatlama ile içimde tuttuğum nefesi dışarı verdim. Ellerim çıplak sırtında onu sımsıkı sararken yanmamak için soğuk bir şeylere ihtiyaç duyduğumu hissettim. Birkaç alkış sesi geceye eşlik ederken boynumda hissettiğim ıslaklıkla göz yaşlarının aktığını fark ederek kaşlarımı çattım.
"Ağlama mutluluktan olsa bile..." dedim fısıltıyla. Güldüğünde bana daha sıkı sarılmıştı. Gözlerimi kapatıp anın tadını doyasıya yaşarken iyiki doğdun şarkısıyla Eray ve Nilay bu tarafa doğru gelmeye başlamıştı. Ne vardı az daha dursalardı da Mine'ye biraz daha sarılsaydım! Zamanlamaları bu kadar berbat olamazdı ya da Eray bunu bilerek yapmıştı.
Mine ellerini benden çekip gözlerini sildiğinde mutlulukla gelen pastaya bakıyordu. Onun bu hali kalbimi sıkıştırıyordu. Öyle saf ve masum bir şekilde mutluluğunu yaşıyordu ki ona daha önce böyle sürprizler yapmadığım için kendimden utanıyordum. Oysa onu mutlu etmek çok kolaydı...
"Hadi bir dilek tut abla!" dedi Eray sevinçle. Bir an önce şu pastayı kesseydik de ortadan toz olsalardı diye dua ederken Mine elimi tuttu aniden. Elimi öyle bir tutuşu vardı ki el kemiklerimin birazdan çatırdayacağını düşünmüştüm. Gözlerini kapatıp aklından bir şeyler geçirdiğinde mumları üflemişti. Ne dilediğini sormama gerek yoktu tuttuğu elimle bunu apaçık belli ediyordu.
Nilay da Eray da Mine'ye sarılıp ona iyi dileklerini ilettikten sonra benim göz temaslarımdan rahatsız olup sahilden apar topar gitmişlerdi. Onlar gittikten sonra rahat bir nefes alırken yanda duran sepetten iki kaşık çıkardım ve birini Mine'ye uzattım.
Gözlerindeki nem bu gece hiç gitmeyecek gibi duruyordu, dokunsan ağlayacak bir kıvamda pastaya bakarken çatalı ilk batıran ben olmuştum. Gözyaşının damladığı dudağına çatalı götürürken şaşkınca ağzını açmıştı. Pastayı ona yedirmeye çalıştığımda büyük gelen pastanın birazı dudağına burnuna bulaşmıştı.
Elindeki çatalı o da pastaya batırdığında ona verdiğimden daha büyük bir parçayı bana doğru tutuyordu.
"Vuhu sanırım tüm suratımı pastayı bulayacaksın!" desem de ağzımı açmıştım. Pastayı ağzıma vermek yerine yüzüme sürdüğünde kızgınca ona baktım. Mutlu görünüyordu. Aynı anda gülmeye başladığımızda eliyle yüzümü silmeye çalışıyordu. Sahildeki diğer insanların hayran dolu bakışları beni rahatsız ettiğinde Mine'ye odaklanmayı denedim sadece.
"Suratında pasta varken bile yakışıklısın!" diye dalga geçtiğinde tekrar gülerek kenardaki peçeteyi aldım ve yüzümü sildim. "Seninde benden bir farkın yok miss pasta güzeli." dediğimde kıkırdayıp çatalı pastanın kenarına bıraktı.
"Hayatımda yaşadığım en güzel doğum günü..." deyip iç geçirdiğinde dudaklarımı birbirine bastırdım ve kolumu omzuna atarak onu kendime çektim. Kafasını boynuma yaslarken elini belime dolamıştı o da.
"Bu daha başlangıç... Yaşayamadığımız o kadar çok şey var ki seninle..." dediğimde kafasını gömdüğü yerden kaldırıp bana baktı. Gözlerindeki samimiyeti kalbimin en derinlerinde hissederken bir eliyle yanağımı okşadı.
"Haklısın hepsini teker teker yaşamak bizim hakkımız." dedi ve yanağımdan ittirerek suratımı kendine yaklaştırdı. Dudaklarıma öpücük verecek diye beklerken yanağımda hissettiğim dudaklarıyla hayal kırıklığına uğrasam da onu zorlamak istememiştim. Nasıl hissediyorsa öyle davranmasını istiyordum.
"Her şeyi ayarlamışsın ama müzik yok mu yani?" dedi masumca etrafına bakarak. Aradığı keman çalan bir çocuk falan olabilirdi ama gerçekten bunu akıl etmeyi unutmuştum.
"Aa şey... Telefondan açalım ne dersin?" dedim ümitle kabul etmesini dileyerek. Güldü ve kafasını salladı ama telefonunu bana uzatmamıştı. "Telefonunun nerede Mine?"
"Eray beni apar topar evden çıkardığı için almayı unutmuşum." dediğinde cebimde duran yeni telefona gitti gözlerim. Dudaklarımı büzerken telefonda müzik olması beklentisi ile cebimden çıkardım ve müzik çalara girdim. Telefonu dün gece babam vermişti, cezam bittiği için yenisini alıp bana sürpriz yapmışlardı.
Karşılaştığım tek şey telefonun arama melodisiydi. "Harika bir şarkı buldum." dedim halime gülerken. "Aç o zaman." dediğinde parmağımı birkaç saniye süren müziğin üzerine götürdüm. Açtığımda Mine dumura uğramıştı.
"Bence bu bizim şarkımız olmalı." dedim dalga geçerek. Ellerini belimden çekerek omzuma vurduğunda sürekli tekrar eden sinir bozucu sesi kapatmak için telefona uzandı. "Bizim bir şarkımız zaten var." demişti. Hangi şarkıyı kast ediyordu anlamamıştım.
"Aşta zaten tesadüfen..." diye melodisini söylediğinde ona aşkımı ilan ettiğim gün gitarla çaldığım şarkıyı kast ettiğini anlamıştım.
"Her ne kadar daha farklı bir şarkı beklemiş olsam da senin o şapşik halinle o şarkıyı seçtiğini bilmek bana ayrı bir haz veriyor. Bizim tesadüfi aşkımızın şarkısı..." dediğinde sadece iç geçirdim. Uzun zaman geçmişti üzerinden ama hala o günkü gibi kalbim atıyordu.
Mine'ye karşı duyduğum hislerin bir gün biteceği korkusunu kesinlikle yaşamıyordum zira her geçen gün ona olan hayranlığım kat be kat artıyor yeni aşık olmuşçasına heyecanlanıyordum. Her ne kadar eskisi kadar kelimeleri bozguna uğratmasam da içten içe kelimelerimin hezimetine uğruyordum.
"Seni seviyorum."
Bir anda söylediğim söze karşılık göz göze geldiğimizde yutkundum. Cevap vermek yerine boynuma atladığında yere düşmüştük. Düşüşümüzü umursamadan bana sarılmaya devam ettiğinde yerde kumların yumuşak temasıyla gözlerimi kapadım. Rüzgarın sesiyle beraber kıyıya vuran dalgalar bize doğanın kendi romantik müziğini sunuyordu.
Ellerini boynumdan çekip göğsüme yaslandığında belime sarılmıştı sıkıca. "Seni çok özledim." Diyerek iç geçirmişti daha sonra da. "Asıl ben seni ne kadar özledim haberin var mı? Biraz daha bekleseydin çıldıracaktım." dedim sitem ve acıyla.
"Öyle mi? Haberim yoktu... Ne kadar özledin mesela?" dedi. Benden daha fazlasını duymak için can attığı belliydi ama o kadarını söylemeye de hiç niyetim yoktu. Onun yerine onu kızdıracak bir şeyler seçmiştim.
"Mağazada nasıl suratının morardığını hatırlıyor musun dün. Ahah o halinin resmini çekmeliydim."
"Konuyu değiştirme!"
"Hele ayakkabıları aldığımda! Hahaha Mine! Dün ne kadar komik olduğunun farkında mıydın?"
Sözlerimle beraber karnıma attığı yumrukla acıyla inledim. Gökyüzündeki yıldızları izlerken ona sarılmak paha biçilemez bir duyguydu.
"Pislik." deyip güldüğünde üzerimden kalkıp doğruldu ve küsmüş bir ifadeyle kollarını göğsünde kavuşturdu. Yattığım yerden onu seyrederken derin bir iç çektiğimde bana dönüp gözlerimin içine öyle bir bakışı vardı ki yutkunmak zorunda kalmıştım.
"Ne... Ne oldu? Neden öyle bakıyorsun bana?" dedim şaşkınca. Ellerimi kafamın altından çekerken bakışları yüzünden mola vermiş kalbim tekrar hız kazanmıştı.
"Evlenmek senin için hala uzak bir düşünce mi?"
Bir süre durup söylediği söz üzerine düşünürken yanlış bir şey söylememek için dudaklarımı dişledim. Bakışları hala üzerimdeyken baskı altında hissediyor olsam da vereceğim cevaptan tereddüdüm yoktu.
"Değil aksine gel yarın evlenelim dersen uçarak giderim."
Karanlıkta olsa gözlerinin parladığına şahit oluyordum. Gülümseyerek yanıma uzandı ve göğsüme kafasını koyarken ellerimden tutup ellerimizi birleştirdi.
"Gel yarın evlenelim demeyeceğimi bildiğin için söylüyorsun biliyorum."
"Demek beni sınıyorsun?"
"Hayır, sadece merak ediyordum."
"Fazla merak iyi değildir." dediğimde kafasını iyice boynuma yerleştirdi ve "Annenin bu konu hakkında başlattığı çalışmaları öğrensen sanırım şok geçirirdin." demesiyle kaşlarımı çattım. Benden gizli neler yapıyordu bu kadın!
"Mesela ne yapıyor?" dedim içimde oluşan meraka yenik düşerek. Kıkırdayıp "Fazla merak iyi değildir." dediğinde dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Sanırım sana karşı her zaman yenileceğim."
"Sadece sen değil... Ben de öyle... Şu halime bak sana sarılıyorum. Kurallarımı tek bir öpücük ile yıktın geçtin."
Sözleri üzerine cesaretimi topladığımda hareketlenip üzerine doğru döndüğümde omuzlarından sıkıca kuma bastırıyordum onu. Hızla inip kalkan göğsü göğsüme değerken heyecanla bana bakıyordu.
"Baksana Mine... Neden gerçekten yarın evlenmiyoruz?"
Kaşlarını çatıp gözlerini kaçırdığında dudaklarımı kemirdim.
"Neden bu kadar acele ediyorsun?" dedi cüretkar bakışlarını gözlerime dikerek. Çarpık bir gülüş dudaklarımı esir alırken dudaklarına bakarak mırıldandım.
"Nedeni apaçık ortada değil miydi?"